İdrar kaçırmak istemiyorsanız bu 10 yiyeceği dikkatli harcayın

İdrar kaçırmak istemiyorsanız bu 10 yiyeceği dikkatli harcayın

Kadınlarda erkeklere oranla daha fazla görülen faal mesane başka bir deyişle idrar kaçırma meseleyi, sosyal hayatı negatif etkilediği gibi psikolojik meselelere de neden olabiliyor. Değişik hastalıklardan kaynaklanabilen idrar kaçırma meseleyi gün içinde harcanan gıdaların içeriğiyle de irtibatlı olabiliyor. Memorial Hizmet Sağlık Kurumu Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Tea Tavadze, idrar kaçırma meseleyi ve harcanmaması gereken yiyecekler hakkında bilgi verdi.

Gün içinde içtiğiniz su ölçüyü ehemmiyetli

Karın içi tazyikini artıran öksürme, aksırma, gülme veya ağır kaldırma gibi ani bir teşvik ve mesane hakimiyetinde muhtemel bir kayıp ile ortaya çıkan idrar kaçırma meseleyi değişik rahatsızlıklardan kaynaklanabilmektedir. Obezite, sigara kullanımı, diyabet, dolaşım ve böbrek hastalıkları gibi değişik rahatsızlıklardan dolayı ortaya çıkan idrar kaçırma gidişatını ortadan kaldırmak için genellikle az akışkan harcanması gerektiği düşünülebilmektedir. Çok fazla akışkan tüketiminin idrar kaçırma meselesini tetikleyebileceği bir reeldir ancak az akışkan harcamak da idrarı daha yoğun ve asidik hale getirerek banyo kullanma gereksinimini artırabilmektedir. Faal mesane başka bir deyişle idrar kaçırma meselesinde akışkan alımı balanslı olarak yapılmalıdır.

Sigaranın idrar kaçırma ile ne alakası olabilir demeyin

Faal mesane meselesinde sigara ehemmiyetli tehlike etkenlerinden biridir. Sigara kullanımı, mesane adalelerini tahriş etmektedir. Sigara içen bireylerde sık yaşanan öksürük gibi tetikleyici vaziyetlerde yaşanan spazmlar idrar firarisine neden olabilmektedir. Faal mesane meselesine neden olan ehemmiyetli etkenlerden biri de harcanan besinlerdir. Bazı yiyecekler mesane veya idrar yollarını tahriş ederek şikayetlerin şiddetlenmesine neden olabilmektedir. Besinlerin fazla faal mesane üzerindeki tesirleri bireyden bireye değişebilmektedir.

idrar kaçırma

Domates: Yapılan bir hayli araştırma domatesin mesaneyi tahriş ettiğini ortaya koymaktadır. Fazla faal mesane şikayetlerini artırabilecek asidik bir yiyecek olan domatesten özellikle duyarlı olan şahısların uzak durması gerekmektedir.

Kahve ve çay: Kahve ve çaydaki kafein mesane etkinliğini artırabilmektedir. İdrara çıkma oranının sıklaşmasına neden olan kahve ve çay semptomların şiddetlenmesine de yol açabilmektedir. Kafein alımının eksiltilmesi veya ortadan kaldırılması veya kafeinsiz çeşitlerin değiştirilmesi semptomları eksiltebilmektedir.

Çikolata: Kahve ve çay gibi çikolata da bir ölçü kafeini kapsamaktadır. Çoğunlukla kafein kapsamayan beyaz çikolata ya da daha fazla kakao kapsayan koyu renkli çikolataların sınanması meseleyi eksiltebilmektedir.

Portakal, limon ve greyfurt: Domates gibi portakal, limon ve greyfurt da yüksek ölçüde sitrik asit kapsamaktadır. Mesane hakimiyetini güçleştiren bu meyveler yerine daha az sitrik asit kapsayan elma, muz gibi yiyecekler seçim edilmelidir.

Gazlı meşrubatlar: Gazlı meşrubatlarda bulunan fizz, potansiyel olarak fazla faal mesane semptomlarını şiddetlendirebilmektedir. Özellikle meyveli soda ve enerji meşrubatlarının tüketimine dikkat edilmelidir.

idrar kaçırma

Baharatlı yiyecekler: Gözleri sulandıran ve dudakları yakan yiyecekler mesaneyi de rahatsız edebilmektedir. Baharatlı ve acı yiyeceklerden uzak durmak yaşana meselelerin eksilmesine dayanakçı olabilmektedir.

Tatlandırıcılar: Yapılan araştırmalarda suni ve natürel tatlandırıcıların faal mesane meseleyi şikayetlerini artırabileceği ortaya koymaktadır. Şekeri tamamen kesmek yerine perhizle hudutlandırarak şikayetler üzerindeki tesirini hakimiyet edilmelidir.

İşlenmiş yiyecekler: İşlenmiş yiyecekler; aroma ve gözeticiler gibi bir hayli suni bileşen kapsadığından dolay şikayetleri artırabilmektedir.

Soğan: Baharatlı ve asitli besinlerde olduğu gibi soğan tüketimi mesane problemlerine neden olabilmektedir. Özellikle ham soğan tüketimi idrar yapma isteğini artırabilmektedir. Mesanedeki negatif tesiri eksiltmek için soğanı pişirerek harcamak daha sıhhatlidir.

Kızılcık: Bir Hayli birey kızılcık suyunun üriner sistem enfeksiyonlarının bulgularını gevşettiğini iddia etmektedir. Ancak asidik bir meyve olan kızılcık, domates, limon, portakal ve greyfurt gibi mesaneyi tahriş edebilmektedir.

Baş sızısının sebepleri ve rehabilitasyon usulleri

Baş sızısının sebepleri ve rehabilitasyon usulleri

Küçükten büyüğe, gençten yaşlıya herkesin zaman zaman baş sızısı şikayeti olur. Migren gibi kronik hastalığı olanlar için ise baş sızısı yaşamı kabusa çevirir. Oysa bazı ayrıntılara dikkat faktörüz, baş sızılarıyla baş etmenizde büyük fayda sağlar.

Kumpaslı hayat, beslenme, uyku, aerobik egzersiz, masaj, yoga, kafein, omega-3, B2 vitamini ve magnezyum baş sızılarına iyi kazanç. Doğum hakimiyet hapları, kırmızı şarap, daha önceki kaşar, işlenmiş şarküteri ve narenciye mahsulleri ise migreni tetikler.

Türkiye İş Bankası iştiraki Bayındır Kavaklıdere Sağlık Kurumu Nöroloji Kısmı Prof. Dr. Kamil Kadir Topalkara; yarıyıl yarıyıl herkesin meseleyi olabilen baş sızılarının sebeplerini, rehabilitasyon yollarını ve korunma yollarını anlattı.

Baş sızısının sebepleri ve rehabilitasyon usulleri

– Baş sızısı, baş ve boyun bölgesinde bulunan sızıya duyarlı yapıların farklı sebeplerle irritasyonu neticeyi sezilen sızıdır. Sızı; zonklayıcı, baskı biçiminde, sızlayıcı, patlayıcı, sıkıştırıcı, şimşek çakması gibi farklı tiplerde olabilir. Baş sızısının bu özellikleri bize tanıda takviyeci olur.

– Baş sızıları iki ana gruba ufalar: Primer baş sızıları; migren, gerilim baş sızısı ve küme baş sızıları… Sekonder baş sızıları ise enfeksiyon, ur, kanama, hipertansiyon, dev hücreli arterit, glokom gibi sebeplere bağlı olarak ortaya çıkan sızılardır.

– Primer baş sızılarının sebebi kesin olarak öğrenilmiyor. Migrenin damarlardaki genişlemeden kaynaklandığı düşünülse de sızıyı başlatan neden net ortaya konulamıyor. Sekonder baş sızılarının ise hepsinde altta uyuyan bir neden bulunuyor. Kafada bulunan sızıya duyarlı yapıları etkileyen her türlü neden enfeksiyon, kanama ya da kitle gibi sekonder sızıları başlatabiliyor.

Yaşam niteliği düşüyor

– Primer baş sızılarında, sızılar sıklıkla tekerrürler ve kronik olur. Yaşami risk yaratmaz ancak iş eforu kaybına ve yaşam niteliğinde bozulmaya neden olur. Bu hastalarda genelde ileri muayenelere gerek yoktur.

– Özellikle ileri yaşlarda 45-50 yaş üstü yeni başlayan baş sızılarında ise daha çok sekonder baş sızısı olabileceği düşünülmeli ve bu olgularda görüntüleme usulleri ile ileri analizler yapılmalı. Ayrıca daha evvelden migren gibi primer bir baş sızısı tanısı olan hastada, sızının kişiliğinin değişmesi ile beraber sekonder bir baş sızısının tabloya her zaman ilave edilebileceği unutulmamalı.

– Sekonder baş sızılarında uygun muayeneler ile neden tespit etilip rehabilitasyon edilmezse, hayati risk veya kalıcı zarar olabilir. Misalin; beyin çeperlerinin enfeksiyonu, beyin çeperleri arasına veya beyin dokusu içine kanama ya da beyin uru vefat veya felç büyümesine; dev hücreli arterit ise erken yarıyılda tanı konamazsa tek veya iki taraflı görme kaybı gibi ağır neticelere yol açabilir.

Baş sızısının tipine göre rehabilitasyon

– Primer baş sızılarında, sızı sıklığına göre akut rehabilitasyon sızıyı geçirmeye müteveccih veya profilaktik rehabilitasyonlar sızı hamlelerini seyrekleştirmek ve şiddetini eksiltmeye müteveccih uygulanır.

– Akut hücum rehabilitasyonunda; değişik sızı kesiciler oral, dil altı, damardan verilen preparatlar ve maske ile verilen oksijen rehabilitasyonu alternatifleri vardır.

– Profilaktik rehabilitasyonlarda, oral preparatlar alternatifinde, antiepileptikler, antihipertansifler, antidepresanlar kullanılabilir. Kronik migrende ve fazla ilaç kullanımına bağlı kronik günlük baş sızısı olan seçilmiş hadiselerde ise botulinum zehirli maddeyi uygulanabilir.

Migrene karşı botulinum zehirli madde

– Migren tanısı olan hastada; profilaktik öbür rehabilitasyonları almasına karşın, bir ayda 15 günden fazla baş sızısı oluyorsa, kronik migren olduğu düşünülüp “Botulinum Zehirli Madde” rehabilitasyonu tasarlanabilir.

– Sekonder baş sızılarında ise neden tespit etilip buna müteveccih rehabilitasyon yapılmalı. Enfeksiyon ise uygun antibiyotik, kanama ise buna müteveccih rehabilitasyonlar, tansiyon düşürücü rehabilitasyonlar, ur gibi yer kaplayıcı lezyonlarda ur çıkarılması, kafa içi tazyik çoğalışına neden olan gidişatlarda bu tazyiki düşürmeye müteveccih rehabilitasyonlar, bağ dokusu hastalıklarında uzun süreli immün sistem baskılayıcı rehabilitasyonlar önerilir.

Salam ve sosis migreni tetikleyebilir

– Primer baş sızılarından migrene karşı korunmak için bazı temkinler alınabilir. Kumpaslı hayat, kumpaslı beslenme ve uyku, aç kalmama, sızıyı tetikleyebilecek yiyeceklerden sakınma kırmızı şarap, daha önceki kaşar, işlenmiş şarküteri mahsulleri, narenciye mahsulleri, monosodyum glutamat kapsayan besinler gibi, stresten sakınma bu temkinler arasında yer alır. Ayrıca bayanlarda, doğum hakimiyet hapları gibi hormon kapsayan ilaçlar migren baş sızısını tetikleyebilir.

Yoga ve kahve baş sızısına iyi kazanç

Kumpaslı hayat, aerobik egzersizler, masaj, yoga, kafein kahve omega-3 yağ asitleri, B2 vitamini, magnezyum özellikle menstrüel migrende baş sızılarına iyi kazanç.

Sistite karşı alınacak 8 gözetici tedbir

Sistite karşı alınacak 8 gözetici tedbir

Sistit, hayat konforunu düşüren en ehemmiyetli sıhhat meseleleri arasında yer alıyor. İdrar yolu enfeksiyonu olarak da öğrenilen gidişat sıklıkla yinelediğinde, bazen ciddi hastalıkların da habercisi olabiliyor. Sistitten korunmak için lüzumlu temkinleri almanın yanı gizeme hastanın rehabilitasyonunun da doğru tasarlanması büyük ehemmiyet taşıyor.

Sistit yaradılışında etrafsal etmenler tesirli

Sistit, böbreklerdeki kanın arınılmasından sonra atıkları kapsayan idrarın, bir ambar vazifeyi gören idrar torbasında bir araya gelmesi neticesinde, mesanede alana getirdiği zarardır. Sıklıkla enfeksiyonlara bağlı büyüyen cerahatle ortaya çıkar. Bakteriyel, viral ve mantar enfeksiyonları, cinsel yolla bulaşan hastalıklar sistite neden olabilmektedir. Dolaysız olarak tesiri bulunmasa da tatil yarıyılında havuza, denize girmek, soğukta kalmak, uzun zaman ıslak mayo ile kalmak da sistitin oluşması için basitleştirici etmenlerdir.

Eksik akışkan alımı sistit bulguları verebilir

Hasarlı bakterilerin idrar yolundan mesaneye erişmesi ile ortaya çıkan enfeksiyon, sistitin bazı bulgularını ortaya çıkarır. Bunlar sıklıkla, idrarda yanma ve sık idrara çıkma gibi meselelerdir. Bu şikayetler en sık görülen sistit bulguları olsa da her zaman sistit göstergesi değildir. Fazla akışkan, çay, kahve olağanda da sık sık idrara çıkma görülebilir. Bunun dışında az su içmeye veya fazla terlemeye bağlı olarak da idrar ölçüyü eksilir ve rengi koyulaşır. Bunun neticesinde idrar yapma sırasında yanma, sık idrara gitme olabilir. Şikayetler hayat konforunu negatif etkilemiyorsa, öncelikle alınan akışkan ölçüsünü artırmak yeterli olabilir.

Yılda üçten fazla oluyorsa…

İlk 24 saat içinde idrar yaparken yanma ve sık çıkma gibi şikayetlerin tamamen geçmediği ya da idrar yaparken zorlanma, idrarın kanlı gelmesi, kasık ve bel sızısı, akıntı, idrar yakalayamama, ateşlenme, halsizlik gibi şikayetlerin ilave edildiği vaziyetler idrar yollarında ciddi bir enfeksiyona işaret edebilir. Bu gidişatta kesinlikle bir uzmana müracaat etilmelidir. Yetişkin bir bayanda sistit bir sene içerisinde 3 kere ve daha sık oluyorsa, altta uyuyan başka sebeplerin de incelenmesi gerekir.

Antibiyotik tetikleyici neden

Sistit tanısı kolay bir idrar incelemeyi ile konulabilir. Ancak özellikle sık yineleyen sistitlerde, mikrobun türünün tespit etilebilmesi ve buna uygun antibiyotiğin seçilebilmesi için idrar kültürü yapılması ehemmiyetlidir. Sistit rehabilitasyonunda hakimiyetsiz antibiyotik kullanılması, hem ilacın yan tesirlerine, hem de bakterilerde mukavemet gelişimine ve kronikleşen enfeksiyonlara yol açabilir. Karmaşık olan idrar yolları enfeksiyonlarında ise daha uzun süreli rehabilitasyon, yalnızca enfeksiyonu ortadan kaldırmak için değil aynı zamanda altta uyuyan sebebi de tanımlamak için lüzumludur.

Sistitten korunmak için altın kaideler

– Bol ölçüde akışkan harcayın

– Hijyen kaidelerine dikkat edin

– Pamuklu çamaşır kullanın, genital bölgenin kuru kalmasını sağlayın

– Tuvalet pakliğini suyla ya da tuvalet kağıdıyla önden arkaya doğru yapın

– Özel solüsyon ve sabun gibi arınıcılar kullanmayın

– C vitamini kullanın. C vitamini idrarla atılırken idrarın asitliğini de artırır. Asit, civar bakterilerin yerleşmesini ve üremesini güçleştirir. Bu gidişat rehabilitasyonun faalliğini artırabilir ve kısmen de olsa korunma sağlayabilir.

– Kızılcık suyu hem yüksek C-vitamini içeriği olan hem de mesane içerisinde gözetici bir film katmanı oluşturduğu için rehabilitasyonu dayanaklar.

– Harcanan yiyeceklerde, yiyeceklerin bozulmasını önleyici katkı maddelerinin bulunmamasına itina gösterin

Vakanüvis gıda madrabazlarını yazdı

Vakanüvis gıda madrabazlarını yazdı

İnsanın en esas gereksinimi olan gıda, bu özelliğinden dolayı tarih süresince şike ve taklide aşırısıyla maruz kaldı. Besinde zengin ve fukara ayrımı vardı, gıda madrabazları çocuklara dahi acımıyordu.

Antik çağlardaki yiyeceğe ulaşım meseleseli

Muhtaçlar, köleler ve sair cemiyetin geri kalmış kesimleri, pahalı olduğu için et yiyemez, bunun yerine sebze ağırlıklı beslenirlerdi. Antik Yunan ve Roma’da dar kazançlı kesimlerin etle buluşması, genellikle şölenler taşıtıyla olurdu. Ancak bunda dahi devlet idareyicileri ya da zenginler, eti kendi yedikleri gibi ızgara ya da şişte hazırlatmaz, bir mutfak şikesiyle daha az etle daha çok bireyi doyurmak için kavurma ya da haşlama usullerini seçim ederlerdi.

“Kafa bulduran lsd’li ekmek” iyi ama neden?

Tarihin belki de en büyük gıda şikeleri Orta Çağ Avrupası’nda görülmüştü. Yarıyılın gıda üreticileri, şikeli besin üretip, hasılatlarını maksimize etmek için akla hayale gelmedik usullere müracaat etiyorlardı. Uzmanların, “Çılgın otu yiyen bir zaman sonra şuurunu yitirir ve sanrı görmeye başlar” dediği otla ekmek yapmak, Orta Çağ fırıncılarının rutin işlerindendi. Kimi tarihçiler, Avrupa’daki bazı cemiyetsel çalkantıları, çılgın otu karıştırılmış ekmeklerden yiyenlerin tesirine dahi bağlamıştır. 1383 senesindeki bir kilise kaydında, İtalya Faenza’daki San Pietro Kilisesi’nde bayan ve erkeklerin dans eder gibi enteresan hareketler yapmalarının sebebinin incelendiği, neticede bu hareketleri yapanların çılgın otu ile pişirilmiş ekmeklerden yediklerinin tanımlandığı anlatılıyordu. Bu mesele, Orta Çağ’da o kadar yaygınlaşmıştı ki, 1592’de Modena’da İtalyan bir fırıncı, ekmeklere çılgın otu karıştırdığı için hapsedilmişti. O senelerde “St. Vitus Dansı” diye bir dans da ortaya çıkmıştı. Köylüler arasında yaygın olan bu dans, bir çavdar cinsi olan “çavdarmahmuzu”ndaki bir asitin damıtılması ve bu akışkanın ekmek imalinde kullanılmasından kaynaklanıyordu. Bu akışkan, tanıdık bir uyuşturucuydu, “liserjik asit dietilamid”, başka bir deyişle öğrenilen kısaltmasıyla LSD. Bu cins ekmeklerin neden üretildiği, bu imalin “cemiyetsel bir arz” sonucu mu ortaya çıktığı ise tahlilcilerin merakını beklemekte.

Günümüzde olduğu gibi, daha önceki yüzyıllarda da bırakılmazlığından dolayı ekmek, üzerinden en fazla numara dönen gıda mahsulüydü. Ekmekleri sıhhatli unla yapmak yerine hamura dişbudak ağacı tozu, saman, kireç, tebeşir tozu hatta çinko ve bakır sülfit katılırdı. Çayı demir sülfürle renklendirmek, biraya sülfirik asit katmak da yarıyılın gıda tağşişlerinden kimileriydi. İnanmamakta bir beis yok ama bir İngiliz millet öyküsünde ise kadavra kemiklerini satın alıp, öğütüp, hamura katan bir fırıncıdan da sözedilir.

İçinde bir tek kahve tanesi dahi olmayan kahve

Allah’tan 19. yy’da mikroskop buluş edildi de, kamu sıhhati bir parça teminata kavuştu. Yarıyılın belediyeleri, birbirleriyle yarışırcasına mikroskop siparişi veriyorlardı. Belediyelerin bu mücadelesinin ne kadar isabetli olduğu kısa zamanda anlaşılacaktı. Kimyacı Frederick Accum, 1820 senesinde kaleme aldığı, “Yiyeceklere Yabancı Maddelerin Karıştırılması ve Mutfakta Kullanılan Zehirler Üzerine Analiz” adlı kitabında, “İngiliz milleti, yediği pek çok şeyden zehirleniyor” diyordu. Kitaptaki rakamsız misalden birisi, “Kavrulmuş bezelye, fasulye, toprak, kum ve ‘azıcıkçık da kahve’ ile ‘kahve’ üreten” bir satıcıya aitti. Kitap yazılırken, adam mapustaydı. Bu adam, bir başka vukuatında da, “İçinde tek bir kahve tanesi olmayan 7,5 kiloluk sebze tozu”nu alıcılarına “kahve” diye satmıştı. Kahveye “kavrulmuş havuç, kavrulmuş pancar, kavrulmuş bezelye, kavrulmuş meşe palamudu” katmak, “kavrulmuş at karaciğerinden yapılmış” kahve yanında yeniden de “suçsuz” kalıyordu.

Turşuyu yeşil yapmak için bakır paralarla aynı kazanda kaynatırlardı

Accum ayrıca, zehirli kızıl mermi katılmış peynirden, bu peyniri yiyip karnına kramplar giren insanlardan bahsediyordu. Olayda bir eczacı da kabahatliydi, zira peynirciye, “peynirin dışını boyasın” diye kızıl mermi satan şahıs oydu. Turşunun basit satılmasının, “yeşil rengine” bağlı olduğu da anlatılan kitapta, “Bu surattan turşuları, bakırla renklendirmek yaygın bir şikeydi. Yeşil biberi ‘yeşil’ yapmak için de bu usul kullanılıyor” deniliyordu. Karışık bakır yöntemleriyle uğraşmak istemeyen turşu satıcıları ise turşuyu bakır paralarla aynı kazanda saatlerce kaynatıyorlardı. Bazıları da, “bakır pası” peşindeydi, bu pası alıyor, turşuların, biberlerin üzerine serpiyorlardı.

Hilekarlar, çouklara dahi acımıyordu

Şikeli gıda usullerinden şekerlemeler de hissesini alıyordu. Her zaman beğenilen bir besin olması, ailelerin çocuklarının bu güzergahtaki arzlarını kırmak istememesi, sahtekarların işini basitleştiriyordu. Bonbon ve şekerli meyveler özellikle riskliydi. Bunların içerisine yüksek oranda nişasta ve lüleci balçığı konuyordu. Çocukların rengini çok beğendiği kırmızı şekerlemelere ise kızıllığı sağlamak emeliyle içinde yüksek ölçüde kızıl mermi bulunan zincifre katılıyordu. Turşudaki yeşil sorunu burada da geçerliydi, yeşil şekerlerini çoğu bakırla yeşillendiriliyordu. Muhallebi, krema ve peltelerin içine “vişne tadı versin” diye zehir kapsayan taflan ağacı yaprağı konuyordu. Dublin’de bu biçimde yapılmış muhallebinden yiyen dört talebe zehirlenmiş, bir başka olayda da, iki bayan vişne peltesi yedikten sonra can vermişlerdi. “Bakır sülfitli pelte” yiyen bir başkası da yaşamını kaybetmişti. 1900 senesinde pek çok insan, Liverpool’da glikozla üretilen “yerli bira”dan içtiği için can vermişti. Glikoz, tek başına elbette öldürücü değildi, şayet içine arsenik katılmamış olsaydı.

“Şemsiye sapı tozundan peynir” olur mu olur

Reeline bakılırsa; tek sözcükle “acımasız” olarak nitelendirilebilecek “gıda madrabazları”, anlayış olarak yakın tarihlerde dahi Avrupa’da görüldü. O meşum ruh, Yaşlı Kıta’nın semalarında, çok da daha öncekilerde kalmadan geziyor gibi. Bu bağlamda, 1980’lerde Avusturyalı bazı şarap üreticilerinin, şarap yapımında antifriz kullandığı ortaya çıkmıştı. Yirmi sene kadar filan evvel de, “parmesan peyniri” üreten bir İtalyan, mamullerine müteveccih kuşkularla başlayan soruşturma neticesinde “peyniri gerçeğinde toz haline getirilmiş şemsiye saplarından” yaptığını itiraf etmişti.

Sağlıklı böbreklerin sırrı

Sağlıklı böbreklerin sırrı

Dünya Böbrek Haftası’nda bu organın yaşamsal önemine dikkat çeken Sodexo Entegre Hizmet Yönetimi Sağlıklı Yaşam Yöneticisi Diyetisyen Sibel Mumcu, “Dünya Sağlık Örgütü günlük tuz tüketiminin 5 gramla sınırlı tutulmasını öneriyor. Türkiye’de ise günde ortalama 15 gram tuz tüketiliyor. Sağlıklı böbrekler için daha az tuz tüketilmesi ve günde 8-10 bardak su içilmesi gerekiyor” dedi.

Böbrek; beyin, kalp, karaciğer ve akciğer gibi yaşamsal öneme sahip organlar arasında yer alıyor. Dünya Böbrek Haftası’nda böbreğin öneminin altını çizen Diyetisyen Sibel Mumcu, “Böbrekler günde yaklaşık 200 litre, yaşam boyunca ise yaklaşık dört milyon litre kanı süzüyor. Atıkları uzaklaştıran ve vücudun asidik yapısını ayarlayan bu organ, hormonları kan ile hedef organlara ulaştırıyor” dedi.

Susuzluk hastalığa neden oluyor

Sağlıklı böbrekler için daha az tuz tüketilmesi gerektiğini belirten Sibel Mumcu, “Dünya Sağlık Örgütü günlük tuz tüketiminin 5 gramla sınırlı tutulmasını önerirken, Türkiye’de bu tüketim kişi başına 15 gramı buluyor. Fazla tuz tüketimiyle böbreklerdeki kılcal damar sistemindeki kan basıncını artıyor. Sürekli hale gelen yüksek kan basıncı damarlara zarar verirken, idrarla protein atılmasına neden oluyor. Bunun yanında böbreklerin sağlıklı bir şekilde çalışması adına yeterli sıvı tüketimi de büyük önem taşıyor. Susuzluk çeşitli böbrek rahatsızlarını beraberinde getiriyor. Bu nedenle günde 8-10 bardak arasında su içilmesi gerekiyor” ifadesini kullandı.

Sağlıklı böbrekler için dört öneri

Böbrek sağlığını korumak adına en önemli kuralın ‘sağlıklı yaşam tarzını benimsemek’ olduğunu ifade eden Sibel Mumcu, tuzu azaltmak ve sıvı alımını artırmak için şu önerilerde bulundu:

– Taze yiyecekler daha az tuz içerir. Taze sebze-meyve tüketimi artırılabilir.

– Tuzluklardan uzak durmak, tuz kullanımını yüzde 15 azaltabilir. Yiyecekler taze otlar ve tuz içermeyen diğer baharatlarla tatlandırılabilir.

– İşlenmiş ürünleri almadan etiketleri kontrol edilerek tuz içeriklerine de bakılmalı.

– Çay ve kahve, sıvı ihtiyacını karşılamaz. Gün içinde mutlaka 8-10 bardak su içilmeli.

Susuzluk böbrek taşı yapıyor

Susuzluk böbrek taşı yapıyor

Yaz mevsiminde su kaybı çoğalırken böbrek taşı tehlikeyi de çoğalıyor. Ülkemizde çok sık karşılaşılan bir gidişat olan böbrek taşı; erkeklerde yüzde 15, bayanlarda yüzde 7 oranını görülüyor. Yaz mevsiminde herkesin, özellikle daha evvel taş hikayesi bulunanların daha dikkatli olması gerekiyor. Bol ölçüde akışkan harcamanın böbrek taşı yaradılışını yasaklamak açısından büyük ehemmiyet taşıyor. Liv Hospital Ankara Bevliye Uzmanı Op. Dr. Çağrı Güneri böbrek taşı rahatsızlığından sakınmak için ve mevcut taşın gelişmemesi için başlıca esas kaideleri anlattı.

– Günde en az 2.5 litre akışkan harcamaya itina gösterin.

– Fazla tuz tüketiminden kaçının.

– Fazla hayvansal protein alımından uzak durun.

– Süt ve süt mahsullerini lüzumunuz kadar harcayın.

– Ailenizde taş hikayesi varsa kumpaslı olarak bevliye hakimiyetinden geçin.

– Yan sızısı, idrarda yanma gibi şikayetleri ciddiye alın.

– Kumpaslı spor yapın.

– Özellikle yaz aylarında fazla çay ve kahve tüketiminden kaçının.

– Taş yaradılışını tetikleyebilen fındık, fıstık,çikolata gibi oksalat yüklü besinleri eksiltin.

– Yineleyen taş hastalığınız varsa doktorunuz değerlendirmeler neticesinde tekerrür taşınız oluşmaması için rehabilitasyon verecektir. Doktorunuza danışmadan ilaç almayın.

– Bol limon tüketimi bir hayli taş cinsinde gözetici özellik taşır ve nasihat edilir.

Hipertansiyonun erken yaşlarda ortaya çıkmasının faktörleri

Hipertansiyonun erken yaşlarda ortaya çıkmasının faktörleri

Kalp krizinden kalp eksikliğine, inmeden beyin kanamalarına, böbrek beceriksizliğinden kalıcı görme kaybına… Bu ciddi sıhhat problemlerinin yanı gizeme vefata dahi yol açabilen hastalığın ismi, ülkemizde her 3 şahıstan birinde görülen hipertansiyon. Dünya Sıhhat Örgütü’nün bilgilerine göre; dünyada 1.5 milyardan fazla birey hipertansiyon hastası. Her sene takribî 7 milyon birey de yüksek kan tazyiki ve yol açtığı hastalıklar sebebiyle yaşamını kaybediyor. Peki hangi faktörler hipertansiyonun erken yaşlarda ortaya çıkmasına yol açıyor? Acıbadem Bakırköy Sağlık Kurumu Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Şükrü Aksoy hipertansiyon takvimini öne sürükleyen faktörleri anlattı, ehemmiyetli tekliflerde bulundu.

Fazla tuz tüketimi

Bayağıda günde en fazla 6 gram olması gereken tuz tüketimi, ülkemizde günde 18-20 grama yükseliyor. Tuz tüketiminde yapılan her 1 gramlık çoğalış da kan tazyiki kıymetlerinin 1-2 mmHg çoğalmasına neden oluyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Şükrü Aksoy konserve, fast food stili yiyeceklerde ve turşularda tuz oranının çok yüksek olabileceği ihtarında bulunarak, “Ayrıca maden suyunda da çok yüksek oranda tuz var. Kilo vermek veya mide gazını gidermek için günde 5-6 şişe maden suyu harcamak çok yanlış. Yalnızca bu alışkanlık kesildiğinde dahi kan tazyiki ideal hudutlara gerileyebiliyor” diyor.

Uyku apnesi ve uykusuzluk

Hipertansiyon açısından saklı risklerden biri de, uyku apnesi. Rehabilitasyona mukavemetli hipertansiyon hastalarının bir kısmında mesul “uyku apnesi” olabiliyor. Uyku apnesi olan bireylerde gece kandaki oksijen oranı düşüyor ve bu vaziyet bedendeki bazı kalp damar hakimiyet sistemlerini aktive ederek tansiyonu yükseltiyor. Bunun yanı gizeme yapılan bir araştırma, günde 5 saatten az yatanların, 7 saat yatanlara oranla 2 kat daha yüksek tansiyon tehlikeyi taşıdığını göstermiş. Buna yol açan etmen ise uyku sırasında bedenimizde salınan ve damarlarımızı genişleten birtakım kimyevi maddeler. Şayet daha az saat yatarsak, bu maddelerin salınımı bozuluyor ve kan tazyiki ile kalp süratinde çoğalışa neden olabiliyor.

Kusurlu perhizler

Kusurlu perhizler de hipertansiyonun erken ortaya çıkmasına neden olabiliyor. Özellikle magnezyum, potasyum ile kalsiyumdan cılız beslenmek uzun vadede damar sertliğine, bunun sonucunda da hipertansiyona yol açabiliyor. Ayrıca yüksek doymuş yağ kapsayan veya yüksek karbonhidrat kapsayan perhizler de uzun yarıyılda hipertansiyona yol açabiliyor.

Hareketsizlik

Hareketsiz yaşamın kan tazyikini yükselttiğini gösteren çok rakamda bilimsel çalışma var. Ve bu çalışmalarda hareketsiz hayat stili olanların, hipertansiyona tutulma tehlikesinin çok daha yüksek olduğu görülmüş. Tansiyon düşürücü tesir için kesinlikle spor salonuna gitmeye de gerek yok, günde 30 dakikalık süratli yürüyüş yeterli oluyor.

Sigara ve içki kullanımı

Sigara ile içki gibi alışkanlıklar kısa yarıyılda damarlarda büzüşmeye yol açarak ve uzun yarıyılda da damar sertliği yaparak hipertansiyona neden oluyor.

Obezite

Günümüzün ehemmiyetli bir meseleyi olan ve gençleri, hatta çocukları dahi tehdit eden obezite hipertansiyona yol açan ehemmiyetli bir etmen. Öyle ki obezite meseleyi olan bireylerde hipertansiyon 3 kat fazla görülüyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Şükrü Aksoy ideal kilonun yüzde 20 üstüne çıkıldığında ise hipertansiyon tehlikesinin 8 kat çoğaldığı ihtarında bulunuyor.

Fazla kahve ve çay tüketimi

Kahve ve çay da kapsadıkları kafein gibi uyarıcı maddeler sebebiyle fazla harcandıklarında tansiyonun yükselmesine yol açabiliyorlar. Bu surattan çayı sarih içmek ve günde 3 kadeh ile hudutlandırmak ehemmiyetli. Aynı biçimde kahvede de 1 fincanı geçmemek uygun olacaktır. Ayrıca kafein kapsayan enerji meşrubatlarından da uzak durmaya itina gösterin.

Stres

Hem psikolojik, hem fiziksel stres de bedende stres hormonlarının noradrenalin, adrenalin, kortizol vb. salınımı artırıyor. Bu hormonlar da doğrudan veya dolaylı tesirleriyle tansiyonu yükseltiyor.

Muhtelif hastalıklar

Hipertiroizm ve hipotroizim gibi tiroit bezi hastalıklar, böbreğe giden damarlarda daralma, diyabet, aort darlıkları da hipertansiyona yol açan faktörlerden. Kan tazyikinin ideal seviyeye düşmesi için bu hastalıkların hakimiyet altına alınması çok ehemmiyetli.

Kahve tüketiminde günde 2 kadehi geçmeyin

Kahve tüketiminde günde 2 kadehi geçmeyin

Gıda ve meşrubatların cilt üzerinde büyük tesirleri olduğu bir asıl.

Cildiye Uzmanı Dr. Ata Nejat Ertek, “Yediğimiz yemekler, içtiğimiz meşrubatlar cildimizin nasıl görüneceği üzerinde ehemmiyetli bir role sahip. Cilt için hasarlı olan yiyecekleri harcarsanız, ivedi ihtiyarlayan ve sıhhatsiz bir cilde sahip olmanız kaçınılmazdır. En büyük uzvumuz olan cildimiz günlük yaşamımız içinde onlarca değişik problemle karşı karşıya kalır ve eskimeye başlar. Cilde hasar veren bir hayli etken mevzubahisidir. Bu etmenlerin içinde bazı gıda ve meşrubatlarda vardır” dedi.

Cildi süratli ihtiyarlatıyor

Günde 2-3 kadehten daha fazla kahve harcamanın bedende mevcut olan kortizol seviyesini artırabildiğini dile getiren Dr. Ata Nejat Ertek daha sonra şunları kaydoldu:

“Yüksek kortizol stres hormonu ihtiyarlama süratini artırır ve cildi yeniden süratli bir biçimde eskitir. Ayrıca kahve diüretik istikamette tesir göstermektedir. Bu nedenle bedenin susuz kalmasına neden olmaktadır. Beden susuz kaldığı zamanda ciltte kuruluğa ve cansızlığa neden olur. Bu vaziyette de kuru olan cilt kışıklıkların oluşmasını basitleştirir. Yeniden şeker cildin düşmanları arasında olan bir gıdadır. Cildin daha parlak ve sıhhatli bir yapıda olması için kandaki şeker ölçüsünün aralıksız hakimiyet altında yakalanmasına itina gösterilmelidir. Şeker bağışıklık sistemini zayıflatırken bakterilere karşı savaşan antikorların imalini baskılayabilir. Zayıflayan bağışıklık sistemi ciltte kirler, sivilce ve iltihaplı sivilcelere yol açabilir. Yeniden şekerli meşrubatlarda cildin kurumasına neden olabilir. Bu sebeple cildin akışkan lüzumunu su ile karşılamak en doğru alternatif olacaktır.”

Kahve içenlerde Parkinson daha az görülüyor

Kahve içenlerde Parkinson daha az görülüyor

Kahvenin yararları mevzusunda bugüne kadar yapılan araştırmaları değerlendiren Portekizli bilim insanları, kahve içenlerde Parkinson hastalığının yüzde 31 oranında daha az görüldüğünü ortaya koydu.

Muhtelif ülkelerde kahve mevzusunda yapılan 37 değişik araştırmanın neticeleri üzerinde çalışan Lizbon Moleküler Tıp Enstitüsü, kahvenin Parkinson’u 3’te 1 oranında yasakladığı neticesine erişti. Araştırmaya göre; kahve içenlerde Parkinson hastalığı hem erkekler hem de bayanlarda daha az görülüyor.

Kahve içenlerde bunun yanı gizeme diyabet 2, Alzheimer, inme, bunalım, siroz, ten ve karaciğerkanseri daha az görülüyor. Kahvenin neden bu hastalıklara karşı gözetici bir tesir yaptığı ise bütün olarak öğrenilmiyor.

Parkinson nedir

Parkinson hastalığının sebebi bulundu

5 adımda libidonuzu çoğaldırın

5 adımda libidonuzu çoğaldırın

Testosteron hormonu ilk olarak libidodan mesuldür. Değişik misyonları ise metabolizmamızı, ruh halimizi, enerjimizi hakimiyet etmektir. Testosteron ölçüsünün eksilmesi hem erkek hem de bayanlarda libidonun eksilmesine neden olur. Yrd. Doç. Dr. Gamze Şenbursa, libido ve testesteron seviyesinin optimal seviyeye erişmesi için neler yapılması gerektiği hakkında şu bilgileri verdi:

Ağırlık antremanı yapın

Egzersiz sırasında ağırlık idmanı yapınız. Yağ yakmanın özgüveni çoğaldırmak için şahane bir yol olduğu öğrenilmektedir. Aynı zamanda yapılan çalışmalar egzersiz yapan fertlerin bedenleriyle daha basit temas kurabildiklerini göstermiştir.

Kereviz ve çikolata yiyin

Bazı gıdaların testesteron üzerine dolaysız tesiri bulunmaktadır. Kereviz ve çikolata hem erkek hem de bayanda cinsel isteği çoğaldırıcı tesir yaratmaktadır. İstiridye de testosteronu çoğaldırıcı özelliğe sahip olup sadece erkeklerde tesirlidir. Kabak çekirdeği çok ölçüde çinko kapsar, çinko da testosteron ölçüsünün çoğalmasını sağlar.

Stresi netlikle eksiltin

Stres ile baş etme usulleri ile alakalı profesyonel dayanak alabilirsiniz.

Kumpaslı yatın

Niteliksiz-kumpassız uyku alışkanlıkları ve gece yaşamı hormonal balansın bozulmasına yol açmaktadır. Az yattığınızda, hormonlar balanssızlaşır ve zaman içinde cinsel isteğinizi kaybedebilirsiniz. İçki özellikle bayanların libidosunu ehemmiyetli oranda eksiltmektedir.

Kimyon ve tarçın

Bazı meşrubatların da afrodizyak tesiri olduğu öğrenilmektedir. Misalin elma suyunu kimyon ve tarçın ilave ederek içebilirsiniz. Kahve, en iyi libido kuvvetlendirici olabilir. Hindistan’da karanfil, asırlardır erkek cinsel işlev bozukluğunu rehabilitasyon etmek için kullanılmaktadır. Karanfil şarabı seçim edebilirsiniz.

Testosteron nedir

Hormonların yalnızca faize işlevlerimizden mesul değildir. Faize de bile olmak üzere ruh halimizden, uykumuza; iştahın eksilmesinden iştahın çoğalmasına ve elbette libidomuza kadar her şeyi tertip ederler. Aynı anda bir hayli işlev yerine getirmek üzere bedenimizde 200’den fazla hormon salgılanmaktadır. Bunlardan biri de Testosteron hormonudur. Testosteron hormonu ilk olarak libidodan mesuldür. Değişik misyonları ise metabolizmamızı, ruh halimizi, enerjimizi hakimiyet etmektir. Testosteron ölçüsünün eksilmesi hem erkek hem de bayanlarda libidonun eksilmesine, kalıcı kilo almaya, bitkinliğe, anksiyete ve bunalıma, sindirim meselelerine, süratli ihtiyarlamaya neden olur. Ayrıca genel hastalık riskini çoğaldırır.

Libido nedir

Düşük libido, cinsel etkinliğe karşı eksilmiş alaka demektir. Zaman zaman cinsel ilişkiye olan alakanın kaybolması yaygındır zira libido seviyeleri hayat boyu değişir. Uzun bir vakit için düşük libido evham yaratabilir. Düşük libido bazen altta uyuyan sıhhat problemlerinin de bir göstergesi olabilir.

Libidonun düşmesinin sebebi

Testosteron seviyesinin düşük olması düşük libidonun başta gelen sebebidir. Testosteron seviyesi; desilitre başına 300 ila 350 nanogramın altına düştüğünde, düşük testosteron veya düşük T olarak kabul edilir ng / dL. Testosteron seviyesi düştüğünde, seks tutkunuz da eksilir.

İlaçlar: Eksilen testosteron, ihtiyarlamanın banal bir parçasıdır. Fakat testosteronda ciddi bir düşüş libidoda eksilmeye yol açabilir. Bununla beraber bazı ilaçlar, testosteron seviyelerini düşürür, bu da düşük libidoya yol açabilir. Misalin, ACE inhibitörleri ve beta blokerler gibi tansiyon ilaçları boşalmayı ve ereksiyonları önleyebilir.

Tedirgin bacak belirtiyi RSL: Bacaklarınızı hareket ettirmek için hakimiyet edilemeyen güdüdür. Bir çalışmada, RLS’li erkeklerin, RLS’si olmayanlara göre erektil disfonksiyon bir erkeğin ereksiyona sahip olmadığı vaziyettir geliştirme tehlikeyi daha yüksek bulunmuştur.

Bunalım: Bireyin tüm yaşamını tesirler. Bunalımı olan bireyler, bir zamanlar zevkli buldukları etkinliklere karşı dikkatsizlik yaşarlar. Buna seks de dahildir. Ayrıca kullanılan antidepresan ilaçlarının libidoyu eksiltici tesiri bulunmaktadır.

Stres: Hormon seviyelerini bozar, atardamarları daraltır. Bu daralma kan akışını kısıtlar ve potansiyel olarak erektil disfonksiyona neden olur. The Journal of Nervous and Mental Disease’de yapılan bir çalışmada, psikolojik bulgulardan ve ilişki niteliğinden ayrı olarak stresin cinsel meselelere doğrudan tesiri olduğu düşüncesi desteklenmiştir.

Uyku apnesi: Muayenehane Endokrinoloji ve Metabolizma Dergisi’nde JCEM yapılan bir çalışmada obstrüktif uyku apnesine OSA sahip erkeklerin testosteron seviyelerinin daha düşük olduğu bulunmuştur. Analistler şiddetli uyku apnesi olan erkeklerin takribî yarısının gece süresince çok düşük testosteron seviyelerine sahip olduklarını bulmuşlardır. Dolayısıyla uyku problemleri ile testosteron arasında ciddi bir irtibat bulunmaktadır.

Page 1 of 31 2 3