Grip olduysanız kesinlikle diş fırçanızı değiştirin

Grip olduysanız kesinlikle diş fırçanızı değiştirin

Havalar iyice soğumaya, hastalıklar kapıyı çalmaya başladı. Grip görülme oranları da gün geçtikçe çoğalıyor. Gripliyken ellerinizi sık sık akışkan sabun ile yıkamaya itina gösteriyorsunuz, peki ya diş fırçanızın hijyenine aynı ehemmiyeti veriyor musunuz?

Diş Doktoru Pertev Kökdemir, “Gripliyken diş macununu fırçaya değdirmeyin. Gripten sonra diş fırçanızı kesinlikle değiştirin” diye uyardı.

Fırçanın üzerinde virüs birikir

Dr. Kökdemir, gripten sonra neden diş fırçasının değiştirilmesi gerektiğini ise şu laflarla söyledi: “Grip geçiren hastalarda grip vaktince kullanılan diş fırçası üzerinde bu hastalığa neden olan virüsler bol ölçüde birikir. Bakterilerden değişik olarak virüsler beden dışında da çok uzun zaman canlılıklarını sürdürebilirler ve tekerrür uygun civar bulduğunda hastalığa neden olurlar. Bu sebeple grip olduğunuzda kullandığınız diş fırçasını hastalığı atlattıktan sonra yenisi ile değiştirmek; bedeninizin nekahet yarıyılında tekerrür yoğun biçimde virüslere maruz kalmasını yasaklayacaktır. Ayrıca grip olduğunuz sürece kullandığınız diş macununu fırçanın üzerine sıkarken tüpün ağzının fırçaya değdirilmemesi de doğru bir tavır olacaktır”

Kafa travmalarının hepsi beyni derinden etkiliyor

Kafa travmalarının hepsi beyni derinden etkiliyor

Beynin kimlik uzvumuz olduğunu belirterek beyin sıhhatinin ehemmiyetine işaret eden Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, “Eğitim seviyeyi düşüklüğü, bilmemek, bunalıma girmek, uyuşturucu ve içki kullanmak beyin sıhhatini tehdit ediyor” ihtarında da bulunuyor.

Beyin kimlik uzvumuzdur

“Beyin düşünce ve tavır uzvumuz olarak yaşamımız için vereceğimiz kararları, bilmemizi ve bildiklerimizi uygulamamızı sağlayan, bu yolla yaşamımızın niteliğini tanımlayan uzuvdur” diyen Tanrıdağ, “Doğruyu yanlıştan, iyiyi makûstan, hoşu çirkinden beynimiz yoluyla ayırırız. Beyin kimlik uzvumuzdur. Kim olduğumuzun beyin sıhhati yoluyla farkında olabiliriz” diye konuştu.

Motosiklet kullanırken kesinlikle kask takın

Beyin sıhhatini tehdit eden etkenler içinde ilk sırada kafa travmalarının bulunduğunu belirten Prof. Dr. Tanrıdağ, “Her kafa travması beyin sıhhati için bir risktir. Bu sebeple kafa travmalarından korunmak, motosiklet kullanırken kask takmak, boks gibi aktiviteleden uzak durmak, beyin damarları hasta olduran sıhhatsiz gıdaları kısıtlamak gerekir. Eğitim seviyeyi düşüklüğü, bilmemek, bunalıma girmek, uyuşturucu ve içki kullanmak beyin sıhhatini tehdit eden etmenlerdir” ihtarında bulundu.

Beyin sıhhati için bu tekliflere kulak verilmeli

Tanrıdağ, Alzheimer’da hayat stilinin ehemmiyetini vurgulayarak hastalığı önlemeye ait ehemmiyetli önerilerde de bulundu. Prof. Dr. Tanrıdağ, nasihatlerini şöyle sıraladı:

– Hastalıkla alakalı efsanelere inanmayın.

– Yalnız yaşamayın, konuta kapanmayın.

– Hep aynı işlerle uğraşmayın, yeni şeyler deneyin.

– Yaşınızın insanı olmayın. Statünüzden sıyrılın.

– Dünyanın merkezinde oturmaktan bırakın.

– Mananızdan evvel duygularınıza güvenin.

– Hakimiyetli açlık öneri ediliyor.

– Seçenek tıbbın bu mevzuda yapacağı bir şey yok.

– Bulmaca çözecekseniz sudokuyu seçim edin.

– Nefret duygusundan uzak durun, pozitif düşünün.

– Çocukluğunuzun ve gençliğinizin mekanlarına gidin.

– Müzik dinleyin, muhtemelse şarkı söyleyin.

– Sabahları ilk işiniz gazete okumak olmasın.

– TV’de uzun haber ve müzakere programlarından uzak durun.

– Kumpaslı cinsel hayat beyni uyarıyor.

Erken teşhis ehemmiyetli

Beyin sıhhatini gözetmek için erken teşhisin ehemmiyetine vurgu yapan Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, özellikle Alzheimer gibi hastalığının başlangıç bulgularının basitlikle yanlış açıklanabildiğine dikkat çekti. Alzheimer hastalığının yaşa bağlı zekâ bitkinliği ve ihmalkârsızlık, bunalım, tiroid, hastalığı, B12 vitamini beceriksizliği gibi gidişatlarla karşılaşılabildiğini ifade eden Tanrıdağ, “Erken tanısı mevzusunda yaygınlaşmış bir uygulama yoktur. Buna karşılık, erken tanısı mevzusunda alıngan beyin check-up analizlerinin önerilmesi ise çok enderdir. Hastalıktan korunma ve ilerleme süratini yavaşlatma istikametlerinden beyni gözeten hayat stili tekliflerinin yerine getirilmesi çok ehemmiyetlidir” ihtarında bulundu.

Yoksa inatlaşma bir hastalık mı ?

Yoksa inatlaşma bir hastalık mı ?

Karşı gelme bozukluğu öteki ismiyle “patolojik inadın” tanı alan bir hastalık olduğuna dikkat sürükleyen uzmanlar, hastalığın oluşmasında yanlış aile tavırlarının tesirini vurguluyor. Patolojik inatlaşmanın en ehemmiyetli bulgusunun dikkat noksanlığı, çok basit ağlama ve saldırganlık olduğunu belirten uzmanlara göre, zamanında müdahale edilmezse özellikle ergenlik yarıyılında daha büyük meselelere yol açabiliyor. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Sağlık Kurumu Çocuk ve Ergen Psikiyatri Üniteyi Uzman Muayenehane Psikolog Leyla Arslan, çocuklarda inatlaşmanın belirli miktarlarda kabul edilebilir bir gidişat olduğunu belirterek bunun patolojik inat ile karıştırılmaması gerektiğini söyledi.

Patolojik inatlaşma bir hastalıktır

Patolojik inatlaşmanın tanı alan bir hastalık olduğunu belirten Leyla Arslan, “Patolojik inat, çocuğun bir şey yapmak istememesi ve ağzınızdan çıkan her sözcüğün tersini size söylemesidir. Biz buna karşı gelme bozukluğu diyoruz. Mesela çocuk yaptığı her şey için mükâfat alırsa yapmadığı zaman bir şey almıyorsa kendiliğinden bir sey yapmak istemez. Bazı vaziyetlerde de aile farkına varmadan çocukta istemediği tutumu pekiştiriyor. Çocuk kendiliğinden bir şey yapmayı vazgeçiyor ve tersine davranıyor aile istenmedik tutumu yapmaması için mükâfatlandırıyor. Bu gidişat istenmedik tutumu pekiştiriyor. Aile ve çocuk zorlayıcı bir gidişatla karşı karşıya kalınca yanlış tavırlar pekişiyor” dedi.

Dikkat noksanlığı rehabilitasyon edilmeli

Anne-babanın yanlış tavırlarının bu hastalığa taban oluşturduğunu belirten Arslan, “Çocuğun algılarındaki bir bozukluğu evvelden tespit edemediğiniz zaman karşınıza başka bir mesele olarak geliyor. Dikkat noksanlığı olan bir çocuk, gördüğü şeyi bizden değişik gören bir çocuktur. Çocuklar için sabırla oturamamak, çok ağlamak ve konuşmadan yürümeye başlamak birer bulgudur. Böyle bir çocukta dikkat noksanlığı olma olasılığı yüksektir. Bunu rehabilitasyon etmediğiniz zaman patolojik inatlaşmayı fark etmeden yaratıyorsunuz. Karşı gelme tutumu dikkat noksanlığına ek olarak büyüyor” ihtarında bulundu.

Ergenlik yarıyılında büyük meseleler ortaya çıkıyor

Karşı gelme tutumu başka bir deyişle patolojik inatlaşmanın erken yarıyılda rehabilitasyon edilmemesi halinde ergenlik yarıyılında daha büyük meselelerin ortaya çıkabileceğini belirten Leyla Arslan, şunları söyledi: “Bunu hastalık olarak görmeyip kolay bir inatlaşma olarak görürseniz ergenlik yarıyılında o çocuğukla irtibatın giderek güçleştiğini ve çatışmaların çoğaldığını görebilirsiniz. Patolojik inatlaşmanın başka bulguları var: Bu çocuklar çok basit ağlıyorlar, saldırgan olabiliyorlar. Sövüp haykırabiliyorlar, uzun bir zaman bir işi yapmıyorlar. 20 dakikadan fazla bir yerde kalmıyor başka bir deyişle dikkat meseleyi de yaşıyor. Bir de aileden başka şahıslara da karşı geliyorlar misalin hocaya tekme atabiliyorlar. Bu tip çocukların son zamanlarda rakamlarının çok çoğaldığını görüyoruz ve gelen fertlerde yalnızca dikkat noksanlığı yok karşı gelme tavrı da gelişmiş oluyor. Bu çok düşündürücü bir gidişattır, zira annesine ve babasına tekme atan çocuğun cemiyette hürmet göstereceği kimse de kalmamış oluyor” dedi.

Patolojik inatlaşma aileden kaynaklanıyor

Leyla Arslan, patolojik inatlaşmanın daha çok aile davranışlarından kaynaklandığına dikkat sürükleyerek “Davranışlarda gördüğümüz yanlışlıklar, dikkatsizlik, fazla alaka ya da yanlış pekiştirme, çocuğu bütün olarak kavrayamama, duygularına empati yapamama, aile içinde ortaya çıkan problemleri çözememe ve pozitif uzlaşmacı model olamama olarak karşımıza çıkar. Bunların çoğalmasının nedeni, anne ve babalar çocuklarını izleyemiyor ve duygularını çok fazla fark edemiyor, çocuktaki negatif tutumu söndürmekte beceriksiz kalıyor” diyerek ebeveynlere çocuklarıyla daha çok ilgilenmelerini ve yanlış tavırları mükâfatlandırmamalarını öneri etti.

Esnemek beyni soğutuyormuş

Esnemek beyni soğutuyormuş

Physiology and Behaviour Psikoloji ve Tavır mecmuasında yayımlanan bir araştırmaya göre, uyku kumpası ve stresin beyin ısısında dalgalanma yarattığı ortaya çıktı. Esnemenin ise beyin ısısının balansta yakalanmasına ve hücre metabolizmasının ideal seviyede kalmasına dayanakçı olduğu belirtildi.

Evvelki araştırmalarda esnemenin kandaki oksijen ölçüsünü artırdığı söylenirken, bu araştırma neticelerinde böyle bir belirtiye tesadüfülmediği belirtildi.