Mental sıhhatini gözetmek için egzersiz koşul

Mental sıhhatini gözetmek için egzersiz koşul

Üsküdar Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Kısım Başkanı Prof. Dr. Defne Kaya, 8 Eylül Dünya Fizyoterapi Günü’nün Türkiye’nin teklifi ile tüm dünyada senelerdir kutlandığını söyledi.

Her dört şahıstan biri mental mesele yaşıyor

Prof. Dr. Defne Kaya, “Her sene bir mevzu başlığı tanımlayan, bir hafta süresince farkındalık oluşturmaya çalışan Dünya Fizyoterapi Konfederasyonu’nun World Confederation of Physical Therapy- WCPT bu yılki başlığı mental sıhhat” dedi. Her dört şahıstan birinin, hayatı süresince mental sıhhatini negatif etkileyecek vaziyetlerle karşılaştığını belirten Prof. Dr. Defne Kaya, “Her altı şahıstan biri de, geçen hafta, çok sık görülen mental sıhhat meselelerinden birisini yaşamıştır” dedi.

Mental meseleler ömrü kısaltıyor

Mental sıhhat problemlerinin, dünya çapında genel hastalık yükü yaratan ana nedenlerin en ehemmiyetlilerinden birisi olduğuna dikkat sürükleyen Prof. Dr. Defne Kaya, “Ciddi mental hastalığa sahip bireylerin hayat vakitleri, kalp hastalığı gibi bulaşıcı olmayan önlenebilir hastalığı olanlara göre 10-20 sene daha kısalmaktadır. Mental sıhhat problemi olan hastaların %70’i aynı zamanda fiziksel sıhhatleri makûslaştığı için erken yaşta kaybedilmektedir” diye konuştu.

Kronik hastalığı olanlar da mental meseleler yaşıyor

Bununla beraber kronik hastalığa sahip olan, kumpaslı ilaç kullanan ya da uzun süren rehabilitasyonlara maruz kalan bireylerde de mental sıhhat problemleri görüldüğünü ifade eden Prof. Dr. Defne Kaya, “Kireçlenmesi olan hastaların %20’sinde bunalım ve anksiyete, felç geçiren hastaların %33’ünde bunalım ve kırılganlık belirtiyi olan fertlerin özellikle yaşlılarda %38’inde bunalım görülmektedir” dedi.

Bu tekliflere kulak verin

Prof. Dr. Defne Kaya mental sıhhatimizi gözetmek için tekliflerini şöyle sıraladı:

– Sıhhatlı ve balanslı beslenmeliyiz.

– Beden ağırlığımızı sıhhatli hudutlar içini yakalamalıyız.

– Kumpaslı egzersiz yapmalıyız.

– İçkiyi çok az seviyede harcamalıyız ya da vazgeçmeliyiz.

– Sigara içmemeliyiz.

– Kan tazyikimizi bayağı sıhhatli hudutlar içini yakalamalıyız.

Kumpaslı egzersiz beyin için de faydalı

“Egzersiz yatırımı”nın yalnızca beden sıhhati için değil, beyinde de çok ehemmiyetli ve eforlu tesirler oluşturduğunu ifade eden Prof. Dr. Defne Kaya, “Kumpaslı fiziksel etkinlik çok değerli bir mücevher gibi hep hayatınızın içinde olması gerekiyor. Egzersiz hapınızı kumpaslı alarak sağlayabileceğiniz bayağı kan tazyiki, nabız, kolesterol seviyesi, insulin seviyesi ve bayağı beden ağırlığı sizleri ileri yaşlarda bunama tehlikesinden de bir şemsiye gibi gözetecektir” dedi.

Orta şiddette egzersiz yapılmalı

Prof. Dr. Defne Kaya, egzersiz tekliflerini de şöyle sıraladı:

– Haftada en az 150 dakika orta şiddette aerobik etkinlik ve haftada 2-3 gün büyük adale gruplarına müteveccih güçlendirme egzersizleri.

– Haftada en az 75 dakika yüksek şiddette aerobik etkinlik ve haftada 2-3 gün büyük adale gruplarına müteveccih güçlendirme egzersizleri.

– Orta ve yüksek şiddetli aerobik egzersizleri karıştırabilirsiniz: Haftada iki gün 30 dakika koşup öteki günler süratli yürüyüş yapabilirsiniz. Yeniden haftada 2-3 gün büyük adale gruplarına müteveccih güçlendirme egzersizi yapmanız koşul.”

Hareketsizlik beyni küçültüyor

Fiziksel hareket seviyesi klasikten %20 daha az olan bireylerin kendi akranlarına göre beyinlerinin ufak olduğunun da gösterildiğini ifade eden Prof. Dr. Defne Kaya, “Aynı biçimde yüksek kalp sürati nabız ve kan tazyiki tansiyon olan bireylerin de bayağı tansiyon ve nabza sahip akranlarına oranla beyin hacimlerinin daha ufak olduğu tanımlanmıştır. Yüksek yoğunlukta interval idmanı, aerobik egzersiz, ağırlık idmanı, yoga, spor veya spora has etkinlikler, beyindeki değişik işlevlerin geliştirilmesini sağlıyor. Hafıza ve doğrultu bulmadan, kompleks düşünme, problem çözme, us yürütme ve birden fazla işle uğraşmaya kadar pek çok mevzuda işlevi olan bölgeler harekete geçiyor” dedi.

Mutsuzluk beyni küçültüyor

Mutsuzluk beyni küçültüyor

Mutsuzluk ve beyin arasında doğrudan ilişki var. Öyle ki uzun süreli mutsuzluk yaşayanların beyinlerinde küçülme alana geliyor. Mutluluğun, özellikle direnme eforu ve mukavemetliliği artırdığına dikkat sürükleyen uzmanlara göre mutluluk hastalık bulgularının daha az sezilmesine neden olurken, bağışıklık sistemini uyararak hastalıkların tez iyileşmesini sağlıyor.

Dünya Mutluluk Günü

Birleşmiş Milletler BM, dünya üzerindeki insanların mutluluğu andırmaları ve kutlamaları için 2012 senesinde 20 Mart’ı “Dünya Mutluluk Günü” olarak bülten etti. BM Genel Merkezi’nin bulunduğu Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere aza bir hayli ülkede eğitim, kültür ve sosyal faaliyetleriyle kutlanan gün dolayısıyla muhtelif sivil toplum teşkilatları, dernek ve kuruluşlar ileti ve kutlamalar yayınlıyor.

Mutluluk, mukavemeti artırıyor

Genel olarak mutluluğun hayatı uzattığı veya hastalığı iyileştirdiğine dair bilgi bulunmadığını belirten Doç. Dr. Barış Metin, “Ancak bir hayli hastalıkta genel mutluluk seviyesinin hastalık seyri üzerine pozitif tesirleri olduğu bildirilmiştir. Mutluluk özellikle direnme eforu ve mukavemetliliği artırarak hastalık bulgularının daha az sezilmesine neden olur. Ayrıca mutluluk bağışıklık sistemini uyararak hastalıkların tez iyileşmesine neden olur.”

Mutlu insanlar daha az şikayet ediyor

Hastalansalar dahi mutlu insanların hastalığa bağlı daha az şikayet ettiklerini, hastalık bulgularını daha az sezdiklerini vurgulayan Doç. Dr. Metin, “Özellikle kanser hastaları üzerinde yapılan çalışmalar, genel mutluluk seviyeyi ile hastalıkta şikayet arasında ters istikametli ilişki olduğunu göstermektedir” dedi.

Uzun süreli mutsuzluk, beyinde küçülmeye yol açıyor

Mutsuzluk ve beyin arasındaki ilişkiye değinen Doç. Dr. Barış Metin, uzun süreli mutsuzluk yaşayan bireylerin beyinlerinde küçülme alana geldiğini belirterek “Bu küçülme bir hayli bilimsel çalışmada gösterilmiştir. Bu gidişat, özellikle rehabilitasyon edilmeyen bunalımdaki fertler için geçerlidir. Uzun süren mutsuzluk, yaşamdan sevinç alamama ve yeis hallerine tıbbi müdahale lüzumludur. Yaşlılık yarıyılında mutsuz olma küçülmeye bağlı olarak bunamayla sonuçlanabilir” biçiminde konuştu.

Mutluluk da mutsuzluk da biliniyor

“Psikoloji, insanı mutsuz eden düşünme şekillerinin varlığını ortaya koymaktadır” diyen Doç. Dr. Barış Metin, “Bu düşünme kalıpları da genel olarak bilme yoluyla kazanıldığından, dolaylı olarak mutluluğu veya mutsuzluğun bilindiği söylenebilir. Bireyin ailede sıhhatli sosyal ilişkiler kurma, bağışlayıcı olma, şükretme gibi mutluluk verici alışkanlıkları kazanması, yaşamda mutlu olmasını sağlayabilir” diye konuştu. Doç. Dr. Barış Metin, zihin ile mutluluk arasında cılız da olsa bir ilişki olduğunu da belirterek, “Yapılan çalışmalar düşük zihinli fertlerin daha az mutlu olduğunu göstermektedir” dedi.

Emeli olan insanlar son seviye mutluluğa erişiyor

“Genel olarak mutluluğun dört çeşidi olduğu söylenebilir” diyen Doç. Dr. Barış Metin, laflarına şöyle devam etti: “Birinci çeşidi; parasal mutluluktur ve bir şeye sahip olmaktan dinlenen mutluluğu anlatır. İkinci çeşidi; şahsi özelliklerden başka bir deyişle kendini geliştirmek ve iyi özelliklere sahip olmaktan dinlenen mutluluktur. Üçüncü çeşidi; ilişkilerden dinlenen mutluluktur başka bir deyişle buna ‘beğenmek ve hoşlanılmaktan dinlenen mutluluk’ da denebilir. Dördüncü ve son düzey mutluluk da kendini reelleştirme ve dünyada var olma emelini kavramış olmaktan dinlenen mutluluktur ki buna ‘mutluluğun azami seviyesi’ de denir. Bu seviyeye erişmek için kendimizi, dünyadaki emelimizi ve kendi emellerimizi reelleştirecek uğraşları, potansiyelimizi kullanabileceğimiz etkinlikleri bulmamız gerekir. Yaşamda emelleri olan insanların bu son seviye mutluluğa eriştikleri öğrenilmektedir.”

Mutluluğu kalıcı kılmak bizim elimizde

Doç. Dr. Barış Metin, “Mutluluğu kalıcı kılmak için kısa yarıyıl parasal mutluluklar yerine manevi mutlulukları öne çıkarma, sosyal dostluk ve aile bağlarını koruma, sahip olduğumuz şeyler için şükretme ve affedici olmak lüzumludur” diyerek en çok mutlu olanların iyi ilişkiler kuran, bağışlayabilen ve şükran dinleyebilen insanlar olduğunun altını çizdi.

Sıhhatsız beslenme, mutluluk seviyesini düşürüyor

“Sıhhatlı ve balanslı bir beslenme bir hayli kronik hastalığı önlediği için uzun yarıyılda mutluluk hissini artırmaktadır” diyen Doç. Dr. Barış Metin, “Kısa süreli mutluluk ve haz için sıhhatsiz, yeterli protein, mineral ve vitamin almadan beslenme uzun yarıyılda diyabet ve obezite gibi sıhhat meselelerini doğurarak mutluluk seviyesini düşürür” ihtarında bulundu.

Mükemmeliyetçi bayanların meseleyi

Mükemmeliyetçi bayanların meseleyi

Tempolu bir çalışmanın sonunda konuta geldiğinizde tüm vücudunuzun ağrıdığını sezmeniz büyük ihtimal.

Yaşadığınız streste üstüne ilave edilince sürüklediğiniz sızılar zamanla millet arasında ki deyimiyle kulunç başka bir deyişle yumuşak doku romatizmasına dönüşebilir.

Algoloji Sızı Uzmanı Doç. Dr. Kader Keskinbora, kulunç gibi sızıların özeliikle de yüzde 80 gibi bir oranla mükemmeliyetçi bayanlar ve işkoliklerde görüldüğünü belirterek çoğu insanda da tesirli olduğunu söyledi.

Hastalığın boyun, sırt, boyun, omuz ve kalçalarda ortaya çıkan yakalanmaların olduğunu aynı zamanda da adale sızılarına neden olduğunu vurgulayan Keskinbora ”3 aydan uzun süren yaygın adale-eklem sızısı, bedende bazı duyarlı sızılı noktalar, bitkinlik, sabah tutukluğu ile karakterize kronik bir hastalık olan yumuşak doku romatizması fibromiyalji her yaşta ve her iki türde de görülebiliyor. Ancak sıklıkla 25-60 arası ve bayanlarda, erkeklerden daha fazla tesadüfülüyor. Özellikle mükemmeliyetçi bayanlar ve işkolikler tehlike altında.” dedi.

Strese bağlı yakalanmalar beyni etkiliyor

Keskinbora, strese bağlı olarak büyüyen yakalanmaların, beyin ve etraf asaplar arasındaki mesajımda vazife alan serotonin ve adrenalin gibi bazı kimyevi maddelerde yetersizlik veya bozukluğa neden olduğuna söyledi. Keskinbora, “Bedende sızı idrak edilmesinde ehemmiyetli olan bu maddelerin yetersizliği üzerine ilave edilen, fazla stres ve kaygı ise vaziyeti daha karışık bir hale getiriyor. Son çalışmalar bunalım, uyku bozukluğu ve etrafsal etkenlerin fibromiyalji yakınmalarını kısır döngüye çevirdiğine dikkat sürüklüyor.” diye laflarına devam etti.

Rehabilitasyon uygulaması bir kere yapılıyor

Keskinbora, rehabilitasyonda öncelikle serotonin ve adrenalin maddelerini yerine koyan antidepresanların kullanımının büyük ehemmiyet taşıdığını belirtti. Keskinbora, hastalığın rehabilitasyonu hakkında şu söylemelerde bulundu: “Birliktesi yapılması gereken boyun, omuz ve sırttaki sızılı tetik noktalara radyofrekans rehabilitasyonu uygulamasıdır. Radyofrekans akımı üreten özel bir jeneratör ve bu akımı dokuya ileten bir radyofrekans iğnesi ile sızılı tetik noktalara girilerek radyofrekans akımı pulsed modunda 10 dakika uygulanır. Yapılan çalışmalarda zafer yüzde 70 oranındadır. Hastaya uygulama bir kere yapılır ve vasati 6 ay ile 2 sene süresi süresince hastaların boyun ve sırt sızıları eksilir. Pulsed radyofrekans akımı uyguladığı bölgede doku zararı yapmadan sızı sağaltımı sağlar, bu sebeple bu harekât hastaya tekerrür tekerrür uygulanabilir.”

Bu protein ihtiyarlamayı geciktirecek

Bu protein ihtiyarlamayı geciktirecek

Harvard Üniversitesi’nden uzmanların, GDF11 ismi verilen ve genç deneklerin kanında bulunan proteinin yaşlı deneklerde adale ve beyin işlevlerini iyileştirdiği neticesine vardığını gösteriyor. Protein, bu iyileşmeyi yeni kan damarları yaratarak sağlıyor.

Habere göre, yapılan deneyde genç deneklerin kan dolaşım sistemini yaşlı deneklere bağlayan uzmanlar, yaşlı deneklerdeki GDF11 protein oranının yükselmesini sağlamış. Öbür bir deneyde yaşlı deneğe protein enjekte eden uzmanlar, en pozitif neticeleri aynı kanı paylaşan deneklerde tespit etmiş. Uzmanlar, yaşlı deneklerde yeni kan damarları yaradılışına ve kan dolaşım sisteminin akışında iyileşmelere, başka bir deyişle dokulardaki ihtiyarlama tesirlerini geriye çeviren belirtilere tesadüfmüş.

Harvard Üniversitesi Kök Hücre Enstitüsü’nden tahlilci Profesör Lee Rubin Rubin: “Yaşlı deneğe genç deneğin kanını aktardığımız bu kolay operasyon sayesinde yaşlı deneğin beyninde ehemmiyetli farklılıklar yaşandı; beyin daha da gençleşti. Öbür dokularda da eş farklılıklara rastladık” dedi.

Profesör Amy Wagers da GDF11’in Deoksirübo Nükleik Asit üzerindeki ihtiyarlamaya bağlı zararı onardığını tespit etmiş. Uzmanlar deneylerde sihrime ve zayıflama meseleyi olan yaşlı denek kalplerinin gençleşip, atışlarının daha kumpaslı hale geldiğini gözlemlemiş. Elde edilen belirtiler, insanlarda diyastolik kalp yetmezliği olarak öğrenilen ve genelde yaşlılarda görülen bu rahatsızlığın rehabilitasyonu için umut vadediyor.

Profesör Rubin, GDF11’in Alzheimer veya Parkinson hastalarına da umut ışığı olabileceğini belirtiyor.

Sıhhatli bir hayat vaad ediyor

Proteinin bir ‘gençlik iksiri’ olmadığını belirten Rubin, araştırmanın emelinin ömrü uzatmak değil, daha sıhhatli bir hayat sağlamak olduğunu söylüyor ve ilave ediyor: “Öbür bir deyişle, ömrünüz uzamasa dahi sıhhatli bir hayat sürebilirsiniz. Deneklerdeki değişik işlevlerin iyileşmesi ve dokuların yenilenmesi bunu gösteriyor.”

Nature isimli tabiat mecmuasında yayınlanan başka bir araştırmada ise Standford Üniversitesi analistleri, genç deneklerdeki kanın yaşlı deneklerde asap hücrelerini yenilediğini, bilme ve belleği geliştirdiğini keşfetmişler.

Biyoteknoloji şirketleriyle ortak çalışan Massachusetts ve California’daki uzmanların niyeti, belirtilerini insanlar üzerinde sınamak. Harvard Üniversitesi Profesörü Rubin, muayenehane deneylerin üç ile beş sene içinde başlayabileceğini öngörüyor.

Araştırmaların neticeleri ‘science’ mecmuasında yayınlandı.

Kafa travmalarının hepsi beyni derinden etkiliyor

Kafa travmalarının hepsi beyni derinden etkiliyor

Beynin kimlik uzvumuz olduğunu belirterek beyin sıhhatinin ehemmiyetine işaret eden Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, “Eğitim seviyeyi düşüklüğü, bilmemek, bunalıma girmek, uyuşturucu ve içki kullanmak beyin sıhhatini tehdit ediyor” ihtarında da bulunuyor.

Beyin kimlik uzvumuzdur

“Beyin düşünce ve tavır uzvumuz olarak yaşamımız için vereceğimiz kararları, bilmemizi ve bildiklerimizi uygulamamızı sağlayan, bu yolla yaşamımızın niteliğini tanımlayan uzuvdur” diyen Tanrıdağ, “Doğruyu yanlıştan, iyiyi makûstan, hoşu çirkinden beynimiz yoluyla ayırırız. Beyin kimlik uzvumuzdur. Kim olduğumuzun beyin sıhhati yoluyla farkında olabiliriz” diye konuştu.

Motosiklet kullanırken kesinlikle kask takın

Beyin sıhhatini tehdit eden etkenler içinde ilk sırada kafa travmalarının bulunduğunu belirten Prof. Dr. Tanrıdağ, “Her kafa travması beyin sıhhati için bir risktir. Bu sebeple kafa travmalarından korunmak, motosiklet kullanırken kask takmak, boks gibi aktiviteleden uzak durmak, beyin damarları hasta olduran sıhhatsiz gıdaları kısıtlamak gerekir. Eğitim seviyeyi düşüklüğü, bilmemek, bunalıma girmek, uyuşturucu ve içki kullanmak beyin sıhhatini tehdit eden etmenlerdir” ihtarında bulundu.

Beyin sıhhati için bu tekliflere kulak verilmeli

Tanrıdağ, Alzheimer’da hayat stilinin ehemmiyetini vurgulayarak hastalığı önlemeye ait ehemmiyetli önerilerde de bulundu. Prof. Dr. Tanrıdağ, nasihatlerini şöyle sıraladı:

– Hastalıkla alakalı efsanelere inanmayın.

– Yalnız yaşamayın, konuta kapanmayın.

– Hep aynı işlerle uğraşmayın, yeni şeyler deneyin.

– Yaşınızın insanı olmayın. Statünüzden sıyrılın.

– Dünyanın merkezinde oturmaktan bırakın.

– Mananızdan evvel duygularınıza güvenin.

– Hakimiyetli açlık öneri ediliyor.

– Seçenek tıbbın bu mevzuda yapacağı bir şey yok.

– Bulmaca çözecekseniz sudokuyu seçim edin.

– Nefret duygusundan uzak durun, pozitif düşünün.

– Çocukluğunuzun ve gençliğinizin mekanlarına gidin.

– Müzik dinleyin, muhtemelse şarkı söyleyin.

– Sabahları ilk işiniz gazete okumak olmasın.

– TV’de uzun haber ve müzakere programlarından uzak durun.

– Kumpaslı cinsel hayat beyni uyarıyor.

Erken teşhis ehemmiyetli

Beyin sıhhatini gözetmek için erken teşhisin ehemmiyetine vurgu yapan Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, özellikle Alzheimer gibi hastalığının başlangıç bulgularının basitlikle yanlış açıklanabildiğine dikkat çekti. Alzheimer hastalığının yaşa bağlı zekâ bitkinliği ve ihmalkârsızlık, bunalım, tiroid, hastalığı, B12 vitamini beceriksizliği gibi gidişatlarla karşılaşılabildiğini ifade eden Tanrıdağ, “Erken tanısı mevzusunda yaygınlaşmış bir uygulama yoktur. Buna karşılık, erken tanısı mevzusunda alıngan beyin check-up analizlerinin önerilmesi ise çok enderdir. Hastalıktan korunma ve ilerleme süratini yavaşlatma istikametlerinden beyni gözeten hayat stili tekliflerinin yerine getirilmesi çok ehemmiyetlidir” ihtarında bulundu.

Çok televizyon izlemek beyni öldürüyor

Çok televizyon izlemek beyni öldürüyor

Amerika Birleşik Devletleri Califaronia’da yapılan bir araştırma her gün 4 saat ve daha fazla televizyon izlemenin Alzheimer tehlikesini artırdığını ortaya çıkardı. San Fransisco’da bulunan Kuzey California Araştırma ve Eğitim Enstitüsü’nün yaptığı ve Alzheimer Derneği’nin Konferansı’nda söylenen neticelere göre hareketsiz hayat öğrenişsel marifetleri makûs etkiliyor ve gününü 4 saatten fazla televizyon izleyerek geçiren insanlarda bunama tehlikesini artırıyor. Araştırma için bir grup insan genç erişkinlik çağlarından itibaren 25 sene süresince izlendi. California Üniversitesi’nde psikiyatri, nöroloji ve epidemoloji profesörü olan Kristine Yaffe, araştırmanın özellikle gençler ve çocuklar için çok ehemmiyet taşıdığını belirtiyor ve dikkate almaları gerektiğini söylüyor.

Daha hareketli bir hayat

Yaffe’ye göre yalnızca televizyon ve egzersiz yapmayan insanlar değil, elektronik aletlere bağımlı yaşayan insanlar da tehlike altında. Fakat Kristine Yaffe’ye göre bu aynı zamanda iyi bir haber. Bilimadamları senelerdir Alzheimer hastalığının rehabilitasyonunu ve nasıl önleyebileceklerini inceliyordu. Bu araştırma neticesine göre daha hareketli bir hayat sürerek insanlar Alzheimer tehlikesini eksiltebilir. Eş bir netice bunama hastaları için de daha evvel bir hayli araştırmada yer almıştı. Egzersizin bunamayı önlüyor ve Alzheimer hastalığı tehlikesini eksiltiyor.

Kolonyadaki büyük tehlike

Kolonyadaki büyük tehlike

Hemen hemen hepimizin evinde bulunan kolonyalar beyin için risk oluşturabiliyor. Bazı üreticilerin etil içki yerine, zehirli kimyevilerden temizletilmemiş metil içkiyi kullanması ulus sıhhati açısından ciddi tehlike oluşturuyor.

Ucuz kolonya almayın

Nitelikli kolonyalarda ‘etanol’ denilen etil içki kullanılır. ‘Metanol’ dediğimiz ise metil içkidir. İçinde zehirli kimyeviler taşır, tamamen arıtılmış edilmemiş bir içkidir. Özellike de ucuz kolonyalarda seçim edilir. Kolonya imal maliyetini düşürmek için kolonyanın içindeki içki oranı düşürülür. Bu en çok limon kolonyasında uygulanır.

Ucuz kolonyalarda ya metanol içki kullanılıyor ya da derece düşürülerek maliyeti azıcık daha alt sürüklemeyi sağlıyor.

İyi bir limon kolonyası 80 derece, kokulularda ise 60 derece olmalıdır.

Metil içkiden yapılan kolonyaların hasarları

Kullandığınız kolonyaların yanlış seçimi başta beyin olmak üzere ciğerler ve ten üzerinde negatif tesirler yaratır.

Ferahlamak ve paklik emeliyle kullanmış olduğumuz kolonyaların içinde bulunan maddeler bedenimize solunum ve cilt yoluyla girmektedir. Metil içkiden yapılan kolonyalar beyin, ciğerler ve cilt üzerinde zarara yol açmaktadır. Kolonyanın yol açmış olduğu meseleler geri dönüşü olmayan problemler doğurabilir.

Çocuklar için çok hasarlı

Metanol içkiden yapılan bir kolonyayı burnunuza sürüklediğinizde surat binlerce hücrenizi öldürür. Hem kendinizin, hem de çocuklarınızın bu kolonyayı kullandığını düşündüğünüzde hasar çok büyüktür.

Sosyal ilişkiler alzheimer tehlikesini eksiltiyor

Sosyal ilişkiler alzheimer tehlikesini eksiltiyor

Erciyes Üniversitesi ERÜ Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Abonesi Prof. Dr. Emel Köseoğlu, “Sosyal ilişkiler beyni çalıştırıyor. İyi kurulan sosyal ilişkiler alzheimer tehlikesini eksiltiyor” dedi.

Anadolu Ajansının haberine göre, Türkiye Alzheimer Derneği Kayseri Şube Başkanlığı vazifesini de yürüten Köseoğlu, yaptığı söylemede, alzheimer hastalığına hayat şekli, etraf şartları, genetik etmenler ve beslenme gibi pek çok etmenin tesir ettiğini söyledi.

Vejetaryen perhizleri de alzheimerı tetikliyor

Köseoğlu, şeker ve kalp hastalarının, felç geçiren bireylerin ileriki yaşlarda alzheimera tutulma tehlikesinin daha fazla olduğunu belirtti. Sıkı vejetaryen perhizi yaparak tamamen nebatsal besinlerle beslenenlerde de alzheimera yatkınlık görüldüğünü anlatan Köseoğlu, B12 beceriksizliği çoğaldığı için bu vitaminin yaşlılara yardım edilmesi gerektiğini kaydoldu.

Köseoğlu, beslenmenin yanı gizeme eğitim seviyesinin de hastalığın seyrini etkilediğine dikkati sürükleyerek, şöyle konuştu:

“Beynimizde 1 milyar asap hücresi var ve bunlar birbirleriyle iletişim yapıyor. Ehemmiyetli olan asap hücrelerinin aşırılığı değil bunların birbirleriyle yaptıkları iletişimler. Bir asap hücresi bin tane değişik asap hücresiyle iletişim kuruyor. Bu iletişim için beyni zorlamak gerekiyor. Beyin zorlanırsa, işletilirse iletişimler daha zengin oluyor. Öğrenişsel etkinlikler daha da çoğalıyor. Bu sebeple eğitim seviyeyi yüksek olan bireylerin hücreler arası iletişimi fazla olduğu için alzheimer başlasa dahi bu bireyleri çok etkilemiyor. Hastalarda gözlemliyoruz, eğitim seviyeyi yüksek olanların hastalıkları daha yavaş seyirli oluyor. Düşük eğitim seviyeyi olanlar beyinlerini zorlamadıkları için hastalık daha fazla görülüyor.”

‘Sohbet edin’

Yaşı ilerlese de bireylerin her zaman faal olmaya ve bilmeye devam etmesi gerektiğini vurgulayan Köseoğlu, “Yaşlılar, ‘Yaşlandık artık, bu yaştan sonra bir şey bilemeyiz’ görüşüden sıyrılmalı. Sosyal ilişkiler beyni çalıştırıyor. Birine bir şey anlatırken belleğimizi kullanıyoruz, sohbet etmek ise dil işlevlerimizi canlı yakalıyor. İyi kurulan sosyal ilişkiler alzheimer tehlikesini eksiltiyor. Hastalığa tutulmadan evvel de hastalık belirdiğinde de sosyal ilişkiler canlı yakalanmalı” diye konuştu.

Köseoğlu, hastalık ilerlediğinde alzheimer hastalarının hiçbir işini tek başına yapamadığını belirterek, hastaların zamanla yatağa bağımlı hale geldiğini söyledi.

Hastalara bakan yakınlarının da büyük kasvet sürüklediğini ifade eden Köseoğlu, “Bu hastalarla restleşmeden, dikleşmeden uyuşmak gerekli. Hasta yakınının yükünü rahatlatmak gerekiyor. Aynı zamanda bu hastalara yer farklılığı da iyi gelmiyor. Alzheimerlı hastaya bakan birey, kavrayışlı, şefkatli davranmalı. Onun hastalandığını öğrenerek yanaşmalı” ifadelerini kullandı.

5 saniyelik görme kaybı dahi ehemmiyetli

5 saniyelik görme kaybı dahi ehemmiyetli

Görme marifetinin aniden kaybolması kuşkusuz ki yaşayan herkes için korkutucu bir tecrübe. Bu vaziyet 5-10 saniye kadar kısa süreli olabileceği gibi kalıcı olarak da devam edebiliyor. Acıbadem Taksim Sağlık Kurumu Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Haluk Esgin, bu sebeple kaybın süresi ne olursa olsun böyle bir vaziyette kesinlikle doktora başvurulması gerektiğine dikkat çekti. Özellikle görme kaybı açısından tehlikeli kabul edilen süratli kilo verenleri ve stres altında çalışanları uyarıyor.

Dünya üzerinde görme kaybı yaşayan bireylerin takribî yüzde 80’inin önlenebilir ya da rehabilitasyon edilebilir olduğu belirtiliyor. Bu tablo, gözde ortaya çıkan her türlü vaziyette süre kaybetmeden doktora müracaat etmenin de zorunluluğunu ortaya koyuyor. Ani görme kaybında olduğu gibi…Her ne kadar görme kabiliyetinde yaşanacak kayıp herkeste evham yaratsa da bazen bu mesele fark edilemeyecek ya da ciddiye alınamayacak kadar kısa süreli olabiliyor. Dolayısıyla zaman kaybedilebiliyor. Ani görme kaybı salt müdahale edilmesi gereken bir mesele olmakla beraber, kalp veya beyin gibi hayati uzuvlarımızdaki problemleri de haber vermesi açısından da ehemmiyet taşıyor.

göz doktoru

Kısa ya da uzun sürmesi ehemmiyetli değil

Ani görme kaybı, görmenin 5-10 saniye kadar kısa süreli veya kalıcı biçimde kaybedilmesi olarak belirleniyor. Kayıp, tam görüş alanını içererek tamamen etraf ışığı söndürülmüş gibi kapkaranlık olabileceği gibi siliklik veya soluk görme şeklinde de yaşanabiliyor. Acıbadem Taksim Sağlık Kurumu Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Haluk Esgin, “Ancak bu noktada sualin şiddeti ya da müddetine bakmayıp zaman kaybetmeden doktor tarafından tetkik edilmesine dikkat etmek gerekiyor” dedi.

Genellikle tek gözle alana geliyor

Ani görme kayıpları, gözü besleyen damar sistemi, görüntüyü beyne götüren görme asabı veya göz içindeki merceğin beslenme meseleleri gibi değişik faktörlerden kaynaklanabiliyor. Genellikle tek gözde alana gelmesine rağmen, dev hücreli arterit gibi bazı damar cerahatlerinde veya sahte içki kullanımında toksik nedenlere bağlı kısa aralıklı olarak her iki gözde de kayıplar yaşanabiliyor. Prof. Dr. Haluk Esgin, iki gözümüz sarihken baktığımızda bir gözde alana gelen kaybı kavramanın çok efor olduğunu belirterek, “Bu sebeple görme seviyeyi bir göz kapatılarak hakimiyet edilmeli. İki göz arasındaki görüntüde bir fark varsa, ortada mesele olduğu anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.

göz

Süratli kilo verenler dikkat

Ani görme kayıpları sıklıkla ileri yaşta görülmekle beraber gençlerde de görme seviyesinde ani eksilmeler yaşanabiliyor. Prof. Dr. Haluk Esgin, özellikle süratli kilo kayıpları sonrasında ya da beden şekillendirme için kullanılan destek mahsullerine bağlı olarak bu meseleyle karşılaşılabileceğine dikkat sürüklüyor. Bu gidişatın, nedeni bütün olarak öğrenilmemekle birlikte, metabolizmadaki farklılığa bağlı görme asabının beslenmesindeki bozulma neticeyi ortaya çıktığı düşünülüyor. Dolayısıyla kesinlikle bir diyetisyen hakimiyetinde ve bedendeki vitamin ve minerallerin takibi yapılarak kilo verilmesi gerekiyor. Bununla beraber yeniden günümüzde yoğun stres altındaki işlerde çalışanlarda da haftalar ya da aylar sürebilen görme eksilmeleri yaşanabiliyor. Gözün damar katmanındaki bölgesel bozulmalara bağlı olarak ortaya çıkan bu vaziyette ise uygun ilaç ve lazer rehabilitasyonlarıyla görmenin tekerrür kazanılması olası olabiliyor. Ayrıca, strese yol açan nedenlerin ortadan kaldırılması hastalığın yinelemesinin önüne geçilebiliyor. Prof. Dr. Haluk Esgin’in verdiği bilgiye göre, bazen kısa süreli kayba yol açan göz damarlarındaki spazm veya kısa süreli tıkanmalar, kalp veya hayati ana damar sistemindeki bozuklukların erken teşhis edilmesiyle rehabilitasyon edilebiliyor. Bu sayede görme kayıplarının da kalıcı hale gelmesi önlenebiliyor.

göz

Beyin hastalıklarının erken yarıyıl bulgusu da olabiliyor

Göz küreleri gerçeğinde beynin bir uzantısı. Bu sebeple bazen flu görme veya renk algısındaki bozulma gibi bulgular görme asabının etkilendiğini de gösterebiliyor. Dolayısıyla MS multipl Skleroz gibi bazı beyin hastalıklarının görmede oluşabilecek bu farklılarla erken yarıyılda tespit etilmesi olası olabiliyor. Bu vaziyette, birkaç hafta içinde görme yavaş yavaş kendiliğinden düzelebiliyor. Ancak saldırılar halinde yineleyen kayıplara bağlı görmede kalıcı eksilme büyüyebilirken, MS rehabilitasyonu altında görme kaybı hücumlarının yasaklanması olası olabiliyor.

görme bozukluğu

Erken yarıyılda rehabilitasyonla görmeyi geri döndürmek olası

Işık çakması veya gözde uçuşmalarla ortaya çıkan, üst veya alt bölgedeki perdeli görme, göz katmanlarında bir yırtılma veya ufalamanın habercisi olabiliyor. Böyle vaziyetlerde de erken yarıyılda lazer rehabilitasyonu veya geç yarıyılda yapılacak cerrahi teşebbüslerle kalıcı görme kayıplarını önlemek olası olabiliyor. Yeniden göz içi kanamaları yaşayan diyabet hastalarında da ortaya çıkabilecek ani görme kayıplarında da lazer ve cerrahi rehabilitasyonlarla görmeyi geriye döndürülebiliyor.

İleri yaşlardaki ani görme kayıplarında ise genellikle nedenin damar tıkanıklıkları olduğunu andırdıran Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Haluk Esgin, bu hastalar için rehabilitasyon yaklaşımı mevzusunda şunları anlattı: “Gözün ana arter sistemindeki tıkanmalarda erken yarıyılda süratli rehabilitasyon fayda getiriyor. Toplar damar tıkanmalarına bağlı eksilmede ise, göz içine enjeksiyonlarla hem görme eksilmesini yavaşlatmak, hem de gözün ilerde sızılı, hiç görmeyen bir göz olmasının önüne geçmek olası olabiliyor.”

Ayçiçek ve mısır yağıyla yapılan kızartmalarda kanser riski

Ayçiçek ve mısır yağıyla yapılan kızartmalarda kanser riski

Dünyanın en saygın üniversitelerinden Oxford’lu bilim insanları ayçiçek ve mısıryağlarının kimyasal toksin oluşumuna neden olduğunu, yiyeceklerin zeytinyağı ya da tereyağıyla pişirilmesi gerketiğini belirtti. Araştırmaya göre ayçiçeği ve mısır yağı tüketimi, başta kanser olmak üzere kalp hastalıkları ve bunama gibi çeşitli rahatsızlıklara sebep oluyor.

Günlük limitin çok üstünde toksin içeriyor

Uzmanlar ayrıca, çok fazla ayçiçeği ve mısır yağı tüketiminin beynin gereğinden fazla omega 6 almasına sebep olacağını böylece omega 3 alımını olumsuz etkileyeceğini belirtti. Araştırmayı yürüten Profesör Martin Grootveld, “Ayçiçeği ve mısır yağı ile kızartılan besinler, Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) açıkladığı günlük limitin 100-200 katı kimyasal toksin içeriyor” ifadelerini kullandı.

Page 1 of 51 2 3 5