Hırıltının sebepleri ve rehabilitasyonu

Hırıltının sebepleri ve rehabilitasyonu

Hırıltının sebepleri bronşoillerde oluşan tıkanmadır. Bu sebepten dolayı zorlanarak giren çıkan hava ıslık sesine eş bir ses çıkarmaya başlar. Çocuğunuzun bu vaziyette oksijen alımını artırmak için daha süratli ve daha sık bir biçimde soluk almaya başladığını fark edebilirsiniz. Anne babalar bu gidişatı genelde çocuğum sanki karnından soluk alıyor gibiydi diyerek tarifler.

Nasıl fark edilir

Hırıltı soluk almak birden fazla belirtiyle birlikte oluşabilir:

– Çocuktaki soluk rakamının çoğalması

– Çocuğun daha çok soluk alabilmek için burun kanatlarının açılıp kapanması

– Aynı sebepten dolayı kaburga adaleleri ve diyagramın çevresindeki adalelerin kasılıp hafiflemesi

– Daha çok soluk verirken görülen hırıltı, göğse bastırılması ile kedi mırıltısına eş

Hırıltıya karşı konutta neler yapılabilir

Çocuklarda hırıltı genelde viral enfeksiyonlar kaynaklı olduğundan, yakın temastan sakınılmalı, konutta sık sık eller yıkanmalı. Konut etrafı pak yakalanmalı, sigara dumanı, kimyevi hava lekeleyiciler olmamalı, odanın nemi 40-45 derece, sıcaklık 22-24 derece arasında olmalıdır. Akışkan alımını artırmak, burun ve boğazdaki sekresyonları arınmak önerilir.

Bebeklerde hırıltı görülürse ne zaman hekime gidilmelidir

Öksürük çocuğun uykusunu, beslenmesini etkiliyorsa, süratli soluk alıp veriyorsa, ateş eşlik ediyorsa, üst üste öksürüp ardından kusuyorsa, hafif başlayıp giderek şiddetlendiyse, spazmatik öksürük veya krup dediğimiz boğuk öksürük varsa hekime kesinlikle müracaat etilmelidir. Viral enfeksiyon kaynaklı rahatsızlıklar bulaşıcı olduğu için çocuklarda hırıltı varsa lüzumlu ihtiyatların alınmasını, muhtemel bulaşıcılığı önlemek için hastalık sırasında çocuklar mektebe sevk edilmemelidir.

Bademcik ve geniz eti ne zaman alınmalı

Bademcik ve geniz eti ne zaman alınmalı

Geniz eti ve bademcik problemleri özellikle 3-6 yaş grubunda çocukları olan ebeveynlerin en çok şikayet ettikleri meselelerin başında geliyor. Bağışıklık sistemi bütün olarak büyümemiş olan bu çocuklarda; yoğun ateş, soluk almada eforluk, gece uykusuzlukları gibi problemler sık görülüyor . Bademcik ve geniz eti problemlerinin çocukların hayat niteliğini etkilemesinin yanında değişik sıhhat meselelerine neden olabileceğini belirten Acıbadem Kadıköy Sağlık Kurumu Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Haluk Özkarakaş, ailelerin kararsız ettiği ve karar vermekte zorlandığı bademcik ve geniz eti operasyonları mevzusunu anlattı.

Şikayetlerin ağırlıklı olarak 3-4 yaşlarında başladığını söyleyen Acıbadem Kadıköy Sağlık Kurumu Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Haluk Özkarakaş, “Özellikle mektep evveli eğitimle beraber çocukların virüs ve bakteriyel uyaranlara maruz kalmaları gerek enfeksiyona neden olan, gerekse enfeksiyon dışı bademcik ve geniz eti gelişmelerinde ehemmiyetli etmen oluşturuyor” diyor. Yineleyen enfeksiyonların bağışıklığın büyümesi ile 6 yaşından sonra eksildiği ve ergenliğin başladığı 12-13 yaşlarında ise seyrekleşerek kaybolduğu kollanıyor.

Bir Hayli ehemmiyetli sualin sebebi olabilir

Bademcik ve geniz eti problemleri çocukların hayatını etkileyebildiği gibi gelişmesine göre değişik meselelere de neden olabiliyor. Misalin en sık görülen kolay sihrimeler ve/ veya sık yineleyen enfeksiyonlar çocuğun mektebe gitmesini yasaklayabiliyor. Ancak geniz etindeki gelişmenin tıkayıcı özelliğinden dolayı, ağzı sarih biçimde soluk alma, yatakta sık yer değiştirme, ense, yaka bölgesinde yoğun terleme gibi çocuğun yaşamını güçleştirebilen şikayetler de ortaya çıkabiliyor. Bununla beraber çocuklar sıklıkla uyku problemleri, sık burun akıntısı, rinosinüzitler, kulakta geçici veya kalıcı akışkan bir araya gelmesi ve bunun getirisi olan duyma kaybıyla karşı karşılaşıyor. Ayrıca, damak-diş büyüme meseleleriyle de baş etmek gidişatında kalabiliyor. Bunların gözden kaçması, yeterli rehabilitasyon edilmemesi veya umursamama edilmesi gidişatında ileriki yaşlarda ehemmiyetli operasyonları gerektirebilecek kulak meseleleri de ortaya çıkabiliyor.

Antibiyotik kullanımına dikkat

Bu çocuklarda üst solunum yolu viral enfeksiyonuna bağlı olarak ortaya çıkan rinosinüzit sebebiyle sıklıkla antibiyotik kullanıldığına dikkat sürükleyen Prof. Dr. Haluk Özkarakaş, “Ancak burnun arkadan havalanmasının bozuk olması sebebiyle rinosinüzit yinelediğinden tıkayıcı etken devam ediyor. Dolayısıyla antibiyotik kullanılmasına karşın kalıcı olarak rehabilitasyon edilemiyor ve antibiyotik rehabilitasyonu tamamlandıktan kısa müddet sonra burun akıntısı tekerrür başlıyor. Neticede, afaki kullanılan antibiyotik meseleye kalıcı çözüm getiremediği mukavemetinin de çoğalmasına neden oluyor” diyor.

Bademcik ve geniz eti ne zaman alınmalı

Bu meseleyle karşı karşıya kalan ebeveynlerin vermek zorunda kaldıkları kararlardan biri de cerrahi rehabilitasyon oluyor. Sıhhatlı ve çalışan dokunun alınmasının doğru olmadığını, dolayısıyla geniz eti ve bademcik operasyonları için de bazı kriterlerin bulunduğunu andırdıran KBB Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Haluk Özkarakaş, ur, tanı emelli tahlillerde, tonsil veremi, difteri gibi özel hastalıklar gidişatlarında operasyonun tartışılmaz bir lüzumluluk olduğunu söylüyor. Sık karşılaşılan kolay bademcik ve geniz eti gelişmelerindeki cerrahi yaklaşımı ise şöyle anlatıyor:

Adenoidektomi geniz eti alınması: Geniz etinin alınması için yaş kriteri bulunmuyor. Çocukta, geniz eti dokusuna bağlı horlama, ağız sarih soluk alma, yatarken yer değiştirme gibi bulgular varsa büyüklüğüne bakılmaksızın alınması öneriliyor. 3 yaş evveli ve 7 yaş sonrasında çok ender görülen geniz eti gelişmesi yaş ilerledikçe küçülüyor. Bu sebeple 13-14 yaş veya daha sonrasında daha evvel yakınma yokken aniden gelişmeye ait semptomlar başladıysa ciddiye alıp doktora müracaat etilmesi ve genizden doku alınıp patolojik analiz yapılması gerekiyor.

Tonsillektomi bademcik alınması: İltihabi olmayan ancak kapatıcı bademcik gelişmesinde küçültme cerrahisi yeterli oluyor. Bunun için de rastgele bir yaş hududu bulunmuyor. Bademcik tıkayıcı derecede büyükse küçültülebilen dokunun kalan kısmı vazifesini yapmaya devam edebiliyor. Küçültmek hava pasajını sağlamaya yeterli oluyor. Ancak; misalin, son üç yıldır ateşli tonsillit hamleleri senede dört ve üzerindeyse, yeniden son iki senede yaşanan ateşli tonsillit hamleleri toplam 10’u buldu ve geçtiyse veya son bir senede başlamış hamleler yedi defa yinelendiyse cerrahi ile alınması öneriliyor. Zira her hamlede antibiyotik kullanımı çocuğa hasar verebiliyor.

Elma şekerinde ölümcül bakteri

25 Aralık 2019 Cinsel Sağlık

0 Yorumlar

Elma şekerinde ölümcül bakteri

Amerika Birleşik Devletlerili bilim adamları, tahta bir çubuğa daldırılarak satılan elma şekerlerinin listeria bakterisini çok süratli bir biçimde ürettiğini, artan bu bakterilerin insanı öldürebileceğine söyledi. Amerika Birleşik Devletlerinde listeria bakterisinden 7 şahıs ve henüz anne karnında bir bebek can vermişti.

Hamilelikte çok hasarlı

Özellikle ham etlerden geçen ‘listeria’ bakterisinin hamilelikte çok hasarlı olduğu öğreniliyor. Uzmanlar, elmanın üzerine tatlandırılmış maddenin ilave edilmesi ve özellikle de tahta sapların bu bakteriyi üretip arttırabileceğini tanımladıklarını duyurdu.

Erken yaşta baba olanlarda büyük tehlike

25 Aralık 2019 Cinsel Sağlık

0 Yorumlar

Erken yaşta baba olanlarda büyük tehlike

Finlandiya’daki Helsinki Üniversitesi’nden bilim adamlarının araştırmasına göre, erken baba olanların orta yaşta muhtelif sıhhat meseleleri sebebi ile vefat tehlikesinin daha fazla olabileceği tanımlandı.

Araştırmaya 30 binden fazla erkek katıldı. Katılımcıların sıhhat ve eğitim gidişatı gibi kriterler göz önüne alındığında baba olma yaşını araştıran bilim adamları, araştırmanın yapıldığı 20 senede 22-24 yaşında baba olanların vefat tehlikesinin öbürlerine göre yüzde 14 fazla olduğu neticesine vardı.

En fazla tehlikeyi 22 yaşında baba olanlar taşıyor

Araştırmada, 30-44 yaşında ilk kere babalığı tadanların ise orta yaşta can verme tehlikesinin, 25’inde birinci çocuğunu kucağına alanlara göre yüzde 25 daha az olduğu ortaya çıktı. En fazla tehlike altında olanların yüzde 26 oranı ile 22 yaşında ilk çocuğu doğanların olduğu belirtildi.

Araştırmanın yapıldığı yarıyılda 20 erkekten 1’i hayatını yitirdi. Başlıca vefat sebebinin yüzde 21 ile kalp hastalıkları, yüzde 16 ile fazla içki tüketimi olduğu saptandı.

Genç baba olmak stres kaynaklı sıhhat meselelerine yol açıyor

Bilim adamları, orta yaşta vefat tehlikesinin çoğalmasına genç babalığın getirdiği ve başa çıkmakta zorlanılan stresin yol açtığı sıhhat problemlerinden kaynaklandığını vurguladı.

Araştırmaya imza atanlardan Dr. Elina Einio, “Ailenin arzlarını yerine getirmekle boğuşurken psikolojik ve ekonomik baskı altında kalan genç babaların sıhhatlerine dikkat etmesi gerek” ifadesini kullandı.

Araştırma neticeleri, “Journal of Epidemiology and Community Health” mecmuasında yayımlandı.

Kulak sızısına neden olan 8 neden

19 Aralık 2019 Cinsel Sağlık

0 Yorumlar

Kulak sızısına neden olan 8 neden

Kulak sızısı her yaş grubunda görülebilen ve son derece rahatsız edici bir problem. Aynı zamanda duyma kaybı, kaşıntı, çınlama, dolgunluk hissi, kulakta akıntı gibi yakınmalar da sızıya eşlik edebiliyor. Tıbbi ismi otalji olan sızının altında enfeksiyonlardan travmalara kadar bir hayli neden bulunuyor. Dolayısıyla hafif, şiddetli, zonklayıcı, ani girip çıkan, etrafa dağılan gibi çok değişik bulgular kollanabiliyor. Ancak sebebi ne olursa olsun kulak sızısı gidişatında, özellikle de çocuklarda zaman kaybedilmeden doktora müracaat etmek gerekiyor.

Acıbadem International Sağlık Kurumu Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Aras Şenvar, kulak sızının altında uyuyan 8 ehemmiyetli sebebi ise şöyle sıralıyor…

kulak ağrısı

Orta kulak enfeksiyonu

Özellikle çocuklarda kulak sızısının en sık sebebini orta kulak enfeksiyonları oluşturuyor. Genellikle nezle, grip, anjin gibi üst solunum yolları enfeksiyonlarını takip eden günlerde ortaya çıkan kulak sızısına ateş, akıntı, duyma kaybı da eşlik edebiliyor. Doktor hakimiyetinde antibiyotik rehabilitasyonu gerektiren sızı birkaç saat ile bir gün içinde eksilip geçebiliyor. Ancak bu yarıyıl içinde özellikle çocukların hafiflemesinin ebeveynler açısından kandırıcı olmaması ve antibiyotik rehabilitasyonuna en az 10 gün devam edilmesi ehemmiyet taşıyor.

Orta kulakta akışkan birikmesi

Bir başka nedenini de orta kulakta akışkan birikimi oluşturuyor. Özellikle 2-7 yaş arasındaki çocuklarda sık karşılaşılıyor. Bir çeşit kulak iltihaplanması olan bu vaziyette sızının çok şiddetli olmamakla beraber zaman zaman yinelediği kollanıyor. Orta kulakta akışkan birikmesiyle başlayan bu vaziyet duyma kaybına da neden olabileceği için ehemmiyet taşıyor. Bu sebeple evvel ilaç rehabilitasyonu, gerekirse de cerrahi rehabilitasyona müracaat etmek gerekebiliyor.

kulak ağrısı

Dış kulak enfeksiyonu

Kulakta sızı yaratan bir öbür ehemmiyetli mesele ise dış kulak enfeksiyonu. Dış kulak yolunu kaplayan tenin sık ıslanması ve nemlilik oluşmasıyla alana geliyor. Bu sebeple, yüzme mevsiminin açılmasıyla beraber, özellikle de yaz aylarında dış kulak enfeksiyonları çoğalmaya başlıyor. Şiddetli sızı ile kendini gösteren mesele antibiyotik ve yerel pansuman ile rehabilitasyon edilebiliyor. Ayrıca, rehabilitasyon süresince kulağın ıslanmaması ve kuru yakalanması ehemmiyet taşıyor.

Kulak salgısının birikmesi

Kulak lekeyi denilen dış kulak yolunun natürel salgısı bazı vaziyetlerde kulak yolunda birikip sertleşerek sızıya neden olabiliyor. Doç. Dr. Aras Şenvar, bu vaziyette kulağın gliserinle yumuşatılması ve kesinlikle bir uzman doktor tarafından arınılması gerektiğine dikkat sürüklüyor. Ayrıca kitleyi daha ileri itme ve kulak çeperine hasar verme tehlikeyi doğabileceğinden, kulak pakliği için pamuklu çubuklar kullanmak doğru bulunmuyor.

kulak ağrısı

Travmatik vaziyetler

Günlük hayat içinde karşılaşılabilecek, kulak kepçesinin delici, kesici yaralanmaları, kepçenin donması gibi kulaklara müteveccih travmatik gidişatlar da sızıya neden olan faktörler arasında sıralanıyor. Bununla beraber, uçak yolculuğu, dalış gibi tazyik farklılıklarına bağlı oluşan barotravmalar da kısa ya da uzun süreli kulak sızısı yaratabiliyor. Uçağın inişi sırasında kulakta oluşan sızı ve tıkanma çoğunlukla kendiliğinden veya sık yutkunmayla geçebiliyor. Ancak genel olarak nedene göre rehabilitasyon uygulanan travmatik vaziyetlerde zaman kaybetmeden doktora müracaat etmek ehemmiyet taşıyor.

Zona hastalığı

Herpes Zooster virüsü ile oluşan ve zona diye öğrenilen viral enfeksiyonlar özellikle kulak kepçesi ve dış kulakta yerleşerek sızıya neden olabiliyor. Kaşıntı, kızarıklık, çınlama ve baş dönmesinin de sızıya eşlik edebildiği bu sualin rehabilitasyonunda antiviral ilaçlardan faydalanılıyor.

kulak ağrısı

Değişik bölgelerde ortaya çıkan hastalıklar

Kulağın duyu asaplarının kulak dışındaki bölgeleri de uyarması neticeyi başka bölgelerdeki patolojilerden kaynaklanan sızılar yaşanabiliyor. Bunlara da yansıyan sızılar sınıyor. Misalin baş ve boyunun rastgele bir bölgesinde sızıya neden olabilecek bir mesele yansıyan kulak sızısına yol açabiliyor. Ayrıca, çene eklemi bozuklukları, diş hastalıkları, dişeti meseleleri, boğaz ve genizdeki hastalıklar, gırtlak meseleleri, kulak çevresinde ten, ten altı hastalıkları, boyunda lenf bezleri ile alakalı meseleler, reflü, boyun omurları ile alakalı hastalıklar, kas spazmları da yansıyan kulak sızılarına neden olabiliyor. Özellikle baş, boyun ile alakalı bir tümoral hastalığın erken tanısı bakımından yansıyan kulak sızılarında çok dikkatli olunması ve zaman kaybedilmeden detaylı tetkik yapılması gerekiyor.

Nöraljiler

Kulak ve etrafının, boyun bölgesinin duyu asaplarından kaynaklanan nöralji ismi verilen asapsal orijinli kulak sızıları genelde aniden başlıyor ve kısa vakitte geçiyor. Dr. Şenvar, “Ancak yineleyici özellikte ve şiddetli yaşanan sızı, ani bir batma hissi ya da biçiminde de görülebiliyor. Bu hastalarda nörolojik tetkik ve muayeneler neticeyi medikal rehabilitasyon uygulanıyor” diyor.

Anoreksisyanın esasında anne kız çatışması mı var

Anoreksisyanın esasında anne kız çatışması mı var

Yeme bozukluğu olarak öğrenilen anoreksiya en fazla ergenlik yarıyılında ortaya çıkıyor ve bayanlarda erkeklere oranla 20 kat daha fazla görülüyor. Anoreksiya nervozanın psikiyatrik hastalıklar içerisinde intihardan sonra en fazla vefata neden olan hastalık olduğunu belirten uzmanlara göre, hastalığın esasında şahsın 3-6 yaş arasında annesiyle yaşadığı meseleli bağlanma problemi bulunuyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Sağlık Kurumu Psikiyatri Uzmanı Mahir Yeşildal, yeme bozukluğu olan anoreksiyanın en fazla ergenlik yarıyılında ortaya çıktığını ve bayanlarda daha fazla görüldüğünü söyledi.

Vücuda narsistik yatırım yapılıyor

Anoreksiyanın üç esas özelliği olduğunu belirten Psk. Yeşildal, bunlardan ilkinin hastalığın ergenlik yarıyılında ve bayanlarda daha fazla görülmesi olduğunu ifade etti. Bu gidişatın esasında çocukluk çağında anneyle yaşanan meseleli bağlanma problemi bulunduğunu ifade eden Psk. Yeşildal, şunları söyledi:

“Genellikle bu hastalık ergenlik yarıyılında başlıyor. Hastalığın en çok görüldüğü yaş 12 ile 25-30 yaş arası. Bunun nedeni biyolojik nedenler olabilir ama en esasta şahsın annesiyle yaşamış olduğu kasvet ve çatışmalarda sıhhatli korunma mekanizmaları olmadığı için baş edememesi ve buna bağlı vücuduna narsistik yatırım yapması; başka bir deyişle kendi vücudunu müthişleştirmeye çalışıyor. Bu da esasta çocukluk çağında özellikle 3-6 yaş arasında anneyle olan ilişkideki problemden, özellikle bağlanma probleminden kaynaklanıyor. Zira bu hastalık, batı cemiyetinde daha çok görülen bir şey. Anne için kız çocuğu daha bedelli. Kendi hayallerini, umutlarını hayal kırıklıklarını kızı üzerinden yaşamaya çalışıyor. Türkiye’de fertselleşme çoğaldıkça, cemiyetin sosyolojik yapısı değiştikçe, anne-kız bağlanma şekillerinin de batı tipi bir ilişkiye döndüğünü görüyoruz ve buna bağlı anoreksiya olaylarının çoğaldığını görüyoruz”

Beden Kitle İndeksi %15 eksiliyor

Anoreksiyanın ikinci özelliğin hastanın Beden Kitle İndeksi’nin yüzde 15 eksilmesi olduğunu ifade eden Psk. Yeşildal, bu şahısların genellikle hastalık evveli kilolu ya da hafif kilolu olduğunu kaydoldu. Hastanın kilo vermesine karşın kendini hala kilolu olarak gördüğünü kaydolan Psk. Yeşildal, “Beden Kitle İndeksi’nde alt hududun 20 olduğunu varsayarsak % 15 oranında eksiliyor. 16-17’nin altına düşüyor. Buna karşın hastada iştah var, bunalımdaki gibi değil, bu hasta aralıksız yemeklerle ilgileniyor. Bu hastalar aralıksız yemek tanımları okurlar, konutun muhtelif yerlerine yemek gizliyorlar. Sofrayı kendileri kurmak istiyorlar ama kilo alırım evhamı ve fobisiyle yemiyorlar” söylemesinde bulundu.

Kendini hala kilolu görüyor

Hastalığın üçüncü özelliğinin ise çok kilo kaybetmiş olmasına karşın hastanın kendini hala çok kilolu olarak görmesi olduğunu ifade eden Psk. Yeşildal, “Kendinin kilolu olduğunu iddia etmesi, aksi gösterilmesine karşın buna ikna olmaması. Kendi vücuduyla barışık olmaması” dedi.

Anoreksiyanın esasında genetik bir etmenin olduğu mevzusunda kesin bir bilgi olmadığını ifade eden Psk. Yeşildal, “Anoreksiyayla irtibatlı bir gen bulunmuş değil. Ancak ailede annede, babada ya da teyzede anoreksik ya da bulumik başka bir deyişle yeme bozukluğu olan biri varsa bu çocuklarda yeme bozukluğu başka bir deyişle anoreksiya nervozanın ortaya çıkma ihtimali yüksek oluyor. Ayrıca manken, şarkıcı ya da sunucu gibi cemiyetin önünde olan ve bir yerde vücutlarıyla para kazanmak zorunda olan bireylerde görüntülerini koruma evhamı daha yüksek oluyor. Bunlar büyük tehlike altında, zati bu hastalık ilk çıktığında manken hastalığı olarak belirleniyordu” ifadelerini kullandı.

En çok vefata götüren hastalık

Anoreksiya nervozanın psikiyatrik hastalıklar içerisinde intihar haricinde en fazla vefata neden olan hastalık olduğunu ifade eden Psk. Yeşildal, “Hastalığın kendisi vefata neden olabiliyor. Zira hasta yemeyince içmeyince kilo kaybına bağlı anemi, kalp ritim bozuklukları ortaya çıkabiliyor. Kandaki yağ ve kolesterol oranları değişebiliyor, metabolik yapı alt üst olabiliyor. Sodyum, potasyum kalsiyum gibi maddelerin ölçüyü eksiliyor. Kalsiyum eksilince kemik bunu kompanse etmeye çalışıyor. Kemik erimesi ortaya çıkıyor, bedene az su alınınca sodyum ölçüyü düşünce özellikle potasyum düşünce böbrekler iflas edebiliyor. Ciddi bir böbrek yetmezliği ortaya çıkabiliyor. Bu hastalarda hipotermi başka bir deyişle beden ısısındaki düşmeyi çok sık görüyoruz. Genelde beslenmemeye bağlı kabızlık çok görülüyor. Saç dökülmesi, saçlarda eksilme, ten tez deforme oluyor” diye konuştu.

Anoreksiyanın iki alt tipi olduğunu belirten Psk. Yeşildal, “Birincisi kısıtlı yemek başka bir deyişle iştah var ama yemiyor. İkincisi de tıkınırcasına yeme başka bir deyişle orada da bulimiyadan azıcık daha değişik. Bir yeme saldırıyı geliyor ama müsil kullanıyor, idrar söktürücü kullanıyor ya da çok yoğun egzersiz yapıyor. Anoreksiya hastalarının yarısı bulimik hamleler de geçirebiliyor, başka bir deyişle tıkanırcasına yedikten sonra kendini kusturabiliyor. Anoreksiyada bu da görülebiliyor dolayısıyla iki hastalığın ayrımı çok da net değil” diye belirtti.

Boşanmış aile çocuklarında oran yüksek

Boşanmış ebeveynlerin çocuklarında anoreksiya görülme oranının yüksek olduğunu ifade eden Psk. Yeşildal, “Anne baba özellikle çocuk ufak yaştayken boşandıkları zaman ve bu boşanma travmatik bir boşanmaysa bu çocuklarda da anoreksiya tehlikeyi yükseliyor. Çocukluk yarıyılında rastgele bir problem yaşamasa dahi kendi yaşamında yaşamış olduğu ayrılık, boşanma iş yaşantısındaki rastgele bir problem anoreksiyanın ortaya çıkması için basitleştirici bir rol oluyor” dedi.

Kesinlikle profesyonel takviye alınmalı

Anoreksiya olduğundan şüphelenilen birey için yapılacak ilk şeyin profesyonel takviye almak olduğunu ifade eden Psk. Yeşildal, “Bu birey kilo kaybediyor ama hala perhiz peşinde. Hiç geciktirmeden profesyonel takviye alınmalı. Burada da rehabilitasyonun muhtelif düzeyleri var. Şayet Beden Kitle İndeksi ciddi biçimde 15’in altına düştüyse o zaman sağlık kurumuna yatırmak, genel bir dahiliye servisine ya da yoğun bakım servisine yatırarak hastanın metabolik tablosunun düzenlenmesi gerekiyor. Anoreksiya rehabilitasyon edilmezse ölümcül hale gelebiliyor. Ancak burada hastalar kilo mevzusunda çok duyarlı bu sebeple kesinlikle psikiyatrik takviye sağlanmalı. Bu hastalar ağızdan yemeyi yalanlıyorlar, ailenin legal onamıyla birlikte damardan besleniyorlar. Bu hastaların servis içinde durmadan hareket ettiklerini görüyoruz, aldıkları kalorileri bir an evvel yakabilmek ismine ve çok sık tuvalete gidip idrar yapmaya çalıştıklarını görüyoruz. Sonra hemen gelip tartılıyorlar ve kilolarının düştüğünü görmek istiyorlar. Bu sebeple kesinlikle psikiyatri ile birlikte ortak hareket etmek gerekiyor” diye uyardı.

Anoreksiyanın psikiyatrik bulgularına da dikkat sürükleyen Psk. Yeşildal, “Bunalım bunlardan en ehemmiyetlisi. Düşük benlik hürmeti, öz güvende ciddi bir eksilme, obsesif uğraşlardaki çoğalış. Bunalımda olan anoreksik bir hastanın altta uyuyan bunalımını da rehabilitasyon etmek gerekiyor” diye ilave etti.

Fertsel psikoterapiler tesirli oluyor

Anoreksiya rehabilitasyonunda ilaç rehabilitasyonlarının yanı gizeme terapilerden de faydalandıklarını ifade eden Psk. Yeşildal, “Fertsel psikoterapiler anoreksiyada ciddi anlamda işe yarayabiliyor. Fertsel destekleyici ve özellikle öğrenişsel tutumcu terapi usulleriyle motivasyonel görüşme teknikleri uygulayarak hastanın içgörü mahareti kazanmasını sağlamaya çalışıyoruz. Bu arada muhtelif ilaç rehabilitasyonları mevzubahisi olabiliyor. Eşlik eden başka psikiyatrik hastalığına bağlı manyetik uyarım rehabilitasyonundan elektroşok rehabilitasyonuna kadar uzanabilen rehabilitasyon seçenekleri muhtemel. Kesinlikle hasta yakınlarının anoreksiyayla ilglili psiko eğitimden geçmesi ve onların da bu hastalıkla alakalı şuurlu olması gerekiyor” biçiminde konuştu.