İdrar kaçırmak istemiyorsanız bu 10 yiyeceği dikkatli harcayın

İdrar kaçırmak istemiyorsanız bu 10 yiyeceği dikkatli harcayın

Kadınlarda erkeklere oranla daha fazla görülen faal mesane başka bir deyişle idrar kaçırma meseleyi, sosyal hayatı negatif etkilediği gibi psikolojik meselelere de neden olabiliyor. Değişik hastalıklardan kaynaklanabilen idrar kaçırma meseleyi gün içinde harcanan gıdaların içeriğiyle de irtibatlı olabiliyor. Memorial Hizmet Sağlık Kurumu Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Tea Tavadze, idrar kaçırma meseleyi ve harcanmaması gereken yiyecekler hakkında bilgi verdi.

Gün içinde içtiğiniz su ölçüyü ehemmiyetli

Karın içi tazyikini artıran öksürme, aksırma, gülme veya ağır kaldırma gibi ani bir teşvik ve mesane hakimiyetinde muhtemel bir kayıp ile ortaya çıkan idrar kaçırma meseleyi değişik rahatsızlıklardan kaynaklanabilmektedir. Obezite, sigara kullanımı, diyabet, dolaşım ve böbrek hastalıkları gibi değişik rahatsızlıklardan dolayı ortaya çıkan idrar kaçırma gidişatını ortadan kaldırmak için genellikle az akışkan harcanması gerektiği düşünülebilmektedir. Çok fazla akışkan tüketiminin idrar kaçırma meselesini tetikleyebileceği bir reeldir ancak az akışkan harcamak da idrarı daha yoğun ve asidik hale getirerek banyo kullanma gereksinimini artırabilmektedir. Faal mesane başka bir deyişle idrar kaçırma meselesinde akışkan alımı balanslı olarak yapılmalıdır.

Sigaranın idrar kaçırma ile ne alakası olabilir demeyin

Faal mesane meselesinde sigara ehemmiyetli tehlike etkenlerinden biridir. Sigara kullanımı, mesane adalelerini tahriş etmektedir. Sigara içen bireylerde sık yaşanan öksürük gibi tetikleyici vaziyetlerde yaşanan spazmlar idrar firarisine neden olabilmektedir. Faal mesane meselesine neden olan ehemmiyetli etkenlerden biri de harcanan besinlerdir. Bazı yiyecekler mesane veya idrar yollarını tahriş ederek şikayetlerin şiddetlenmesine neden olabilmektedir. Besinlerin fazla faal mesane üzerindeki tesirleri bireyden bireye değişebilmektedir.

idrar kaçırma

Domates: Yapılan bir hayli araştırma domatesin mesaneyi tahriş ettiğini ortaya koymaktadır. Fazla faal mesane şikayetlerini artırabilecek asidik bir yiyecek olan domatesten özellikle duyarlı olan şahısların uzak durması gerekmektedir.

Kahve ve çay: Kahve ve çaydaki kafein mesane etkinliğini artırabilmektedir. İdrara çıkma oranının sıklaşmasına neden olan kahve ve çay semptomların şiddetlenmesine de yol açabilmektedir. Kafein alımının eksiltilmesi veya ortadan kaldırılması veya kafeinsiz çeşitlerin değiştirilmesi semptomları eksiltebilmektedir.

Çikolata: Kahve ve çay gibi çikolata da bir ölçü kafeini kapsamaktadır. Çoğunlukla kafein kapsamayan beyaz çikolata ya da daha fazla kakao kapsayan koyu renkli çikolataların sınanması meseleyi eksiltebilmektedir.

Portakal, limon ve greyfurt: Domates gibi portakal, limon ve greyfurt da yüksek ölçüde sitrik asit kapsamaktadır. Mesane hakimiyetini güçleştiren bu meyveler yerine daha az sitrik asit kapsayan elma, muz gibi yiyecekler seçim edilmelidir.

Gazlı meşrubatlar: Gazlı meşrubatlarda bulunan fizz, potansiyel olarak fazla faal mesane semptomlarını şiddetlendirebilmektedir. Özellikle meyveli soda ve enerji meşrubatlarının tüketimine dikkat edilmelidir.

idrar kaçırma

Baharatlı yiyecekler: Gözleri sulandıran ve dudakları yakan yiyecekler mesaneyi de rahatsız edebilmektedir. Baharatlı ve acı yiyeceklerden uzak durmak yaşana meselelerin eksilmesine dayanakçı olabilmektedir.

Tatlandırıcılar: Yapılan araştırmalarda suni ve natürel tatlandırıcıların faal mesane meseleyi şikayetlerini artırabileceği ortaya koymaktadır. Şekeri tamamen kesmek yerine perhizle hudutlandırarak şikayetler üzerindeki tesirini hakimiyet edilmelidir.

İşlenmiş yiyecekler: İşlenmiş yiyecekler; aroma ve gözeticiler gibi bir hayli suni bileşen kapsadığından dolay şikayetleri artırabilmektedir.

Soğan: Baharatlı ve asitli besinlerde olduğu gibi soğan tüketimi mesane problemlerine neden olabilmektedir. Özellikle ham soğan tüketimi idrar yapma isteğini artırabilmektedir. Mesanedeki negatif tesiri eksiltmek için soğanı pişirerek harcamak daha sıhhatlidir.

Kızılcık: Bir Hayli birey kızılcık suyunun üriner sistem enfeksiyonlarının bulgularını gevşettiğini iddia etmektedir. Ancak asidik bir meyve olan kızılcık, domates, limon, portakal ve greyfurt gibi mesaneyi tahriş edebilmektedir.

Gebelikte influenza gribine dikkat

Tutumsal ve perhiz tehlikeleri eksiltilerek kanseri önleyebilirsiniz

Hamilelik yarıyıllarında bedende muhtelif farklılıklar yaşanıyor. Anne adayının kalbinde pompalanan kan ölçüyü, kalp atış sürati, oksijen imal derecesi, bunlardan sadece birkaçı. Bu farklılıklar ise bedenin bağışıklık sistemini doğrudan etkileyerek, bedeni bulaşıcı hastalıklara karşı sarih hale getiriyor. Özellikle kış aylarında influenza olarak adlandırılan grip hastalığı, anne adaylarını bir hayli negatif doğrultuda etkiliyor.

influenza

Gebelikte bağışıklık sistemi oldukça duyarlı

Gebelikte alana gelen her türlü enfeksiyonda, enfeksiyonun yerine göre yaklaşımlar değişkenlik gösterir. Bu gidişatta umursanması gereken mevzu, enfeksiyona zamanında müdahale edilmesi ve ilerlemesinin önüne geçilmesidir. Yaşanan üst solunum yolu enfeksiyonları, bağışıklık sistemini zayıflatarak, dolaşım ve solunum yolunda klasikte yaşanan kasvetlerin daha fazla sezilmesine neden olur. Bu sebeple gebelerin kış aylarında çok güzergahlı temkin alması gerekir. Beslenme kumpası, hijyen şartları, giyim, ilaç kullanımı ve egzersiz gibi mevzularda da titiz davranılması ehemmiyetlidir.

hamile

Grip ve soğuk algınlığı birbirinden değişiklik gösterir

Grip ve soğuk algınlığı virüslerin neden olduğu hastalıklardır. İki hastalık da sanılanın aksine değişiklikler gösterir. Soğuk algınlığında yüksek ateş görülmezken, gripte çok yüksek ateş ve araya giren ikincil bakteriyel enfeksiyonlar gözlemlenebilir. Soğuk algınlığında görülen bulgular; burun akıntısı, aksırma, boğazda yanma hissi ve öksürüktür. Gripte ise; genelde 39 derece ve üzeri ateş, baş, adale-eklem sızısı, yorgunluk ve orta şiddette öksürük yaşanır. Gebelerde görülen yüksek ateş 39 derece ve üstünü geçmemelidir. 38 derece ateşte, ateş düşürücüler kullanılır. Alın, koltukaltı, diz kapağı arda soğuk kompresi uygulanmalıdır. Ilık duş alınmalı, ince kıyafetler giyilmelidir. Anne adayında ateş şikayeti devam ediyorsa, kesinlikle hekime müracaat etilmelidir.

gebe

Gebeliğin ilk aylarında yüksek ateş risklidir

Gebeliğin ilk üç ayında yüksek ateş risklidir ve bebeğe hasar verebilir. Bu nedenle yüksek ateşe izin verilmemelidir. Hekim tetkikine kadar, gebenin beden ısısını ve bebek üzerinde oluşturacağı negatif tesiri eksiltmek için, annenin ateşi kesinlikle düşürülmelidir. Hekime gidene kadar parasetamol ilaçlar alınabilir. Bu cins ilaçların gebelik üzerinde makûs bir tesiri yoktur.

ateş

Enfeksiyonlar, fiziksel ve psikolojik olarak anneyi güçler

Özellikle güz ve kış ayları bu enfeksiyonların en çok görüldüğü zamanlardır. Hamilelikte yaşanan enfeksiyonların hem anne adayına hem de bebeğe bazı negatif tesirleri mevzubahisidir. Bu gidişat anne adaylarını hem fiziksel hem de psikolojik olarak güçler. Gebelik, tek başına gribe tutulmak için bir neden değildir. Ancak hamile bir bayandaki enfeksiyonda karmaşıklık görülme oranı daha da çoğalır.

enfeksiyon

Gebelik, bağışıklık sistemini zayıflatmaz

Hamilelikte bağışıklık sistemi ilişkisi oldukça karışıktır. Bağışıklık sisteminin, hamilelikte genellikle baskılandığına inanılmaktadır. Ancak enfeksiyondan korunma hücreleri dediğimiz korunma hücrelerinin seviyeleri değişir. Hakikatinde bu gidişat bebeğin anne karnında tutunması ve hamileliğin devamı için zorunludur. Hamilelerin enfeksiyon hastalıklarına sık tutulmadıkları fikri egemendir. Yeniden de bir hayli değişik görüş, bağışıklık sisteminin zayıfladığını ve daha sık enfeksiyon geçirildiğini ifade eder. Bunun yanı gizeme son senelerde yapılan çalışmalar ise, hamilelerde bağışıklık sisteminde bir bozulma olmadığını ve hamilelerin bir çok enfeksiyon hastalığına yeterli cevap gösterdiğini ortaya koymuştur. Bu açıdan bakıldığında ise değişik görüşler ortaya çıkmıştır. Hamilelikte bağışıklık sisteminin zayıfladığına dair ortak bir görüş egemen değildir.

bağışıklık

Kapalı mekanlar tehlike yaratıyor

Kış aylarında hamile bayanların dikkat etmesi gereken ehemmiyetli mevzulardan biri de sıhhatli havalandırma koşullarıdır. Kış mevsiminin gelmesiyle beraber gebelerin soğuk havadan korunmak için kalabalık ve kapalı etrafları seçim ettikleri gözlemlenir. İyi havalandırılmayan civarlar, bulaşıcı hastalıkların daha basit dağılmasına neden olur. Bu stil kapalı mekanlar hamileler için büyük tehlikeler kapsar. Bulaşıcı hastalıkların ve alerjilerin artmasına neden olan bu şartlar, değişen hava koşullarıyla beraber bir hayli hastalığa neden olmaktadır. Bu sebeple anne adaylarının süre geçirdikleri mekanları özellikle de konutlarını sıklıkla havalandırmaları önerilir. Ayrıca muhtemel olduğu kadar hastalığı olan şahıslarla yakın temasta bulunulmamalıdır. Eller aralıksız pak yakalanmalı ve sık devir yıkanmalıdır. C vitamini ağırlıklı beslenilmeli, bol akışkan harcanmalıdır.

gebe

Sıhhatli bir uyku için oda hijyeni ehemmiyetli

Sıhhatli bir uyku için yatak odalarının hijyeni de çok ehemmiyetlidir. Burun tıkanıklıkları ve öksürüklerin önüne geçebilmek için konutların sık sık süpürülmesi, yastık ve yorganların hijyenik şartlarda olması, sıklıkla değiştirilmesi ve civarın tozlardan temizletilmesi gerekir. Evcil hayvanlar ise yatak odalarından uzak yakalanmalıdır. Muhtemelse yatak odalarında halı kullanılmamalıdır. Konutlarda soba ve kaloriferlerin kuruttuğu havayı kaynayan bir çaydanlık ile ıslatmak da yararlıdır. Soluk almakta zorlanılırsa 2-3 gün kadar burun spreyi kullanılabilir. Ayrıca deniz suyu spreyleri de seçim edilebilir. Burnu ıslatmak için civarın nemli yakalanması zorunludur.

hamilelik

Ihlamur, zencefil ve tarçınlı çay, hafifletici tesir yaratabilir

Üst solunum yolları enfeksiyonları genellikle viral denilen hastalık grubundadır. Bu gidişatta yaşanan şikayetler için hafifletici ilaçlar kullanılır. Ateş düşürücü ve burun açıcı spreyler gibi şikayet giderici ilaçlar da kullanılabilir. Gebelerde grip ve soğuk algınlığı ağır hastalığa neden olabilir. Antiviral ilaç alımı, ciddi neticelerin önlenmesine dayanakçı olabilir. Anne adayının antiviral ilaç almasının, kendisi ve bebek için hasarı olduğunu düşündüren hiçbir çalışma yoktur. Şayet bakteriyel bir enfeksiyon vaziyeti var ise antibiyotik kullanımı gerekir. Ihlamur, zencefil, tarçınlı çay, C vitamini özellikle taze bunalmış portakal suyunun hafifletici tesiri olduğundan, rehabilitasyon uygulaması için bu meşrubatlar da harcanabilir.

influenza

Sızdıran bağırsak belirtisinin sinyalleri

Sızdıran bağırsak belirtisinin sinyalleri

Baş sızısı, kabızlık, bunalım, sivilce… Reelinde hep değişik sebeplere bağlı olarak ortaya çıktığı düşünülen bu şikayetler bağırsağınızdaki ehemmiyetli bir sualin habercisi olabiliyor. Bağırsağın fazla iletkenliği olarak belirlenen sızdıran bağırsak belirtiyi, bedendeki tüm sistemleri negatif etkileyerek pek çok bulgunun da aynı anda ortaya çıkmasına yol açabiliyor. Memorial Wellness Beslenme Danışmanı Uz. Dyt. Yeşim Temel Özcan, sızdıran bağırsak belirtiyi ve rehabilitasyonu hakkında bilgi verdi.

Bağışıklık sistemi kendi dokusuna saldırıyor

Sindirim sisteminin merkezi olan ve ikinci beyin olarak belirlenen bağırsakların sıhhati, tüm metabolizmayı etkilemektedir. Bağışıklık sistemi hücrelerinin yüzde 70’i bağırsaklarda bulunmaktadır. Sızdıran bağırsak belirtiyi, sıkı bağların açılması ile alakalı bir gidişattır. Bu ”sıkı bağlar” bağırsaklardan kan dolaşımına yalnızca hazmedilmiş yiyeceklerin, mineral ve vitaminlerin girmesine izin veren geçiş noktalarıdır. Şayet bağırsaklardaki hücreler arası sıkı bağlar bozulursa, kan dolaşımına hasarlı maddeler ve zehirli maddeler geçebilmektedir. Yeniden sıkı bağlar, zehirli maddeler, mikroplar ve hazmedilmemiş besin parçacıklarını yakalamakta ve bağırsağa zarar vermektedir. Sızan patojenler ya da iyi hazmedilmemiş gıdalar kan dolaşımına karışır, bağışıklık sistemi ise tanımadığı bu maddelere karşı hamleye geçmektedir. Başka Bir Deyişle bağışıklık sistemi kendi dokusuna saldırmaktadır. Bağışıklık sistemi hastalıkları ise bu döngünün uzun zaman sürmesi ile oluşmaktadır.

Bu sırlı hastalığın 7 sebebi ise şöyledir;

Yiyecek duyarlılıkları: Kan dolaşımına giren zehirli maddelerin hücumları sebebiyle, bağırsak fazla iletkenliği olan birkişinin bağışıklık sistemi, bedeni muhakkak besinlerdeki özellikle glüten ve süt antijenlere daha duyarlı hale getirmekte ve muhtelif antikorlar üretmektedir.

Bağırsak hastalıkları: Bağırsak iletkenliğinin çoğalmasının çoğunlukla sıkıntılı bağırsak belirtiyi, ülseratif kolit ve Crohn hastalığından muzdarip insanlarda daha çok görüldüğü tespit edilmiştir. Çinko yardımının, bu olaylarda bağırsak irtibatlarının sıkılaştırılmasında oldukça tesirli olduğu görülmektedir. Alfa 1 Antitripsin ve kalprotektin seviyelerinin çoğalışı da irini bağırsak hastalıklarının habercisidir.

Otoimmün hastalık: Sızdıran bağırsağın otoimmün bağışıklık sisteminin fazla duyarlılığıyla oluşan tepki bir hastalığa neden olabileceğini kavramanın anahtarı, ”zonulin” olarak öğrenilen bir protein üzerinde yapılan araştırmalardır. Zonulin bağırsak bariyer tamlığını göstermektedir. Sıkı bağları yapıştıran ya da onaran bir proteindir. Bu araştırmalara göre zonulin seviyesinin çoğalması bağırsak iletkenliğini göstermektedir. Gaitadan rahatlıkla ölçülebilmektedir.

Tiroit meseleleri: Sızdıran bağırsak belirtisinin doğrudan etkileyebileceği otoimmün hastalıklardan biri Hashimoto hastalığıdır. ”Kronik tiroidit” olarak da öğrenilen bu bozukluk, hipotiroidizm, metabolizma bozuklukları, bitkinlik, bunalım, kilo alımı ve bir dizi başka meselelere yol açabilmektedir.

Emilim bozuklukları: Sızan bağırsaklardan kaynaklanan muhtelif beslenme eksiklikleri, mide asit seviyesinin noksanlığı, hayatsal döngünün en ehemmiyetli vitamini B12, folat, magnezyum ve öbür enzimlerin emilimini olanaksız kılmaktadır.

Cilt hastalıkları: Bağırsak – cilt iletişim kuramı, 70 sene evvel ilk kere belirlenen bağırsak hiper iletkenliğinin cilt meselelerine neden olabileceğini göstermektedir. Özellikle zamansız iltihaplı sivilce, sivilce, sedef hastalığı ve egzamalarda evvel bağırsak iletkenliği hakimiyet edilmelidir.

Duygu vaziyet bozuklukları: Bilimsel araştırmalar sızdıran bağırsak belirtisinin muhtelif nörobilişsel bozukluklara neden olduğunu göstermektedir. Misalin, bağırsakta fazla iletkenliğin psikobiyotik tesiri de var olan probiyotiklerin kaybını artırmaktadır. Ayrıca seratoninin %95’i bağırsaklardan birleşim edilmektedir.

Sızıntılı bağırsaklara iyi gelecek 4 adımlı tasarı

Öncelikle bağırsağa hasar veren yiyeceklerden uzak durulmalıdır. Sızıntılı bağırsakların bu dört gıda ve dayanakla iyileşmesi olasıdır.

Kemik suyu: Kolajen ve zararlı hücre duvarlarını iyileştirmeye dayanakçı olabilecek amino asit, proline, glisin ve glutamine kapsamaktadır. Sızdıran bağırsakları ve otoimmün hastalıkları iyileştirmeye dayanakçı olmaktadır.

Fermente süt mahsulleri: Bağırsakların iyileşmesine dayanakçı olabilecek hem probiyotikleri hem de kısa zincirli yağ asitlerini barındırmaktadır. Kefir, konut yoğurdu, ekşi krema, ghee tereyağından saf yağ yapılması operasyonu en iyileridir.

Fermente sebzeler: Bağırsak pH’sını ve bağırsağı destekleyen probiyotikleri dengeleyen organik asitler kapsamaktadır. Sauerkraut alman lahana turşusu , kimchi mayalanmış kırmızıbiber ve sebzelerden özellikle Çin lahanasından yapılan, ananesel bir Kore yemeği ve kvass sebzelerle yapılan bir meşrubat zengin kaynaklardır. Floranın “Lactobacillus acidofillus” kısmını üretmektedir.

Tüm hindistan cevizi mahsulleri: Hindistan cevizinde bulunan MCFA’lar orta zincirli yağ asitleri öbür yağ asitlerinden daha basit hazmedilebilmekte, böylece sızdıran bağırsağı en iyi biçimde onarmaktadır. Ayrıca, hindistan cevizi kefiri, sindirim sistemini destekleyen probiyotikleri kapsamaktadır.

Tüm bunların dışında omega-3 yağlı yiyecekleri harcamak verimlidir. Çim beslemeli sığır eti, kuzu ve somon gibi kaba tutulmuş balıklar gibi anti-inflamatuar irinle savaşan yiyecekler de sızıntılı bağırsağı tamir etmek için en faydalı yiyeceklerdir.

Vefatların yüzde 40’ı bu hastalıktan kaynaklanıyor

Vefatların yüzde 40'ı bu hastalıktan kaynaklanıyor

Türkiye İstatistik Müesseseyi TÜİK, 2013 senesine ait vefat sebebi istatistiklerine söyledi. Buna göre, en fazla vefata neden olan hastalıklar yüzde 39,8 ile dolaşım sistemi, yüzde 21,3 ile iyi mizaçlı ve makûs mizaçlı urlar, yüzde 9,8 ile solunum sistemi, yüzde 5,6 ile endokrin, beslenme ve metabolizmayla alakalı hastalıklar, yüzde 5,5 ile dışsal yaralanma sebepleri ve zehirlenmeler ile yüzde 4,1 ile asap sistemi ve duyu uzuvları hastalıkları oldu.

Dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklı vefatların en çok bayanlarda, iyi mizaçlı ve makûs mizaçlı urlardan kaynaklı vefatların ise erkeklerde görüldüğü tespit edildi.

Dolaşım sistemi kaynaklı vefatların yüzde 38,8’ini iskemik kalp hastalığı oluşturdu. Bunların yüzde 25,2’si serebro-vasküler hastalık, yüzde 17,7’si değişik kalp hastalığı ve yüzde 12,8’i hipertansif hastalıklardan kaynaklandı.

En fazla vefata yol açan urlar

Makûs mizaçlı ur sebebiyle hakikatleşen vefatların yüzde 31,3’ne gırtlak ve soluk borusu/bronş/akciğerin makûs mizaçlı uru, yüzde 8,9’una midenin makûs mizaçlı uru, yüzde 8,2’sine lenfaid ve hematopoetik makûs mizaçlı uru, yüzde 6,9’una sütunun makûs mizaçlı uru ve yüzde 5,9’una pankreasın makûs mizaçlı urları neden oldu.

Dolaşım sistemi hastalıklarına en fazla görüldüğü yaş grubu 75-84 olurken, iyi mizaçlı ve makûs mizaçlı urlar ise en fazla 65-74 yaş grubunda görüldü.

Dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklı vefatların oranının azami olduğu ilk beş şehir sırasıyla Kırklareli, Yozgat, Uşak, Bolu ve Denizli oldu. Ayrıca, iyi mizaçlı ve makûs mizaçlı urlar sebebiyle hakikatleşen vefatların oranının azami olduğu ilk beş şehir ise sırasıyla İstanbul, Kocaeli, İzmir, Rize ve Tekirdağ olarak tanımlandı.

En çok öldüren hastalıklar

29 Aralık 2019 Cinsel Sağlık

0 Yorumlar

En çok öldüren hastalıklar

Türkiye İstatistik Müesseseyi TÜİK, 2013 senesine ait vefat sebebi istatistiklerine söyledi. Buna göre, en fazla vefata neden olan hastalıklar yüzde 39,8 ile dolaşım sistemi, yüzde 21,3 ile iyi mizaçlı ve makûs mizaçlı urlar, yüzde 9,8 ile solunum sistemi, yüzde 5,6 ile endokrin, beslenme ve metabolizmayla alakalı hastalıklar, yüzde 5,5 ile dışsal yaralanma sebepleri ve zehirlenmeler ile yüzde 4,1 ile asap sistemi ve duyu uzuvları hastalıkları oldu.

Dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklı vefatların en çok bayanlarda, iyi mizaçlı ve makûs mizaçlı urlardan kaynaklı vefatların ise erkeklerde görüldüğü tespit edildi.

Dolaşım sistemi kaynaklı vefatların yüzde 38,8’ini iskemik kalp hastalığı oluşturdu. Bunların yüzde 25,2’si serebro-vasküler hastalık, yüzde 17,7’si öteki kalp hastalığı ve yüzde 12,8’i hipertansif hastalıklardan kaynaklandı.

En fazla vefata tümerler yol açıyor

Makûs mizaçlı ur sebebiyle reelleşen vefatların yüzde 31,3’ne gırtlak ve soluk borusu/bronş/akciğerin makûs mizaçlı uru, yüzde 8,9’una midenin makûs mizaçlı uru, yüzde 8,2’sine lenfaid ve hematopoetik makûs mizaçlı uru, yüzde 6,9’una sütunun makûs mizaçlı uru ve yüzde 5,9’una pankreasın makûs mizaçlı urları neden oldu.

Dolaşım sistemi hastalıklarına en fazla görüldüğü yaş grubu 75-84 olurken, iyi mizaçlı ve makûs mizaçlı urlar ise en fazla 65-74 yaş grubunda görüldü.

Dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklı vefatların oranının azami olduğu ilk beş şehir sırasıyla Kırklareli, Yozgat, Uşak, Bolu ve Denizli oldu. Ayrıca, iyi mizaçlı ve makûs mizaçlı urlar sebebiyle reelleşen vefatların oranının azami olduğu ilk beş şehir ise sırasıyla İstanbul, Kocaeli, İzmir, Rize ve Tekirdağ olarak tanımlandı.

Kalp hastalığı anne karnında teşhis edilebiliyor

23 Aralık 2019 Cinsel Sağlık

0 Yorumlar

Kalp hastalığı anne karnında teşhis edilebiliyor

İnsanlar doğar, yaşar, artar ve can verir. Bu harikulade denge içerisinde gebelik sürecinin henüz 19.’cu gününde büyümeye başlayan kalbin meseleler yaşaması milyonlarca ihtimal arasındadır ama günümüzde anne karnında bebeğin kalp sıhhati hakkında bilgi alabilmek ve mümkün meselelerin önüne geçebilmek olası.

Fetal Ekokardiyografi, anne karnındaki bebeğin kalbinin ultrason ile görüntülenmesidir. Ultrason teknolojisinin büyümesi ile beraber gebeliğin 12.’ci haftasından sonra kalbi nitelikli görüntülemek olasıdır. Ancak 16. ve 22. haftalar ideal görüntülenme zamanıdır. Emsey Hospital’dan Prof. Dr. Selami Süleymanoğlu annenin hangi şartlarda Fetal Ekokardiyografi yaptırması gerektiğine söyledi.

Fetal Ekokardiyografi

Fetal Ekokardiyografi şartları

– Anne ya da babada doğumsal kalp hastalığı olanlar,

– Kardeşinde doğumsal kalp hastalığı olanlar,

– Kadın doğum hekimlerinin kalpte problem olduğunu düşünmesi,

– Annenin gebelik esnasında kuşkulu ilaç veya toksik maddeye maruz kalması,

– Annenin gebelik esnasında enfeksiyon geçirmesi,

– Bazı sendromik hastalıklar ve böbrek, göz, beyin gibi değişik uzuv hastalıkları tespit etildiğinde Fetal Ekokardiyografi yapılması önerilmektedir.

Prof. Dr. Selami Süleymanoğlu, ülkemizde Fetal Ekokardiyografinin otuz seneden beri yapılmakta olduğunun altını çizdi.

bebek kalbi

Emeli

Fetal Ekokardiyografi’de birinci emel doğumdan sonra rehabilitasyonu güç ya da olası olmayan kalp hastalıklarını tespit etmektir. Ufak kalp delikleri, kalp damarlarında ya da kapaklarında darlıklar ve noksanlıkları tespit etmek ise öncelikli değildir. Anne karnındaki dolaşım sistemi ile doğum sonrası dolaşım sistemi arasında bazı değişiklikler bulunmaktadır. Bu değişikliklerin hakikatleşmediği anne karnındaki bebekte bazı hastalıkların fark edilmemesi problem olarak kabul edilmemelidir. Aynı zamanda bebeğin kalp ritmi de çalışma esnasında değerlendirilmektedir. Kullanılan ultrason aygıtının niteliğine, kullanıcının deneyimine, bebeğin pozisyonuna ve hareketliliğine bağlı olarak yapılan analizin eminliği değişebilmektedir. Doğum sonrasında zorunlu görülürse yine hakimiyet önerilmektedir.

Ozon terapisi kronik bitkinliğe birebir

Ozon terapisi kronik bitkinliğe birebir

Tıpta pek çok hastalığın iyileşme sürecinde tesiri olan ozon terapisinin özellikle hastanın enerjisini ve öğrenişsel seviyesini pozitif etkilediği için ileri yaşlarda daha bereketli neticeler verdiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Sadi Kayıran, “Ozon terapisi pek çok hastalığın rehabilitasyonunda gözle görülür verimli neticeler verirken, aynı zamanda mevzubahisi hastalıkların oluşmasını önlemede de ciddi bir rol üstleniyor” söylemesinde bulundu.

Oksijen atomundan oluşan ozonun özellikle iyileşmeyen yaralar, diyabetik ayaklar, dolaşım bozuklukları ve kronik bitkinlik gibi vaziyetlerde kullanıldığını anlatan Dr. Sadi Kayıran, “Ozonlama, takribî surat yıldır öğrenilen bir teknoloji olmasına karşın bedeli daha yeni anlaşılıyor” dedi. Sağlıklı fertlerin de beden antioksidan kapasitelerine göre senelik ozon dozu üzerinden emin rakamda seansa girilebildiklerini belirten Dr. Kayıran, “8-10 seanslık bir rehabilitasyonun ardından ayda bir ya da iki ayda bir andırdırma dozuyla zinde kalmak muhtemel oluyor. Dolayısıyla ozon terapisinin sıhhatli fertlerde veya hastalarda, dinç ve devingenlik hali oluşturmak için de uygulanabilen bitirici bir rehabilitasyon usulü olduğunu söyleyebiliriz” biçiminde konuştu.

İyileşmeyen yaralara karşı ozon terapisi

Yüzey ve su pakliğinde kullanılan ozonun aynı zamanda virüsleri ve bakterileri de öldüren bir gaz olarak aşinasının altını çizen Dr. Kayıran, “Bu doğrultusuyla tıp alanında pek çok hastalığın rehabilitasyonunda, gözle görülür verimli neticeler veriyor. Ozon terapisi özellikle kronik bitkinlikte, bağışıklık sistemindeki bazı bozukluklarda, adale ve eklem sızılarında, iyileşmeyen yaralarda, diyabetik ayaklarda, dolaşım bozukluklarında, zona ve herpes gibi meselelerin rehabilitasyonunda ve hepatit eşi virüs hastalıklarının ağır izlediği vaziyetlerde kullanılıyor” dedi.

Rehabilitasyon şahsa özel olarak tasarlanmalı

Atmosferin üst tabakalarında UVB ışınlarının O2’yi O3’e çevirmesiyle oluşan ozon gazının hava lekeliliği yapmadığını, makûs kokuları yok ettiğini, hayat alanlarındaki tozları emdiğini, mikropları can verdiğini, sıhhatli bir civar yarattığını ve insanlara rahatlık ve devingenlik hissi verdiğini anlatan Dr. Kayıran, “Rehabilitasyonun seansları hastalığa göre de değişkenlik gösterirken en az 6 seans olma gerekliliği var. Antibiyotik gibi, bir gün kullanıldığında hiçbir anlamı olmayan bu rehabilitasyonun da en az 6-8 seansı kullanılması ehemmiyetli. Rehabilitasyonun dozu, seansı, seans sıklığı şahsa özel olarak tanımlanıyor” söylemesinde bulundu.

İleri yaşlarda daha pozitif netice alınabiliyor

Ozon terapisinin pek çok hastalıkta kullanıldığı gibi, bazı yaş aralıklarında ve kimi ciddi hastalıklarda kullanılamadığını söyleyen Dr. Kayıran, “Lenfoma gibi kan kanseri cinslerinin bir haylisinde, glukoz 6 fosfat dehidrogenaz enziminin yetersizliğinden kaynaklı favizm hastalığının rehabilitasyonunda, kanama-pıhtılaşma zamanı bozuk olan hastalarda, T3, T4 ve TSH kıymetleri yüksek olduğunda, hastanın tiroitlerinin çok çalıştığı vaziyetlerde ve kalbin atım eforu yüzde 40’ın altında izlediğinde uygulanmamalı. Rehabilitasyon için önerilen bir yaş hududu bulunmamasına karşın, hastanın enerjisini ve öğrenişsel seviyesini çok pozitif etkilediği için ileri yaşlarda daha bereketli neticeler veriyor” dedi.

Ozon rehabilitasyonunun uygulandığı vaziyetler

– Kronik bitkinlikte, akut enfeksiyonlarda, bağışıklık sisteminin düşkün olduğu vaziyetlerde usul uygulanabiliyor.

– Cemiyette de yaygın bir hastalık olan genital uçuktan sonra ortaya çıkan sızılarda uygulanan ilk terapiden sonra, sızıda 36-48 saat içinde yüzde 70 oranlarında gerileme görülüyor.

– Diyabetik ayakta ozon terapisinden sonra iyileşme süratinde bir hafta içinde yüzde 42 çoğalış gözlemlenebiliyor.

– Yanık rehabilitasyonlarında da kullanılabilen ozon terapide 2. ve 3. derece yanıklarda 4. haftadan sonra ciddi iyileşmeler gözlemleniyor.