Bademcik ve geniz eti ne zaman alınmalı

Bademcik ve geniz eti ne zaman alınmalı

Geniz eti ve bademcik problemleri özellikle 3-6 yaş grubunda çocukları olan ebeveynlerin en çok şikayet ettikleri meselelerin başında geliyor. Bağışıklık sistemi bütün olarak büyümemiş olan bu çocuklarda; yoğun ateş, soluk almada eforluk, gece uykusuzlukları gibi problemler sık görülüyor . Bademcik ve geniz eti problemlerinin çocukların hayat niteliğini etkilemesinin yanında değişik sıhhat meselelerine neden olabileceğini belirten Acıbadem Kadıköy Sağlık Kurumu Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Haluk Özkarakaş, ailelerin kararsız ettiği ve karar vermekte zorlandığı bademcik ve geniz eti operasyonları mevzusunu anlattı.

Şikayetlerin ağırlıklı olarak 3-4 yaşlarında başladığını söyleyen Acıbadem Kadıköy Sağlık Kurumu Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Haluk Özkarakaş, “Özellikle mektep evveli eğitimle beraber çocukların virüs ve bakteriyel uyaranlara maruz kalmaları gerek enfeksiyona neden olan, gerekse enfeksiyon dışı bademcik ve geniz eti gelişmelerinde ehemmiyetli etmen oluşturuyor” diyor. Yineleyen enfeksiyonların bağışıklığın büyümesi ile 6 yaşından sonra eksildiği ve ergenliğin başladığı 12-13 yaşlarında ise seyrekleşerek kaybolduğu kollanıyor.

Bir Hayli ehemmiyetli sualin sebebi olabilir

Bademcik ve geniz eti problemleri çocukların hayatını etkileyebildiği gibi gelişmesine göre değişik meselelere de neden olabiliyor. Misalin en sık görülen kolay sihrimeler ve/ veya sık yineleyen enfeksiyonlar çocuğun mektebe gitmesini yasaklayabiliyor. Ancak geniz etindeki gelişmenin tıkayıcı özelliğinden dolayı, ağzı sarih biçimde soluk alma, yatakta sık yer değiştirme, ense, yaka bölgesinde yoğun terleme gibi çocuğun yaşamını güçleştirebilen şikayetler de ortaya çıkabiliyor. Bununla beraber çocuklar sıklıkla uyku problemleri, sık burun akıntısı, rinosinüzitler, kulakta geçici veya kalıcı akışkan bir araya gelmesi ve bunun getirisi olan duyma kaybıyla karşı karşılaşıyor. Ayrıca, damak-diş büyüme meseleleriyle de baş etmek gidişatında kalabiliyor. Bunların gözden kaçması, yeterli rehabilitasyon edilmemesi veya umursamama edilmesi gidişatında ileriki yaşlarda ehemmiyetli operasyonları gerektirebilecek kulak meseleleri de ortaya çıkabiliyor.

Antibiyotik kullanımına dikkat

Bu çocuklarda üst solunum yolu viral enfeksiyonuna bağlı olarak ortaya çıkan rinosinüzit sebebiyle sıklıkla antibiyotik kullanıldığına dikkat sürükleyen Prof. Dr. Haluk Özkarakaş, “Ancak burnun arkadan havalanmasının bozuk olması sebebiyle rinosinüzit yinelediğinden tıkayıcı etken devam ediyor. Dolayısıyla antibiyotik kullanılmasına karşın kalıcı olarak rehabilitasyon edilemiyor ve antibiyotik rehabilitasyonu tamamlandıktan kısa müddet sonra burun akıntısı tekerrür başlıyor. Neticede, afaki kullanılan antibiyotik meseleye kalıcı çözüm getiremediği mukavemetinin de çoğalmasına neden oluyor” diyor.

Bademcik ve geniz eti ne zaman alınmalı

Bu meseleyle karşı karşıya kalan ebeveynlerin vermek zorunda kaldıkları kararlardan biri de cerrahi rehabilitasyon oluyor. Sıhhatlı ve çalışan dokunun alınmasının doğru olmadığını, dolayısıyla geniz eti ve bademcik operasyonları için de bazı kriterlerin bulunduğunu andırdıran KBB Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Haluk Özkarakaş, ur, tanı emelli tahlillerde, tonsil veremi, difteri gibi özel hastalıklar gidişatlarında operasyonun tartışılmaz bir lüzumluluk olduğunu söylüyor. Sık karşılaşılan kolay bademcik ve geniz eti gelişmelerindeki cerrahi yaklaşımı ise şöyle anlatıyor:

Adenoidektomi geniz eti alınması: Geniz etinin alınması için yaş kriteri bulunmuyor. Çocukta, geniz eti dokusuna bağlı horlama, ağız sarih soluk alma, yatarken yer değiştirme gibi bulgular varsa büyüklüğüne bakılmaksızın alınması öneriliyor. 3 yaş evveli ve 7 yaş sonrasında çok ender görülen geniz eti gelişmesi yaş ilerledikçe küçülüyor. Bu sebeple 13-14 yaş veya daha sonrasında daha evvel yakınma yokken aniden gelişmeye ait semptomlar başladıysa ciddiye alıp doktora müracaat etilmesi ve genizden doku alınıp patolojik analiz yapılması gerekiyor.

Tonsillektomi bademcik alınması: İltihabi olmayan ancak kapatıcı bademcik gelişmesinde küçültme cerrahisi yeterli oluyor. Bunun için de rastgele bir yaş hududu bulunmuyor. Bademcik tıkayıcı derecede büyükse küçültülebilen dokunun kalan kısmı vazifesini yapmaya devam edebiliyor. Küçültmek hava pasajını sağlamaya yeterli oluyor. Ancak; misalin, son üç yıldır ateşli tonsillit hamleleri senede dört ve üzerindeyse, yeniden son iki senede yaşanan ateşli tonsillit hamleleri toplam 10’u buldu ve geçtiyse veya son bir senede başlamış hamleler yedi defa yinelendiyse cerrahi ile alınması öneriliyor. Zira her hamlede antibiyotik kullanımı çocuğa hasar verebiliyor.

Ateş hastalıkların tanımlanmasında bir uyarıcı

Ateş hastalıkların tanımlanmasında bir uyarıcı

Bebeklerde ve çocuklarda görülen ateş, anne-babaların en sıkıntılı olduğu mevzuların başında geliyor. Central Hospital’dan Çocuk Sıhhati ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Hasan Ünlütürk, “Ateş, hastalığın yalnızca bir parçasıdır. Bu nedenle de ciddi bir gidişat olmadığı sürece beden için bereketli bir uyarandır. Ayrıca ateşin derecesi ile hastalığın şiddeti arasında rastgele bir ilişki de yoktur” diyor.

ateş

Çocukların beden ısısı daha yüksek

Bedenin hayatsal işlevlerini yerine getirilebilmesi için muhakkak bir sıcaklıkta olması gerekir. İnsan beynindeki hipotalamus ön beyin sayesinde iç beden sıcaklığı hakimiyet edilir. Bu nedenle beden klasik koşullar altında dış civarın sıcaklığından çok fazla etkilenmez. Hipotalamus termostat vazifeyi üstlenerek beden ısısını soğuk veya sıcağa karşı balansta meblağ. Klasik beden sıcaklığı 37,2 ile 37,7 derece arasında değişir. Beden sıcaklığının bu kıymetler üzerinde olmasına yüksek ateş denir. Çocukların klasik beden sıcaklığı erişkinlere kıyasla azıcık daha yüksektir. Bu gayet klasik bir gidişattır.

ateş

Ateş bağışıklık sistemini uyarır

Ateşin 2 başlıca vazifeyi vardır. Bunlar bağışıklık sistemini uyarmak ve saldırgan mikroplarla savaşmaktır. Rastgele bir mikrop bedene yerleştiğinde ilk olarak makrofaj büyük yiyiciler olarak adlandırılan hücreler mikropla savaşır. Bu hücreler daha sonra mikrobu yok etmeye başlar. Makrofajlar tarafından uyarılan bağışıklık sistemi de pirojen ateş yapıcı maddenin birleşimlenmesine neden olurlar. Bu nedenle beden sıcaklığında çoğalış yaşanır.

ateş

Terleme, titreme, el ve ayakların soğuması ateş bulgusu

Bedende ateşin yükselmesiyle bazı belirtiler görülmeye başlanır. Titreme, terleme, ellerin ve ayakların soğuması, tüylerin dikenleşmesi ve tiroid uyarıcı hormonun tetiklenmesi gibi vaziyetler ateşin yükseldiğini işaret eder. Ayrıca terleme bedenin kendi kendini soğutma mekanizmalarından biridir. Çocuğun ateşi yükseldiğinde öncelikle üzerinde kalın kıyafetler varsa çıkarılmalıdır. Zira kalın ve hava aldırmayan giysiler beden sıcaklığını dışarı geçirmez ve ateşin daha da yükselmesine neden olur. Çocukta ateş yükselirken titreme olması sıradandır, ateş düşerken de terleme olur.

ateş

Ateşe enfeksiyonlar neden oluyor

Ateşin bir hayli sebebi olabilir ancak en ehemmiyetli faktör genellikle enfeksiyonlardır. Çocuklar yaşamlarının ilk 5-6 seneyi içerisinde çok sık virüs enfeksiyonlarına bağlı ateşli hastalıklar geçirebilir. Çocukların korunma sisteminde bir mesele olmadığı sürece, geçirilen hafif dereceli enfeksiyonlar bağışıklık sistemlerini daha da kuvvetlendirir. Ateşe neden olabilen öbür etkenler ise; ilaçlar antibiyotikler, aspirin vb, aşılar, diş çıkarma, urlar, romatizmal hastalıklar ve transfüzyon tepkinleridir kan nakli tepkimesi.

ateş

Ateş beden için verimlidir

Ateşin öğrenilenin aksine bedene bir hayli verimi vardır. Bunlar; lökosit rakamını arttırma, antikor yapımını artırma, interferon salgısını artırma virüslerin hücrelere saldırmasını temkine, mikropların üremesini yavaşlatma ve bakterilerin demirle beslenmesini yasaklamaktır. Özetle ateş, hastalığın yalnızca bir parçasıdır. Bu nedenle de ciddi bir gidişat olmadığı sürece beden için bereketli bir uyarandır. Ayrıca ateşin derecesi ile hastalığın şiddeti arasında rastgele bir ilişki de yoktur.

Enfeksiyonlarla savaşmak için lüzumlu

Ateş, bedenin enfeksiyonlarla savaşma usullerinden biridir. Çocuğun her ateşi çıktığında hekime gidilmesini gerektirecek bir gidişat olmayabilir. Dikkatli olmak koşuluyla anne-babalar çocuğun ateşini hakimiyet altına alabilir. Ancak bazı gidişatlarda acilen hekim müdahalesi gerekebilir. Çocuğun ateşi koltuk altından ölçüldüğünde 37,5 dereceyi geçiyorsa, kulaktan veya makattan ölçüldüğünde ise 38 derecenin üzerindeyse çocuğa ateş düşürücü verilebilir. Çocuğun ateşi 39 derece ya da üzeriyse veya mukavemetliyse, ılık bir duş aldırılabilir. Ilık suyla nemlendirilmiş havlularla koltuk altı, diz arkaları, dirsek içleri, boyun etrafı gibi büyük damarların yüzeye yakın geçtiği yerlere de kompres yapılabilir. Çocuk 3 aydan daha ufak ise ilk müdahaleden sonra hemen uzman bir hekime müracaat etilmelidir.

Aspirin kanser rehabilitasyonunda destekçi rol oynuyor

Aspirin kanser rehabilitasyonunda destekçi rol oynuyor

Ağrı kesici ve ateş düşürücü olarak kullanılan aspirinin kanser rehabilitasyonunda da destekçi olduğu ortaya çıktı.

İngiltere’nin başşehri Londra’daki kanser merkezinde araştırma yapan uzmanlar, aspirinin, kansere neden olan tümorün gelişmesini yavaşlattığını tespit etti.

Kanserli hücrelerin saklanmasını önlüyor

Kanserli hücrelerin ürettiği “PGE2” isimli molekül, kanserin bağışıklık sistemi tarafından fark edilmemesine ve gelişmesine neden oluyor. Uzmanlar aspirinin bu molekülün üretilmesini yasaklayarak kanserli hücrelerin saklanmasını önlediğini söylüyor.

Özellikle cilt ve göğüs kanseri rehabilitasyonunda bereketli olabilir

Uzmanlar, aspirinin özellikle cilt ve göğüs kanseri rehabilitasyonunda bereketli olabileceğine dikkat sürüklüyor. Fareler üzerinde yapılan çalışmalardan pozitif neticeler alınsa da uzmanlar, aspirinin kanser rehabilitasyonundaki tesiri hakkında kesin yargıya varmak için henüz erken olduğunu da belirtiyor.

Bu ihtiyatlar kış hastalıklarını kovar

Bu ihtiyatlar kış hastalıklarını kovar

Havaların soğumasıyla beraber kapalı alanlarda kalmak kaçınılmaz oluyor. Kalabalık civarlarda toplanan insanlar mikroplara maruz kalıyor. Bu mikroplar daha evvel bulaşmayı ve solunum sistemi içinde artmayı muvaffak oldukları insanlardan civara saçılıyor. Aynı mekanda bulunan öbür şahısların soluduğu solukla bulaşan mikroplar soğuk algınlığı, nezle ve gribi birliktesi getiriyor. Memorial Şişli Sağlık Kurumu KBB Bölümü’nden Op. Dr. Kemal Demir, kış hastalıklarından korunmak için alınması gereken tedbirleri anlattı.

hasta

Bağışıklığınızı kuvvetlendirerek mikroplarla savaşın

Hemen herkesin nezle, grip, soğuk algınlığı, üşütme, şifayı kapma gibi ifadelerle bildiği ve yaşadığı bir tablo vardır ki bunlara genel ismi ile akut üst solunum yolu enfeksiyonu denilmektedir. Bu hastalıklara neden olan mikroorganizmalar başka bir deyişle mikroplar da tüm canlılar gibi yaşamda kalma ve cinslerinin devamını getirme çabası vermektedir. Doğru usul mikroorganizmaları dünyadan silmeye çalışmak değil, hayat alanlarındaki rakamlarını eksiltmek, riskli olacakları seviyede artmalarına mani olmak ve eforlu bir bağışıklık sistemine sahip olmaktır.

Bulgular şiddetleniyorsa kesinlikle hekime gidin

Solunum yolu enfeksiyonları güz ve kış mevsimlerinde daha sık görülmektedir. Bulaşma genellikle kapalı ve kalabalık civarlarda asıllaşmaktadır. Mikroplar bulaşacakları insanı seçmezler. Şahsın hastalanma olasılığı; bireye bulaşan mikroorganizmaların ölçüyü ile çoğalmakta, bağışıklık sisteminin korunma hüneri ile eksilmektedir. Şayet hastalık bulguları hafif ve yeni başlamışsa şahsın atlatma bahtı yüksek olabilmektedir. Ancak,

– Bulguların şiddeti çoğalış gösteriyorsa,

– Çoğalmıyor ancak gevşememekte ısrar ediyorsa,

– Başka uzuv ve dokuları da tesir altına almaya başladıysa,

– Başka bir sıhhat meseleyi suratından bireye hekimi “Siz kesinlikle her soğuk algınlığında hekime gidin!” dediyse,

– Soğuk algınlığı şikayetleriniz, hekime gitmeden iyileşmiyorsa,

Şahsın zaman kaybetmeden soğuk algınlığının teşhisini netleştirilmesi, rehabilitasyon programına alınmak için kesinlikle bir uzmana tetkik olması gerekmektedir.

grip

Dikkat faktörüz gerekenler

Bu hastalıklardan korunmak ve tutulmamak başka bir deyişle mikroorganizmaların barınmasını, yeni insanlara bulaşmasını yasaklamak için:

– Toplu halde süre geçirilen etrafları iyi havalandırmak,

– Günde vasati 10 kadeh su içmek,

– Bedene uyku yetersizliği yaşatmamak,

– Balanslı beslenmeye dikkat etmek,

– Sık sık el yıkamak ehemmiyetlidir.

Tüm bunlara ek olarak şahsın; beden yapısına uygun seçilmiş, lüzumlu ön eğitimlerin alındığı, acemi de olsa bir atletik egzersiz alışkanlığı olması zorunludur. Bu egzersizlerin bir hobi ya da boş zaman etkinliği gibi değil, hayat rutini olarak özümsenmesi gerekmektedir. Burada ehemmiyetli olan bu ihtiyatların iyileşmek için değil, hasta olmamak için alındığının şuurunda olabilmektir.

yoğurt

Doğru yiyecekler ve istirahat iyileştiriyor

Tam bu ihtiyatlar alınıp yeniden de hastalanıldıysa iyileşmek için bazı ehemmiyetli mevzulara dikkat edilmelidir.

– Yoğurt ve öbür süt mahsulleri harcanmalı,

– Günde 4 – 5 kadeh su, bir o kadar da nebat çayı çok sıcak olmaması koşuluyla içilmeli,

– Az ama sık olarak narenciye, nar, kivi, öbür meyveler ve kuruyemişler yenmelidir.

– Soğan ve onun gibi ham harcanan yeşillikler ve hatta kimi baharatlar bağışıklık sistemini destekleme mevzusundaki zaferini kanıtlamış gıdalardır.

– Natürel ve olası olduğunca işlenmemiş ve yoğun lif içerikli beslenme, uzmanlarca önerilmektedir.

– Vücutsal enerjiyi doğru kullanmak, iyileşme sürecinde uykuya klasikten daha fazla zaman ayırmak gerekmektedir. Şikayetler şiddetlendikçe istirahate olan lüzum çoğalmaktadır.

– İyileşme sürecinde sıcak ve soğuk civara göre elbise tercihinin de doğru yapılması gerekmektedir.

Doğru beslenme kanser rehabilitasyonunu pozitif etkiliyor

Doğru beslenme kanser rehabilitasyonunu pozitif etkiliyor

Nitelikli ve sıhhatli bir hayatın yanı gizeme kanser gibi ehemmiyetli hastalıklardan korunmada beslenme kumpası tesirli olabiliyor. Sebze ve meyveden zengin bir perhiz, sigarasız hayat, kumpaslı fiziksel etkinlik ve sıhhatli beden ağırlığının korunması ile kanser gelişiminde %40’lara varan bir eksilme sağlanıyor. Beslenme, kanser rehabilitasyonu gören hastalar için de çok ehemmiyetli.

kanser

Hastalıklardan korunmak için eforlu bir bağışıklık sistemi koşul

Bağışıklık sistemi, pek çok hücre ve uzvu kapsayan, oldukça karmaşık bir sistemdir. Bu sistem sayesinde fertler, kanser ve pek çok ciddi hastalıktan korunmaktadır. Sıhhatlı bir bağışıklık sistemine sahip şahıslar hastalıklara karşı mukavemetlidir. Ancak bağışıklığın zayıflaması vaziyetinde, hasarsız görünen mikrobik hastalıklar dahi hayatsal kayıplara yol açabilir.

Eforlu bir bağışıklık sistemi için 12 teklif

– Eforlu bağışıklık sisteminin olmazsa olmazı sıhhatli beslenmedir. Sıhhatlı şartlarda hazırlanmış, natürel yiyecekleri uygun ölçülerde harcamak beden için gözetici bir kalkan tesiri oluşturmaktadır.

– Ham sebze ve meyve sebzeler hastalık savıcı tesire sahiptir. Sebze ve meyveler kapsadıkları natürel vitaminler ve öbür antioksidanlar aracılığıyla, bağışıklık sistemini kuvvetlendirmeye takviyeci olur.

– Yiyecek hijyeni ehemmiyetlidir. Sebze ve meyveler yıkandıktan sonra 15 dakika sirkeli suda bekletilip harcanmalıdır.

– Gün içinde yeterli protein alımı, sıhhatli bir bağışıklık sisteminin olmazsa olmazıdır. Hayvansal proteinlerle nebatsal proteinlerin balanslı bir şekilde harcanması çok ehemmiyetlidir.

– Probiyotiklerin gözetici tesirinden faydalanılmalıdır. Yoğurt ve kefir gibi besinler, mide-bağırsak sistemindeki bağışıklık sistemi personellerinin sıhhatli işleyişinde rol almaktadır.

– Su yaşam kaynağıdır. İçeriğindeki tuz ve mineraller sayesinde, gün içinde yeterli ölçüde su tüketimi, bağışıklık sistemine pozitif katkı sağlamaktadır.

– Hazır meşrubatlar yerine taze bunalmış meyve ve sebze suları seçim edilmelidir.

– Yeterli uyku sıhhat için lüzumludur. Sadece yeterince uzun zaman yatmak değil, “nitelikli” uyku da bağışıklık sisteminin sıhhatli işleyişi açısından ehemmiyetlidir.

– Kumpaslı fiziksel etkinlikler beden mukavemeti için lüzumludur.

– Pozitif olmak ve bol bol gülmek, bedene şifa sağlar.

– Sigara içilen civarlarda bulunulmamalıdır. Pasif olarak da olsa sigara dumanına maruz kalmamak genel beden sıhhati açısından ehemmiyetlidir.

– İdeal kilo korunmalıdır. Fazla kilolar hastalıklara taban hazırlayabildiği gibi süratli kilo kaybı da, bağışıklık sistemini zayıflatmaktadır. Şuursuz, süratli kilo kaybettiren perhizlerden sakınılmalıdır.

Kanser hastaları beslenmede nelere dikkat etmeli

– Öğünlerde kesinlikle hububatlar, fasulye, sebze ve meyve gibi nebatsal kaynaklı besinler de bulunmalıdır.

– Protein lüzumu için günde bir öğünde kesinlikle balık, yağsız et ve tavuk harcamak gerekir.

– Koyu renkli öğeler zengin antioksidan kaynakları olduğu için bu cins yiyecekleri sık yemek önerilir.

– Genel olarak orta ölçüde yemek ile kilo hakimiyeti yapmak sıhhatli beslenmenin esas kaideyidir.

– Mevsim meyve ve sebzelerinden her gün en az 5 porsiyon yenmesi lüzumludur.

– Günde en az 2–3 litre akışkan almanız gerekmektedir.

– İshal vaziyeti varsa kurufasülye, nohut, barbunya, mercimek, karnabahar, lahana gibi gaz yapıcı gıdalardan sakınmak gerekir.

– Şayet ağız yaralar ve yutma eforluğu mevzubahisiyse, domates sosu veya suyu, portakal, limon, greyfurt gibi ekşi ve asitli meyve sularından, ham sebzelerden, kuru ve sert besinlerden kraker, tost, ekmek kabuğu gibi, acılı, baharatlı ve çok tuzlu gıdalardan uzak durulmalıdır.

– Ham köfte, ham pastırma, salam gibi ham et mahsulleri harcanmamalıdır.

– Kızartma ve kavurma yerine, haşlama, ızgara veya fırında pişirme gibi usuller seçim edilmelidir.

Polenler sinüziti tetikliyor

Polenler sinüziti tetikliyor

Erken yarıyılda en sık burun tıkanıklığı, surat ve baş sızısı, burun ile geniz akıntısı gibi yakınmalarla kendini muhakkak ediyor. Kronikleşirse mesele daha da şiddetleniyor ve bu tabloya baş sızısı, geçmeyen surat sızısı ve koyu renkli burun akıntısı eşlik ediyor. Bunların yanı gizeme ağız kokusu ve öksürük gibi meselelere de neden olabiliyor. Hastanın hayat niteliğini oldukça düşürebilen bu hastalığın ismi; sinüzit! Genellikle üst solunum yolu enfeksiyonunun ardından sinüslerin ağızlarının tıkanması neticeyi oluşsa da daha pek çok faktör sinüzite yol açabiliyor.

Misalin bahar ve yaz aylarında polenler de sinüziti tetikleyerek alerjik riniti olan hastalara sanki kabus yaşatabiliyor. Dr. Naser Dadaşzade alerji kaynaklı sinüzitin rehabilitasyon edilmezse kronikleştiğine dikkat sürükleyerek, “Bu sebeple polenlere maruz kalmaktan sakınmalı. Bunun için de alerjik bünyesi olan şahısların, polenlerin en çok yoğun olduğu 05.00 – 10.00 saatleri arasında zoraki kalmadıkça dışarı çıkmamaları bu olası değilse maske ile gözlükle korunmaları koşul” diyor.

Sinüzite yol açan öbür faktörler

Virüs

Sinüs enfeksiyonuna en sık adenovirüsler, bir başka deyişle üst solunum yolları hastalıklarına neden olan bir grup Deoksirübo Nükleik Asit virüsü yol açıyor. Adenovirüsler daha çok sinüs ağzı yollarında ödeme yol açtıkları için sinüzit oluşturma tehlikeyi daha fazla oluyor. Dadaşzade, salgınlardan korunmak için zorunlu ihtiyatları almanın ve grip için senelik hazırlanan aşıları yaptırmanın hastalık tehlikesini eksilttiğini belirtiyor.

Alerjik rinit

Aralıksız ve mevsimsel görülen alerjik rinitler yüzde 10-20 oranında sinüzite yol açıyor. Alerjiye bağlı burun mukozasının ödemi konkaların şişmesine ve burun hava yolunun daralmasına neden oluyor. Bunun neticesinde sinüs ağzı yolları daralarak viral ve bakteri enfeksiyonunu çoğaldırıyor. Özellikle mevsimsel alerjide çok kısa müddette süratli bir ödem oluşuyor ve burun içi mukozası tepkini reelleşiyor. Hapşırıkla beraber nazal tıkanıklık ile ödem çoğalıyor, bu vaziyet de bakterilerin basitlikle artmasına taban hazırlıyor.

Deviasyon

Burundaki kıkırdak, kemik ve konka gibi anatomik yapının burun pasajını daraltması neticeyi, alerjide olduğu gibi, sinüs ağzı yolları daralarak sinüslerde enfeksiyona neden olabiliyor. Bayağıda nazal pasajdan geçen hava, konkalar tarafından arınılıyor ve ısısı bedene uygun hale getiriliyor. Ancak deviasyon varlığında havanın nazal pasajdan geçememesi neticeyi sinüslerin havalanması bozuluyor, bunun neticesinde da sinüzit tetikleniyor.

Polip

Alerjik rinitin neden olduğu ve burun mukozasından kaynaklanan polipler sinüs ağzı ile burun pasajını daraltarak sinüslerin enfeksiyonunu başlatabiliyorlar. Poliplerin salgıladığı sekresyonlar burun ile sinüslerin mukozasını kapladığı için burundan hava alma eksiliyor ve koku hücrelerinin reseptörlerinin üzerini örttüğünden koku alma eksilmiş olur.

Burundaki büyük konkalar

Burun içindeki yapılar olan konkalar büyük olduklarında yeniden burun pasajını daraltarak sinüs ağzı yollarında tıkanıklık ve buna bağlı olarak sinüslerde enfeksiyonlara yol açabiliyorlar.

Reflüden bağışık sistem yetmezliğine

Bağışıklık sistem yetmezliği, gastroözofajial reflü ve kistik ribrozis gibi faktörler de seyrek de olsa sinüzite neden olabiliyorlar. Bunların yanı gizeme üst dişlerin bazı enfeksiyonları ve rehabilitasyonları da sinüzite taban hazırlayabiliyor.

Tüm ayrıntılarıyla klima hastalığı

Tüm ayrıntılarıyla klima hastalığı

Sıcak havalarda oda ısısını düşürerek konforlu bir etraf yaratmak için kullanılan klimalar aynı zamanda hava yolu ile bulaşan mikroorganizmaların da kaynağı olabiliyor. Klima hastalığı, zatürre gibi ciddi üst solunum yolu meselelerine yol açabiliyor.

Duş başlıklarından dahi bulaşabilir

Etraflarda bulunan klimaların şayet hijyeni ve pakliği iyi yapılmazsa, “lejyonella” ismi verilen bir bakteri üremektedir. Akarsu, ırmak, göl, sauna, hamam, jakuzi, fıskiye, havuz, duş başlığı gibi sulu ve nemli etraflarda ya da klimalarda üreyen bu bakteri, solunum yoluyla bulaşmaktadır. Reelinde her gün karşılaşılan bu bakteri, bağışıklık sistemi eforlu olmayan bireylerde, ilk olarak üst solunum yolu hastalığı olarak kendini gösterir, rehabilitasyon edilmediğinde de akciğere yerleşerek zatürreye neden olabilir. Bu vaziyet, şahsı komaya kadar götürebilecek bir sürece yol açabilir.

Lejyoner bu bulgular ile kendini gösteriyor:

– Ateş

– Halsizlik

– Eklem sızısı

– Geçmeyen kuru öksürük

– Balgam çıkarma gereksinimi ve balgam çıkarmada güçlük

– Baş sızısı

– Şuur fluluğu

– Soluk darlığı

– Uykuya eğilimli olmak

Bağışıklık sistemi düşük olanlar dikkat

Nezle ve grip gibi üst solunum yolu hastalıkları gibi bulgu veren klima hastalığı, çok kısa bir vakit içerisinde alt solunum yollarını da tutarak, akciğerde iltihaplanmaya neden olabilir. Hem hava hem de ağ suyu yoluyla bulaşabilen klima hastalığı, özellikle bağışıklık sistemi cılız olan şahısları etkilemektedir. Bu bireylerin yaşadıkları etrafa ve yaz yarıyılında tatil bölgelerindeki klimaların hakimiyetinin yapılıp yapılmadığa dikkat etmelidir. Aynı zamanda banyo, havuz ve termal kuruluşlar gibi nemli civarlardaki sistemlerin de hijyeninin yeterince sağlandığından emin olunmalıdır.

Bu bireyler yüksek tehlike altında;

– 50 yaş üstündeki bireyler

– Astım ve KOAH hastaları

– Bebek ve çocuklar

– Kanser rehabilitasyonu gören hastalar

– Uzun süreli kortizon rehabilitasyonu gören hastalar

– Uzuv nakli olmuş hastalar

Erken tanıyla zaferli rehabilitasyon muhtemel

Hastalığın önlenmesi için hem yaşanılan konut hem de otel ve sağlık kurumu gibi büyük yapılardaki klima sistemlerinin uygun bir biçimde bakımlarının yapılması gerekmektedir. Hastalığın tanı ve rehabilitasyonu için de hekimin hastayı özellikle klima hastalığı açısından değerlendirmesi ehemmiyetlidir. Hasta hikayesinde, klima maruziyeti olması veya gidilen bir otel ya da tatil köyü olup olmadığı, suyla fazla temas gidişatı gibi mevzular denetlenmelidir. Tanı konan hastalara zorunlu antibiyotik rehabilitasyonu başlatılır ve özellikle erken yarıyılda müracaat eten hastalarda zaferli neticeler alınmaktadır.

Kış aylarında böbreklerinizi gözetin

Kış aylarında böbreklerinizi gözetin

Soğuk hava, gövde ve başın beden ısısını gözetmek için kol ve bacaklara daha az kan verilmesine neden olur. Kan akışındaki bu eksilme, hastalıklarla savaşmak için o bölgelere daha az beyaz kan hücresi gitmesine neden olur. “Kış ayları kronik böbrek yetmezliği olan veya böbrek nakli olmuş hastalar için güç aylardır. Bu aylarda sık görülen viral orijinli olan soğuk algınlıkları bazen ciddi problemlere yol açabilir” diyen İstanbul Okan Üniversitesi Sağlık Kurumu Genel Cerrahi Uzmanı ve Uzuv Nakli Kısım Başkanı Prof. Dr. Alp Gürkan, ihtarlarda bulundu.

Böbrek hastaları grip aşısını ilgisizlik etmemeli

– Bu aylarda sık görülen viral orijinli olan soğuk algınlıkları bazen ciddi problemlere yol açabilir. Böbrek işlevleri hudutta olan hastaların böyle bir enfeksiyon geçirmeleri geçici veya kalıcı böbrek zararlarına neden olabilir. Bu sebeple, böbrek nakli olan veya böbrek işlevleri hudutta olan hastalara kesinlikle grip aşısı önermekteyiz.

Şuursuzca antibiyotik veya ateş düşürücü ilaçlar kullanmayın

Soğuk algınlığı yüksek ateş ile izliyorsa bu şahısların harcadıkları akışkan ölçüsüne de dikkat etmeleri gerekiyor. Ateşli yarıyılda terleme ile akışkan kaybedecekleri gibi, iştah ve susuzluk hissinin eksilmesi ile de hastalar akışkansız kalıp böbrek yetmezliğinin derinleşme riski ile karşı karşıya kalabilirler. Böbrek yetmezliği olan veya böbrek nakli olan insanların da her soğuk algınlığında veya ateşli hallerde şuursuzca antibiyotik veya ateş düşürücü ilaçları kullanması mahzurludur. Kesinlikle bir doktora gitmeli kan analizi ve gerekirse hastalığa neden olan mikrobun varlığını incelemek için kültür yaptırılmalıdır. Unutulmamalıdır ki, böbrek yetmezliği sebeplerinden biri de yineleyen enfeksiyonlar ve bunlara karşı uygulanan rehabilitasyonların yanlış veya eksik olmasıdır.

Burnunuzu sıcak tutun

– Soğuk burun, rinovirüslerin üremesi için daha fazla fırsata neden olur; sıcak yakalamak için burnu bir eşarp veya yün atkı ile kaplamak, soğuk algınlığı bahtını eksiltmenin tesirli bir yoludur.

Çocuğunuz idrar yolu enfeksiyonuna çok tutuluyorsa dikkat

– Kış aylarında özellikle kız çocuklarının dikkat etmesi gereken bir vaziyet de idrar yolu enfeksiyonlarıdır. Ne Yazık Ki ülkemizde çocuk yaş grubunda böbrek yetmezliğinin nedeni de sık yineleyen idrar yolu enfeksiyonlarıdır. Bu gidişatta idrar reflüsü gibi idrar yolu enfeksiyonuna neden olabilecek patolojiler incelenmelidir.

Sıhhatli yaşayın

– Kış aylarındaki bu negatiflikleri eksiltmek için dinlenme, kumpaslı uyku ve beslenme de ehemmiyetlidir. Gecelik yedi ila dokuz saat yatın. Yedi saatten az veya dokuz saatten daha uzun vakit uyumak, kalp ve damar sıhhati ve tansiyonu üzerinde negatif tesirler yaratabilir. Yüksek nitelikli uyku, stresi eksiltmek ve gün süresince enerji seviyesini yükseltmek için ehemmiyetlidir. Kafein, yapay ışık ya da uyuma zamanına yakın yoğun fiziksel etkinlik nitelikli bir uyku sürüklemenizi maniler. Perhizinizi önceliklendirdiğiniz kadar uykunuzu önceliklendirin! Kış aylarının getirdiği öbür bir problem de hareketsiz kalmaktır. Özellikle böbrek nakli olan şahıslar iyi korunarak en azından yürüyüşlerine devam etmelidir. Hareketsiz kalmak adaleleri zayıflatacağı gibi afaki kiloların alınmasına neden olur. Dışarı çıkılamıyorsa dahi, konutun içinde her gün en azından yarım saat kültürfizik hareketleri yeterli olur.

El hijyeninize dikkat edin

– Kumpaslı el devireme mevsimsel hastalıklarla savaşmanın basit bir yoludur. El dezenfektanını otomobilinizde veya çantanızda gizleyin, muhtemel olduğu kadar genel kalemlere veya kapılara değmeyin. Özellikle böbrek nakli olmuş şahısların, bu kış aylarında toplu yerlerde zaman geçirmelerinden kaçınması ve sık sık ellerini yıkamaları faydalı olacaktır.

Su içmeyi unutmayın

– Kış aylarında susuzluk hissinde de, bir eksilme mevzubahisidir. Bu sebeple, kesinlikle yeterince akışkan almaya dikkat edilmelidir. Böbrek işlevi hudutta olan hastalar için yeteri kadar akışkan harcamaları demek çok su içmek anlamına gelmemelidir. Bu bireylerde fazla akışkan tüketiminin de hasarı vardır. Fazla su tüketimi su zehirlenmesi dediğimiz vaziyetlere de yol açabilir. Bu da beyin ve akciğer ödemine kadar giden ciddi gidişatlara yol açabilir.

Dostlarınızla zaman geçirin

– Bağışıklığı artıranın en hoş yolu, dostlarla zaman geçirmektir. Sosyalleşmenin bağışıklık sistemini kuvvetlendirmeye dayanakçı olduğu gösterilmiştir. Stres ise hastalığı şiddetlendirebilir ve uykunuzu eksiltebilir, bağışıklık cevabınızı daha da düşürebilir.

Dondurma yemek için sıhhatli 8 neden

Dondurma yemek için sıhhatli 8 neden

Çikolatalı, vanilyalı, limonlu, çilekli, kavunlu ve daha niceleri… Dondurma, özellikle sıcak yaz günlerinin en gözde tatlısı hiç şüphesiz. Tadına doyum olmaz lezzetinin yanı gizeme kalsiyum ve protein başta olmak üzere kapsadığı A vitamini, B vitamini, K vitamini ile fosfor gibi pek çok vitamin ve mineraller sayesinde en sıhhatli tatlılardan biri olarak yerini gözetmeye devam ediyor. Diyetisyen Hazal Çatırtan, yaz aylarında hem ferahlamak hem tatlı gereksinimini sıhhatli bir gıdayla karşılamak için haftada 2-3 kere 2’şer top dondurma yemekte fayda olduğunu belirterek, ” Ayrıca özellikle tatlı isteğinin en çok görüldüğü ikindi saatlerinde, kalorisi daha düşük olduğu için sade veya meyveli dondurma seçim edilmeli” diyor.

Kemik ve diş sıhhati için ehemmiyetli

Dondurma içeriğindeki sütten dolayı bütün bir kalsiyum ambarı. Kalsiyum da kemik ve diş sıhhatimiz için çok ehemmiyetli. Kalsiyum kemikleri kuvvetlendiriyor, dişleri gözetiyor ve diş etlerinin kuvvetlenmesine katkı sağlıyor. Yaş gruplarına göre değişik kalsiyum gereksinimine sahibiz. Erişkin bireylerde bu bedel 1000-1200 mg kadar oluyor. Bu lüzumumuzu süt/yoğurt/peynir ile karşılayabileceğimiz gibi, dondurmadan yardım alarak da bir kısmını karşılayabiliriz. Misalin 2 top dondurma vasati 120-150 mg kalsiyum kapsıyor.

Kasları kuvvetlendiriyor

Proteinler bedenin yapı taşını oluşturuyor. Kasların esas yapısı da proteinlerden oluşuyor. Bu sebeple adalelerin gelişiminde protein alımı ehemmiyetli. En nitelikli proteinler hayvansal kaynaklarda bulunuyor. Et, tavuk ve balığın yanı gizeme süt ve süt mahsullerinin proteini de nitelikli protein grubuna giriyor. Kas sıhhati için ehemmiyet taşıyan nitelikli protein lüzumunuza süt mahsullerinden biri olan dondurmayla da zaman zaman yardım olabilirsiniz.

Bağışıklık sistemi arkadaşı

Bağışıklık sistemi, bedeni hastalıklara karşı gözeten, hastalık yapıcı organizmaları ve ur hücrelerini tanıyıp onları yok eden sistem. Bağışıklık sistemi bileşenlerinin yapı taşı aminoasitler olduğundan, dondurma içeriğindeki proteinler sayesinde bağışıklığı desteklemeye destekçi olabiliyor. Beslenme ve Perhiz Uzmanı Hazal Çatırtan çocukların büyüme çağında oldukları için protein ve vitamin-mineral gereksinimlerinin daha fazla olduğunu andırdırarak, ‘Bu sebeple hem eforlu bir bağışıklık sistemi hem beden ve adale sisteminin gelişimi için çocuklar beğenerek yedikleri dondurmayı haftada 2 kez 1-2 top kadar harcayabilirler” diyor.

Adet yakınmalarına gevşetiyor

Adet yarıyıllarındaki kramp gibi kasvetlerin bir kısmı vitamin-mineral yetersizliğinden, iştahtaki balanssızlık ve tatlı krizleri de hormonlardan kaynaklanıyor. Dondurma da içeriğindeki kalsiyum, fosfor ve potasyumla adet yakınmalarını eksiltmede fayda sağlayabiliyor.

Zayıflamaya destekçi oluyor

Literatürdeki gözlemsel çalışmalara ve derlemelere göre süt ve mahsullerinin iştah hakimiyetini daha iyi sağlaması, kalsiyumun yağ emilimini ve yağ depolanmasını eksiltmesi sayesinde kilo hakimiyetinde destekçi olduğu görülmüş. Yapılan bir çalışmada; perhiz tipinden bağımsız olarak, süt ve mahsullerinden aldıkları kalsiyum oranı yüksek olan grupta kilo kaybının daha fazla olduğu kollanmış. Dolayısıyla dondurma da kalsiyum gereksinimini karşılamaya yardım olarak, zayıflamaya katkı sağlayabiliyor. Ancak fazla kalori alımını önlemek için kilo koruma yarıyılında haftada 2-3 kere 2 top önerilirken, zayıflamak isteyenlerde bu ölçü haftada 1-2 kez 2 top kadar olmalı.

Mutluluk kaynağı

Dondurma demek aynı zamanda mutluluk demek. Londra’daki Institute of Psychiatry’nin çalışmasına göre; dondurmanın soğukluğu ağızda sezildiğinde ferahlatıcı ve susuzluğu giderme mekanizmasına tesiriyle neşeli bir tecrübe yaşamamızı sağlıyor. Aynı çalışmada beyindeki haz merkezinin de orbitofrontal korteks dondurma yenildiği zaman faal olduğunu gösteriyor.

Rehabilitasyona katkı sağlayabiliyor

Dondurma bazı hastalıklarda büyüyen çiğneme-yutma eforluğunda veya bademcik harekâtı sonrası iyileşmede de kullanılan bir yiyecek. Harekât sonrasında tahriş gibi meseleleri önleyebileceği gibi, protein içeriğiyle yara iyileşmesini de destekliyor. Çiğneme ve yutma eforluğu olan hastalarda ise kalori, protein ve kalsiyum gereksinimini karşılamada bereketli olabiliyor.

Kan şekerini daha basit dengeliyor

İçeriğinde şeker olsa dahi protein içeriğinin de yüksek olması sayesinde kan şekerini öbür tatlılara oranla daha basit dengeliyor. Üstelik tatlandırıcı mahsulle yapılan çeşitleri sayesinde diyabet hastaları veya insülin mukavemeti yüksek bireyler için de harcanmasında hasar olmayan bir ara öğün seçeneği.

Dondurma harcarken bunlara dikkat

– Kutulu olanların yağ içeriğinin daha yüksek olabileceğini unutmayın ve bu sebeple yafta bilgisini kesinlikle okuyun.

– Süt tozu ve glikoz şurubu gibi katkılar kapsamamasına dikkat edin.

– Dondurmayı ikindi saatlerinde seçim edin zira bu saatler metabolizmanın daha süratli çalıştığı veya tatlı lüzumunun daha fazla olduğu saatlerdir.

– Yediğiniz dondurmanın kalorisini çoğaldırmamak için sossuz ve fındık/fıstıksız harcayın.

– Kalori ve karbonhidrat ölçüsünü çoğaldırmamak için külahsız olanları seçim edin.

– Soğuk zinciri kırılmış veya kutuyu açılmış dondurmaları harcamayın. Kvaka bozulabilen bir yiyecek olduğundan zehirlenmeye neden olabiliyor.

Tanısı güç konulan hastalık: Primer İmmün Yetmezlik

Tanısı güç konulan hastalık: Primer İmmün Yetmezlik

Muayenehane İmmünoloji Derneği, ülkemizin ehemmiyetli sıhhat meselelerinden biri olmayı sürdüren Primer İmmün Yetmezlik PİY alanında farkındalık yaratmak emeliyle çalışmalar asıllaştırıyor. Bu kapsamda, 11-14 Nisan tarihleri arasında Antalya’da tertip edilen 4. Muayenehane İmmünoloji Kongresi’nin bu seneki teması “İmmün Yetmezlikten İmmün Disregülasyona bağışıklık cevabının sapması, kumpassızlığı” olarak tanımlandı. En son bilimsel büyümelerin ele alındığı kurultayda, erken tanının ehemmiyeti ve erken tanı için topuk kanı testinin gelişmiş ülkelerdeki misalleri gibi yenidoğan tarama testlerine ilave edilmesinin zorunluluğu öne çıkarıldı. Kurultayda ayrıca 22-29 Nisan haftasının Dünya Primer İmmün Yetmezlik haftası olarak kabul edildiğine dikkat çekilirken, cemiyette doktorlar, sıhhat çalışanları ve ebeveynler arasında bu hastalıkların farkındalık seviyesinin artırılması gerektiği vurgulandı.

Sık yineleyen ve iyileşmesi efor enfeksiyonlar

Ülkemizde daha çok akraba konutluluklarından kaynaklanan ve genetik geçiş gösteren, cemiyetin saklı kalmış sıhhat meselelerinden biri olan PİY, bağışıklık sisteminin noksan olduğu ya da doğru çalışmadığı, takribî 300 değişik hastalığı kapsayan bir hastalık grubu. Dünyada PİY ile yaşayan hasta rakamının takribî 6 milyon, Türkiye’de ise 24 bin olduğu varsayım ediliyor. Genetik geçiş gösteren bir primer immün yetmezlik hastalığı nedeniyle, her 1200 bireyden 1’inin sıhhatinin ciddi biçimde etkilendiği düşünülüyor. PİY olan bireyler, sık yineleyen ve iyileşmesi efor enfeksiyonlarla karşı karşıya kalıyor. Hastaların erken tanı ve doğru rehabilitasyon ile etkin ve basmakalıp yaşam şartlarına kavuşmaları muhtemel. Ancak dünya genelinde PİY hastalarının %70-90’ına henüz tanı konulamadığı düşünülüyor.

İlk semptomlardan PİY tanısına kadar geçen zamanın 12.4 sene olması hastaların rehabilitasyona zamanında başlayamadığını; hem cemiyet hem doktorlar nezdinde farkındalık yaratılması gerektiğini gösteriyor. PİY ayrıca, ekonomi üzerinde de büyük bir yük oluşturuyor; “Primer İmmün Yetmezlikler Hastalık Maliyeti” araştırması, ülkemiz için senelik PİY toplam maliyetinin 46.623.628 TL olduğunu gösteriyor.

Ağır tip PİY, 10 bin canlı doğumda bir görülüyor

Kurultayın ilk gününde tertip edilen buluşmada konuşma yapan Muayenehane İmmünoloji Derneği Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sıhhati ve Hastalıkları Pediatrik İmmünoloji Ünitesi’nden Prof. Dr. İlhan Tezcan, yenidoğan çocuklarda ikinci aydan itibaren ortaya çıkan yineleyen enfeksiyonlar, ağızda geçmeyen pamukçuk, ateş ve orta kulak enfeksiyonları varsa PİY olacağına dikkat çekti. Tezcan konuşmasında “Amerika’da 100 bin canlı doğumda bir olan ağır tip PİY, Türkiye’de Konya’da yapılan kaptan çalışmaya göre 10 bin canlı doğumda bir görülüyor. Bu vaziyette ülkemizde senede 150-200 etrafı ağır tipte PİY tanısı koyulması gerekli, ancak hastaların üçte biri tanı alabiliyor. Bu vaziyet doktorlar ve aileler arasındaki farkındalık seviyesinin eksikliğinden kaynaklanıyor.” dedi.

Özellikle akraba konutluluklarında anne baba immün yetmezlik taşıyıcısı ise hastalığın doğuştan ortaya çıktığını vurgulayan Prof. Dr. İlhan Tezcan, laflarına şöyle devam etti: “Genetik geçişli olan immün yetmezlik hastalıklarında ailede tanısı konulmuş olay varsa o ailenin tam çocukları tehlikelidir. Bu kurultay ile hem çocuk hem de yetişkin immünoloji hekimlerinin bilgilerini tazelemeyi, böylece de doktorların farkındalığını artırmayı amaçlıyoruz. Senede 6 ve daha fazla ateşli hastalık, 2 ve daha fazla orta kulak cerahati, yineleyen menenjitler, akciğer enfeksiyonları ve büyüme geriliği varsa siz de doğuştan immün yetmezlik hastası olabilirsiniz.”

Kurultay Başkanı ve Necmettin Erbakan Üniversitesi Çocuk Sıhhati ve Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. İsmail Reisli ise buluşmada “Ülkemizin ehemmiyetli bir sıhhat meseleyi olan PİY mevzusunda, doktorlar arasında farkındalığın düşük olması nedeniyle hastalar erken tanı alamıyor ve faal rehabilitasyondan faydalanamıyor. Buz dağının görünmeyen kısmı gibi, eşlik edebilen değişik hastalıklar ve karmaşıklıklar da yeterince öğrenilir değiller. PİY hastaları, yineleyen enfeksiyon hastalıkları yanında, romatizmal otoimmün, allerjik, iltihabi inflamatuvar hastalıklar ve kanserlerle malign hastalıklar muayenehanelere müracaat etiyor. Enfeksiyon hastalıkları ayrı yakalanırsa, primer immün yetmezliklerde pek çok muayenehane tablonun altında ‘immün disregülasyon: bağışıklık cevabının sapması’ uyumakta olup, son senelerde PİY hastalıkları için ‘Yetmezlikten Disregülasyona’ doğru değişen bir meyil mevzubahisi. Bu seneki kurultayımızda, bu gidişatı ele almayı seçim ettik.” biçiminde konuştu.

Page 1 of 31 2 3