Rahim ağzı kanserine karşı ‘Spiral’

Rahim ağzı kanserine karşı ‘Spiral’

Servikal rahim ağzı kanseri, bayanlarda en sık görülen üçüncü kanser cinsi. 2030 senesine kadar yılda 710 bin bayan serviks kanserine tutulacağı ve senede 383 bin bayan can vereceği söyleniyor. Kansere tutulma sıklığını eksiltmek için pek çok tarama programları geliştirilse de gitgide güçleşen yaşam şartları ve ülkeler arasındaki ekonomik uçurumların gitgide çoğalması ne yazık ki kanserin yayılımını önleyemiyor. Ancak coşturucu haber yeniden bilim dünyasından geldi. Dünyada en sık kullanılan geçici doğum hakimiyet usullerinden biri olan spiralin yalnızca istenmeyen hamilelikleri önlemekle kalmadığı, rahim ağzı kanserini de önlediği ortaya çıktı.

Yüzde 30 daha az tutuluyorlar

Bayan Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, bu ehemmiyetli bilimsel bulgu hakkında bilgiler verdi. “Spiral kullananlar, hiç kullanmayan bayanlara göre, yüzde 30 daha az rahim ağzı kanserini tutuluyor. Çok iyi öğreniyoruz ki, kanser evveli lezyonların kaynaklandığı bölge rahim ağzı kanalında yer alan “transformasyon” bölgesidir. HPV enfeksiyonlarının niyet seçtiği bu bölge aynı zamanda hücreler yoluyla oluşan bağışıklık cevabı için de ehemmiyet taşımaktadır. Spiralin yerleştirilmesi esnasında bu bölgeye yapılan teşebbüs, buradaki hücreleri uyarmakta ve onların tepki vermesini sağlamaktadır. Başka Bir Deyişle harekât esnasında oluşan doku travması, buradaki bağışıklık sistemini uyararak, hamleye kaldırmaktadır. Oluşan bu immun cevap da HPV enfeksiyonunu ve kanser evveli lezyonları arınmaktadır. Spiralin aralıksızında oluşan lıkal mukozal enfeksiyon ve burda büyüyen ufak iltihabi adacıklar sayesinde de bu gözetici tesir devam etmektedir.

Spiralin önleyici tesiri

İnvaziv saldırgan rahim ağzı kanseri, rahim içi vasıta spiral kullananlarda 1/3 oranında daha az görülüyor. Bu gidişat, özellikle kumpaslı kanser taraması yaptıramayan, az gelişmiş ve uzman hekime erişme olanağının hudutlu olduğu insanların yaşadığı bölgeler ve ülkeler için çok ama çok yararlı bir tesir.”

Kronik böbrek hastalığını etkileyen 6 tehlike

Kronik böbrek hastalığını etkileyen 6 tehlike

Kronik böbrek yetmezliği için tehlike altındaki şahıslara müteveccih kumpaslı tarama ve faal rehabilitasyon ile hastalığın ilerlemesi önlenebiliyor. Böbrek yetmezliğinin, her yaşta ve cinsiyette oluşabildiği bilinse de, özellikle 40 yaşından sonra ve bayanlarda daha sık görülüyor. Memorial Antalya Sağlık Kurumu Bevliye Bölümü’nden Op. Dr. A. Egemen İşgören, 8 Mart Dünya Böbrek Günü sebebiyle böbrek sıhhati hakkında bilgi verdi.

böbrek

Bayanlarda daha çok görülüyor

Kronik böbrek yetmezliği böbreğin süzme işlevlerindeki ilerleyici eksilme olarak belirlenmektedir. Hastalık sıklıkla sinsi izlediği için, hastalığın cemiyette görülme sıklığı ve yaygınlığı çoğalmaktadır. Kumpaslı tarama yapılmadıkça erken düzeylerde teşhisi güçtür. 10 kronik böbrek hastasından yalnızca biri hastalığın farkındadır. Farkındalığının ve erken tanısının düşük olması sebebiyle, hastalık sıklıkla son yarıyıl böbrek yetmezliği düzeyine ilerler.

böbrek

Geceleri çok sık idrara çıkıyorsanız

Hastalık gece idrara çıkma sıklığındaki çoğalışla kendini gösterebilir. Gece bir seferden daha fazla idrara çıkan hastaların böbrek işlev testlerini yaptırması erken tanıda ehemmiyetlidir. Ödem, tansiyon hakimiyetinde güçleşme, idrarda köpüklenme, idrarda mikroskopik ya da gözle görülür kanama veya protein firarisinin olması gibi gidişatlar öbür bulgular arasında yer almaktadır. Son yarıyıl böbrek yetmezliğine erişmiş hastalarda iştahsızlık, bulantı, kusma, kaşıntı, kramp, halsizlik gibi şikayetler görülebilir.

böbrek

Kronik böbrek hastalığı için azami tehlike etkenleri şunlardır;

– Şeker hastalığı

– Tansiyon yüksekliği

– Kalp-damar hastalıkları

– Obezite

– İleri yaş

– Ailede böbrek hastalığı varlığı

böbrek

Kumpaslı hakimiyetler ehemmiyetli

Hipertansiyon ve şeker hastalarının kronik böbrek hastalığına tutulma tehlikeleri yüksektir. Bu sebeple bu hastaların böbrek işlevlerinin daha yakından takip edilmesi ehemmiyetlidir. Hiçbir şikayetleri olmasa da en az 6 aylık periyotlar ile böbrek işlevlerine bakılmalıdır. Ayrıca böbreğin kistik hastalıkları, kronik ve yineleyen böbrek enfeksiyonları, idrar yollarına ait firariler, böbrek taş hastalıkları, özellikle romatizmal ya da sızı kesici ilaçların uzun süreli kullanımları gibi gidişatlar, böbrek hastalığına tutulma tehlikesini artırabilir.

böbrek

Basitçe teşhis edilebilir

Kronik böbrek hastalığı kolay ve ucuz kan ve idrar testleri ile basitçe teşhis edilebilir. Erken düzeyde tespit etildiğinde hem kronik böbrek hastalığına has genel ihtiyatlar, hem de altta uyuyan veya eşlik eden hastalıklara müteveccih rehabilitasyon yaklaşımları ile ilerlemesi yasaklanabilir veya geciktirilebilir. Üstelik tehlikeli fertlere müteveccih faal tarama ve rehabilitasyon ile hastalığın gelişimi önlenebilir.

böbrek

Böbrek sıhhati için bu 15 altın kaideye dikkat edin;

– Kumpaslı egzersiz yapın

– Sıhhatli beslenin ve ideal beden ağırlığınızı gözetin

– Tuzu eksiltin

– Günde vasati 2-2,5 litre su harcayın

– Sigara kullanmayın

– Fazla içki tüketiminden kaçının

– Afaki yere sızı kesici ve antibiyotik kullanmayın

– Taş ve idrar yolu enfeksiyonlarının sebebini bilin

– Kan tazyikinizi takip edin

– Kan şekerinizi emin aralıklarla hakimiyet ettirin

– Magnezyum kapsayan yiyecekler harcayın

– Gazlı ve şekerli meşrubatlardan uzak durun

– Kafein kullanımını emin bir ölçüde tutun

– İdrarı mesanede yakalamaktan kaçının

– Lahana, karnabahar, kırmızı biber, sarımsak, soğan, elma, kızılcık, yaban mersini, frambuaz, çilek, kiraz, kara üzüm, yumurta beyazı, balık ve zeytinyağı harcayın

Mevsim geçişlerinde ani duyma kaybına dikkat

Mevsim geçişlerinde ani duyma kaybına dikkat

Bir sabah uyandığınızda ya da gün içinde kulağınızın birden tıkandığını fark ettiyseniz, etrafınızdaki sesleri dinlemekte zorlanıyorsanız ve birliktesi uğultu şikayeti yaşıyorsanız bu vaziyet ani duyma kaybı ile karşı karşıya olduğunuz anlamına gelebilir. Memorial Ankara Sağlık Kurumu Kulak Burun Boğaz Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Cem Özbek, ani duyma kaybı ve rehabilitasyonu mevzusunda bilgi verdi.

Aniden gelen duyma kaybı

Genellikle tek kulakta aniden ortaya çıkan duyma kaybı, sıklıkla birliktesi uğultu ile kazanç. Bazen baş dönmesi de bu belirtilere eşlik eder. Duyma kaybı büyüyen kulakta ortaya çıkan çınlama, uğultu eşi sesler de hastaların öteki sıkça yakındıkları meseledir. Kulakta akıntı, kaşıntı gibi enfeksiyon belirtileri yoktur. Ani duyma kaybının sebebi bütün olarak muhakkak değildir. Virüsler, en sık nedenler arasındadır. Ancak damar tıkanmalarına, bedenin kendi ürettiği antikorlara karşı oluşan tepkin neticeyi veya beyin içerisindeki bir ura bağlı olarak da ortaya çıkabilir. Bu hastalarda kesintisiz bir sızı olmaz ancak bazı hastalar anlık zonklayıcı sızıdan davacı olabilirler. Sızısı olan hasta grubunda etmen genellikle virüslerdir. Aniden ortaya çıkan duyma kaybı en aşikar belirtidir.

İlk 3 gün içinde rehabilitasyona başlanmalı

Ani duyma kaybı iç kulağı ilgilendiren bir meseledir. Genellikle erişkinlerde görülür, hastaların %98’i 25 yaşın üzerindedir ve diyabeti ya da tansiyon yüksekliği olan hastalarda daha sık ortaya çıkar. Genellikle tek taraflıdır. Ani duyma kaybı yaşandığında hemen hekime müracaat etilmelidir. Bu hastalıkta özellikle ilk üç gün rehabilitasyon açısından çok bedellidir. İlk üç günde başlanılacak rehabilitasyon duymanın bütün geri gelmesinde en ehemmiyetli etmendir. En geç bir hafta içinde rehabilitasyona kesinlikle başlanılmalıdır.

Duyma kısa müddette geri kazanılabilir

Rehabilitasyonda ilk olarak damardan daha sonra ağız yoluyla kortizonlu ve damar açıcı ilaçlar verilir. Lüzumlu gidişatlarda virüse müteveccih rehabilitasyon da uygulanabilir. Ağızdan veya damardan ilaçlar verilirken eş zamanlı olarak kulak içine intratimpanik ismi verilen usulle ilave olarak kortizonlu ilaçların verilmesi iyileşmenin süratlenmesine katkı sağlayacaktır. Rehabilitasyona bir hafta içinde cevap alınamıyorsa,tazyik altında solunan oksijen rehabilitasyonu uygulanabilir. Rehabilitasyonun yanı gizeme hastadan şeker, tiroit gibi hastalıkların taranması emeliyle kan muayeneleri de istenir. Şayet bunlarda anormal kıymetler varsa kesinlikle banal seviyelere çekilmesi gerekir. Kan şekeri yüksek olan bir hastanın şeker seviyeyi banal seviyelere çekilemezse hastalığın da düzelmesi zorlaşacaktır.Rehabilitasyon sonrasında da şayet ani duyma kaybına neden olan bir hastalık var ise, hakimiyeti de yine bir duyma kaybı büyüme tehlikesini eksiltecektir. Ayrıca kulağın MR muayeneyi kesinlikle yapılmalıdır. Yankı nörinom denilen beyin içindeki bir ura bağlı olarak da bu hastalık görülebilir. Bu urların iyi mizaçlı olup yavaş gelişmeleri ya da hiç sihrime yapmamaları halinde de hakimiyet altında yakalanması ehemmiyetlidir. Böyle bir gidişatta rehabilitasyon hem iç kulaktaki duymayı düzenlemeye hem de ura müteveccih yapılmaktadır.

Kulak istirahati yapılmalı

Sık yinelenecek duyma muayeneleriyle hastanın duyma seviyeyi hakimiyet edilmeli ve rehabilitasyon müddetince hastaya faal istirahat uygulanmalıdır. Faal istirahat uyuyarak değil ancak hastanın iş civarından uzaklaşması, yaşamındaki stresleri muhtemel olduğunca eksiltmesi ve yorucu olmayan sarih hava yürüyüşleri yapması, beğendiği kitapları okuması biçimindedir. Hastaların bilgisayar, uslu telefon ve televizyondan uzak durması önerilir.

Lazer ile gözlükler ve lensler tarih oluyor

Lazer ile gözlükler ve lensler tarih oluyor

Gözlerinde kırma meseleleri olan, gözlüksüz ve kontak lenssiz bir hayatın hayalini kuranlar için lazer operasyonları, hayat niteliklerini ciddi miktarda çoğaldıracak cerrahi müdahalelerdir. Gözlük ve lenslerin bakımlarının yanı gizeme, neden oldukları nedeniyle de her sene on binlerce hasta lazer operasyonunu seçim ediyor. Dünyagöz Etiler’den Op. Dr. Efekan Coşkunseven, refraktif cerrahi ile alakalı ehemmiyetli bilgiler paylaşıyor.

Lazerde son teknoloji

Günümüzde kullanılan lazer teknolojileri hakkında ayrıntılı bilgiler paylaşan Op. Dr. Coşkunseven, “Günümüzde üç jenrasyon Lazer usulü bulunmakta. Birincisi yüzeysel usul olan Notouch-PRK –LASEK- Epilasik; ince kornealarda seçim ettiğimiz ve şahsa özel Wavefront teknolojisiyle uyguladığımız çok galibiyetli bir usul. Usulin en büyük dezavantajı ne yazık ki operasyon sonrası yaşanan sızılar. Ancak 3 gün sonra hasta müthişe yakın bir görüş ile basmakalıp yaşantısına dönebiliyor.

İkinci nesil olan Lasik, korneadan ince bir flep kaldırılarak yapılan bir usul. Bu usulün başına gelen ‘i’ harfi ‘intelligent’ başka bir deyişle uslu anlamına geliyor. I-lasik femtosaniye lazer ile kaldırılan flepin altına, şahsa özel başka bir deyişle WaveFront teknolojisi ile müdahale yapılıyor. Son 20 seneye damgasını vuran bu usul, Wavefront teknolojisi sayesinde şahısların %90’ında gözlükten daha iyi bir görme elde etmelerini sağlıyor.

Üçüncü nesil ise hiç flep kaldırmadan çok özel bir fentosaniye lazer usulü ile yapılan, korneadaki lentikül dediğimiz ince dokunun çıkarılarak gözün kırma hatalarının düzelmesini sağlayan SMİLE usulü. Hiç flep oluşturmaması, asapları kesmemesi ve bu surattan kuruluk tehlikesinin daha az olması başlıca avantajları. Biz Dünya Göz Sağlık Kurumu olarak bu üç nesil lazer usulünü de bünyemizde bulunduruyoruz” şekline söyledi.

Cerrahi evveli tetkik ehemmiyetli

Lazer harekâtlarında en ehemmiyetli noktanın, cerrahi müdahale evvelinde yapılacak olan tetkik olduğunu belirten Op. Dr. Coşkunseven, “İşlemden en fazla dün, göz yapısının ve vaziyetinin işleme uygun olup olmadığının anlaşılması için yapılacak tetkik çok büyük ehemmiyet taşıyor. Zira lazer harekâtı, her göze uygulanamayabiliyor ve sağlık kurumumuzun bilgilerine göre, lazer operasyonu olmak isteyen şahısların yalnızca %50’sinin gözleri rehabilitasyona uygun bulunuyor. Harekâtın yapılacağı hastalarda aranan özellikler; 18 yaş üzerinde olunması, göz derecelerinin harekât evvelindeki 1 senelik süreçte 0,50 diyoptriden fazla değişmemiş olması, -10 diyoptriye kadar miyop, -6’ya kadar astigmat ve +4 diyoptriye kadar hipermetrop bulunması, kornea doku kalınlığının yeterli olması, diyabet, romatizma eşi sistematik hastalıkların bulunmaması, gözlerde başka rastgele bir hastalık olmaması ve göz yapısının tetkik neticesinde lazer harekâtına uygun bulunması biçiminde sıralanabilir. Yapılacak tetkik sayesinde, yanlış müdahalelerin önüne geçmek olası” dedi.

Sızısız bir rehabilitasyon

Lazer harekâtları ile alakalı yanlış öğrenilen noktalara dikkat sürükleyen Op. Dr. Coşkunseven, “Lazer ile alakalı ulus arasındaki yanlış bilgiler arasında en ehemmiyetlisi, harekâtın sızılı ve kanamalı bir müdahale olduğudur. Bu bilgi tamamen yanlış. Zira hiçbir biçimde rastgele bir kanama olmamasının ötesinde, lazer harekâtları sızısızdır ve iyileşme süreçleri de oldukça süratlidir. Müdahale, gözün damarsız bir dokusu olan korneaya yapılır ve damla anestezisi kullanılarak hiçbir sızı veya sancı sezilmez. Ayrıca bu rehabilitasyonun ardından hastalar, ilerleyen yarıyıllarda katarakt gibi değişik göz hastalıklarının rehabilitasyonlarını da gönül rahatlığı ile hakikatleştirebilirler. Hastaların, operasyon olacakları sağlık kurumularda; teknolojik ve hijyenik altyapı, doktor kadrosunun tecrübeyi, tüm tıbbi malzemelerin yalnızca kendileri için kullanıldığından emin olmaları ve bu sağlık kurumunun gözün her dalında hizmet vermesi, dikkat etmeleri gereken hususlar” biçiminde uyardı.

Rehabilitasyon sonrasında dikkat edilmesi gerekenler

Uygulanacak olan rehabilitasyon sonrasında, hastaların dikkat etmeleri gereken mevzularda ihtarlarda bulunan Op. Dr. Coşkunseven, “Lazer rehabilitasyonlarının ardından hastalar, genellikle ertesi gün işe gidebilirler. İlk birkaç saatlik süreçte, hafif bir batma hissi ve sulanma yaşanması sıradandır. İlaçların, hekimin öneri ettiği biçimde kumpaslı bir biçimde kullanılmasını ve güneş ışınlarına karşı ilk günlerde güneş gözlüğü takılmasını öneri ediyoruz. Ayrıca ilk 24 saatlik süreçte, hastaların banyo yapmaması ve rehabilitasyon edilen gözle oynamaması da enfeksiyon tehlikesini eksiltecektir. Ayrıca emin aralıklarla yapılacak hekim hakimiyetlerine gitmekte de büyük fayda var” ifadelerini kullandı.

Yüksek kolesterol hakkında öğrenmemiz gereken her şey

Yüksek kolesterol hakkında öğrenmemiz gereken her şey

Okan Üniversitesi Sağlık Kurumu Dahiliye Uzmanı Doç. Dr. Irmak Sayın Alan, Kolesterol ile alakalı ehemmiyetli bilgiler verdi.

Kolesterol yüksekliği nedir

Bedenimizin sıhhatli hücrelerin yaradılışına devam edebilmesi için, kolesterole lüzumu vardır, ancak fazla ölçüde kolesterol sıhhatimiz üzerinde negatif tesirlere yol açabilir. Bu gidişat değişik biçimlerde oluşur ve genellikle önlenebilir ya da rehabilitasyon edilebilir. Lipid yağ ölçüsünün fazla olduğu bir kan, genellikle “hiperlipidemi” olarak adlandırılır. Kandaki kolesterol ölçülerinin fazla ölçüyü olarak belirlenir.

kolesterol

Kan yağlarının yükselmesine neden olan etmenler

– Yaş ve cinsiyet erkekler için ≥45 yaş, bayanlarda ≥55 yaş, özellikle menopoz yarıyılı

– Sigara içilmesi

– Yüksek lipoprotein varlığı kanınızdaki yağ cinsi

– Genetik etmenler aile geçmişi

– Yüksek tansiyon ≥140/90 mmHg

– Kumpassız beslenme

– Hareketsiz hayat

– Obezite

– Doymuş yağ ve trans yağ içeriği yüksek besinlerin tüketimi

– Fazla içki tüketimi yüksek trigliserid seviyeleri ile ilişkili

– Tip 2 diyabet

– Tiroid bezinin az çalışması hipotiroidizm

– Bazı ilaçlar: Östrojen, glukokortikoidler, doğum hakimiyet ilaçları

– Kronik böbrek hastalığı

Kan yağlarının yüksekliğinin en yaygın cinsleri

– Yüksek kolesterol hiperkolesterolemi

– Yüksek trigliseritler hipertrigliseridemi

Kan yağlarının yüksekliğinin bulguları

Hiperlipidemi bazı hastalarda aşikar bir bulgu vermeden de ortaya çıkabilir. Çoğu defa yapılan rutin bir kan testi sırasında fark edilir. Bunun yanı gizeme hastalarda altta belirtilen belirtiler de görülebilir.

– Karın sızısı

– Akut pankreatit trigliserit yüksekliği kaynaklı

– Baş dönmesi

– Denge kaybı

– Baldırlarda yürürken alana gelen sızı

– İnme

– Göğüs sızısı

– Ksantomlar dirsek, diz tendonları, vb. : Dislipideminin en yaygın dermatolojik bulgusu olup yağdan zengin anormal hücrelerin cilt altında birikimi ile oluşurlar.

– Göz belirtileri

Korneal arkus veya korneada matlaşma: Özellikle ailesel hiperkolesterolemi ve genetik değişinimler sebebiyle çok düşük HDL iyi kolestrolü olan hastalarda karşımıza çıkmaktadır

Ağ Tabakanın süt beyazı görünümü: Trigliserit kıymetleri çok yüksek olan hastalarda görülür. Seyrek görme kaybına yol açabilir.

Kan yağlarının yüksekliği rehabilitasyon biçimi

Hiperlipideminin rehabilitasyonu etkilenen şahısların yaşı, bulguları, eşlik eden hastalıkları ve tehlike etmenlerine bağlıdır. Rehabilitasyonda öncelikle hayat stili farklılıkları özümsenmelidir. Bunlar;Balanslı bir perhiz – Kolesterolün neredeyse % 15’i sıkı bir perhiz ile eksiltilebilir. Daha az doymuş yağ, arıtılmış edilmiş şeker ve içki tüketimi ehemmiyetlidir. Perhizinize daha fazla meyve, sebze, yağsız protein ve hububat ilave etmeniz kolesterolün düşürülmesine takviyeci olabilir.

– Kilo hakimiyeti

– Kumpaslı Egzersiz Yürüyüş, Yoga, Dans vb. Her gün en az 30 dakika egzersiz yapın ve olasıysa bunu bir alışkanlık haline getirin

-Sigaranın vazgeçilmesi

Ancak eşlik eden ciddi sistemik hastalıkları şeker hastalığı, öğrenilen kalp damar hastalığı hikayesi, kronik böbrek hastalığı vb. veya tehlike etmenleri olan hastalarda hayat stili farklılıkları ile kolesterol seviyeleri amaç kıymetlere çekilemez ise kesinlikle bir doktor tarafından ilaç rehabilitasyonuna başlanmalıdır. Bu hastalarda kullanılan ilaçlar; perhizle alınan kolesterolün emilimini yasaklayan, bedenin kolesterol üretimi eksilten, üretilmiş yağların imhasını çoğaldıran, kandaki kolesterolün karaciğer tarafından yakalanmasını çoğaldıran ve bu mekanizmalar ile kan yağlarını düşüren ilaçlardır.

Her hasta kendine has etmenler göz önüne alınarak hiperlipidemi açısından muhakkak bir tehlike sınıfına dahil edilir. Buna göre amaç bedeller tanımlanarak öncelikle hayat stili farklılıkları ile rehabilitasyona başlanır. Ancak unutulmamalıdır ki, yüksek tehlikeli hastalarda hayat stili farklılıkları ile birlikte kolesterol düşürücü ilaçlar da birinci basamak rehabilitasyonda yerini alabilir. Yüksek tehlikeli hastalarda bu ilaçların doktor teklifi olmaksızın kesilmesi özellikle kalp damar hastalıkları başta olmak üzere bir hayli negatif gidişatı tetikleyebilmektedir. Bu mevzuda cemiyet şuurunun oluşması ehemmiyet talep etmektedir.

Sarı nokta hastalığı hakkında öğrenmeniz gerekenler

Sarı nokta hastalığı hakkında öğrenmeniz gerekenler

Yağlanmaya bağlı olarak görme kaybına neden olan sarı nokta hastalığında beslenmeye dikkat… Özellikle değişik renklerdeki sebze ve meyvelerden oluşan bir perhizle, sarı nokta hastalığının hakimiyette yakalanması ve ileri yarıyılda görme kaybının oluşmasını önlemek muhtemel. Memorial Şişli Sağlık Kurumu Göz Merkezi Başkanı Doç. Dr. Barış Sönmez, “13 Ekim Dünya Görme Günü” için sarı nokta hastalığı ve rehabilitasyonda beslenmenin ehemmiyeti hakkında bilgi verdi.

Güneş yakalanmasını izleyenlerde de olabiliyor

Sarı nokta, gözümüzün artta yer alan ve görme hücrelerinden oluşan ağ tabaka katmanının en ehemmiyetli bölgesidir. İleri yaşa bağlı maküla yozlaşmayı en sık görülen ve öğrenilen sarı nokta hastalığı tipi olmakla birlikte; daha genç hastalarda inflamasyon, damar anomalileri, diyabet ve hipertansiyon gibi hastalıklara ikincil sarı nokta problemleri ortaya çıkabilir.

40-50 yaş üstüne her yıl göz tetkiki koşul

Ulus arasında sarı nokta hastalığı olarak öğrenilen makula dejenarasyonunun kuru ve yaş olmak üzere iki cinsi vardır. Kuru tip olanı ağ tabakada birikintiler, incelme ve yozlaşma ile başlar, bu vaziyet yavaş ancak ilerleyici görme bozukluğuyla sonuçlanır. Kuru tip maküla yozlaşmayı, ağ tabakada drusen ismi verilen birikintilerin oluşmasıyla karakterizedir. Bu birikintiler hastalığın başlangıç safhalarında hiç bulgu vermeyebilir. Bu sebeple bireylerin 40-50 yaş sonrasında her yıl göz tetkikinden geçmesi gerekir. Makülada biriken drusen rakamı ve boyutları gelişerek, ağ tabaka hücrelerindeatrofi ve işlev kaybına yol açar.

Sarı nokta için kareli kart testi

Kuru tip maküla yozlaşmasında, görme belirginliğindeki başkalaşım ağ tabakanın etkilenen bölgesindeki işlev kaybı ile geçimlidir. Bölgesel bu kayıplar skotom olarak adlandırılır. Hastalığın ilerleyen yarıyıllarında daha geniş alanlarda hücre ve doku kaybı büyür. Bu vaziyet coğrafik atrofi’ olarak belirlenir ve merkezi fikri etkileyen bir âmâlık büyür. Hastalığın takibinde ayrıntılı ağ tabaka maueyenesinin yanında görme işlevinin “kareli kağıt” testiyle de takibi ehemmiyetlidir. Orijinal ismi ‘Amsler Grid’ olan bu kartla hastalar kumpaslı olarak merkezi görmelerini takip ederler. Karttaki karelerde kırıklı, noksan veya eğik görüntüler ortaya çıkması gidişatında hekimlerini bilgilendirirler. Kuru tip sarı nokta hastalıği ilerleyen aşamalarda yaş tipe dönüşebilir.

Göz içi ilaç enjeksiyonuyla rehabilitasyon

Yaş tip sarı nokta hastalığında da Amsler Grid testinden yararlanılır. Bu testte merkezdeki noktaya bakıldığında odak noktasının yanları çarpık büğrü, kırıklı, bombeli görme varsa bu hastalığın ilerlediğine dair ehemmiyetli bir bulgudur. Yaş tipte, drusen birikintileri sarı noktada tutundukları tabakaları usulca ayırıp, yeni damar teşekkülleri yaradılışını tetiklerler. Sıradanda olmayan ve koroid neovaskülarizasyonu ismi verilen damarlar, göz merkezinde kanamalara ve karanlık bölgelere neden olur.

– Sarı nokta hastalığının tanı ve takibinde OCT, göz anjiografisi gibi muhtelif testler uygulanır. Bu ayrıntılı testler hastalığın seyri ve rehabilitasyona yanıt hakkında ehemmiyetli bilgiler elde etmemizi sağlar. Son on seneye kadar sarı nokta hastalığının yaş tipinde tesirli bir rehabilitasyon yoktu. Günümüzde göz içi Anti-VEGF ilaç enjeksiyonlarıyla yeni damar teşekküllerini yasaklamak ve görme kaybını eksiltmek muhtemel.

Sarı nokta perhizi hastalığın ilerlemesini yavaşlatıyor

Kuru tip sarı nokta hastalığında göz içi ilaç enjeksiyonları uygulanmaz. Kuru tipteki sarı nokta hastalığının ilerlemesini yavaşlatmak için bu bölgeyi besleyecek ve rejenerasyonunu sağlayacak perhiz ve gıda takviyeleri önerilir. Ne Yazık Ki kaybeilen görme hücrelerini çu an için yerine koymak muayenehane olarak muhtemel değil. Ancak bu bölgenin hastalıkları için kök hücre çalışmaları ve gen rehabilitasyonları yoğun bir biçimde devam etmekte ve geleceğe müteveccih umutlarımızı taze yakalamaktadır.

– Sarı nokta hastalığı olanlar, güneşin ağ tabaka hücrelerine hasarlı tesirlerinden korunmak için dış civarlarda kesinlikle UVA 400 blokajlı güneş gözlükleri kullanmalıdır.

Bol renkli beslenmek çok ehemmiyetli

Kuru tipteki sarı nokta hastalarına doymuş yağ asitlerinden, ağır protein perhizlerinden uzak durmalılar. Bol renkli sebzeler yenilmesi bu hastalara önerilir. Sarı nokta hastalığı tanısı almış bireyler göz hekimleri tarafından vitamin, mineral kombinasyonları verilir. Bu hastalık için özellikle C ve E vitamini, lutein ve zeaksantin, çinko ve bakırdan zengin beslenme ehemmiyetlidir. Sigara ve tütün mahsulleri tüketimi, genetik yatkınlığı olan bireylerin sarı nokta hastalığını daha erken ve şiddetli yaşamasına neden olacaktır. Bu sebeple sarı nokta hastalığı tanısı almış veya genetik olarak tehlike grubunda olan bireyler sigara ve tütün mahsullerinden tamamen kurtulmalıdır.

Bayanlar için altın kıymetinde teklifler

Bayanlar için altın kıymetinde teklifler

Bir Haylimiz bedeninden gelen sinyalleri dikkate almayarak dinlemezlikten geliyor. Oysa alınan bir küçük tedbir ve uzman tekliflerine kulak vermek bir hayli hastalığın daha başlamadan fark edilmesine yarıyor. Doç. Dr. Eralp Başer, tüm hastalıkların zaferle rehabilitasyon edilebilmesi için erken tanının koşul olduğunu söyledi.

Jinekolojik ultrason yaptırmak erken teşhisi basitleştirir

Her sene kumpaslı jinekolojik tetkik yaptırılmalıdır. Tetkikin bir parçası olan ultrasonografi çok basit ve zahmetsizdir, üstelik bu tahlili yaptırmak için de pek çok neden var. Bunlardan ilki ultrasonun tamamen hasarsız bir inceleme olması. Ultrason dalgaları netlikle x-ışını kapsamıyor ve hiçbir hasarı bulunmuyor. Bu muayeneyle rahim ve yumurtalıklar detaylı olarak araştırılabiliyor. Rahim veya yumurtalıklarda kanser açısından kuşkulu bir kitle tespit edilmesi halinde ileri analizler yapılıyor.

Adet sonrası meme hakimiyeti yapın

Meme kanserinin erken tanı konulması gidişatında zaferli biçimde rehabilitasyon edilebileceğini artık herkes öğreniyor. Erken tanıda sizin de rolünüz bulunuyor. Kendi bedeninizi tanımanın çok ehemmiyetli olduğunu unutmayın! Tek yapmanız gereken, her ay kendiliğindene meme tetkiki! Bunun için, her ay adet başlangıcından itibaren takribî 1 hafta sonra bu tetkiki yapmalısınız. Birkaç sefer bu tetkiki yaptığınız takdirde, banal meme dokunuzu tanıyacak, dolayısıyla yeni bir kitle oluşması halinde hemen fark edebilir hale geleceksiniz.

Mamografi ya da meme ultrasonu yaptırmayı unutmayın

Meme kanserinin erken yarıyılda tespit edilebilmesi için en ehemmiyetli silahlardan birisi de mamografi analizidir. Hiçbir şikayeti bulunmayan bayanlarda bile, 40 yaşından itibaren kumpaslı olarak mamografi yaptırılması ile, meme kanserine bağlı vefat tehlikeyi besbelli olarak eksiltilebiliyor. Mamografi tahlili düşünüldüğü gibi güç de değil. Sıhhatinize hasarı yok, netlikle bakımsızlık edilmemeli. Genç bayanlarda ise, memede süt üreten dokuların yoğun olması sebebiyle mamografi yerine meme ultrasonu seçim ediliyor. Kendiliğindene tetkik, doktor tetkiki, mamografi ve meme ultrasonunu bakımsızlık etmeyin.

PAP-SMEAR ve HPV Testiyle rahim ağzı kanserinden korunun

Rahim ağzı kanseri, cinsel yolla bulaşan bir virüs HPV-Human papillomavirus sebebiyle alana geliyor. Erken yarıyıldaki rahim ağzı kanseri hiç bulgu vermeyebiliyor. Dolayısı ile kumpaslı aralıklarla hakimiyetlerden geçmek hayati ehemmiyeti taşıyor. Rahim ağzı kanserine dönüşebilecek kanser lideri vaziyetler çok erken yarıyılda tutulup rehabilitasyon edilebiliyor. Bunun için kullanılan testler, rahim ağzı hücrelerin araştırıldığı pap-smear ve HPV-Deoksirübo Nükleik Asit testi. Çoğu sıhhat müessesesinde bu testler yaptırılabilir. Pap-smear testinin 21 yaşından itibaren, HPV-Deoksirübo Nükleik Asit testinin ise 30 yaşından itibaren yapılması öneriliyor.

Hamilelikten 3 ay evvel hekime gidin

Hamilelik, bayanlar için yaşamın en özel yarıyıllarından biridir. Hem kadının kendisi hem de bebeğinin sıhhati için, hamilelik tasarlanır tasarlanmaz, ideal olarak da 3 ay evvel bayan hastalıkları ve doğum uzmanı hakimiyetinden geçilmelidir. Bu tetkikte hekim genel bir sıhhat tetkikini takiben jinekolojik tetkik yapacaktır. Bu sayede daha evvelden var olduğu meçhul bir hastalık tespit edilip rehabilitasyonu başlanabilir. Erken hamilelikte yeni büyümekte olan bebeğin sıhhatli gelişebilmesi ve uzuvlarının muntazam oluşması için folik asit başta olmak üzere muhtelif dayanaklara lüzum vardır. Bunların hamilelik oluşmadan bitirilmesi ile hamileliğin çok daha sıhhatli bir biçimde başlaması sağlanabilir.

Menopozdaki kemik erimesine karşı kemik ölçümü yaptırın

Menopoz yarıyılında, kemik erimesi tehlikeyi besbelli olarak çoğalıyor. Bunun önüne geçmek için doğru beslenme ve kumpaslı hareket alışkanlığı koşul. Kalsiyumdan zengin içeriğe sahip süt mahsulleri ve yeşil yapraklı sebzeler perhizde bol ölçüde bulunmalıdır. Muhakkak aralıklarla yaptırılan kemik mineral dansitometri testi ile kemiklerin yoğunluğunu ölçtürmek olası. Kemik erimesi rehabilitasyon edilmez ve ilerlerse, en minik darbede bile kemik kırılması tehlikeyi ile karşı karşıya kalınır. Bu sebeple, özellikle menopozdaki bayanların bu ölçümü yaptırmaları ve neticelerini hekimleri ile paylaşmaları zorunludur.

Senede bir defa genel sıhhat tetkiki yaptırın

Herkesin olduğu gibi kadıların da senede bir defa dahiliye tetkiki yaptırması gerekiyor. Rastgele bir şikayet olmasa da fizik tetkiki ve muayeneleri yapılmalıdır. Böbrek, karaciğer işlev testleri, açlık kan şekeri, kolesterol ölçümleri, tiroit işlev testleri, kan sayımı, bütün idrar analizi, istirahat EKG’si, akciğer filmi, karın uzuvlarını değerlendirmek için batın ultrasonografisi önerilir. Kronik bir hastalık mevcutsa tetkik ve analiz sıkılığı artırılmalıdır.

Her yaşta kesinlikle spor yapın

Çağımızda ne yazık ki hareketsizlik çok yaygın bir gidişat. Özellikle masa başı işlerde çalışan bayanlarda kemik erimesi, adale-iskelet sistemi sızıları, duruş bozuklukları gibi pek çok negatif gidişat ortaya çıkabiliyor. Bunların önüne geçmek için fırsat yaratmak ve haftada en azından 2-3 gün 30’ar dakikalık bir yürüyüş yapmak bile sıhhat için bereketli olacaktır.

Beden kitle endeksinizi 30’un üzerine çıkarmayın

Günümüzde en ehemmiyetli sıhhat meselelerinden birisi de kiloluluk başka bir deyişle öbür ismiyle obezite. Kilonuzun, boyunuzun metre türünden bedelinin karesine ayrılınması ile elde edilen rakama Beden Kitle İndeksi VKİ deniliyor. Bu bedelin 30’un üzerinde olması, obezite lehine bir belirti. Obezitenin yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, şeker hastalığı ve adale-iskelet sistemi hastalıkları gibi pek çok hastalığa davetiye çıkardığı artık net olarak öğreniliyor. Şayet fazla kilonuz olduğunu düşünüyorsanız bugün bir adım atın. Doğru bir perhiz ve uygun biçimde yapılan sporla bunu yapmanın reelinde hiç de güç olmadığını göreceksiniz.

Sabah erken saatte rehabilitasyon

Sabah erken saatte rehabilitasyon

Kökdemir, ‘Diyabet hastalığı ağız ve diş sıhhatini etkiliyor’ diyerek şu bilgileri veriyor: Diyabet başka bir deyişle şeker hastalığı cemiyette sık tesadüfülen kronik bir metabolizma ve endokrin sistem hastalığıdır. Kısmi veya bütün insülin beceriksizliği veya periferik dokuların insüline mukavemeti, kan glikoz seviyesindeki çoğalışa hiperglisemi dolayısıyla da diyabete şeker hastalığı neden olur. İyi hakimiyet edilemeyen hiperglisemi olaylarında başta ağız ve dişler olmak üzere bedenin muhtelif uzuv ve sistemlerinde zararlar ya da işlev bozuklukları görülür. Diş doktorlarının diyabetli hastalardaki en ehemmiyetli gözlemleri periodontal hastalıklar, ağız kuruluğu, ağız içi mantar enfeksiyonları ve cerrahi teşebbüslerden sonra yara iyileşmesinin geç olmasıdır. Yüksek kan şekeri, kan damarlarında kalınlaşmaya ve tıkanmaya neden olur. Kanın oksijen taşıma kapasitesi eksildiğinden dokuların beslenmesi eksik kalır ve dişetlerinin iltihaplanmaya karşı mukavemeti düşer. Zamanla diş ile dişeti arasında oluşan cepler, bakteri odaklarının büyümesini sağlar, dişeti irini oluşur ve rehabilitasyon edilmediği takdirde dişlerin çevresinde kemik imhayı başlar.

Ağız kuruluğu ve dilde yanma görülür

Tüm bunların neticesinde dişlerde sızı, sallanma hatta diş kayıpları görüldüğünü belirten Pertev Kökdemir, “Ayrıca tükürükteki glikoz oranının çoğalmasına bağlı olarak tükürük salgısının koyulaşması ve dişleri yıkayıcı tesirinin eksilmesi de diş taşı yaradılışını süratlendirerek dişeti problemlerini tetikler. Bunun yanında tükürük akışının eksilmesi hastada ağız kuruluğu ve dilde yanma gibi rahatsız edici gidişatlara da neden olmaktadır. Hatta çok rahatsız edici ebada eriştiğinde hastaya suni tükürük preparatları önerilebilir” diyor.

Dudakta çatlak ve kızarıklık oluşabilir

Pertev Kökdemir, “Diyabetli hastalarda karşılaştığımız meselelerden bir öbürü ise ağızda görülen mantar enfeksiyonlarıdır. Tükürükteki yüksek şeker sebebiyle ağız, mantar enfeksiyonlarına sarihtir. Özellikle dudakların sentez yerlerinde çatlak ve kızarıklıklar halinde kendini muhakkak eder. Bu meseleyi önlemek ancak iyi bir ağız hijyeniyle sağlanabilir. Hasta özellikle takıp çıkarılan hareketli takma kullanıyorsa pakliğine dikkat etmeli ve itina göstermelidir” diyerek diyabetli hastaları ağız hijyeninin ehemmiyeti mevzusunda özellikle uyarıyor.

Altı ayda bir yapılan hakimiyet umursamama edilmemeli

‘Diyabetlilerde iyi bir ağız sıhhati için öncelikle iyi bir şeker hakimiyeti sağlanması ve kumpaslı ağız hijyeni gerekmektedir’ diyen Kökdemir, ağız hijyeni ile alakalı tüyolar veriyor: Ağız sıhhatini gözetmek ismine diş fırçalama, diş ipi ve gargara kullanmanın yanı gizeme her altı ayda bir kesinlikle diş doktoru hakimiyeti gerekir. Ayrıca diş problemi sebebiyle rehabilitasyona gereksinimi olan diyabetli hastalar, sabah erken saatte rehabilitasyon edilmeli ve rehabilitasyon müddetleri muhtemel olduğunca kısa yakalanmalıdır. Diyabetli hastaların rehabilitasyondan evvel kahvaltılarını yapmaları ve bayağı insülin ya da oral anti-diyabetiklerini kullanmaları ehemmiyetle vurgulanmalıdır.

Miyom her 3 bayandan birinde görülüyor

Miyom her 3 bayandan birinde görülüyor

Adet kumpassızlığından, sızıya, kısırlıktan düşüğe kadar pek çok negatif tabloya neden olan miyomlar, şahsa özel rehabilitasyonlarla hakimiyet altına alınabiliyor. Memorial Şişli Sağlık Kurumu Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Muhacir, miyom ve rehabilitasyonu hakkında bilgi verdi.

miyom

Miyomun en tipik bulgusu kanama

Miyom her zaman bulgu vermeyebilir ancak rahimin iç boşluğuna yerleşmiş başka bir deyişle rahim iç duvarının içerisindeyse bazı şikayetlere yol açabilir. Bu şikayetler sıklıkla fazla kanamalı regl yarıyılı yaşanır. Bu süreçte parçalı ve fazla oranda kanamaya neden olur. Miyomun değişik bulguları şu biçimde sıralanabilir:

– Reglinin uzun sürmesi

– Kasık sızısı

– Rahmin arka kısmına yerleşmişse kalın bağırsağa baskı neticeyi büyük tuvaleti yapmada meseleler ve kabızlık

– Rahmin ön kısmına yerleşmişse mesaneye baskı yapması neticeyi sık idrara çıkma

– Karnı örten çeperler arasına yerleşmesi neticeyi idrar kanalına baskı neticeyi böbrekte sihrime

– Rahim boşluğu, tüplerin uçları ve rahim ağzına yerleşmesi neticeyi infertilite

miyom

Hamilelikle miyom şikayetleri çoğalabilir

Miyomların sebebi bütün olarak öğrenilmemekle beraber östrojen kaynaklı olduğu düşünülmektedir. Kadında yüksek olan östrojen hormonunun menopozla beraber düşmeye başlamasıyla beraber miyomlarda da küçülme dikkat sürüklemektedir. Miyomların ayrıca hamilelik hormonu olan progesteron tesirine bağlı olarak da geliştiği görülmektedir. Bu sebeple hamilelik evveli miyom tespit edilmesi gidişatında miyomun mesken yeri ve büyüklüğüne bağlı olarak myomun alınması hastaya önerilir. Ancak miyomla beraber hamileliğin hiçbir kasvet olmadan devam edebildiği de unutulmamalıdır.

miyom

Hangi miyomlar rehabilitasyon edilmeli

Miyom bazı bulguları verirse operasyonla alınmalıdır. Bunun için bazı kriterler göz önünde bulundurulur:

– Kanamaya yol açan bir miyomsa ve rahim boşluğuna yerleşmişse hiç zaman kaybetmeden operasyon edilmelidir.

– Rahim duvarının içerisine yerleşmiş yeniden çok fazla kanamaya yol açıyorsa ve bunların da büyüklüğü 5 cm üzerine çıkmışsa alınmalıdır.

– İdrar torbasına ve kalın bağırsağa baskı yapacak hale gelmişse operasyon edilmelidir

Miyomlar kanserleşir mi

Miyomlar genç yaş grubunda tehlike oluşturmamakla beraber menopoz sonrası kitlenin çapında gelişmeye bağlı olarak makûs mizaçlı tablolarla karşılaşılabilir. Bu sebeple menopozdan sonra gelişmeye eğilimli miyomlar ya da süratli gelişmeyle büyüyen miyomlar varsa hastaya çok fazla beklemeden operasyon önerilir.

miyom

Rehabilitasyon biçimi nasıl tanımlanıyor

Rehabilitasyonda genellikle genç yaş grubunda laparoskopik ve robotik cerrahi seçim edilir. Şayet miyom rakamı fazla ve büyüklüğü, yerleştiği yer uygun değilse sarih cerrahi seçim edilir. Hasta ileri yaş grubunda ve artık miyom meselesiyle uğraşmak istemediğini dile getiriyorsa operasyonla rahim alınır ve problem tamamen ortadan kaldırılır. Ancak genç yaş grubunda muhtemel olduğu kadar rahmin alınması alternatifinden uzak durulmaktadır.

miyom

Miyomların yineleme tehlikeyi var mı

Operasyonun ardından takribî 5 senelik süreç içerisinde yüzde 20-25 oranında miyomların tekerrür çıkma tehlikeyi var. Miyomektomi ismi verilen miyom operasyonunda gözle görülen tüm miyomlar arınılabilir ancak bir de gözle görülemeyen mikroskobik seviyede minik olan miyomlar alınamadığı için bunların zaman içerisinde gelişip yine ortaya çıkması ve şikayetlere yol açma tehlikeyi bulunmaktadır.

Alerjiyi önlemek için öneriler

Alerjiyi önlemek için öneriler

VKV Amerikan Sağlık Kurumu Alerji ve İmmünoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Sacide Rana Işık, “Bahar ayları “saman nezlesi” veya “bahar nezlesi” olarak da öğrenilen mevsimsel alerjik nezlenin alerjik rinit en fazla görüldüğü zamanlardır. Mevsimsel alerjik nezle çoğunlukla polenlere bağlıdır. Polenler çiçek tozları, çiçekli nebatların artmasına aracılık eden protein yapısında maddelerdir. Polen taneleri gözle görülemeyecek kadar minik olup bir polen tozunda binlerce polen tanesi bulunabilir ve rüzgarla çok uzak yerlere basitçe taşınabilir. Bazı ağaç polenleri kış sonu ve ilkbahar mevsimi başında, mera-çimen ve yabani ot polenleri ilkbahar ve yaz mevsimi başında ve yabani ot polenleri ise yaz mevsimi sonu ve güzde daha yoğun olarak bulunur. Bu polenlere karşı genetik yatkınlığı sebebiyle alerjik duyarlılık gelişmiş bireylerde polenlerin yoğun olduğu yarıyıllarda alerjik hastalıkların bulgu ve belirtileri de çoğalmaktadır” dedi.

Bahar nezlesinin çoğunlukla çocukluk ve erken yetişkinlik yarıyılında başladığına dikkat sürükleyen Doç. Dr. Sacide Rana Işık, çok seyrek yetişkin yaşlarda da başlayabildiğine dikkat çekti. Dış civar alerjeni olan polenlerin astım gelişimi veya hamleyi için de tehlike etmeni olabildiğini aktaran Işık, bazı hastalarda alerjik nezle ile birlikte veya tek başına astıma da neden olabileceğini anlattı. Işık, “Alerjik nezle, genel olarak mevsimsel ve sene boyu tipleri bir arada düşünüldüğünde dünyada cemiyetin takribî % 20-40’ını etkilemektedir. Ülkemizde ise bu mevzuda yapılan araştırmalar dünya sayılarına göre azıcık daha düşük olmakla beraber, sene boyu nezle takribî %20 ortamındayken, mevsimsel alerjik nezle sıklığı takribî %10’dur” dedi.

Solunum yoluyla alınan polenlerin bulguları

Bahar nezlesi alerjik rinit bulguları arasında hapşırık, burunda, damakta, boğazda ve kulakta kaşıntı, burunda akıntı, tıkanıklık ve geniz akıntısı yakınmaları yer alıyor. Alerjik konjuktivit bulguları olan gözlerde kaşıntı, sulanma, kızarıklık ve göz kapaklarında şişlik çoğunlukla alerjik nezleye eşlik edebildikleri gibi tek başlarına da görülebiliyor. Polenler alerjik nezle ve konjuktivit bulgularıyla beraber veya tek başına astım bulgularına da neden olabiliyor. Tek başına öksürük veya birliktesi soluk darlığı, hırıltılı-hışıltılı solunum, göğüste baskı hissi gibi astım bulguları da eşlik edebilir. Seyrek ciltte kaşıntı, kurdeşen ürtiker de görülebilir.

Alerji için ne yapmalıyız ve ne gibi tedbirler almalıyız

Alerjenlerden korunarak ve uygun zamanda lüzumlu ilaçları kullanarak bu hastalığı hakimiyet altına almak muhtemeldir. Polenler genellikle sabah ve güneşin tepede olduğu öğlen saatlerinde havada yoğun olarak bulunur. Polen alerjisi bulunan hastaların polenlerin yoğun olduğu bahar mevsiminde sabah ve öğlen saatlerinde sarih havada bulunmamaya, piknik ve eşi sarih hava gezilerinden ve sarih havada egzersizden uzak durmaya itina göstermeleri gerekir. Polenlerin rüzgarlı ve kuru havalarda dış etraftaki havada yoğunlukları çoğalır. Bahar aylarında otomobilde sırçaların sarih olması, toplu taşıma taşıtlarında sarih pencerenin önünde oturulması veya rüzgarlı havada dış etrafta bulunulması vaziyetinde surata süratle esen rüzgarla beraber polenler alerjik bireyin ağız, burun ve gözlerine dolmaktadır ve alerjik bulguların çoğalmasına neden olmaktadır. Bu sebeple araba sırçalarının kapalı yakalanması önerilir. Yakınmaların yoğun olduğu yarıyıllarda kapalı etraflarda ve otomobillerde polen filtreli klimalardan yararlanılabilir. Çimlerin biçildiği civarlardan uzak durulması önerilmektedir. Polenlerin yoğun olduğu yarıyıllarda dış etrafta yüksek nitelikte bir maske kullanılabilir. Geniş çerçeveli güneş gözlükleri ve siperli şapkalar da yararlı olabilir. Konuta girdikten sonra cadde elbiselerinin hemen çıkarılıp duş alınması, saç ve tendeki polenlerin uzaklaştırılması açısından ehemmiyetli bir etmendir.

Tüm bu tedbirlerle beraber alerjik hastalığı hakimiyet edici ilaçların kullanılması hastaların hayat niteliğini artıracaktır. Alerjik nezle ve astımı olan birey bu biçimde alerji mevsimini meselesiz geçirebilecektir.

Page 1 of 31 2 3