Diyabet hastalarının hayat konforu çoğalıyor

Diyabet hastalarının hayat konforu çoğalıyor

Dünyada ve ülkemizde neredeyse salgın hastalık süratinde çoğalan diyabet hastalığında yeni bir yarıyıl başlıyor. Yevmiye hayatı güçleştiren insülin iğneleri yerini kibrit kolisinden az daha büyük, kemere takılabilen minik bir makineye vazgeçiyor. Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Sağlık Kurumu, bu anlamda Türkiye’de lider rol oynuyor.

Türkiye’de her 100 bireyden 14’ünde görülen diyabet şeker hastalığı ülkemizde olduğu kadar dünyada da ciddi bir sıhhat meseleyi olarak karşımıza çıkıyor. Sıhhatsız beslenme, obezite gibi etkenler sebebiyle giderek yaygınlaşan diyabet, günümüzün olduğu kadar geleceğin de en büyük sıhhat meseleleri arasında gösteriliyor. Diyabetteki çoğalış sebebiyle yeni rehabilitasyon usulleri aralıksız inceleniyor. Bu anlamda teknolojideki son büyümeleri yakından takip eden ve bunu rehabilitasyon usullerinde zaferli bir biçimde ortaya koyan Anadolu Güney Genel Sekreterliği-Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Sağlık Kurumu, diyabet hastalarının yaşamını basitleştirecek yeni bir insülin rehabilitasyonuna öncülükediyor. “Sensörlü insülin pompası” olarak adlandırılan usul sayesinde artık diyabeti hakimiyet altında yakalayan insülin iğnelerini kullanmak zorunda değiller. Endokrinoloji Bilim Dalı Öğretim Abonesi Doç. Dr. Oğuzhan Deyneli, “Suni pankreasın en ehemmiyetli adımı olan ve ‘sensörlü insülin pompası’ olarak adlandırılan usul, diyabet hastalarının yaşamını basitleştiriyor. Bu usul sayesinde hasta, insülin iğnesini yanında taşımak zorunda kalmıyor.” ifadelerinde bulunuyor.

Diyabet rehabilitasyonunda yeni yarıyıl

Diyabet hastalarının yaşamında ehemmiyetli bir yer teşkil eden insülinin, aşinayı üzere muhakkak zaman dilimlerinde iğneyle bedene enjekte edilmesi gerekiyor. Bu da hastanın insülin iğnelerini aralıksız yanında taşıması anlamına geliyordu. Doç. Dr. Oğuzhan Deyneli, “Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Sağlık Kurumu olarak lider rol oynadığımız ‘sensörlü insülin pompası’ ile daha iyi kan şekeri hakimiyetini sağlıyoruz.” söylemelerinde bulunarak insülin pompası uygulanmasına karar verilen hastalara ilk olarak C-GMS ismi verilen bir makine takıldığını belirtiyor. Bu makine, 72 saat süresince 5 dakikada bir şeker seviyelerini kaydoluyor. Şeker seviyeleri araştırılarak, hekimler tarafından hastanın günlük alacağı insülin rehabilitasyon kumpası ve dozları tanımlanıyor. Bu operasyonun ardından silikon plastik bir kanül, diyabetli ferdin kendisi tarafından yaylı otomatik bir makinenin dayanağıyla, çok kolay bir uygulama neticesinde tenin altına yerleştiriliyor. Kibrit kolisinden az daha büyük ve kemere takılan bu makine, hastanın hekimler tarafından tanımlanan günlük insülin lüzumunu bedene yolluyor. Böylece hasta, sosyal yaşamında daha rahat hareket edebiliyor. Misalin; diyabet hastası olan bir çocuğun gece ortaya çıkan hipoglisemisinin eksiltilmesinde bu makine ehemmiyetli bir rol oynuyor.

Daha rahat bir hayat

Sensörlü insülin pompası rehabilitasyonuna başlanmadan evvel hastanın kendi diyabet rehabilitasyonunu tertip etme mevzusunda istekli olması gerektiğinin ehemmiyetini vurgulayan Doç.Dr.Oğuzhan Deyneli, rehabilitasyon evveli verilecek eğitimin hastalığın seyri açısından çok ehemmiyetli olduğunu dile getiriyor. Deyneli, “Hastaların günlük hayatı içerisinde beslenme kumpaslarına göre insülin dozlarını ayarlayabilecek bilgi ve deneyime sahip olmalarını istiyoruz. Bu eğitimi alan ve uygulayanhastalarda sensörlü pompa rehabilitasyonu çok zaferli oluyor. Sensörlü pompa üzerinde 24 saatlik seyri gördüğünüz için inişlerinizi, çıkışlarınızı, beklenmedik şeker düşüklüklerinizi fark edebiliyorsunuz. Değişik bir yemek yediğinizde bunun nekadar şekerinizi yükselteceğinizi görüyorsunuz. Hayat kumpasınızı hakimiyet ederek yaptığınız yanılgıları da düzenlemenizi sağlıyor.” diyor.

İdrar kaçırmak istemiyorsanız bu 10 yiyeceği dikkatli harcayın

İdrar kaçırmak istemiyorsanız bu 10 yiyeceği dikkatli harcayın

Kadınlarda erkeklere oranla daha fazla görülen faal mesane başka bir deyişle idrar kaçırma meseleyi, sosyal hayatı negatif etkilediği gibi psikolojik meselelere de neden olabiliyor. Değişik hastalıklardan kaynaklanabilen idrar kaçırma meseleyi gün içinde harcanan gıdaların içeriğiyle de irtibatlı olabiliyor. Memorial Hizmet Sağlık Kurumu Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Tea Tavadze, idrar kaçırma meseleyi ve harcanmaması gereken yiyecekler hakkında bilgi verdi.

Gün içinde içtiğiniz su ölçüyü ehemmiyetli

Karın içi tazyikini artıran öksürme, aksırma, gülme veya ağır kaldırma gibi ani bir teşvik ve mesane hakimiyetinde muhtemel bir kayıp ile ortaya çıkan idrar kaçırma meseleyi değişik rahatsızlıklardan kaynaklanabilmektedir. Obezite, sigara kullanımı, diyabet, dolaşım ve böbrek hastalıkları gibi değişik rahatsızlıklardan dolayı ortaya çıkan idrar kaçırma gidişatını ortadan kaldırmak için genellikle az akışkan harcanması gerektiği düşünülebilmektedir. Çok fazla akışkan tüketiminin idrar kaçırma meselesini tetikleyebileceği bir reeldir ancak az akışkan harcamak da idrarı daha yoğun ve asidik hale getirerek banyo kullanma gereksinimini artırabilmektedir. Faal mesane başka bir deyişle idrar kaçırma meselesinde akışkan alımı balanslı olarak yapılmalıdır.

Sigaranın idrar kaçırma ile ne alakası olabilir demeyin

Faal mesane meselesinde sigara ehemmiyetli tehlike etkenlerinden biridir. Sigara kullanımı, mesane adalelerini tahriş etmektedir. Sigara içen bireylerde sık yaşanan öksürük gibi tetikleyici vaziyetlerde yaşanan spazmlar idrar firarisine neden olabilmektedir. Faal mesane meselesine neden olan ehemmiyetli etkenlerden biri de harcanan besinlerdir. Bazı yiyecekler mesane veya idrar yollarını tahriş ederek şikayetlerin şiddetlenmesine neden olabilmektedir. Besinlerin fazla faal mesane üzerindeki tesirleri bireyden bireye değişebilmektedir.

idrar kaçırma

Domates: Yapılan bir hayli araştırma domatesin mesaneyi tahriş ettiğini ortaya koymaktadır. Fazla faal mesane şikayetlerini artırabilecek asidik bir yiyecek olan domatesten özellikle duyarlı olan şahısların uzak durması gerekmektedir.

Kahve ve çay: Kahve ve çaydaki kafein mesane etkinliğini artırabilmektedir. İdrara çıkma oranının sıklaşmasına neden olan kahve ve çay semptomların şiddetlenmesine de yol açabilmektedir. Kafein alımının eksiltilmesi veya ortadan kaldırılması veya kafeinsiz çeşitlerin değiştirilmesi semptomları eksiltebilmektedir.

Çikolata: Kahve ve çay gibi çikolata da bir ölçü kafeini kapsamaktadır. Çoğunlukla kafein kapsamayan beyaz çikolata ya da daha fazla kakao kapsayan koyu renkli çikolataların sınanması meseleyi eksiltebilmektedir.

Portakal, limon ve greyfurt: Domates gibi portakal, limon ve greyfurt da yüksek ölçüde sitrik asit kapsamaktadır. Mesane hakimiyetini güçleştiren bu meyveler yerine daha az sitrik asit kapsayan elma, muz gibi yiyecekler seçim edilmelidir.

Gazlı meşrubatlar: Gazlı meşrubatlarda bulunan fizz, potansiyel olarak fazla faal mesane semptomlarını şiddetlendirebilmektedir. Özellikle meyveli soda ve enerji meşrubatlarının tüketimine dikkat edilmelidir.

idrar kaçırma

Baharatlı yiyecekler: Gözleri sulandıran ve dudakları yakan yiyecekler mesaneyi de rahatsız edebilmektedir. Baharatlı ve acı yiyeceklerden uzak durmak yaşana meselelerin eksilmesine dayanakçı olabilmektedir.

Tatlandırıcılar: Yapılan araştırmalarda suni ve natürel tatlandırıcıların faal mesane meseleyi şikayetlerini artırabileceği ortaya koymaktadır. Şekeri tamamen kesmek yerine perhizle hudutlandırarak şikayetler üzerindeki tesirini hakimiyet edilmelidir.

İşlenmiş yiyecekler: İşlenmiş yiyecekler; aroma ve gözeticiler gibi bir hayli suni bileşen kapsadığından dolay şikayetleri artırabilmektedir.

Soğan: Baharatlı ve asitli besinlerde olduğu gibi soğan tüketimi mesane problemlerine neden olabilmektedir. Özellikle ham soğan tüketimi idrar yapma isteğini artırabilmektedir. Mesanedeki negatif tesiri eksiltmek için soğanı pişirerek harcamak daha sıhhatlidir.

Kızılcık: Bir Hayli birey kızılcık suyunun üriner sistem enfeksiyonlarının bulgularını gevşettiğini iddia etmektedir. Ancak asidik bir meyve olan kızılcık, domates, limon, portakal ve greyfurt gibi mesaneyi tahriş edebilmektedir.

Demans hastalığında erken tanı ehemmiyetli

Demans hastalığında erken tanı ehemmiyetli

Alman Alzheimer Yüksekokul Başkanı Mefküre Ülker, ihtiyarlamayla birlikte beynin öğrenişsel işlevlerinde yavaşlama görülebileceğini, bu nedenle unutkanlık ve konsantrasyon yetersizliği yaşamanın klasik olduğunu, ancak bu natürel sürecin arkasına saklanmış demans hastalığına da dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Ülker: ”Demans hastalığında erken tanı, teşhisi kabul etmek ve profesyonel destek almak çok ehemmiyetli.” diyerek erken tanının yanı gizeme hastalık teşhisini kabul edip profesyonel destek almanın büyük ehemmiyet taşıdığını ifade etti.

Yaşlılık semptomları deyip geçmeyin

Günlük hayatta adları, buluşmaları ya da hadiseleri unutmanın klasik olduğuna, ancak yaşın ilerlemesiyle birlikte bu vaziyetin sık sık yinelenmesi halinde demans kuşkusunun oluşabileceğine vurgu yapan Ülker, ” Son zamanlarda alana gelmiş hadiseleri unutmak, eşyaların yerlerinin karıştırılması, tanıdık etraflarda oryantasyon bozukluğu, dilin fakirleşmesi, günlük etkinlikleri yapmada güçlükler ve tutum farklılığı bir arada görülürse demans bulgusu olarak kabul edilir. Bu bulguları taşıyan bireylerin muhakkak nöroloji hekimine görünmesi gerekir” dedi.

Aynı zamanda Türk Alzheimer Derneği Başkanı da olan Ülker, emin bir tıbbi tanı ile demans bulgularının sebeplerine sarihlik getirilebileceğini, şahsın ilk demans ya da demansa eş öteki hastalıklara ait semptomlar başka bir deyişle öteki bir deyişle ikincil demans olup olmadığı mevzusunda bilgi alınabileceğini söyledi. Erken tanıda ise hastalığa ve buna bağlı bozukluklara geçim sağlama sürecinin daha basit olacağına vurgu yapan Ülker, erken tanıyla sosyal hizmetlere ve legal haklara zamanında ulaşım sağlanacağını, bunun da hastaya ve hasta yakınlarına takviyeci olacağına dikkat çekti.

Teşhisi kabul edin ve destek alın

Demans hastalığında hastalığı kabul edip, hastalık hakkında olası olduğunca ivedi bilgi edinmenin geçim sürecini süratlendireceğini söyleyen Ülker ”Demans hastalarının bakımı çoğunlukla birinci derece aile bireyleri tarafından üstlenilir. Demans hastalarının bakımı oldukça güç ve kompleks bir gidişattır. Bu surattan hasta yakını, hastalığın ilk teşhisinden itibaren profesyonel danışmanlık ve bakım hizmetlerinden faydalanmalıdır. Hasta yakınları genellikle bu mesullüğü tek başlarına taşıyabileceklerini düşünürler, ancak ilerleyen yarıyıllarda tükenmişlik belirtiyi gibi hastalıklarla karşılaşabilirler. Bu sebeple hasta yakını gündüz bakım merkezleri, mobil bakım ve dayanak, 24 saatlik kısa süreli bakım gibi profesyonel hizmetlerden faydalanmalı ve kendine şahsi serbestlik alanı yaratıp, zaman ayırmalıdır” diye konuştu.

Demansın artta ne var

Demans hastalığının tutumu, düşünceyi ve günlük faaliyetleri yerine getirme yetisini negatif istikamette etkileyen beyin bozukluklarının neden olduğu bir bulgular tamı olduğunu söyleyen Ülker, hastalık hakkında bilgi verdi. Ülker ”Eksilen zekâ maharetlerinin bir neticeyi olarak günlük faaliyetlerin kısıtlanmasına neden olan demans, hafıza, dil hünerleri, idrak ve dikkat hünerlerini negatif istikamette etkilemektedir. Demans hastalığının en yaygın cinsi olan Alzheimer demans, takribî olarak hastaların yüzde 70’ini oluşturur. Birkaç proteinin anormal tavırlarının neticeyi oluşan hastalıkta bu proteinler, beyin işlevlerini negatif etkileyip bazı bölgeleri devre dışı vazgeçer. Bunlar bellekle ve koordinasyonla yakından ilişkili olan beyin üniteleridir” dedi.

Hayat süresi uzadıkça demans tehlikeyi de çoğalıyor

Hayat müddetinin gün geçtikçe çoğaldığına vurgu yapan Ülker, 1960’larda 52 olan hayat müddetinin 2018 bilgilerine göre 78,3’e yükseldiğini söyledi. Bu bilgilere göre günümüz insanlarının 26 sene daha uzun yaşadığını ifade eden Ülker ”Hayat müddetinin uzaması memnuniyet verici, ancak bu vaziyet demans hastalığı oranının çoğalmasını da birliktesi getiriyor. Yaşla birlikte bunamaya tutulma ihtimali çoğalıyor. 70-75 yaş grubundaki bireylerin demans hastalığına tutulma ihtimali yüzde 3,5 iken 80-84 yaş grubunda yüzde 15,7’yi bulmaktadır. 90 yaş üstündeki şahıslarda ise neredeyse iki bireyden biri bu hastalıktan mustariptir” diye konuştu.

Türkiye şeker hastalığında Avrupa birincisi

Türkiye şeker hastalığında Avrupa birincisi

Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ersun Topal, tip 2 şeker hastalığında metabolik cerrahi mevzusunda bilgi verdi.

“Sıhhat tüketmelerinin yüzde 23’ü şeker hastalığı”

Tip 2 şeker hastalığı ve obezitenin ülkemizin en ciddi sıhhat meseleyi olduğunu ifade eden Topal, “Şeker hastalığında OECD ülkeleri arasında dünya ikincisi, obezitede ise yeni istatistiklere göre Avrupa birincisiyiz. Yakın zamanda yapılan bir çalışmaya göre tip 2 şeker hastalığı ve obeziteye bağlı büyüyen hastalıklar sebebiyle senede 13.6 milyar dolar para tüketiyoruz. Ülkemizde sıhhat tüketmelerinin yüzde 23’ü şeker hastalığının rehabilitasyonu için tüketiliyor” dedi.

Hastalığınıza internetten teşhis koymayın

Hastalığınıza internetten teşhis koymayın

İnsanların internetten hastalıklar hakkında araştırma yapmasının ve kendi kendilerine teşhis koymasının yanlış olduğunu belirten Dr. Aybüke Aslı Ayyıldız “Hastalıklar için kesinlikle bir doktora görünün” dedi. Yaşamın her alanında yer alan internetin şifa kaynağı olmadığını kaydolan Kula Cemiyet Sıhhati Merkezi Başkanı Dr.Ayyıldız “Yaşamımızın her alanında kullandığımız internet hepimiz için bilgiye erişmeyi basit kılmaktadır. Ancak, mevzu bedenimiz hakkındaki şikayetler olunca dikkatli olunmalıdır” dedi.

İnternetteki her bilgi doğru değil

İnternetten edinilen her bilginin doğru olmadığını ve mevzu hastalık olunca daha da dikkatli olunması gerektiğini özellikle vurgulayan Dr. Ayyıldız şunları söyledi: “İnternette doğru bilginin yanı gizeme çok fazla yanlış bilgi de yer alıyor. Bireyler inceleme neticeleri ve vücutsal şikayetleri ile alakalı bir hekime danışmadan internetten araştırma yapmayı seçim ettiğinde kendine kansere varan teşhisler koyuyor. Bu vaziyet; bireyde paniğin yanı gizeme bazen benim rehabilitasyona lüzumum yok, nasıl olsa geçer ya da rehabilitasyonum için geç son günlerimi hoş geçirmek istiyorum gibi yaklaşımlara neden oluyor. Şahısların bu ruh hali suratından geciken rehabilitasyonlar, ilerleyen hastalıklar geri dönülmesi güç süreçler yaşanıyor. Çağımızın nimetlerinden olan internet elbette kullanılmalı, araştırma yapılmalı. Ancak mevzu sıhhat olduğunda iyileşmesi ve sürdürülmesinin esasının doktorlarımız olduğu asla unutulmamalı, araştırmalarımızı saplantıya dönüştürmeden bir doktora müracaat etilmeli.”

İHA

Mükemmeliyetçi bayanların meseleyi

Mükemmeliyetçi bayanların meseleyi

Tempolu bir çalışmanın sonunda konuta geldiğinizde tüm vücudunuzun ağrıdığını sezmeniz büyük ihtimal.

Yaşadığınız streste üstüne ilave edilince sürüklediğiniz sızılar zamanla millet arasında ki deyimiyle kulunç başka bir deyişle yumuşak doku romatizmasına dönüşebilir.

Algoloji Sızı Uzmanı Doç. Dr. Kader Keskinbora, kulunç gibi sızıların özeliikle de yüzde 80 gibi bir oranla mükemmeliyetçi bayanlar ve işkoliklerde görüldüğünü belirterek çoğu insanda da tesirli olduğunu söyledi.

Hastalığın boyun, sırt, boyun, omuz ve kalçalarda ortaya çıkan yakalanmaların olduğunu aynı zamanda da adale sızılarına neden olduğunu vurgulayan Keskinbora ”3 aydan uzun süren yaygın adale-eklem sızısı, bedende bazı duyarlı sızılı noktalar, bitkinlik, sabah tutukluğu ile karakterize kronik bir hastalık olan yumuşak doku romatizması fibromiyalji her yaşta ve her iki türde de görülebiliyor. Ancak sıklıkla 25-60 arası ve bayanlarda, erkeklerden daha fazla tesadüfülüyor. Özellikle mükemmeliyetçi bayanlar ve işkolikler tehlike altında.” dedi.

Strese bağlı yakalanmalar beyni etkiliyor

Keskinbora, strese bağlı olarak büyüyen yakalanmaların, beyin ve etraf asaplar arasındaki mesajımda vazife alan serotonin ve adrenalin gibi bazı kimyevi maddelerde yetersizlik veya bozukluğa neden olduğuna söyledi. Keskinbora, “Bedende sızı idrak edilmesinde ehemmiyetli olan bu maddelerin yetersizliği üzerine ilave edilen, fazla stres ve kaygı ise vaziyeti daha karışık bir hale getiriyor. Son çalışmalar bunalım, uyku bozukluğu ve etrafsal etkenlerin fibromiyalji yakınmalarını kısır döngüye çevirdiğine dikkat sürüklüyor.” diye laflarına devam etti.

Rehabilitasyon uygulaması bir kere yapılıyor

Keskinbora, rehabilitasyonda öncelikle serotonin ve adrenalin maddelerini yerine koyan antidepresanların kullanımının büyük ehemmiyet taşıdığını belirtti. Keskinbora, hastalığın rehabilitasyonu hakkında şu söylemelerde bulundu: “Birliktesi yapılması gereken boyun, omuz ve sırttaki sızılı tetik noktalara radyofrekans rehabilitasyonu uygulamasıdır. Radyofrekans akımı üreten özel bir jeneratör ve bu akımı dokuya ileten bir radyofrekans iğnesi ile sızılı tetik noktalara girilerek radyofrekans akımı pulsed modunda 10 dakika uygulanır. Yapılan çalışmalarda zafer yüzde 70 oranındadır. Hastaya uygulama bir kere yapılır ve vasati 6 ay ile 2 sene süresi süresince hastaların boyun ve sırt sızıları eksilir. Pulsed radyofrekans akımı uyguladığı bölgede doku zararı yapmadan sızı sağaltımı sağlar, bu sebeple bu harekât hastaya tekerrür tekerrür uygulanabilir.”

Erkekler bu haber size

Erkekler bu haber size

Yaz aylarında görülme sıklığı çoğalan kıl dönmesi hastalığı, özellikle genç erkeklerin meseleyi. Medical Park Fatih Hastanesi’nden Yrd. Doç. Dr. Önder Karabay, kıl dönmesinin daha çok deri-tüy geçimsizliği sebebiyle alana gelebildiğini ve bilgisayar ya da televizyon başında değişmez oturarak uzun zaman geçirenlerde daha sık görüldüğünü kaydolarak, hastalıktan korunma ile alakalı tekliflerde bulundu.

Millet arasında “kıl dönmesi” olarak öğrenilen “pilonidal sinüs”, cilt altında kıl topakçıklarının yuvalanıp, yarıyıl yarıyıl cerahate neden olduğu bir hastalıktır. Medical Park Fatih Hastanesi’nin Cerrahi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Önder Karabay, işi gereği gün boyu saçlarla uğraşan berberlerin parmak aralarında, sık kıl yapısına sahip bireylerde, uzun müddet bilgisayar ya da televizyon karşısında oturanlarda kıl dönmesinin daha çok alana geldiğini belirterek, şu bilgileri verdi.

Çıkamayan değil dökülen kıllar riskli

Hastalığın neden oluştuğu ile alakalı seneler içerisinde birkaç kuram ortaya atılmıştır. Var olan kılların çıkamayıp olduğu yerde geri dönmesi sanılsa da hastalık; saç, ense, sırt gibi kısımlardan dökülen tüylerin nemli tene batması sonrası burada cilt altında kronik bir yuva yapması neticeyi oluşur. Peki neden bu hastalık daha çok kuyruk sokumunda görülüyor? Kuyruk sokumunun sık terlemesi ve yapısı gereği tüyleri buraya toplayan bir cins vakum tesiri olması sebebiyle bu kısımda daha sık görüldüğüne düşünülmektedir.

Reel neden “deri-kıl yapısı geçimsizliği”

Kıl dönmesi daha kıllı olmalarından dolayı daha çok erkeklerde görülür. Sorunun reel sebebi deri yapısı ile kıl yapısı arasındaki geçimsizliktir. Mesela sert ve siyah kıl yapısı ile nemli ve sarih renkli cilt yapısına sahip bireylerde sıklıkla ortaya çıkar. Bu sebeple sarih derili ve çok kıllı olmayan bir bayanda da kıl dönmesi alana gelebilir.

Bilgisayar kıl dönmesinin de mesulü

Ağırlıklı olarak genç hastalığı olarak öğrenilen kıl dönmesi hastalığı, en sık 15-35 yaş aralığında ortaya çıkar. Sık kıl yapısına sahip olmak, uzun müddet oturmak, oturma biçimi olarak cemiyetteki deyimle kaykılarak oturmak kıl dönmesinin tehlike etkenleri arasında yer alır. Günümüzde bilgisayar ya da televizyon karşısında uzun müddet oturma zamanları çoğaldığı için özellikle kentlerde kıl dönmesi meselesinde çoğalış görülüyor.

Çıban rehabilitasyon edilmezse bedene dağılır

Hastalığın olduğu bölgede ufak noktasal delikler bulunur. Bu deliklerin içinde kıl yumakları ve iltihabi akışkan yer alabilir. Cilt altındaki bu ufak kist denilen yuvada yineleyen enfeksiyonların olması neticeyi hastalık, karınca yuvası gibi cilt altında çevreye dağılır. Bir müddet sonra ciltteki deliklerin de tıkanmasıyla enfeksiyon ilerleyerek çıban biçimine dönüşür. Rehabilitasyonu için de cerahati cerrahi olarak boşaltmak lüzumludur. Aksi gidişatta her rehabilitasyon edilmeyen çıbanda olduğu gibi cerahat bedene dağılır. Başlangıç yarıyılında hastalık tespit edilirse epilasyon, fırçalama ve ağda gibi usullerle kıl yuvacıkları arınılabilir.

Tekerrür yaşamak kabussa…

Bu hastalıkta en çok korkulan hastalığın tekerrür etmesidir. Yeni tekniklerle çok düşük oranlara indirilmiş olsa da özellikle genetik olarak kıl yoğunluğu fazla olan cemiyetlerde tekerrür etme olasılığı daha fazladır. Aynı biçimde büyük oranda güneş alan ülkemizde sıcak tesiriyle terleme ve cildin nemli kalma olasılığı yüksektir. Bu sebeple temkin olarak birinci koşul; kuyruk sokumu kuru yakalanmasıdır. İkinci koşul ise bu bölgeye dökülen kılların sık sık arınılmasıdır. Hastalık daha çok başka kısımlardan buraya dökülen kıllardan kaynaklandığı için epilasyon veya öbür tüy dökücü operasyonlar ne yazık ki yüzde surat gözetici değildir.

İkinci vaziyet ise operasyon ve sonrası yarıyılın sızılı geçebileceği ile alakalı evhamlardır. Mikrosinüsektomi veya lazer uygulaması gibi tekniklerle operasyon süresi oldukça kısalmış hatta poliklinik koşullarında dahi yapılabilir hale gelmiştir. Aynı biçimde operasyon sonrası yarıyıl da sanılanın aksine daha öncekisi gibi çok sızılı geçmez.

MS hastalığından korunmanın yolları

MS hastalığından korunmanın yolları

Son senelerde sıkça görülmeye başlanan ve daha çok genç bayanları çalışma çağında tutan MS başka bir deyişle Multiple Skleroz hastalığı, stres ve bunalım sonrası ortaya çıkabiliyor. MS, hastaların çoğu zaman afaki yere sosyal yaşamdan kopmalarına neden olabilirken, bu vaziyet hamlelerin rakamını ve şiddetini de artırabiliyor.

“25 Mayıs Dünya MS günü” evvelinde, Memorial Şişli Sağlık Kurumu Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Türker Şahiner, MS hastalığı ile alakalı dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında bilgi verdi.

MS değişik bulgularla ortaya çıkabiliyor

MS hastalığının neden ortaya çıktığı bütün olarak öğrenilmemektedir. Bağışıklık sistemi, sebebi bütün olarak öğrenilmemekle beraber, beyni ve omuriliği başka bir deyişle merkezi asap sistemini düşman olarak idrak etmektedir. Bağışıklık sisteminin asap sistemine saldırmasıyla ortaya çıkan iltihabi tepkinler, beyinde kalıcı izler başka bir deyişle nedbe dokuları oluşturmaktadır. Yaşanan iltihabi tepkinin süresi ve şiddetine göre beyinde oluşan “plak” ismi verilen kalıcı izlerin ebadı değişmektedir. Genellikle saldırılar halinde ilerleyen MS hastalığı, asap sisteminin zarar gördüğü bölgeye göre şahısta değişik şiddet, sıklık ve belirtilerle ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple her MS hastasının öyküsü birbirinden değişik büyüyebilmektedir.

MS analık tasarılarınızı ertelemesin

MS hastalarının işlerini vazgeçmelerine ya da faal hayattan kopmalarına gerek bulunmamaktadır. Sadece ağır işlerden sakınılabilir. Bunun yanında MS hastalığı çocuk sahibi olmaya mani olmadığı için bu tasarılar ertelenmemelidir. Bütün tersi faal MS hastası bayanlarda hamilelik yarıyılında hastalık yatışmaktadır. Ancak doğumun ardından saldırılar tekerrür ortaya çıkabileceği için annenin yakın takibe alınması ehemmiyetlidir.

Bulguların süresi ehemmiyetli

MS, muhtelif duyularda idrak etme problemleri, geçici felç ve efor kaybı, anormal adale spazmları ve hareket problemleri, denge güçlükleri, konuşma ve görme bozuklukları, yutmada güçlük, fazla bitkinlik, muhtelif sızılar, bunalım gibi bulgularla ortaya çıkmaktadır. Günler içinde ilerleyen ve belirli bir müddet sonra azami seviyeye çıkan bulgular bir müddet sonra düzelmektedir. 24 saatte ya da daha kısa vakitte sona eren meseleler çoğu zaman MS hastalığının bulgusu değildir.

MS hastaları için fiziksel etkinlikler çok ehemmiyetli

Yoğun stresin, MS hamleleri ve bağışıklık sistemiyle yakından ilişkili olduğu öğrenilmektedir. Ailelerin MS hastalarını manili gibi görüp kesintisiz gözlem altında yakalamaları, hareketlerini kısıtlamaları, stresi çoğaldırıp hastalığı şiddetlendirebilmektedir. MS hastalarının sosyal yaşamlarına devam etmesi, özellikle spor etkinliklerinde bulunması hastalığın seyrini çok pozitif olarak etkilemektedir.

Saldırılara aşı ihtiyatı

MS hastalarının hücum geçirdiğini sezdiği yarıyılda süre kaybetmeden hekime gitmesi rehabilitasyonun ilk adımıdır. Hamlelerin başladığını gösterecek olan beyin ve omurilik MR’larının çekilmesi, beyin omurilik akışkanından misal alınarak yapılan testler ve elektro fizyolojik testler rehabilitasyon tasarılaması için tanımlayıcı olmaktadır. Beyinde tanımlanan plakların rakamı hastalığın seyrini ve ağırlığını göstermektedir. Saldırılar sırasında kortizon rehabilitasyonu uygulanabilir. Sık hücum geçiren hastalarda ise hücumlardan gözetici rehabilitasyonlar uygulanmaktadır. Bu rehabilitasyonlar saldırılar sonrasında yaşanabilecek olasılıklını da eksiltmektedir. Bununla beraber kronik MS hastası olma olasılığı bulunmayan, tek hücum geçiren hastalarda, bağışıklık sistemini baskılayan MS hücum koruma rehabilitasyonları uygulanması önerilmez. Günümüzde kesintisiz ilerleyen başka bir deyişle MS hastalığının az görülen ağır tipleri içinde artık rehabilitasyon alternatifleri vardır. Ancak bağışıklık sistemini baskılayan bu rehabilitasyonların yakın hakimiyet altında olan ve tecrübeli merkezlerce seçilmiş hastalara uygulanması gerekmektedir.

Hastalık doğru rehabilitasyon ve hayat stili tertip etmeleri ile hakimiyet altına alınabiliyor.

MS hastalığından korunmak için;

– Fazla bitkinliklerden kaçının.
– Sıhhatli beslenin.
– Sigara içmeyin.
– Günlük yürüyüş ve egzersizler yapın.
– Bazı hastalarda mevcut şikayetlerin daha fazla sezilmesine neden olabilecek hamam, sauna gibi sıcak etraflar yerine ılık suda duş almayı seçim edin.
– Bunalım yaratabilecek hadise ve civarlardan kaçının.

Ateş hastalıkların tanımlanmasında bir uyarıcı

Ateş hastalıkların tanımlanmasında bir uyarıcı

Bebeklerde ve çocuklarda görülen ateş, anne-babaların en sıkıntılı olduğu mevzuların başında geliyor. Central Hospital’dan Çocuk Sıhhati ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Hasan Ünlütürk, “Ateş, hastalığın yalnızca bir parçasıdır. Bu nedenle de ciddi bir gidişat olmadığı sürece beden için bereketli bir uyarandır. Ayrıca ateşin derecesi ile hastalığın şiddeti arasında rastgele bir ilişki de yoktur” diyor.

ateş

Çocukların beden ısısı daha yüksek

Bedenin hayatsal işlevlerini yerine getirilebilmesi için muhakkak bir sıcaklıkta olması gerekir. İnsan beynindeki hipotalamus ön beyin sayesinde iç beden sıcaklığı hakimiyet edilir. Bu nedenle beden klasik koşullar altında dış civarın sıcaklığından çok fazla etkilenmez. Hipotalamus termostat vazifeyi üstlenerek beden ısısını soğuk veya sıcağa karşı balansta meblağ. Klasik beden sıcaklığı 37,2 ile 37,7 derece arasında değişir. Beden sıcaklığının bu kıymetler üzerinde olmasına yüksek ateş denir. Çocukların klasik beden sıcaklığı erişkinlere kıyasla azıcık daha yüksektir. Bu gayet klasik bir gidişattır.

ateş

Ateş bağışıklık sistemini uyarır

Ateşin 2 başlıca vazifeyi vardır. Bunlar bağışıklık sistemini uyarmak ve saldırgan mikroplarla savaşmaktır. Rastgele bir mikrop bedene yerleştiğinde ilk olarak makrofaj büyük yiyiciler olarak adlandırılan hücreler mikropla savaşır. Bu hücreler daha sonra mikrobu yok etmeye başlar. Makrofajlar tarafından uyarılan bağışıklık sistemi de pirojen ateş yapıcı maddenin birleşimlenmesine neden olurlar. Bu nedenle beden sıcaklığında çoğalış yaşanır.

ateş

Terleme, titreme, el ve ayakların soğuması ateş bulgusu

Bedende ateşin yükselmesiyle bazı belirtiler görülmeye başlanır. Titreme, terleme, ellerin ve ayakların soğuması, tüylerin dikenleşmesi ve tiroid uyarıcı hormonun tetiklenmesi gibi vaziyetler ateşin yükseldiğini işaret eder. Ayrıca terleme bedenin kendi kendini soğutma mekanizmalarından biridir. Çocuğun ateşi yükseldiğinde öncelikle üzerinde kalın kıyafetler varsa çıkarılmalıdır. Zira kalın ve hava aldırmayan giysiler beden sıcaklığını dışarı geçirmez ve ateşin daha da yükselmesine neden olur. Çocukta ateş yükselirken titreme olması sıradandır, ateş düşerken de terleme olur.

ateş

Ateşe enfeksiyonlar neden oluyor

Ateşin bir hayli sebebi olabilir ancak en ehemmiyetli faktör genellikle enfeksiyonlardır. Çocuklar yaşamlarının ilk 5-6 seneyi içerisinde çok sık virüs enfeksiyonlarına bağlı ateşli hastalıklar geçirebilir. Çocukların korunma sisteminde bir mesele olmadığı sürece, geçirilen hafif dereceli enfeksiyonlar bağışıklık sistemlerini daha da kuvvetlendirir. Ateşe neden olabilen öbür etkenler ise; ilaçlar antibiyotikler, aspirin vb, aşılar, diş çıkarma, urlar, romatizmal hastalıklar ve transfüzyon tepkinleridir kan nakli tepkimesi.

ateş

Ateş beden için verimlidir

Ateşin öğrenilenin aksine bedene bir hayli verimi vardır. Bunlar; lökosit rakamını arttırma, antikor yapımını artırma, interferon salgısını artırma virüslerin hücrelere saldırmasını temkine, mikropların üremesini yavaşlatma ve bakterilerin demirle beslenmesini yasaklamaktır. Özetle ateş, hastalığın yalnızca bir parçasıdır. Bu nedenle de ciddi bir gidişat olmadığı sürece beden için bereketli bir uyarandır. Ayrıca ateşin derecesi ile hastalığın şiddeti arasında rastgele bir ilişki de yoktur.

Enfeksiyonlarla savaşmak için lüzumlu

Ateş, bedenin enfeksiyonlarla savaşma usullerinden biridir. Çocuğun her ateşi çıktığında hekime gidilmesini gerektirecek bir gidişat olmayabilir. Dikkatli olmak koşuluyla anne-babalar çocuğun ateşini hakimiyet altına alabilir. Ancak bazı gidişatlarda acilen hekim müdahalesi gerekebilir. Çocuğun ateşi koltuk altından ölçüldüğünde 37,5 dereceyi geçiyorsa, kulaktan veya makattan ölçüldüğünde ise 38 derecenin üzerindeyse çocuğa ateş düşürücü verilebilir. Çocuğun ateşi 39 derece ya da üzeriyse veya mukavemetliyse, ılık bir duş aldırılabilir. Ilık suyla nemlendirilmiş havlularla koltuk altı, diz arkaları, dirsek içleri, boyun etrafı gibi büyük damarların yüzeye yakın geçtiği yerlere de kompres yapılabilir. Çocuk 3 aydan daha ufak ise ilk müdahaleden sonra hemen uzman bir hekime müracaat etilmelidir.

Kanser tehlikesinin %50’sini önlemek için yapmanız gerekenler

Kanser tehlikesinin %50'sini önlemek için yapmanız gerekenler

Bir şahıs hayat stilini daha sıhhatli bir hale getirerek kanserin %30 ile %50’sini önleyebilir. İşte kendinizi kanserden gözetmek için yapmanız gereken bir dizi teklif…

Teklifler

– Sigara içmeyin.

– Gittiğiniz yerde sigara içilmesine izin vermeyin.

– Kilonuzu hakimiyet altında tutun.

– Daha fazla hareket edin ve hareketsiz hayat stilinden kaçının.

– Daha çok hububatlı besinler, meyveler, sebzeler harcamaya itina gösterin. Yüksek kalorili besinler, tatlı meşrubatlar, kırmızı et ve fazla tuz kapsayan gıdaların tüketimini sınırlayın.

– içki içmeyi vazgeçin ya da emin bir hudut koyun.

– UV ışığına maruz kalmaktan kaçının.

– Kanserojen maddelerle temas etmemeye çalışın ve sıhhat güvenliği kaidelerine yatıl.

– Konutunuzdaki ışınım seviyelerini hakimiyet edin.

– Çocuğunuzu aşılayın.

– Bayanlar, muhtemel oldukça çocuklarınızı emzirmeye itina gösterin.

Page 1 of 271 2 3 27