Ağız kokusundan kurtulmanın 10 yolu

Ağız kokusundan kurtulmanın 10 yolu

Herkes yaşamında birkaç kere ağız kokusundan şikâyetçi olmuştur. Tıbbi dilde ‘Halitosiz’ diye adlandırılan ağız kokusu pek çok farklı sebeplerden kaynaklanabilir.

İşte ağız kokusundan kurtulmanın ise 10 basit yolu…

– Ağızda doğru bakım olmazsa, ağız kokusu kaçınılmazdır. Ağız kokusunun sebebi genellikle ağız içindeki çürümüş yemek parçaları ve bakterilerdir. Bu sebeple dişlerin fırçalanması sırasında, kibarca dilinizi de fırçalamayı ilgisizlik etmeyiniz. Yemek parçaları ve bakteriler dilimizin üzerindeki tat tomurcuklarının çevresinde bulunur.

Bu tomurcuklar sayesinde dilimiz hakikatte bütün bir kalın tüylü halı gibidir. İşte bu tüylerin arası tıpkı halının ilmiklerinin arası gibi yemek parçacıklarının ve bakterilerin yerleşmesi için çok uygundur. Bu sebeple ağız sıhhati kesinlikle dil pakliğini de kapsamalıdır. Bu paklik için özel aparatlar gerekmez. Diş fırçanızın kendisi, bir kaşığın kenarı bu iş için yeterlidir.

– Tükürük ağız kokusu ile savaşmanın en basit yoludur. İçinde yemek parçacıklarını yerinden söküp mideye yollayacak eforlu enzimler, eforlu bakteri öldürücü antibiyotikler vardır. Şekersiz sakız çiğnemek tükürük salgınızı artırarak ağız pakliğinize dayanakçı olur.

– Meşrubatlarınızda ve uygun besinlerinizde tarçın kullanın. Tarçın ağız içi bakterilerle gayrette ehemmiyetli bir silahtır.

– İhtiyarladıkça beden kuruluğu çoğalır. Su içmenin sıhhatiniz için çok fazla tesirinin yanı gizeme ağız kuruluğunu önlemek gibi bir verimi de vardır. Su içmek ağız kokusuyla çaba etmenizi basitleştirir. Ayrıca tükürük salgısını çoğaldırır.

– Diş çürükleri, diş eti cerahatleri ağız kokusunun ehemmiyetli sebeplerindendir. Ağız içi rastgele bir enfeksiyon bakteri üremesini artıracağı için her zaman ağız kokusuna neden olur. Bu surattan dişlerinize ve dişetlerinize çok iyi bakmalısınız. Diş doktorunuzun önerilerini salt uygulayın.

– Burnunuz tıkalı halde yatmayın. Sinüzit gibi hava yolu rahatsızlıkları ve burun tıkanmasına neden olan değişik gidişatlar geceleri ağızdan soluk almamıza neden olur. Bu gidişat ağızı ve boğazı kurutarak bakterilerin üremesi için ideal bir civar oluşturur. Eksilen tükürük salgısı gidişatı daha makûs hale getirir. Bu sebeple netlikle burnunuz tıkalı yatmamalısınız.

– Beyaz un, beyaz şeker, glukoz/fruktoz şurubu ile tatlandırılmış tüm hazır besinler ağız içindeki bakterileri arttırır. Kolay şekerler diş çürüklerine neden olur. Her lokmayı iyi çiğneyin. Bu sayede gıdalarla tükürük salgısı iyice karışır ve ağızda yemek parçası kalma ihtimali düşer. Daha çok çiğneme hareketi daha çok bakterinin yerinden koparak mideye gitmesine dayanakçı olur.

– Diş ipi sayesinde fırçanın çıkaramadığı yerlerdeki bakteri ve yemek artıklarını sökebilirsiniz. Özellikle diş gövdeleri arasındaki dar bölgelerde biriken yemek artıkları süratli bakteri artmasına neden olabilir.

– Sigara onlarca sebeple makûs ağız kokusuna neden olur. Saymaya gerek yoktur, içmeyiniz.

– Perhiz mevsiminin başladığı bu günlerde şayet düşük karbonhidratlı perhiz yapıyorsanız bir başka makûs soluk meseleyi ile karşılaşabilirsiniz. Düşük karbonhidratlı perhizlerde beden enerji kaynağı olarak keton cismi sınan maddeleri üretir ve kullanır.

Ancak bunlardan bir tanesi soluk ile dışarı atılır ve bu madde solukta makûs kokuya neden olabilir. Hatta siz bu kokuyu ojeleri çıkarmak için kullandığınız asetona benzetebilirsiniz. Böyle bir meseleniz varsa bir parça ekmek size dayanakçı olabilir.

Etek vücudu kanser tehlikesini gösteriyor

Etek vücudu kanser tehlikesini gösteriyor

Londra’daki araştırma takımı, 20’li yaşlardan sonra her on senede bir beden daha büyük etek giyen bir kadının menapoz sonrasında meme kanseri olma tehlikesinin yüzde 33 yükseldiği neticesine vardı.

Fazla kiloluluk, özellikle karın bölgesindeki yağlanma, kanser tehlikesini artıran bir etmen olarak öğreniliyor. Üniversitenin Bayan Kanseri Bölümü’den Profesör Usha Menon, BBC’ye verdiği görüşmede, araştırma kapsamında İngiltere’de yaşayan 50 ve 60’lı yaşlarda 90 bin kadının kilo ve sıhhatini takip ettiklerini anlattı.

Üç senelik izleme sürecinde bu bayanlardan 1090’ında meme kanseri tespit edildi.

Bir kadının 25 yaşından menapoz sonrasına değin geçen zaman zarfında giydiği etekler, her on senede bir beden daha gelişiyorsa misalin 40’tan 42’ye çıkıyorsa meme kanseri tehlikeyi yüzde 33 çoğalırken, aynı vakit zarfında etek vücudu iki kat çoğalanların kanser tehlikeyi de buna paralel yüzde 77’ye tırmanıyor.

Araştırma neticelerini inceleme eden meme kanseri uzmanı Simon Vincent, meme kanseri olaylarının takribî yüzde 40’ının kumpaslı egzersiz ve sıhhatli bir kiloda kalmak suretiyle yasaklanabileceğini söyledi.

Fazla kilolu bayanların yaşam stillerini değiştirerek tehlike etmenini eksiltebileceklerini kaydolan Vincent, bayanların genç yaştaki beden kitle endeksinden ziyade etek vücutlarını daha iyi andırdığını ve kanser tehlikesini bu biçimde daha basitçe değerlendirebileceklerini belirtiyor.

Alkole de dikkat

Buna rağmen araştırmanın bazı cılız noktaları olduğu kabul ediliyor. Takibe alınan bayanlar ayrıcalıksız 20’li yaşlarda etek vücudunu anımsayabilenler arasından seçilmiş. Dolayısıyla genel bayan nüfusuna içermiyor.

Fakat kanser uzmanları, menapoz sonrasında bayanların meme kanseri tehlikesini eksiltmek için kilolarına dikkat etmeleri gerektiğinin başka araştırmalarda da ortaya çıktığını vurguluyorlar.

Özellikle bu yaş grubundaki bayanlara hareket etmeleri, sıhhatli bir kiloda kalmaları ve içki tüketimini az yakalamalarını öneriyor. BBC Türkçe

Dar pantolon sistit sebebi

Dar pantolon sistit sebebi

Islak mayo ile uzun vakit oturmak, pak olmayan havuzlarda yüzmek, çok dar pantolon giymek, tuvalet hijyenine dikkat etmemek gibi nedenler kadının kabusu olan sistite neden oluyor. Bayanların yarısının yaşamları süresince en az bir defa sistit saldırıyı geçirdiğini söyleyen Medical Park Bursa Sağlık Kurumu Bevliye Uzmanı Prof. Dr. Mete Kilciler; “Balayı yarıyılında, hamilelik esnasında, hamilelikten sonra ve menopoz yarıyılında sistit daha sık görülür. Rehabilitasyonu önemsememe edilen sistit ise kronik hale gelerek böbreklerinizi dahi etkileyebilir”

Medical Park Bursa Sağlık Kurumu Bevliye Uzmanı Prof. Dr. Mete Kilciler; bayanların fobili düşü sistit ile alakalı şu bilgileri verdi:

İdrar torbasının mesane mikrobik ya da kimyevi maddelerle iltihaplanmasına sistit denir. Bayanlarda mesaneden sonraki idrar yolu olan üretra erkeklere oranla çok kısa olduğundan mikroplar basitçe mesaneye erişebilir.
Bu surattan sistit daha çok bayanlarda görülen bir hastalıktır. Bayanların yarısı yaşamları süresince en az bir defa sistit saldırıyı geçirirler. Balayı yarıyılında, hamilelik esnasında, hamilelikten sonra ve menopoz yarıyılında sistit daha sık görülür. Sistit erkeklerde de seyrek görülebilen bir hastalıktır.

Sistit bir hayli sebepten oluşabilir

Tuvalet hijyenine dikkat: Sistitin en sık görülen nedeni mikrobik enfeksiyonlardır. Bunlar içerisinde de en sık görülen bakteri cinsi büyük abdest içerisinde bulunan E. Coli Escheriacia Coli dediğimiz mikroorganizmadır. Bu mikroorganizma kalın bağırsakta ve makatta bulunduğu zaman hastalık yapmaz ama vajina ya da mesane mukozasına bulaşırsa hastalık yapar. Bu bulaşma genelde tuvalette taharetlenirken alana kazanç. Taharetlenme önden arkaya doğru yapılmalı, arkaya sürülen el sabunla yıkanmadan ve dezenfekte edilmeden ön tarafa değilmemelidir. Ayrıca arka tarafın silindiği tuvalet kağıdı ile ön taraf silinmemelidir.

Pak olmayan denizde yüzmeyin: Sistitin değişik sık görülen nedeni pak olmayan havuzlarda veya denizde yüzülmesidir. Böylece su içerisindeki mikroorganizmalar basitçe idrar yoluna oradan da mesaneye erişir. Ayrıca havuz suyu içerisindeki bir ekip kimyevi maddeler de mikrobik olmayan sistite neden olabilirler. Bunlar; havuz suları içerisine atılan havuz suyunda mikrop barınmasını önleyici, suyun yosun tutmasını önleyici ve suyun duru görünmesi sağlayıcı bir ekip kimyevilerdir. Havuz suyundaki bu kimyevi maddeler havuza giren kadınların idrar yolu taşıtıyla mesanesine kadar erişebilirler. Veya denize girildiğinde deniz suyunun içerisindeki tuz, küvette yıkanırken küvet içindeki suya atılan banyo köpükleri veya şampuanlar da aynı biçimde tesir edip mikrobik olmayan sistite neden olabilirler.

Bol su için: Yeteri kadar su içilmemesi de sistite neden olan faktörlerdendir. Günde iki buçuk litre su içmek sistitten korunmada çok ehemmiyetlidir. Çok su içme sonucunda çok idrar yapılır ve atılır. Bu yerleşmeye çalışan bakterilerin ve mesaneye kadar erişen kimyevilerin atılmasını sağlar.

Islak mayo ile oturmayın: Rehabilitasyon edilmeyen genital akıntılar ve kabızlık, ıslak mayo ile durmak, pamuklu yerine sentetik içeriği fazla olan iç çamaşırı kullanmak, dar pantolon giymek, üretrada darlık olması, mesanede taş bulunması da sistite neden olan faktörlerdendir.

Sıradan doğum rakamı fazla olanlar tehlike altında: Sistosel dediğimiz mesanenin vajene doğru sarkması hastalığında da sistit alana kazanç. Zira bu hastalarda mesanede her idrar yapıştan sonra idrar kalır, mesane bütün boşaltılamaz. İçeride kalan idrar mesanenin enfeksiyonuna neden olur. Sistosel genelde fazla rakamda sıradan doğum yapmış kadınlarda daha çok görülen bir hastalıktır.

Balayı sistiti: Daha evvel cinsel ilişki yaşamamış kadınlarda ilk cinsel ilişkiden birkaç gün sonra ortaya çıkan sistit tipidir. İlk ilişkide alana gelen tahrişe bağlı olarak idrar yolunun vajinaya açıldığı yerde ödem alana kazanç. Bu ödeme bağlı olarak idrar kanalı daralır ve idrar rahat atılamadığı için mesane mukozasında ödem ve enfeksiyon alana kazanç. Bu genelde balayı yarıyılına tesadüftüğü için bu hastalığa balayı sistiti ismi verilir.

Sistit hastalığının yaygın görülen bulguları;

– Sık idrara gitme

– İdrar yaparken yanma ve sızı

– Sürekli idrar var hissi

– Yapılan idrar hacminin az olması

– Kokulu ve flu idrar yapma

– Kanlı idrar yapma kanamalı sistit

– Kasık sızısı

– Göbek altında tazyik hissi ve sıkıntılılık

Bağışıklık sisteminizi eforlu tutun

Bağışıklık sisteminizi eforlu tutun

Hangi mevsimde olursanız olun, bağışıklık sisteminizi eforlu yakalamaya çalışın. Çünkü en küçük bir zafiyet, usunuza gelmeyecek büyük meselelere yol açabilir. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirmenin yollarından biri de gıdalar.

İşte sizi eforlu yakalayacak besinler:

HABERİN DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ

Lens kullananlar dikkatli olun

Lens kullananlar dikkatli olun

Gözlük kullanımında zorlanan ya da estetik bulmayanların yöneldiği lens, kullanım kaidelerine dikkat edilmediği taktirde ehemmiyetli sıhhat meselelerine yol açabilir. Bu sebeple kimi zaman önem vermeyip sıçradığınız ehemmiyetli ipuçlarından asla bırakmamanız gerekmektedir.

– Zevk için lens takmayın. İlla takacaksanız evvelden hekim muayesinden geçin. Her göz, lensi kabul etmez.

– Göz kadar kibar bir uzva dokunan her şey çok pak olmalı. Ellerinizi yıkayın, lensleri uygun solüsyonda yeterince bekletin ve sonra takın.

Lens takanların, kaplıca ya da tatlı sulara girmemeleri gerekir. Zira bu sularda yaşayan amipler gözde mesele yaratabilir.

– Uzun tırnaklıysanız ya da lensi muntazam takamıyorsanız, kornea katmanını her an çizebilirsiniz. Bu da gözde kızarıklık, iltihaplanma ve enfeksiyon yaratıp çok ciddi sıhhat meselelerine yol açabilir.

– Lensinizi çıkarmadan asla yatmayın. Bu vaziyet çok ciddi meselelere yol açabilir.

– Gözünüzden çıkardığınız lensi kesinlikle lense uygun solüsyon ve kabında muhafaza edin.

Kanser tehlikesini artıran etmenler

Kanser tehlikesini artıran etmenler

Değişik kaynaklara göre kanserin beslenme ile alakasının yüzde 10-70 arasında değiştiğini, oranın yüzde 35 olarak kabul edildiğine işaret eden Uludağ Üniversitesi Baytar Fakültesi Yiyecek Hijyeni ve Teknolojisi Anabilim Dalı Öğretim Azası Prof. Dr. Mustafa Tayar, besinlerin tarlada ekimden başlamak üzere sofraya gelinceye kadar pek çok safhadan geçtiğini anımsattı. Tayar şunları kaydoldu: “Bu düzeylerde muhtelif fiziksel, kimyevi gibi farklılıklara maruz kalmaları, yabancı maddelerle kontamine olmaları gibi yiyeceğin niteliğini etkilediği kadar o yiyeceğin sıhhati bozucu hale gelmesini de etkileyebilir. Organizmada yeni hücre yaradılışında, besinlerin nitelik ve ölçüyü büyük ehemmiyet taşır. Organizmanın esas taşı olan hücrede oluşacak rastgele bir bozukluk zamanla aktifliğini artırarak dokulara, uzuvlara ve tüm organizmaya dağılır.”

Beslenme biçiminin kanser oluşmasında ehemmiyetli etkenlerden biri olduğunu anlatan Prof. Dr. Mustafa Tayar, koyun, sığır, keçi ve tavuk etleri, hamburger, sade, yağlı etten yapılan köfteler, sucuk, sosis, salam, tereyağı, içyağı, yağda kızartılmış yiyecekler, nitrit ve nitrat ilave edilmiş gıdalarla doğrudan ateşte pişmiş etlerin harcanmasının kanser tehlikesini artırdığını söyledi.

Kiloluluk, içki, sigara kanser tehlikesini artırıyor

Prof. Dr. Mustafa Tayar, koyun, sığır, keçi ve tavuk etleri, hamburger, sade, yağlı etten yapılan köfteler, sucuk, sosis, salam, tereyağı, içyağı, yağda kızartılmış, nitrit ve nitrat ilave edilmiş gıdalarla, doğrudan ateşte pişmiş etlerin harcanmasının kanser tehlikesini artırdığını kaydoldu.

Etrafta bulunan kanser yapıcı maddelerin yağ içinde, gıdaların yağlı kısımlarında biriktiğini belirten Tayar şöyle devam etti: “Günlük perhizimizde sebze, meyve ve kuru baklagillerin yeteri kadar yer almaması sebebiyle posa tüketimimizin az olmasından dolayı bağırsakta birikip uzun vakit kalan artıklar ve salgılardaki ögelerden bakteriler kanser yapıcı moleküller oluştururlar. Bu moleküller barsak yüzeyi ile kesintisiz temas ettiklerinden kanser oluşma tehlikeyi çoğalır. Kiloluluk kanser çeşitlerinin oluşmasında tehlike etkenidir. Kilolularda kanserden vefat oranının cılızlara oranla daha fazla olduğu tespit etilmiştir. Fazla içki alımının dudak, özefagus, larinks kanserlerine neden olduğu; karaciğer, akciğer kanser tehlikesini artırdığına ait belirtiler vardır. Sigara ve nargile içmenin veya sigara dumanına maruz kalmanın muhtelif kanserlere neden olduğu öğrenilmektedir. Tütün içimi ile beraber içkinin alınmasının kanser tehlikesini artırdığı tespit edilmiştir.”

Bazı vitamin beceriksizlikleri de kanser tehlikesini artırıyor

A, C, E vitaminleri, çinko, kalsiyum, selenyum, iyot ve demir gibi minerallerin beceriksizliklerinde de kanser oluşma tehlikesinin çoğaldığına dikkat sürükleyen Prof. Dr. Tayar, besinlerin pişirilme usullerindeki yanlışlıkların da kanser tehlikesini tetiklediğini söyledi. Yanlış pişirme usulleri nedeniyle gıdalarda kanserden gözetici vitamin kaybı ve kanserojenler oluştuğunu anlatan Tayar, “Özellikle protein ve yağ içeriği fazla olan gıdaların et gibi direk ateş ile temas ederek, dumanla tütsülenerek pişirilmesi ile kanser yapıcı maddeler oluşmaktadır. Asabi yağda kızartılmış yiyecekleri çok harcamak ve yağı yaktıktan sonra yemeklere katmak kanser tehlikesini artırmaktadır. Yiyecek maddelerinin uzun vakit bozulmadan saklanabilmesi, raf ömrünün uzatılması, lezzet ve görünümlerinin değiştirilmesi emeliyle kullanılan bazı bileşikler ve renk vericiler kanser tehlikesini artırmaktadır. Bunların hasarlı olanlarının kullanımı yasaktır. Kullanımı hür olanlar ve kullanım ölçüleri idaremeliklerle tanımlanmıştır. Ancak herşeyde olduğu gibi katkı maddeleri fazla ölçüde bedene alındıklarında hasarlı olabilmektedirler. Bu sebeple satın alınacak gıdaların yaftaları kesinlikle okunmalıdır.” diye konuştu.

Akciğer kanseri maden emekçilerini tehdit ediyor

Akciğer kanseri maden emekçilerini tehdit ediyor

Türk Akciğer Kanseri Derneği Başkanı Doç. Dr. Ufuk Yılmaz, maden emekçileri ile ayrıca boya ve kimya sanayilerinde mesleksel olarak maruz kalınan asbest, radon, aromatik hidrokarbonlar, krom, ve nikel gibi bazı kanserojen maddelerin akciğer kanserine yol açtığına dikkat çekti.

Madencilik hayatının öldürücü hastalıklara neden olduğunu belirten Doç. Dr. Yılmaz, “Gelişmiş ülkeler başta olmak üzere dünya popülasyonu giderek ihtiyarlamakta, 65 yaş üzerindeki popülasyon çoğalmaktadır. Son asır içinde yaşlı popülasyon oranının çoğalması ve tıptaki büyümeler neticesinde vefat sebepleri oldukça değişmiştir. Enfeksiyon hastalıklarına bağlı vefatlar eksilmiş, kronik hastalıklara bağlı vefatlar, özellikle ileri yaş grubunda giderek çoğalmıştır. Yapılan epidemiyolojik çalışmalar 2020 senesinde en sık görülen beş vefat sebebinin; iskemik kalp hastalıkları, serebro vasküler hastalıklar, kronik obstrüktif akciğer hastalığı, alt solunum yolu enfeksiyonları ve akciğer kanseri olacağını göstermektedir” dedi.

Madencilik akciğer kanseri tehdidi altında olan en daha önceki iş

Maden emekçilerinde yapılan epidemiyolojik çalışmalar akciğer kanseri tehlikeyi ile radon maruziyeti arasında doğrusal bir ilişkiyi gösteriyor. Akciğer kanserinin mesleksel nedenlerden dolayı da görülebildiğini belirten Doç. Dr. Yılmaz şöyle devam etti: “Gelişmiş ülkeler, nitelik eminliği, etraf ve cemiyet şuuru ile bu sanayi kollarında çok sıkı ihtiyatlar almaktadır. Madencilik akciğer kanseriyle ilişkisi olan en daha önceki iştir. Kömür madeni sıhhati de özellikle düşünülmelidir. Kömür madeni çalışanları yeraltında yalnızca, kömür tozuna değil silika, egzoz ve radon gazları gibi kanserojen maddelere de maruz kalmaktadırlar. Uranyum ve radyum toprak ve kayalarda değişken tesirlerde olmakla beraber sıklıkla bulunabilen elementlerdir”.

Asbest çıkaran maden emekçileri akciğer kanseri tehlike grubuna girdiğini belirten Doç. Dr. Yılmaz, “Bu tehlike, maruz kalmadan sonra 35 seneye kadar uzanan bir süreci içermektedir. Asbest maruziyete maruz kalma akciğer kanseri tehlikesini 8 kat artırırken, sigara içenlerde tehlike 17 kata kadar çıkmaktadır. Gelişmiş ülkelerde asbest kullanımının menedildiği, hudutlandırıldığı belirtilmektedir” dedi.

Doç. Dr. Yılmaz, ayrıca “Almanya’daki uranyum maden emekçilerinde radon ve bozunma mahsullerine maruziyetten 15 -20 sene sonra akciğer kanser tehlikesinde çoğalış izlenmiştir. Radon maruziyeti olan yer altı maden emekçilerinin değerlendirildiği on bir kohort çalışmasının tahlilinde kansere bağlı vefatla¬rin sigara içmeyenlerde yüzde 70’inin, sigara içenlerde yüzde 39’unun olmak üzere toplamda yüzde 40’ının radona ve mahsullerine bağlı olduğu gösterilmiştir. Dahası akciğer kanserine bağlı tüm vefatların sigara içmeyenlerde yüzde 30’unun, sigara içenlerde ise yüzde 11’nin olmak üzere toplamda yüzde 10’unun konut içi radona bağlı olabileceği neticesine varılmıştır. İki karsinojenin ortak maruziyeti, tehlikeyi her bir karsinojenin yalnız maruziyetinden çok daha fazla artırmaktadır” diye belirtti.

Migreni botoksla yenin

Migreni botoksla yenin

Medical Park Antalya Sağlık Kurumu Nöroloji Uzmanı Dr. Nilgün Polat, sızı kesici ilaçların çözüm olmadığı noktalarda migren hastalarına botoks rehabilitasyonu uygulandığını söyledi.

Plastik cerrahi alanında hoşluk için sıklıkla kullanılan botoks artık sıhhatli bir yaşam için migren hastalarının da imdadına yetişiyor. Ayda 15 ya da daha fazla gün süresince baş sızısı sürükleyenlere botoksla migren rehabilitasyonu yapılıyor. Migreni devamlı yineleyen hastalara rehabilitasyon usulü olarak botoksu öneren Medical Park Antalya Sağlık Kurumu Nöroloji Uzmanı Dr. Nilgün Polat, sızı kesici ilaçların çözüm olamadığı noktalarda migren hastalarına bu rehabilitasyonu önerdiğini söyledi.

Kronik migren rehabilitasyonunda da tesirli

Adale hafifletici tesiriyle öğrenilen botoksun migren rehabilitasyonunda fayda sağladığını belirten Nöroloji Uzmanı Dr. Nilgün Polat, migren hastalığı kronikleşen şahısların da bu rehabilitasyon usulünden yararlanabileceğini söyledi. Kronik migren sebebiyle hastaların hayatının oldukça fazla derecede etkilendiğini anlatan Polat, şöyle konuştu: “Bu bireyler sızı sebebiyle iş ve konut hayatında kasvetler yaşıyor. Kronik migreni bulunanlarda, genellikle hayat niteliği bozulduğundan bunalım rahatsızlığı büyüyor. Dünya popülasyonunun yüzde 1.4 ila 2.4’ünün kronik migrenden etkilendiği varsayım ediliyor.”

Hasta negatif psikolojik gidişatla baş başa kalıyor

Kronik migrende sızıların genellikle tek taraflı olduğunu kaydolan Polat, laflarını şöyle sürdürdü: ‘Sızılara bazen bulantı ve kusma da eşlik edebiliyor. Sızılar kimi zaman da iki taraflı kendini sezdiriyor. Bu sızılar ışık, ses, hareket ve kokuya duyarlı olduğu gibi çoğunlukla zonklayıcı sızılar olarak da karşımıza çıkıyor. Kronik migrene müteveccih uygulanan hamle rehabilitasyon ilaçları, sızı gelmesin diye aylarca kullanılan antidepresan ve sara ilaçları, sızı kesiciler ve akupunktur rehabilitasyonları yeterli netice veremiyor. Hastalar devamlı ve fazla ölçüde sızı kesici kullanmanın tehlikelerinin yanı gizeme sızıyla yaşamanın yarattığı negatif psikolojik gidişatla baş başa kalıyor.’

Tecrübeli uzmanlar tarafından uygulanmalı

Bilimsel bilgi ve çalışmalar ışığında, botoksun, kronik migrenin gözetici rehabilitasyonunda yeni bir umut olarak ortaya çıktığını ifade eden Nöroloji Uzmanı Dr. Nilgün Polat, laflarına şöyle devam etti: ‘Kronik migrende botoks uygulaması, doğru tanıyla bu mevzuda tecrübeli nöroloji uzmanları tarafından yapılmalı. Kronik migren üzerine yapılan Beynelmilel Bilimsel Çalışma PREEMPT neticesinde botoksun, FDA tarafından kronik migrene müteveccih olarak gözetici rehabilitasyon alternatifi onaylandı. Botoks, ülkemizde Temmuz 2011 tarihinden itibaren kronik migren gözetici rehabilitasyonunda kullanılmak üzere onay aldı.’

31 noktaya iğneyle enjeksiyon

Polat, kronik migren hastalarında botoks uygulamasının hastanın başında alın, her iki şakak art bölgeler, boyun ve ense bölgeleri olmak üzere 31 noktaya özel iğnelerle enjeksiyon biçiminde yapıldığının altını çizdi. Rehabilitasyonun hastanın gidişatına göre 6 ay sonra yinelenebileceğini anlatan Polat, laflarını şöyle bitirdi: “Botoks rehabilitasyonu uygulanan hastaların takribî yüzde 70’inde sızılarda bariz eksilme ve tamamen kaybolma biçiminde ciddi oranda eksilme kollanıyor. Botoks rehabilitasyonu uygulanan hastalarda, hayat niteliği skorlarında başlangıç seviyesine göre ehemmiyetli iyileşme kollandığı gibi, bu netice hastaların işlevlerinde, canlılığında, psikolojik baskıda ve genel hayat niteliğinde ehemmiyetli bir büyüme olarak kaydolunuyor.’

Dişlerinize zarar veren 15 kötü alışkanlık

Dişlerinize zarar veren 15 kötü alışkanlık

Dişlerinize zarar veren kötü alışkanlıkların neler olduğunu Hisar Intercontinental Hospital Ağız ve Diş Sağlığı Uzmanı Dt. Banu Okur Çakmakcı anlatıyor.

Biberon kullanmak
Bebeğinize meyve suyu, süt ya da formül mamayı uyku saatinde biberonla vermek diş çürüklerine davetiye çıkarabilir. Bu nedenle bebeğinize gece yatmadan önce sıvı veriyorsanız biberon ağzındayken uyumamasını sağlamaya çalışın.

Diş gıcırdatmak
Stres ve uyku alışkanlıklarının neden olduğu diş gıcırdatma zamanla dişlerinize zarar vererek ağrıya yol açar. Gündüzleri sert gıdalardan kaçınarak ve geceleri koruyucu apareyler kullanarak ağrıdan kurtulabilirsiniz.

Sakızlı şeker çiğnemek
Tüm şekerli besinler, özellikle daha uzun süre çiğnendiği için şekerli sakızlar diş çürüğünü teşvik eder.

Şişe kapağı açmak için dişleri kullanmak
Dişlerinizle şişe kapakları ya da plastik ambalajları açmayı denemeyin. Bu yanlış alışkanlık dişlerinizde çatlaklara neden olabilir.

Spor içecekleri ve meyve sularını çok tüketmek
Spor içecekler enerji verme özelliği taşıdığından içlerindeki şeker oranı genellikle yüksektir. Bu içecekler diş minesi üzerinde asit saldırısı oluşturur. Bu tarz içecekleri sık tüketirseniz dişleriniz daha hızlı çürür. Meyve suyu pek çok vitamin ve antioksidanı bir arada içerse de ne yazık ki çoğunda şeker vardır. Bu yüzden hazır meyve suları yerine mevsiminde taze olarak sıkılmış meyve suları tüketin. Ayrıca su ekleyerek şeker içeriğini de azaltabilirsiniz.

Sık sık atıştırmak
Çok sık atıştırmak dişlerinizde gıda kalıntıları bırakarak bakteri plağı oluşumuna neden olur; bu da çürümeyi hızlandırır.

Kalem çiğnemek
İş stresinden ya da yoğunlaştığınız zamanlarda kalemlerin başlarını çiğniyorsanız dişlerinize ciddi zarar veriyor olabilrsiniz.

Kahve ve sigara içmek
Çok fazla kahve tüketiyorsanız dişlerinizde zamanla renk değişimi ve sararmalar görülebilir. Eğer dişlerinizdeki renk değişikliği konusunda endişeleriniz varsa diş hekiminizle konuşun. Sigara gibi diğer tütün ürünleri de dişlerinizde lekelenme ve diş eti hastalıklarının ortaya çıkmasına neden olur. Tütün kullanımı aynı zamanda ağız kanserinin de en önemli nedenlerinden biridir.

Yeme bozukluğu problemleri
Özellikle tatlı tüketiminiz çok yüksekse diş çürümesi problemiyle karşı karşıya kalabilirsiniz. Ayrıca bulimia gibi yeme bozukluğu problemleri yaşıyorsanız sürekli kusmak, kusmuk içerisinde bulunan güçlü asitler nedeniyle dişlerinizi aşındırır ve kötü ağız kokusuna neden olur.

Çekirdek çitlemek
Çekirdek çitlerken çekirdek artıkları ara yüzlere takılıp diş ve dişetine zarar verebilir.

Kahve göz sağlığına gözetiyor

Kahve göz sağlığına gözetiyor

Amerika Birleşik Devletlerindeki Cornell Üniversitesi’nden bilim adamlarının fareler üzerinde yaptığı araştırma, kahvede büyük oranda bulunan klorojenik asit isimli maddenin görme marifetindeki eksilmeyi önlendiğini ortaya koydu.

Araştırma, saf kahvede yüzde 7-9 oranında bulunan antioksidan özelliğine sahip bu maddenin ayrıca, glokom, ihtiyarlama ve diyabet neticeyi ağ tabakada alana gelen bozulmaya bağlı oluşan âmâlıklara da mani olabileceğini gösterdi.

Klorojenik asit gözleri koruyor

Araştırmada farelerin gözlerine oksidatif stres ve ağ tabakada bozulmaya yol açan özgür radikallerin oluşmasına neden olan nitrik oksit maddesi uygulayan bilim adamları, bu vaziyetin ağ tabakada bozulmaya neden olduğunu gözlemledi. Ancak, bu operasyondan evvel gözlerine klorojenik asit uygulanan farelerin ağ tabakalarındaysa zarar alana gelmediği tanımlandı.

Klorojenik asit ve buna bağlı ara mahsullerin insan sindirim sisteminde benimsendiğinin aşinasını belirten tahlilciler, kahve içmenin, bu maddenin kan ağ tabaka bariyeri isimli katmana geçmesini basitleştirdiğinin ispatlanması güzergahında çalışmalarını sürdürdüklerini belirtti. Tahlilciler, kahve içmenin klorojenik asitin doğrudan ağ tabakayı iletilmesinde tesirli olduğunun ispatlanması halinde hekimlerin ağ tabakadaki zararı önlemek için hastalarına uygun biçimde kahve hazırlamalarını nasihat edebileceklerine dikkati çekti.

Profesör Chang Y. Lee başkanlığında yapılan araştırma, Journal of Agricultural and Food Chemistry isimli bilimsel mecmua ve Cornell Üniversitesi’nin internet sayfasında bilim dünyasına tanıtıldı.

Antioksidanlar ihtiyarlamayı geciktiriyor

Göz küresinin iç yüzeyini kaplayan, ince, yarı şeffaf bir çeper olan ağ tabaka, içinde ışığa duyarlı milyonlarca hücre ve görsel bilgiyi alma ve tertip etme işlevi gören değişik asap hücrelerini barındıran gözdeki hayati ehemmiyete sahip bir katman . Ağ Tabakanın, metabolik olarak son derece etkin dokulara sahip olması sebebiyle yüksek seviyelerde oksijene gereksinim dinlemesi, bu çeperdeki özgür radikaller ve antioksidan korunma hatları arasındaki balansın bozulması olarak belirlenen oksidatif strese yol açıyor. Ağ Tabakanın oksijensiz kalması ve özgür radikallerin üretilmesi doku zararı ve görme kaybının başlıca sebeplerini oluşturuyor.

Bedendeki hücreleri ufalayarak hücresel seviyede büyük metamorfozlara ve hasarlara yol açan saldırgan moleküler yapılara, özgür radikaller ismi veriliyor. Antioksidanlarsa bedende, aşınmaya bağlı olarak ortaya çıkan ihtiyarlama, saçların ağarması, kemiklerin sararması, tenin buruşması, kalp rahatsızlıklarının ortaya çıkması gibi hasar verici tesirleri olan özgür radikallere karşı bedendeki ilk korunma hattını oluşturması sebebiyle sıhhat açısından büyük ehemmiyet taşıyor.

Page 1 of 41 2 3 4