Migreni hafife almayın

Migreni hafife almayın

Yeni bir araştırma, son senelerde çokça incelenen inme ve migren ilişkisine dair belirtiler sunuyor. Migren inme için bir tehlike oluşturuyor; ancak bu tehlikeyi net olarak belirlemek için yeniden de daha detaylı araştırmalara gereksinim var.

Amerika Birleşik Devletleri Miami ve Columbia Üniversiteleri’nden bir araştırma takımı, inme ve suskun beyin enfarktları için, ehemmiyetli bir tehlike etmeni olarak öne sürülen migren hikayesinin ne kadar tesirli olduğunu inceledi. Yöntem olarak çok rakamda katılımcının beyin MRmanyetik titreşim görüntülerinin elde edilmiş olması, takımın bu mevzuya ciddi yatırım yaptığını gösteriyor. Geçmişte geçirilen inme ve damar hastalıklarını en doğru gösteren muayene, en azından şimdilik MR görüntülemesi. Çalışmada da migren hikayesi olan 104 birey ile olmayan 442 bireye ait beyin MR görüntüleri karşılaştırıldı. Yaş ortalamaları 71 olan katılımcılardan elde edilen bilgiler, inme ile alakalı öbür tehlike etkenlerini dışlayacak biçimde yine uyarlandığında bile, migreni olanların, olmayan grubun iki katı kadar suskun beyin enfarktına sahip olduğu görüldü. Suskun beyin enfarktından kast edilen, alana geldiği sırada, bir işlev kaybı ya da rastgele bir bulguya yol açmamış, bu nedenle da fark edilmemiş damar tıkanıkları ya da kanamaları. Bu tıkanıklık ya da kanamanın olduğu yerde beyin dokusu beslenemiyor ve can veriyor; ancak her zaman bir bulgu ortaya çıkmayabiliyor. Yeniden de bu damar hastalıkları ileride alana gelebilecek bir inme için tehlike etmeni.

Auralı-aurasız migren

Ayrıca çalışmaya katılan migren hastalarının çoğu aurasız migren hastası. Başka Bir Deyişle baş sızısından evvel bulantı, ışık çakmaları, makûs kokulardan rahatsızlık dinleme gibi şikayetlerin görüldüğü aura tablosunun eşlik etmediği migren hastaları. Tahlilcilere göre bu belirti, migrenin suskun beyin enfarktlarıyla ilişkisinde auranın kesinlikle lüzumlu bir rolü olmayabileceğine işaret ediyor. Oysa geçen seneye kadar araştırmalarda auralı migrenin ehemmiyetli bir tehlike etmeni olarak kabul edilebileceği gösterilmişti. Yeniden migren hastalarından oluşan grupta, inme için bir tehlike etmeni olan hipertansiyon da sık görülmüş; ancak belirtilere göre migrenle suskun enfarktların ilişkisi yüksek kan tazyikinden bağımsız olarak kurulabiliyor. Belirli ki, migren ve inme ilişkisini inceleyen çalışmalardaki paradoksları aydınlatmak için kapsamlı bir meta-incelemeye de gerek var.

Neticede, migren sızılarının sıklığını ve şiddetini önlemek, başka bir deyişle profilaksi, inme tehlikesini eksiltmekte ehemmiyetli olabilir mi suali gündeme geliyor. Bunun için ileriye dönük ve uzun vadeli çalışmalara gereksinim olsa da, eldeki belirtiler migren tipi baş sızılarının hafife alınmaması gerektiğini gösteriyor. Böyle bir vaziyeti olan fertlerin, inme ve damar hastalıkları ile alakalı öbür tehlike etmenleri açısından da daha dikkatli olmaları gerekiyor.

Beyninizi bu yiyeceklerden gözetin

Beyninizi bu yiyeceklerden gözetin

İnsanlar için en ehemmiyetli hasılat sıhhatli bir beyindir. Beyin sıhhatiniz için bu gıdalardan uzak durun.

İşte beyne hasarlı yiyecekler…

HABERİN DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ

Yatmanıza dayanakçı olacak gıdalar

Yatmanıza dayanakçı olacak gıdalar

Akşam yemeğinde proteini fazla kaçırdıysanız, uykunuza kaçabilir. Uyumadan 2 saat evvel kendinize ufak bir uyku atıştırmalığı hazırlamak ister misiniz?

İşte daha sıhhatli bir uyku için yemeniz gerekenler…

HABERİN DEVAMI İÇİN TIKLA

Çikolata kalbinizi koruyor

Çikolata kalbinizi koruyor

Uzman Diyetisyen Pınar Kural Enç, kuru erik, çikolata, yeşil çay, somon ve ton balığı, ceviz, yulaf ezmesi, kuşkonmaz, yer elması ve papaya’nın kalbe iyi geldiğini belirtti.

İşte kalbinizi gözeten gıdalar…

Çikolata

Günlük harcayacağınız 3 ufak parça bitter çikolata kalp ve damar sisteminiz açısından oldukça verimlidir. Bitter çikolata tansiyonu ve LDL denilen makûs kolesterolü düşürür. Ayrıca bitter çikolatanın yurtdışında yapılan araştırmalar neticeyi kalp krizi tehlikesini de yüzde 50 düşürdüğü görülmüştür.

Yeşil çay

Yüksek oranda antioksidan, A, C ve E vitaminleri kapsıyor. Antioksidan özelliği sebebiyle kalp hastalıklarının yasaklanmasında tesirli oluyor. Bu sebeple günde en az 1 fincan yeşil çay içmelisiniz.

Somon ve ton balığı

Kalp sıhhati açısından ehemmiyetli ve lüzumlu olan Omega 3 yağ asidi somon ve ton balığında yüksek oranda bulunmaktadır. Haftada en az bir kere somon balığı veya ton balığı yemenizde fayda var.

Ceviz

Ceviz, yiyecek bedeli güzergahından zengin bir gıdadır. İçeriğinde thiamin, folacin ve A, B1, B2, B 6, C, D, E ve P vitaminleri bulunmaktadır. Ayrıca cevizde demir, çinko, bakır, magnezyum, fosfor ve potasyum da bol ölçüde mevcuttur. Cevizde bulunan yağ asitleri kalp hastalıklarına karşı gözeticidir. Kalp ve tansiyon hastalarında kan tazyikini ayarlar. Kanın pıhtılaşma gidişatında ceviz harcandığı zaman, kan pıhtılaşmasını önler. Günde birkaç avuç ceviz yemek kalbe giden kan dolaşımını kumpaslar, damar sertleşmesini önler ve kalp hastalığı tehlikesini eksiltir.

Yulaf ezmesi

Kapsadığı lifler sayesinde kalp sağlığına gözetiyor. B ve E vitamini içeriklerinden dolayı da kalp hastalıklarını önleyicidir. Ayrıca protein, kalsiyum, demir, çinko, bakır, magnezyum kapsıyor. Bu sebeplerle tüketimi artırılmalıdır.

Kuşkonmaz

Kalorisi oldukça düşük olan bir gıdadır. İçeriğinde B6 vitamini, folik asit, C vitamini, keratin ve muhtelif lifler bulunmaktadır.1 kase haşlanmış kuşkonmaz bedenin günlük B vitamini lüzumunun büyük bir kısmını karşılar. Bedendeki hasarlı yağ hücrelerinin atılmasına ve kolesterolun düşmesine dayanakçı olarak kalbe de iyi geliyor.

Kuru erik

Antioksidan oranı azami gıdalardan biri olan Kuru Erik, lif içeriği sayesinde kalp hastalıkları tehlikesini eksiltir.16 adet kuru erik günlük lif lüzumunun yüzde 20-25’ini karşılar.

Yer elması

Yer Elması, A ve C vitaminleri ile kalsiyum, demir ve fosfor mineralleri açısından zengin bir gıdadır. Birçok antioksidan kapsayan yer elması, hür radikalleri bedenden atarak kalp sıhhatini korur. Kapsadığı yiyecek bedelleri ile de anemiye verimlidir.

Papaya

Papaya, egzotik meyveler arasında oldukça bedelli bir yere sahiptir. Protein, mineral ve vitaminler gibi günlük alınması gereken gıdaların ehemmiyetli bir kısmı bu Papayadan sağlanabilir. Papaya meyvesi olgunlaştıkça kapsadığı C vitamini ölçüyü de çoğalır. Papayanın içindeki sindirim sistemini kumpasa sokan enzimler kalp kaslarına gözetir, yeniden içeriğinde bulunan potasyumda kalbi besler.”

20’li yaşlarda bunlara dikkat edin

20'li yaşlarda bunlara dikkat edin

20’li yaşlarda dikkat edilmesi gereken sıhhat meseleleriyle alakalı kesinlikle temkin almanız gereken bulgularla karşılaştığınız zaman, bunları ilgisizlik etmemeniz için evvel öğrenmeniz gerekir.

İşte dikkat gerektiren 10 madde…

HABERİN DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ

Bu virüs her 10 bayandan 8’inde var

Bu virüs her 10 bayandan 8'inde var

Rahim ağzı kanseri dünyada bayanlar arasında en sık görülen 2’nci kanser cinsi olarak öğreniliyor. Ancak erken teşhis ve doğru rehabilitasyon tasarılaması ile rahim sızı kanseri ile baş etmek olası olabiliyor. Memorial Hizmet Sağlık Kurumu Bayan Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Nadide Korkut, rahim ağzı kanseri ve rehabilitasyonu hakkında bilgi verdi.

Rahim ağzı kanserinin en ehemmiyetli sebebi cinsel yolla gecen HPV virüsleridir

Rahim ağzı kanseri HPV virüsünün neden olduğu anormal hücrelerin dağılması ile oluşmaktadır. Ancak bu anormal hücrelerin kansere dönüşmesi uzun seneler sürebilmektedir. HPV son derece yaygın, bulaşıcı ve bazen hiç bulgu vermeyen, cinsel yolla gecen bir virüstür. Bulgu göstermediği için dağılması çok basit olan HPV ‘nin 100’den fazla cinsi vardır ve hepsi kanserojen değildir.

Genital siğil görülebiliyor

Her 10 bayandan 8’i bu virüsle 50 yaşına kadar karşılaşmaktadır. Beden eforlu bağışıklık sistemiyle bu virüsleri yenebilmekte ancak bazen kanserojen HPV virüsleri rahim ağzında anormal hücreler oluşturarak; seneler sonra rahim ağzı kanseri alana getirebilmektedir. Bazı HPV tipleri ise genital siğillere neden olabilmektedir. Bunların rehabilitasyonu muhtelif yollarla yapılmaktadır. Bu rehabilitasyon metotları; cerrahi olarak siğili almak, koterize etmekyakmak,kriyo yapmakdondurmak ve ilaç tasarılamasıdır. Genital siğiller bayanda ciddi bir psikolojik imha yaratabilmektedir. Özellikle bulaşıcı olması; rehabilitasyondan sonra tekerrür edebilmesi ve rehabilitasyonun sızılı ve zaman akdikeni bir süreç olması bayanda ciddi psikolojik problemler yaratabilmektedir.

Şahsi paklik ve hijyen ehemmiyetli

HPV %90 cinsel yolla; % 10 ise el ile temas, tuvalet ve şahsi hijyen malzemeleri ile bulaşabilmektedir. Birden fazla partnerin bulunması, HPV bulaşıcılığı acısından çok tehlike taşımaktadır. HPV; cinsellik dışında bebeğe doğum esnasında da geçebilir ve bu sebeple bu hamileliklerde sezaryen gerekebilmektedir. Zira bazı HPV virüsleri çocukta ilerleyen senelerde farenks boğaz kanseri oluşturabilmektedir. Virüs 72 saat yaşayabildiği için bebek bakıcılarının ellerinden bebeklere geçebilmektedir.

Kumpaslı jinekolojik tetkik ve smear testi yaşam kurtarır

Bu virüsün iki ay ya da 10 sene evvel bedene girme ihtimali mevzubahisi olabilmektedir. Bir defa cinsel ilişkide bulunmak, bu kansere tutulabilme ihtimalini göstermektedir. Başka Bir Deyişle seneler evvelki bir ilişkiden kapılan virüs; karşımıza 10 sene sonra rahim ağzı kanseri olarak çıkabilmektedir. Çoğu zaman hiçbir bulgu vermemektedir. Bu sebeple kumpaslı jinekolojik tetkik ve smear testi yapılması önerilir. Zira papsmear, HPV ‘nin hücrelere yaptığı erken zararın anlaşılmasını ve hastanın hakimiyet altında yakalanmasını sağlamaktadır. Ayrıca artık PRC tekniğiyle; kanserojen olan HPV tiplerini de tespit edilebilmesi olası olabilmektedir.

45 yaşına kadar tüm bayan ve erkeklerde aşı uygulanmalıdır

HPV virüsüne karşı aşı yapılması da rahim ağzı kanserinden korunmada en ehemmiyetli yollardan biridir. Aşının cinsel ilişkiden evvel tüm genç kızlara ve muhtemelse 45 yaşa kadar tüm bayanlara ve erkeklere de yapılması gerekmektedir. Zira HPV erkeklerde de bazı kanser cinslerine yol açmakta ve taşıyıcılıkla HPV aktarımına neden olmaktadır.

Mevsimsel göz alerjisine dikkat

Mevsimsel göz alerjisine dikkat

Medical Park Antalya Sağlık Kurumu Kompleksi Göz Bölümü’nde misyonlu Op.Dr. Mehmet Tahir Şam, göz kapağının iç yüzeyi ve göz yuvarlağının iç kısmını örten çepere konjunktiva ismi verildiği ve solunum yoluyla burun yüzeyini örten çeper gibi bu çeperin de alerjik hastalıklardan etkilenerek iltihaplanma olduğunu belirtti. Op. Dr. Şam, “Gözde alerjik sebebe bağlı oluşan hastalıkların başında alerjik konjonktivik ve atopik kerato konjonktivit yer almaktadır” dedi.

Alerjik konjonktivitin mevsimsel ve sene boyu süren olmak üzere iki tip olduğunu belirten Op.Dr. Şam, mevsimsel alerjik konjonktivitin, ilkbaharda başladığını, sıklıkla burun alerjisiyle beraber izlediğini polen mevsimi bittiğinde kendinden düzeldiğini söyledi. Başlangıçta gözlerde yanma, kaşıntı, sulanma, çapak ve göz kapaklarında şişme gibi bulguların baş gösterdiğini söyleyen Op.Dr. Şam, şöyle konuştu: “Havalandırma yerine klima kullanınız. Klimaların filtreli olma özelliklerinden dolayı, alerjik gidişatlarda kullanılması önerilir. Dışarıdaki zerreciklerin odaya dolaysız girmesi önlenmiş olur. Bahar ve yaz aylarında özellikle güneş gözlüğü kullanın, gözünüzü elinizle kaşıyıp ovalamayın.”

Ağız kokusu Ramazan’da başınıza tasa olmasın

Ağız kokusu Ramazan'da başınıza tasa olmasın

Dentistanbul Ataşehir Sağlık Kurumu Başhekimi Dt. Canel Eligül, ağız içindeki meseleli dişlerin Ramazan ayında daha çok kokuya neden olabileceğini belirterek, Ramazan başlamadan ağız-diş hakimiyetlerinin yaptırılması ihtarında bulundu.

Ağız kokusu sosyal hayatta büyük mesele yaratırken, Ramazan ayında en sık şikayet ettiğimiz sıhhat meselelerinden biri haline geliyor. Dt. Canel Eligül Ramazan’da ağız kokusunun en ehemmiyetli sebebinin kuruluk olduğunu belirterek, günlük lüzumumuz olan suyu iftardan sahura kadar olan süreçte almamız gerektiğini söyledi.

Ramazanda ağız-diş sıhhatine daha çok dikkat etmemiz gerektiğini ifade eden Dt. Canel Eligül, “Ramazan ayı süresince dişler, dil sırtı ve diş eti bölgelerinin arınılmasının ehemmiyeti daha da çoğalmaktadır. İftar ve sahurda yenilen yemeklerden sonra ağızdaki asit-baz balansı tamamen bozulur, asit oranında çoğalış olur. Dolayısıyla, bakteri artması için uygun etraf alana kazanç. Yemek yenildikten sonra hemen uyunursa birikintiler sebebiyle daha çok bakteri üreyebilir” diye konuştu.

Ağız su ile çalkalanmalı

Ağız kokusunun en ehemmiyetli sebeplerinden birinin kuruluk olduğuna işaret eden Dt. Eligül, “İftardan sahura kadarki süreç içinde bedenin eksilmiş su ölçüsünü yerine koymak sıhhat için lüzumlu olduğu kadar ağız kokusu içinde ehemmiyetlidir” dedi.

Dt. Canel Eligül, Ramazan ayına girilmeden ağız hakimiyetini kesinlikle yaptırmak gerektiğini ifade ederek şunları söyledi:

“Ağız içinde var olan çürükler, dişeti problemleri, aşınmış dolgular, köprüler, zamanla besin birikmesine yol kalemtıraşından makûs kokulara neden olabilir. Oruçlu olmanın tesiri ile ağız kokusu tehlikesinin çoğalacağı göz önüne alındığında; ağız bakımının yapılarak Ramazan ayına girilmesinin ehemmiyeti daha da çoğalmaktadır.”

Dt. Canel Eligül, ağız kokusunun ölçülebildiğine de dikkati sürükleyerek, ölçümün ardından yüzde 70 oranında rehabilitasyon edilebildiğini anlattı.

Canel Eligül Ramazan evveli ağız-diş sıhhati için şu tekliflere bulundu:

· Ramazan evveli ağız tetkikinizi ve zorunluysa rehabilitasyonunuzu yaptırın.

· Günlük ağız bakımınızı iyi yapın. fırçalama, diş ipi ve çinko içerikli macun ve gargara kullanımını bakımsızlık etmemek

· Yiyecekleri iyi çiğneyin. mide yükünü eksilterek, kabızlığı önlemek

· Özellikle sahurda fazla şekerli besinlerden kaçının.

· Ağız kokusunu eksiltici yiyecekleri öğünlerimize dahil edin. tarçın, yeşil çay, her türlü çerez, ceviz, fıstık vs

· Ağız kokusunu çoğaldırıcı besinlerin yumurta, süt mahsulleri gibi tüketim zamanlarına dikkat edin.

· Oruçlu bulunan zaman diliminde, ağız kuruluğunun önüne geçmek emeliyle zaman zaman suyla ağız çalkalayın.

Diş çıbanını hafife almayın

Diş çıbanını hafife almayın

Çıbanın ilk olarak ağızda oluşan şişlik, kızarıklık ve kimi zaman direnilmesi olası olmayan sızı ile kendini gösterdiğini belirten Hospitadent Diş Hastanesi’nden Dt. Çağrı Altuntaş, “Bu bulgular görüldüğünde kesinlikle bir diş doktoruna giderek tıbbi bir müdahale alınmalıdır. Zira bir diş doktoru tarafından rehabilitasyon edilmediği takdirde, bu cerahat derin dokulara ilerleyerek, etraf dokulara ve çene kemiğine doğru dağılır. Bu vaziyet şiddetli sızı ile beraber, yutkunma ve solunumda eforluk oluşturur ve çene altı lenf bezlerinin gelişmesine ve halsizliğe neden olur. Bununla beraber umursamama edilen çıbanlı diş, diş kaybının yanı gizeme, bireyin kan tablosundaki bedellerin değişmesine de tesir ederek karşılaması olası olmayan sistemik rahatsızlıklara; kalp- damarda, karaciğerlerde , böbreklerde ciddi işlev bozukluklarına da yol açabilir” dedi.

Dikkat edilmesi gereken 2 ehemmiyetli husus

Çıban rehabilitasyonunda dikkat edilmesi gereken 2 ehemmiyetli husus olduğunu söyleyen Dt. Çağrı Altuntaş, ” Birincisi; çıbanlı dişe bireyin kendisinin değil, doktorun müdahale etmesidir. Zira diş doktoru cerahat oluşturan etmeni tespit ettikten sonra zorunlu müdahaleyi yapacaktır. Bireyin çıbanlı dişe yanlış müdahalesi çıbanı patlatması aleyhine neticeler vermekle beraber, ilerki zamanlarda irinin tekerrür nüksetmesine neden olacaktır. İkinci ehemmiyetli husus ise; bireyin kulaktan dolma bilgilerle yaptığı ilaç rehabilitasyonudur. Bireyin ölçüsünü ve dozajını öğrenmeden ve doktora danışmadan yapacağı ilaç rehabilitasyonu şahsa yalnızca hasar getirecektir. Bu sebeple kesinlikle doktor hakimiyetinde tertip edilen reçete dikkate alınmalıdır” dedi.

Bayan hastalıkları kumpaslı takip gerektiriyor

Bayan hastalıkları kumpaslı takip gerektiriyor

En sık tesadüfülen bayan hastalıkları olan vajinal akıntı, cinsel işlev bozuklukları, kısırlık, adet kumpassızlığı ve pelvik sızı bayanları güç vaziyette vazgeçebiliyor.

Bayan Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Esra Can Çetin mevzuyla alakalı görüşlerini paylaşarak, bayanları bilgilendiriyor.

Vajinal akıntı

Bayan doğum polikliniklerindeki hasta müracaatlarında birinci sırayı alan vajinal akıntı, genellikle altında uyuyan bir hastalığa işaret eder ancak olağan, fizyolojiye bağlı akıntılar da görülebilir. Başka Bir Deyişle her akıntı bir hastalığa işaret etmez.

Adet döngüsünün belirli yarıyıllarında, saydam, kokusuz, rastgele bir yakınmaya yol açmayan akıntı natüreldir. Bu cins akıntılar hormonların tesiriyle oluşur ve kendiliğinden geçer. Vajinal akıntıda ilk akla gelen faktör enfeksiyon oluşturan mikroplardır. Daha az oranda rahim, rahim ağzı ve yumurtalık kanallarının kanserleri de mevzubahisi olabilir.

Cinsel işlev bozuklukları

Bu cins kasvetleri olan bayanlar hekime genellikle sızı şikayeti ile müracaat etir. Bayan hastalıkları ve doğum uzmanları hastaların anatomik problemleri olup olmadığını inceler. Tetkikte cinsel ilişki sırasında oluşan fizyolojik farklılıklar anlatılır. Patolojik bir mesele, endometriozis, sızıya neden olan miyom ya da geçirilmiş bir doğum sonrası vajinal yara dokusu, cinsel ilişki sırasında sızı yapabilir. Bunlar ayırt edildikten sonra şayet anatomik bir neden bulunamazsa, hastalar psikiyatri uzmanlarına yönlendirilir.

Kısırlık

Bayanların hamile kalabilmesi için yeterli sperm olması, rahim ağzının spermlere uygun olması, rahmin içinde ciddi anomalilerin olmaması gerekir. En azından bir kanal sarih ve misyonunu yapıyor olmalıdır. Yumurtalıklarda her ay yumurtlama olmalı ve karın içinde bir ekip yapışkanlıklar olmamalıdır.

Bayanların yumurtalıklarının aktif olup olmadığını kavramak için, adetin üçüncü gününde FSH, LH, E2 hormonlarına ve yeniden hamileliğe tesirli olabilecek Prolaktin ve TSH hormonlarına bakılması uygundur. FSH’nin bayağıda 10’dan daha düşük olması zorunludur, 10-15 arasında hamilelik kaderinde zayıflama, 15’in üzerinde ise çok ciddi bir zayıflama olur.

Adet kumpassızlığı

Vasati 28 gün olan adet döngüsünün, 26-32 günden değişik zamanlarda olması adet kumpassızlığı olarak nitelendirilir. Bayanlardaki adet kumpassızlıkları sık adet görme 15-20 günde bir, seyrek adet görme 2-3 ayda bir, adet ölçüsünün çok az olması biçiminde sınıflandırılır. Adet kumpassızlığı her zaman patolojik değildir.

Doğum hakimiyet hapı ve eşi ilaç kullanan bayanların adet ölçüyü eksilir. Bazı özel hormonlu spirallerle de adet ölçüyü eksilebilir. Bunun dışındaki yarıyıllarda, adet ölçüsünün eksilmesi seyrek olur. Adet kumpassızlıklarının en ileri ebadı Amenore’de hiç adet görememe mevzubahisidir. Şayet bir genç kız 15-16 yaşına gelmiş ve hala adet görememişse, kesinlikle nedenleri incelenmelidir.

Pelvik sızı

Kolay gibi görülen bazı sızılar kimi zaman son derece kompleks olabilir. Bu da rehabilitasyonda eforluk oluşturur. Bayanların büyük çoğunluğunda, göbek altındaki bölgede görülen ve uzun vakit geçmeyen pelvik sızı bu cins sızılardandır.

Kronik pelvik sızı, rehabilitasyon gerektiren ve fonksiyonel noksanlığa neden olan, en az 6 ay süren göbek altındaki sızı olarak ifade edilir. Bu sızının jinekolojik, ürolojik, gastrointestinal bağırsak sistemi, adale ve iskelet sisteminden kaynaklanan ya da asapsal sebepleri olabilir. Bu hastalıklarla alakalı ayırıcı tanı gerekir.

Page 1 of 31 2 3