İlaç kullanmadan baş sızısını geçirmenin yolları

İlaç kullanmadan baş sızısını geçirmenin yolları

Baş sızısı, her yaşta görülebilen ve bir hayli şahsın deneyim ettiği, muhtelif rahatsızlıklara bağlı olarak veya hayat stilinden kaynaklı olarak ortaya çıkabilen bir rahatsızlık cinsidir.

Bu usulleri sınayarak siz de baş sızısından kurtulabilirsiniz.

Bir fincan kahve

Kafein baş sızısını eksiltir. Ağrı başlarken, henüz şiddetlenmeden meşrubatınız bir fincan kahve sızının şiddetlenmesine mani olur.

Lavanta kokusu

Lavanta kokusu hafifletir ve baş sızısı üzerinde sağaltıcı tesiri vardır. Birkaç damla lavanta yağı ile boynunuza ve şakaklarınıza yapacağınız masaj sızıyı azıcık dindirir. Sıcak su içine birkaç damla lavanta yağı damlatıp teneffüs etmek de işe verim. Elinizin altında lavanta yağı yoksa, lavanta kokuları da iş görür.

Kendinize dokunun

Hafif canınız yanacak ama kendinize değmeleriniz çok işe yarayacak.

– Kulaklarınızı baş ve işaret parmaklarınız arasında ikiye katlayın. 1 dakika sıktıktan sonra vazgeçin.

– Kulak memelerinize 1 dakika zamanla mandal takın.

Kulaktaki akupunktur noktalarıyla sızılarınızdan kurtulun

– Bir elinizin işaret parmağıyla baş parmağı arasındaki bölgeyi öteki elinizin baş ve işaret parmakları arasında sıkın. Bu operasyonu 1 dakika sonra öteki elinize de uygulayın.

Mükemmeliyetçi bayanların meseleyi

Mükemmeliyetçi bayanların meseleyi

Tempolu bir çalışmanın sonunda konuta geldiğinizde tüm vücudunuzun ağrıdığını sezmeniz büyük ihtimal.

Yaşadığınız streste üstüne ilave edilince sürüklediğiniz sızılar zamanla millet arasında ki deyimiyle kulunç başka bir deyişle yumuşak doku romatizmasına dönüşebilir.

Algoloji Sızı Uzmanı Doç. Dr. Kader Keskinbora, kulunç gibi sızıların özeliikle de yüzde 80 gibi bir oranla mükemmeliyetçi bayanlar ve işkoliklerde görüldüğünü belirterek çoğu insanda da tesirli olduğunu söyledi.

Hastalığın boyun, sırt, boyun, omuz ve kalçalarda ortaya çıkan yakalanmaların olduğunu aynı zamanda da adale sızılarına neden olduğunu vurgulayan Keskinbora ”3 aydan uzun süren yaygın adale-eklem sızısı, bedende bazı duyarlı sızılı noktalar, bitkinlik, sabah tutukluğu ile karakterize kronik bir hastalık olan yumuşak doku romatizması fibromiyalji her yaşta ve her iki türde de görülebiliyor. Ancak sıklıkla 25-60 arası ve bayanlarda, erkeklerden daha fazla tesadüfülüyor. Özellikle mükemmeliyetçi bayanlar ve işkolikler tehlike altında.” dedi.

Strese bağlı yakalanmalar beyni etkiliyor

Keskinbora, strese bağlı olarak büyüyen yakalanmaların, beyin ve etraf asaplar arasındaki mesajımda vazife alan serotonin ve adrenalin gibi bazı kimyevi maddelerde yetersizlik veya bozukluğa neden olduğuna söyledi. Keskinbora, “Bedende sızı idrak edilmesinde ehemmiyetli olan bu maddelerin yetersizliği üzerine ilave edilen, fazla stres ve kaygı ise vaziyeti daha karışık bir hale getiriyor. Son çalışmalar bunalım, uyku bozukluğu ve etrafsal etkenlerin fibromiyalji yakınmalarını kısır döngüye çevirdiğine dikkat sürüklüyor.” diye laflarına devam etti.

Rehabilitasyon uygulaması bir kere yapılıyor

Keskinbora, rehabilitasyonda öncelikle serotonin ve adrenalin maddelerini yerine koyan antidepresanların kullanımının büyük ehemmiyet taşıdığını belirtti. Keskinbora, hastalığın rehabilitasyonu hakkında şu söylemelerde bulundu: “Birliktesi yapılması gereken boyun, omuz ve sırttaki sızılı tetik noktalara radyofrekans rehabilitasyonu uygulamasıdır. Radyofrekans akımı üreten özel bir jeneratör ve bu akımı dokuya ileten bir radyofrekans iğnesi ile sızılı tetik noktalara girilerek radyofrekans akımı pulsed modunda 10 dakika uygulanır. Yapılan çalışmalarda zafer yüzde 70 oranındadır. Hastaya uygulama bir kere yapılır ve vasati 6 ay ile 2 sene süresi süresince hastaların boyun ve sırt sızıları eksilir. Pulsed radyofrekans akımı uyguladığı bölgede doku zararı yapmadan sızı sağaltımı sağlar, bu sebeple bu harekât hastaya tekerrür tekerrür uygulanabilir.”

Erkekler bu haber size

Erkekler bu haber size

Yaz aylarında görülme sıklığı çoğalan kıl dönmesi hastalığı, özellikle genç erkeklerin meseleyi. Medical Park Fatih Hastanesi’nden Yrd. Doç. Dr. Önder Karabay, kıl dönmesinin daha çok deri-tüy geçimsizliği sebebiyle alana gelebildiğini ve bilgisayar ya da televizyon başında değişmez oturarak uzun zaman geçirenlerde daha sık görüldüğünü kaydolarak, hastalıktan korunma ile alakalı tekliflerde bulundu.

Millet arasında “kıl dönmesi” olarak öğrenilen “pilonidal sinüs”, cilt altında kıl topakçıklarının yuvalanıp, yarıyıl yarıyıl cerahate neden olduğu bir hastalıktır. Medical Park Fatih Hastanesi’nin Cerrahi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Önder Karabay, işi gereği gün boyu saçlarla uğraşan berberlerin parmak aralarında, sık kıl yapısına sahip bireylerde, uzun müddet bilgisayar ya da televizyon karşısında oturanlarda kıl dönmesinin daha çok alana geldiğini belirterek, şu bilgileri verdi.

Çıkamayan değil dökülen kıllar riskli

Hastalığın neden oluştuğu ile alakalı seneler içerisinde birkaç kuram ortaya atılmıştır. Var olan kılların çıkamayıp olduğu yerde geri dönmesi sanılsa da hastalık; saç, ense, sırt gibi kısımlardan dökülen tüylerin nemli tene batması sonrası burada cilt altında kronik bir yuva yapması neticeyi oluşur. Peki neden bu hastalık daha çok kuyruk sokumunda görülüyor? Kuyruk sokumunun sık terlemesi ve yapısı gereği tüyleri buraya toplayan bir cins vakum tesiri olması sebebiyle bu kısımda daha sık görüldüğüne düşünülmektedir.

Reel neden “deri-kıl yapısı geçimsizliği”

Kıl dönmesi daha kıllı olmalarından dolayı daha çok erkeklerde görülür. Sorunun reel sebebi deri yapısı ile kıl yapısı arasındaki geçimsizliktir. Mesela sert ve siyah kıl yapısı ile nemli ve sarih renkli cilt yapısına sahip bireylerde sıklıkla ortaya çıkar. Bu sebeple sarih derili ve çok kıllı olmayan bir bayanda da kıl dönmesi alana gelebilir.

Bilgisayar kıl dönmesinin de mesulü

Ağırlıklı olarak genç hastalığı olarak öğrenilen kıl dönmesi hastalığı, en sık 15-35 yaş aralığında ortaya çıkar. Sık kıl yapısına sahip olmak, uzun müddet oturmak, oturma biçimi olarak cemiyetteki deyimle kaykılarak oturmak kıl dönmesinin tehlike etkenleri arasında yer alır. Günümüzde bilgisayar ya da televizyon karşısında uzun müddet oturma zamanları çoğaldığı için özellikle kentlerde kıl dönmesi meselesinde çoğalış görülüyor.

Çıban rehabilitasyon edilmezse bedene dağılır

Hastalığın olduğu bölgede ufak noktasal delikler bulunur. Bu deliklerin içinde kıl yumakları ve iltihabi akışkan yer alabilir. Cilt altındaki bu ufak kist denilen yuvada yineleyen enfeksiyonların olması neticeyi hastalık, karınca yuvası gibi cilt altında çevreye dağılır. Bir müddet sonra ciltteki deliklerin de tıkanmasıyla enfeksiyon ilerleyerek çıban biçimine dönüşür. Rehabilitasyonu için de cerahati cerrahi olarak boşaltmak lüzumludur. Aksi gidişatta her rehabilitasyon edilmeyen çıbanda olduğu gibi cerahat bedene dağılır. Başlangıç yarıyılında hastalık tespit edilirse epilasyon, fırçalama ve ağda gibi usullerle kıl yuvacıkları arınılabilir.

Tekerrür yaşamak kabussa…

Bu hastalıkta en çok korkulan hastalığın tekerrür etmesidir. Yeni tekniklerle çok düşük oranlara indirilmiş olsa da özellikle genetik olarak kıl yoğunluğu fazla olan cemiyetlerde tekerrür etme olasılığı daha fazladır. Aynı biçimde büyük oranda güneş alan ülkemizde sıcak tesiriyle terleme ve cildin nemli kalma olasılığı yüksektir. Bu sebeple temkin olarak birinci koşul; kuyruk sokumu kuru yakalanmasıdır. İkinci koşul ise bu bölgeye dökülen kılların sık sık arınılmasıdır. Hastalık daha çok başka kısımlardan buraya dökülen kıllardan kaynaklandığı için epilasyon veya öbür tüy dökücü operasyonlar ne yazık ki yüzde surat gözetici değildir.

İkinci vaziyet ise operasyon ve sonrası yarıyılın sızılı geçebileceği ile alakalı evhamlardır. Mikrosinüsektomi veya lazer uygulaması gibi tekniklerle operasyon süresi oldukça kısalmış hatta poliklinik koşullarında dahi yapılabilir hale gelmiştir. Aynı biçimde operasyon sonrası yarıyıl da sanılanın aksine daha öncekisi gibi çok sızılı geçmez.

Dizlerimiz neden kireçlenir

Dizlerimiz neden kireçlenir

Baharın gelişi yağmurdan muhakkak olur. Yağmurlu havadaki nem balansı da değiştiği için özellikle kireçlenmeye osteoartroz bağlı büyüyen diz sızıları da arkasıydı. Peki neden dizde daha fazla kireçlenme görülür? Yrd. Doç. Dr. Gamze Şenbursa, kireçlenmenin teşhis ve rehabilitasyon usulleri hakkında bilgi verdi.

Dünyanın yükünü omuzlar değil dizler taşır

“Dünyanın yükü her ne kadar omuzlarda diye bilinse de tıbbı açıdan bu yükü dizler taşır gerçeğinde. Bedenin tam ağırlığını taşıyan diz eklemi üç kemik, bir hayli bağ ve içi su dolu keseciklere konut sahipliği yapar. Bu sebeplerledir ki kireçlenmeye en çok maruz kalan eklemdir.

Ulus arasında yanlış öğreniliyor

Kireçlenme ulus arasında yanlış öğrenilen bir kavramdır. İki kemik yüzeyi arasında doku birikmesi değil doku kaybıdır kireçlenme. Kaybolan doku ise kıkırdaktır. Kilo alımı, eklem hastalıkları, ailede kireçlenme hikayesi, adale cılızlığı ve ilerleyen yaşa bağlı olarak kıkırdak kaybı ile başlar ve kemik dokular birbirine sürttükçe sızı oluşur. Sızı hareketle çoğalır, dinlenince geçer. Eklem merdiven inip-çıkma, oturup kalkma yürümeyle beraber yük taşıdıkça sızı oluşturur. Eklemden kütürtü biçiminde sesler kazanç, hareket kısıtlılığı olur. Diz etrafında şişlik ödem ve kızarıklık oluşur.

Tek rehabilitasyon usulü ilaç değil

Kireçlenme rehabilitasyonunda tek usulün ilaç rehabilitasyonu olduğu da yanlış öğrenilen reellerden biri. Rehabilitasyonda en ehemmiyetli kriter kireçlenmenin faal ve pasif olduğu yarıyıllarda aynı rehabilitasyonları uygulamamak. Sızının ve yangının faal olduğu yarıyılda sızı hududunda hareket yapmak ve dinlenme ehemmiyetlidir. 20’şer dakikalık buz uygulaması da iyi bir sızı kesici usuldür. Şişlik ve dizdeki yükü gevşetmek için kinesio bant uygulaması yapılabilir.

Kireçlenmeye karşı manuel terapi

Sızı yavaş yavaş eksilmeye başladığında yangı rahatladığında pasif yarıyıla geçiliyor demektir. Bu yarıyılda manuel terapi uygulamaları ile diz etrafı dokulara rahatlama çalışmaları tesirli olmaktadır. Bununla beraber buz uygulamasına devam edilmeli ve özellikle hareketsizliğe bağlı çok süratli zayıflayan uyluk adalesine quadriceps hastanın sızısını artırmadan güçlendirme programına geçilmelidir. Hafif yürüyüş programa dahil edilebilir.”

Boyun yakalanması nasıl geçer

Boyun yakalanması nasıl geçer

Boyun yakalanması, hemen hemen herkesin en az bir kere şikayet ettiği ve genellikle sabah uyandıktan sonra fark edilen, bireyin başını sağa ya da sola doğru çeviremediği, boyun bölgesinde bulunan adalelerin şiddetli sızı yapmasına neden olan ve insanı mucizevi derecede sıhhat için rahatsız eden bir vaziyettir.

İşte boyun yakalanmasına iyi gelen usuller ve dikkat etkeniz gerekenler:

– Boyun bölgesini soğuktan gözetin.

– Hafif bir biçimde masaj yaptırabilirsiniz. Ellerinizle yapacağınız bir masajın ardından sıcak bir havluyla kaslarınıza hafifletebilirsiniz.

– Hekiminizin nasihat ettiği adale hafifletici ilacı kullanabilirsiniz. Krem olması daha iyi olacaktır.

boyun tutulması

– Boyun bölgesi için yardım kullanabilirsiniz.

– Boynunuza sıcak su torbası koyabilirsiniz.

– Boyunuzu hareket ettirecek egzersizleri usulca ve dikkatlice yapabilirsiniz.

– Bilgisayar, televizyon ve kitap gibi etkinliklerden faydalanırken boynunuzu yastık ile destekleyebilirsiniz.

– Ani ve sert hareketler yapmaktan kaçının.

10 sualde romatizma

10 sualde romatizma

Ülkemizde romatizmal hastalıklar oldukça yaygın olarak görülüyor. Başta eklemler olmak üzere, adaleler, kemikler, eklem bağları ve omurga gibi hareketi sağlayan doku ve uzuvlar hastalıktan etkileniyor. Romatizmanın, kalp-damar sistemini yakalaması ise bulgu vermeden izleyebildiği için yaşamı tehdit edici olabiliyor. Liv Hospital Romatoloji Uzmanı Prof. Dr. Şenol Kobak romatizma ile alakalı merak edilenleri anlattı.

1 – Romatizma nedir

Adale – iskelet sistemini öncelikle yakalayan, fakat bir hayli iç uzuv yakalanışı da yapabilen, kronik hastalıklardır.

2 – Kimler romatizmal hastalıklara tutulur

Romatizmal hastalıklar çocukluk çağında dahil her yaşta görülebilir. Genç yaştaki erkeklerin veya doğurganlık çağında bayanların yanı gizeme, yaşlılarda dejeneratif ağırlıklı romatizmal hastalıklar da görülebilir.

3 – Genetik bir geçiş mevzubahisi mudur

Evet, bir hayli romatizmal hastalıklarda, genetik geçiş mevzubahisi olabilir. Bazı genlerin varlığında, hastalığa yatkınlık çoğalmıştır ve hastalık daha ağır izler.

4 – Hangi şikayetler varsa, romatizmal bir hastalıktan şüphelenmelidir

Romatizmal hastalıklar, çok geniş ve değişik belirtiler ile kendini gösterebilir. Her ne kadar sızı şikayeti ön tasarıda olsa da, bu buzdağın yalnızca görünen kısmıdır. Genel olarak, eklemlerde sızı, şişlik, hareket kısıtlığı ve sabah tutukluğu mevcuttur.

5 – Hangi şikayetleri ile hastalar hekime müracaat etir

Sızı, hastayı hekime getiren en ehemmiyetli şikayettir. Genç erkeklerde oluşan, sabah tutukluğu ile beraber olan bel, sırt ve boyun sızıları varlığında, romatizmal bir hastalık düşünülmelidir. Genç/orta yaş bayanlarda minik eklemlerde sızı, şişlik ve sabah tutukluğu da görülebilir. Bunun yanı gizeme, ağız ve göz kuruluğu, ten döküntüleri, ağız ve genital bölgede aftlar, el veya ayak parmaklarda beyazlaşma, sararma ve morarma, ten sertliği, saç dökülmesi, adale sızıları ve eforsuzluk, yineleyen ateş, karın ve/veya göğüs sızıları hamleleri de görülebilir.

6 – Romatizmal hastalıklar yalnızca eklemleri mi meblağ

Hayır, eklem yakalanışı, buzdağının yalnızca görünen kısmıdır. Evet, hastalar sıklıkla bu şikayetleri ile müracaat etir. Fakat romatizmal hastalıkları, yaşamı tehdit eden iç uzuv kalp, akciğer, böbrek, asap sistemi yakalanışları da yapabilir. Efor ile büyüyen soluk darlığı ve/veya kuru öksürük, akciğer yakalanışın ilk semptomları olabilir. Göğüs sızısı ve/veya çarpıntı, kalp yakalanışın belirtileri olabilir. İdrarda renk farklılığı, hipertansiyon ve/veya böbrek yetmezliğine kadar varan, böbrek yakalanışı görülebilir. Yeniden baş sızısı, unutkanlık, sara veya el ve ayaklarda anlaşma, karıncalanma ve eforsuzluk, asap sistemini yakalanışın bazı bulgularıdır.

7 – Romatizmal hastalıklar sakatlık yapar mı

En sık görülen romatizmal hastalıkların cemiyette görülme oranı 100’de 1’dir. Romatizmal hastalıkları, değişik seyir ve prognoza sahipler. Bu seyri tanımlayan etkenlerin içinde, hastalığın tipi, erken tanı ve rehabilitasyon yanı gizeme, hasta eğitimi ve bilinçlendirilmesi kazanç. Bazı romatizmal hastalıklar, sakatlıkla ile sonuçlanabilir.

8 – Romatizmal hastalıkların tanısı nasıl konulur

Erken tanı romatizmal hastalıklarda çok ehemmiyetlidir. Erken tanı, sakatlıkları ve iç uzuv yakalanışlarını önleyebilir. Hastalığın tanısında en ehemmiyetli unsur, hastalıkla ile alakalı iyi bir hikaye ve hasta tetkikidir. Hastanın şikayetleri, öz ve soygeçmişi ile alakalı belirtiler, iyi bir tetkik ile birlikte, doğru tanı için olmazsa olmazlarıdır. Kan ve idrar muayeneleri yanı gizeme, direk grafi, ultrasonografi, bilgisayar tomografi de gerekebilir.

9 – Romatizmal hastalıkların rehabilitasyonu muhtemel mi

Romatizmal hastalıklar, kronik, enflamatuvar hastalıklardır. Rehabilitasyondaki emel yalnızca hastalığı hakimiyet altına almak değil, hastaların fonksiyonel vaziyetini ve hayat niteliğini de artırmaktır. Son senelerde büyüyen rehabilitasyon alternatifleri ile bu amaçlara büyük bir oranda erişilir. Romatizmal hastalıklar sızı kesici ilaçlarla değil, hastalığın seyrini ve prognozunu değiştiren, esas tesirli ilaçlar ile olmalıdır. Hedef yalnızca sızıyı değil, hastalığı hakimiyet altına almak olmalıdır. Son 10 seneden beri, romatizmal hastalıkların rehabilitasyonunda, devrim kalitesinde büyümeler olmuştur. Bu hastalıkların oluşmasında misyon alan bazı moleküller keşfedilmiş ve bunlara müteveccih geliştirilen ilaçlar ile hastalığın hakimiyet altında yakalanması muhtemel olmuştur.

10 – Kortizon ilacı hakkında ne düşünüyorsunuz

Kortizon, romatizmal hastalıkların rehabilitasyonunda sıklıkla kullanılan bir ilaçtır. Gerektiği gidişatlarda, uygun doz ve kesinlikle hekim hakimiyeti altında, güvenle kullanılabilir.

Baş sızısına karşı natürel rehabilitasyon usulleri

Baş sızısına karşı natürel rehabilitasyon usulleri

Baş sızısı rehabilitasyonunda ilaçlar büyük yer kaplıyor. Migren gibi seneler süren kronik bir rahatsızlıkta uzun süreli ilaç kullanımı bedende özellikle karaciğerde ciddi yan tesirlere neden oluyor. Uzmanlar, bu surattan baş sızısı rehabilitasyonunda seçenek, özellikle de natürel yolların seçim edilmesi gerektiğini söylüyor.

Fizik Rehabilitasyon ve Rehabilitasyon Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Gamze Şenbursa, baş sızısı için manuel terapi ve refleks terapiyi öneriyor.

Rehabilitasyon şekli seçilirken baş sızısının tipi ve altta uyuyan sebebin göz önünde bulundurulmasını isteyen Yrd. Doç. Dr. Gamze Şenbursa, manuel terapi ve refleks terapinin baş sızısı problemlerinde kullanımıyla alakalı bilgi verdi.

Baş sızısı çeşitleri ve sebepleri

Baş sızılarının rehabilitasyonunda sızının çeşidini ve tipini kavramak ehemmiyetlidir. Şahsiyeti tanımlanan sızının rehabilitasyonu daha basit olur. Muayenehane olarak 5 adet baş sızısı türü sınıflandırılmıştır.

Bunlar;

– Gerilim tipi baş sızısı

– Migren baş sızısı

– Sinüs baş sızısı

– Küme tipi baş sızısı

– Kronik günlük baş sızısıdır.

Gerilim tipi baş sızısı erişkinlerde en sık görülen baş sızısıdır. Toplam baş sızıların %78’ini oluşturuyor. Bant biçimindedir. Sızıyı sürükleyenler tarafından gerginlik, sıkışma hissi olarak belirlenir. Başın her iki yanında veya tek taraflı olabilir. Başlangıç yeri genellikle ense köküdür ve başın arttan öne doğru ilerler. Gerilim tipi baş sızısının en tipik sebebi boyun, omuz, çene ve kürek kemiği etrafındaki gerginliklerdir. Sızı stres, öfkelenme veya bitkinlikle çoğalır.

Migren tipi baş sızısı genellikle tek taraflıdır. Sızı hücumlar halinde kazanç. Bazen saatler bazen de haftalarca sürebilir. Migren tanısı konan bireylerin %94’ünde hücumlar görülür. Sızının tipi yoğun, zonklama biçimindedir. Bazı insanlarda gözde ışık parlamaları, ışığa hassasiyet de görülebilir. Dünya Sağlık Teşkilatı migreni hayat boyu mani özür teşkil eden hastalık grubuna dâhil etmiştir ve 19. sıradadır.

Gerilim tipi baş sızısına manuel migrene refleks terapi

Gerilim tipi baş sızısında sızının kaynağı baş ve boyun bölgesindeki gerginlikler, yaralanmalardır. Bu bölgelerden gelen sinyaller sızıya neden olmaktadır. Manuel terapi uygulamalarıyla boyundaki yaralanma bölgesine iyileşmeyi süratlendiren ihtarlar verilmektedir. Doku gerginlikleri eksiltilmekte ve eklem hareketindeki kısıtlanmalar mobilizasyonlarla giderilmektedir. Sızıya neden olan doku sinyalleri ortadan kalktığında baş sızısı da ortadan kalkar.

Migren tipi baş sızısının sebebi ise stres, anksiyete veya hormonaldir. İspanya’da geliştirilen refleks terapi usulü ise migren rehabilitasyonu için idealdir. Rehabilitasyon programı içinde bulunan hormonal ve asap sistemine ait noktalar uyarılır. Doğru ihtar ise sistemin çalışmasını dengeler. Migrene neden olan sistem bozukluğu balansa erişince sızı otomatik olarak ortadan kalkar.

Sayılarla baş sızısı

– Dünya popülasyonunun %90’ı yaşamlarının bir yarıyılında baş sızısından davacı.

– Hücumlar halinde gelen baş sızıların oranı %75.

– İnsanların %50’si ciddi derecede baş sızısı sürüklüyor.

– İnsanların %12’sinde migren tanısı var ve %4’ü günlük hayatta rutin olarak baş sızısı sürüklüyor. Bunlar yalnızca kayıtlara geçen sayılardır.

Yirmili diş hakkında öğrenmeniz gerekenler

Yirmili diş hakkında öğrenmeniz gerekenler

20 yaş dişleri ile alakalı olarak her yirmi yaş dişinin çekilmesi gerekliliği olmadığını, sızı şikayetine dişin ne kadar defineli olduğuna bağlı olarak çekime diş doktorunun karar vereceğini söyleyen Hospitadent Diş Hastanesi’nden Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Gizem Güzelgen, yirmi yaş dişleri hakkında merak edilen suallere cevap verdi.

Yirmi yaş dişi nedir

Çenelerde diş dizilerinin en sonundan süren 3. büyük azı dişleri, yirmili yaşlar civarında gelişimlerini bitirip ağız içine çıktıklarından genellikle yirmi yaş dişi olarak öğrenilirler. Çenelerde yer darlığına, dişin çıktığı bölgenin kemik yoğunluğuna ve dişin kök anatomisine bağlı olarak bu dişler tamamen çıkabilir veya çene kemiğinde tamamen veya yarı gömük kalabilir.

Yirmi yaş dişini sürükletmek gerekir mi

Her yirmi yaş dişini sürükletmek zorunlu değildir. Çekim için değerlendirirken bütün defineli olan dişlerde sızı şikayeti verip vermemesi, dişin çene kemiği içerisine ne kadar defineli olduğu, defineli dişin komşu dişe olan teması göz önünde bulundurulur. Bazen dişin içinde büyüdüğü keseden kaynaklı sürme kistleri oluşabilmektedir. Bu kistler fark edilmeden gelişirse çene kemiğini zayıflatabilir. Sızı oluşturmayan, bütün defineli olan dişler hekiminiz tarafından rutin hakimiyetlerle takip edilip gerek olursa çekilebilir. Ağız içinde tamamen veya yarısı çıkmış olan dişlerde ise ağız hijyeni çok ehemmiyetlidir. En geri bölgede olan bu dişlere diş fırçası ile erişmek oldukça efordur. Çürük nedeniyle çıbana neden olan yirmi yaş dişlerinin kesinlikle çekilmesi gerekmektedir.

Yirmi yaş dişi sızısı nasıl geçer

Defineli yirmi yaş dişleri çıkmaya çalıştığında üst çenede kulak bölgesi ve şakaklara alt çenede çene altına ve boyuna doğru sızı verebilir. Bazen bu bölgelerdeki lenf bezlerinde de şişlik ve hassasiyet oluşturabilir. Böyle bir vaziyet büyüdüğünde hasta kesinlikle doktora müracaat etmelidir. Vaziyetin ciddiyetine göre doktor doğru antibiyotik ve sızı kesiciyi hastaya reçete eder. Diş sürme sızısı doktorun uygun gördüğü müddet süresince ilaçlar kumpaslı kullanıldığında zamanla hakimiyet altına alınır ve alakalı diş çekildikten sonra tamamen geçer.

Yirmi yaş dişi çekilmezse ne olur

Doktorin verdiği ilacı kullandıktan sonra sızı şikayeti geçen dişlerin en kısa zamanda çekilmesi gerekir. İlacın verdiği rahatlık bir müddet için geçerlidir. Hastanın bağışıklığının cılız olduğu, ağız hijyeninin düzenlenmediği gidişatlarda diş tekerrür sızı yapmaya başlar. Kesintisiz şikayet veren ama şikayeti antibiyotik içilerek bastırılan defineli dişlerin etrafında kist oluşur ve çene kemiğini zamanla zayıflatır.

Operasyon sonrası yapılması gerekenler

Çekim sonrası yerleştirilen tampon kanamayı durdurmak içindir. Tampon yarım saat sıkıca ısırıldıktan sonra bu bölgede pıhtı oluşur ve kanam durur. Fakat ilk 24 saat tükürme ve çalkalama yapılmamalıdır. Harekât sonrasında alakalı bölgede ödeme bağlı şişlik oluşabilir. İlk 24 saat buz kompres yapılarak ödem hakimiyet altında yakalanmalıdır. İlk hafta sigara ve içki kullanılmamalıdır. İlk hafta asitli, acılı ve sıcak besinler harcanmamalıdır ve ağız hijyenine dikkat edilmelidir. Şayet reçete edildiyse ilaçlar kumpaslı kullanılmalıdır.

Ayakta biçim bozukluğunun sebepleri ve rehabilitasyonu

Ayakta biçim bozukluğunun sebepleri ve rehabilitasyonu

Yanlış pabuç tercihi, ayak başparmağında şişlik ve çıkıntıya yol açabiliyor. Halluks valgus ismini taşıyan bu çıkıntı, estetik görünümün yanı gizeme rehabilitasyon edilmediği takdirde ciddi sızılara ve cerrahi harekât gerektiren ayak problemlerine yol açabiliyor.

Memorial Hizmet Sağlık Kurumu Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Tuluhan Yunus Emre, halluks valgus ve rehabilitasyon usulleri hakkında bilgi verdi.

Sivri burun ve topuklu pabuç problemi tetikliyor

Halluks valgus, birinci ayak parmağı ve birinci tarak kemiği arasındaki eklemi etkileyen ortopedik bir rahatsızlıktır. Eklemde oluşan şişlik ve çıkıntı, “bunyon” olarak adlandırılır. Ağırlıkta bayanlarda görülen ve sosyal yaşamı negatif güzergahta etkileyen bu gidişat, şişlik ve çıkıntıdan daha kompleks bir yapıya sahiptir. Genetik yatkınlığın da etkilediği hastalık, uzun seneler topuklu ve sivri burunlu pabuç giyen bayanlarda daha çok görülmektedir. Ayak parmaklarını sıkmayan pabuçlar, biçim bozukluğunu yasakladığı gibi şayet bunyon gelişmişse, buna bağlı oluşan rahatsızlığın da eksiltilmesine dayanakçı olur.

ayak sağlığı

Sızı ve başka ayak problemlerine yol açıyor

Halluks valgus, rehabilitasyon edilmezse ciddi sızılara ve ayakta problemi artıran ikincil farklılıklara neden olur. İlk evvel bölgede kızarıklık ve şişlik büyür. Zaman geçtikçe buradaki doku kalınlaşır ve pabucun sürtmesine yol açan daha büyük bir çıkıntı oluşur. Ayaktaki pek çok problemin sebebi anormal tazyik ve sürtünmedir. Kemikteki rastgele bir çıkıntı, gidişatı daha da makûslaştırır. Özellikle bayan hastalar, ayaklarına uygun pabuç bulmakta eforluk sürüklerler.

doğru ayakkabı seçimi

Rehabilitasyonda ilk basamak: Doğru pabuç tercihi

Halluks valgus tanısı; dikkatli, detaylı bir hasta öyküsü ve muayenehane tetkikten sonra konulur. Hasta, pabuç tercihleri mevzusunda hekimi bilgilendirmelidir. Ardından ayak röntgenleri çekilir. Röntgenlerle rehabilitasyon usulünü tanımlamada dayanakçı olan, kemikler arasındaki açılar ölçülür. Rehabilitasyon ayağa uygun pabuç tercihi ve giyilmesi ile başlar. Hastalığın erken safhalarında, sivri uçlu pabuçların önü geniş pabuçlar ile değiştirilmesi şikayetleri eksiltebilir. Geniş pabuçlar bunyon üzerindeki tazyiki eksilmesine de yararlı olur. Ayrıca özel pedler ve parmak arası makaralar ile tazyikin ve sızının eksiltilmesi kastedilebilir.

Geçmeyen sızılarda cerrahi usullere müracaat etiliyor

Tam cerrahi dışı usuller, hastanın sızısını gideremiyorsa veya hastalık ileri safhada teşhis edilmişse cerrahi rehabilitasyon alternatifleri değerlendirilir. Halluks valgus cerrahisinde 100’den fazla usul belirlenmiştir. Bu usuller şu biçimde sıralanabilir:

Bunionektomi Bunyonun çıkarılması: Halluks valgus erken safhada ise sadece bunion çıkarılması tesirli olabilir. Bunion üzerinden yapılan kesi ile alttaki çıkıntı yapan kemik doku uygun ortopedik malzeme ile kesilir. Kemik üzeri tıraşlanır.

Metatarsal Osteotomi Kemiğin düzenlenmesi: Halluks valgus cerrahisinde deformiteyi düzenlemede bunionektomi tek başına yeterli olmadığı için tarak kemiğinin kesilerle düzenlenmesi gerekebilir. Kemikte bir kesi yapılıp; kemik ve eklemdeki deformiteyi oluşturan açının düzenlenmesi sağlanır. Hastalar operasyon sonrası sargı veya alçı rehabilitasyonu ile takip edilir.

ayak sağlığı

İyileşme süreci takribî 6 hafta sürüyor

Cerrahi sonrası ilk gün koltuk değneği ile ayağa kaldırılan hasta yürütülür. Operasyon edilen ayağa basmasına izin verilmez. Operasyonun 15. günü dikişleri alınır. Hakimiyet grafileri çekilir. 6 haftada kemikteki kaynama mevcut ise metal çiviler çıkartılıp hastanın basmasına izin verilir. Takribî 6 haftalık bu iyileşme süreci, hastalığın sosyal yaşamınızda yarattığı negatiflikler ve her daim sızı gibi büyük şikayetleriniz yanında minik bir problem olarak düşünülmelidir.

Baş sızısıyla baş faktörün 10 yolu

Baş sızısıyla baş faktörün 10 yolu

Hangimiz zaman zaman baş sızısı yaşamıyoruz ki! Kimi zaman stresten, kimi zaman uykusuzluktan kimi zaman da az su içmek gibi yaptığımız kusurlu tavırlardan…

Genellikle hafif veya orta şiddette tüm baş bölgesinde ağırlık, gerginlik olarak sezilen gerilim tipi baş sızıları pek çoğumuzun hayat niteliğini negatif etkiliyor.

Ilık duş alın

Gün içinde gerilen adaleleri hafifletmek için ılık bir duş yapın. Ne çok sıcak ne de çok soğuk olmalı. Ilık duş adaleleri hafifleterek baş sızısından korunmazında dayanakçı olacaktır.

Dinlenin

Fazla bitkinlik de gerilim tipi baş sızısına neden oluyor. Bu surattan dinlenmek ya da istirahat etmek sızıyı önlemek için çok ehemmiyetli. Dinlenmeye geçildiğinde kan dolaşımı tertip etmeye başlıyor, böylece tüm uzuvlara, özellikle de beyne oksijen girişi çoğalıyor. Beyinde çoğalan oksijen girişi sızında gözetici tesir gösteriyor.

Bol bol su harcayın

Hayat kaynağımız olan su, kan dolaşımını basitleştiriyor ve bedene lüzumlu olan elektrolit ile minerallerin balansını sağlıyor ve baş sızılarında gözetici tesir yapıyor. Bu sebeple günde 2 litre su harcamak çok ehemmiyetli. İçki, kafein ve şeker tüketimini de eksiltmek kan dolaşımına gevşetiyor ve arak sızı yapıcı maddeleri uzaklaştırıyor.

Stresten uzak durun

Günlük hayat niteliğini bozan bunalım ve anksiyete gibi psikiyatrik bozukluklar baş sızısını tetikleyen ehemmiyetli faktörlerden. Yoğun stres altında olduğumuz yarıyıllarda çok kısa zamanlığına da olsa etraftan uzaklaşmak, kendimize zaman ayırmak stresten korunmamızı ve baş sızısından korunmamızı sağlayacaktır.

Soğuk /sıcak uygulaması yapın

Sıcak veya soğuk uygulaması özellikle gerilim tipi baş sızılarından kurtulma da çok işe yarıyor, gergin adaleleri hafifleterek baş sızısından kurtulmada dayanakçı oluyor. Sıcak uygulamayı ılık bir havluyla, soğuk uygulamayı ise bir beze minik buz torbalarıyla yapabilirsiniz. Şakak ya da boyun bölgesi üzerinde bir vakit tutun ardından 20 dakikada bir olmak üzere uygulamayı 3 kere yineleyin. Baş sızısından kurtulmanızda dayanakçı olacaktır.

Rahatlayın

Baş sızılarını önlemek için stresten uzak durmak ve muhtemelse rahatlayabilmek çok ehemmiyetli. Bunun için derin soluk alma, yoga, tavır terapileri ile akupunktur gibi rahatlama terapilerinden yararlanabilirsiniz. Hafiflemeyi muvaffak olduğunuzda beyninizdeki serotonin seviyeyi çoğalacak ve baş sızısından korunacaksınız.

Uyku kumpası çok ehemmiyetli

Nitelikli uyku sıhhatimiz için en az su içmek kadar nitelikli büyük ehemmiyet taşıyor. Özellikle uyku sırasında salgılanan melatonin hormonu, bedenimiz için oldukça yararlı. İyi bir uykunun başlıca miktarı ise sabah enerjik uyanmak ve gün içinde dinamik sezmek. Uyku kumpasınızı günde 6 saatten az, 10 saatten de fazla olmamak biçiminde tertip edin.

Duruşunuza dikkat edin

Yanış duruş adalelerin gerginliğini artırarak sıhhat açısından pek çok probleme yol açabilir. Adalelerin gerginliğini eksilmek ve baş sızılarını önlemek için doğru duruş çok ehemmiyetli. Bedeninizin dik olmasına dikkat etmelisiniz.

Öğün sıçramayın

Uzun süren açlık baş sızısını tetikleyebiliyor. Bu surattan öğün sıçramamak gerekiyor. Ara öğünlerle beraber günde 5-6 öğün beslenmeyi umursamama etmeyin.

Kumpaslı egzersiz yapın

Kumpaslı egzersiz demek baş sızılarının eksilmesi demek. Kumpaslı yapılan egzersiz mutluluk hormonunun salınmasını sağlıyor, kan dolaşımına tertip ediyor ve adaleleri rahatlatıyor.

Page 1 of 121 2 3 12