Polikistik over belirtiyi bulguları

Polikistik over belirtiyi bulguları

Yumurtalıklarda oluşan ufak iyi mizaçlı kistlerle kendini gösteren hastalık, bayanlarda adet kumpassızlığı ile beraber tüylenme, kilo alma ve sivilcelenmeye de neden oluyor. Tüm bu şikayetler, psikolojik meseleleri kaçınılmaz hale getiriyor. Memorial Antalya Sağlık Kurumu Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Sibel Kaya, polikistik over belirtiyi ve bulguları hakkında bilgi verdi.

En ehemmiyetli bulgu adet kumpassızlığı

Sıhhatlı bir ergenlik yarıyılında adet kumpassızlığı banal karşılanmaktadır. Bunun, bir hastalığın sebebi olarak ortaya çıkabileceği çoğu zaman akla getirilmemektedir. Ultrason görüntüleriyle de her zaman ayırıcı tanı konulamayabilir. Bu sebeple, adet kumpassızlığı görülen ergenlik yarıyılındaki kızlara kan testleri de yapılarak polikistik over olup olmadığı incelenmelidir. Polikistik over belirtiyi doğurganlık yarıyılında görülen endokrin bir hastalıktır. 13 ila 19 yaşlarında kıllanma çoğalışı ve iltihaplı sivilce problemi ile kendini emin eder. Bu vaziyeti, adet gecikmeleri başka bir deyişle adet kumpassızlığı takip eder.

Rehabilitasyon edilmezse sıhhati tehdit edebilir

Ultrason tetkikinde yumurtalık ebatlarının çoğaldığı ve 2-9 mm arasında çokça foliküllerin olduğu görülür. Yumurtalıkların bir tanesinde kollansa dahi tanı için yeterlidir. Polikistik over belirtiyi adet kumpassızlığına neden oluyorsa, öncelikle bu sualin ortadan kaldırılması için lüzumlu rehabilitasyon başlanmalıdır. Yumurtlama uyarıcı rehabilitasyon ise ancak hasta çocuk sahibi olmak istediği takdirde uygulanmaktadır. Hastalığın hakimiyet altına alınmaması ya da rehabilitasyonunun bitirilmemesi, uzun yarıyılda hasta açısından ehemmiyetli sıhhat meselelerine yol açabilir. Polikistik over belirtiyi rehabilitasyon edilmediğinde; hastaların % 50’sinde insülin mukavemeti, % 8’inde Tip 2 diyabet, kıllanma çoğalışı, iltihaplı sivilce, obezite ve kalp damar hastalıkları görülme tehlikeyi vardır.

PKOS bu bulgularla kendini gösterebilir

1. Ergenlik yarıyılında bir ya da iki adet yarıyılı sonrası adet görememe

2. Adet kumpassızlıkları

3. Bayağı dışı kanama

4. Bedende fazla kıllanma

5. Yüzde ve sırtta fazla sivilcelenme

6. Cilt dokusunda farklılık

7. El üstünde kirletilmeler

8. Hamile kalmada güçlük ya da kısırlık

9. Kilo alma

10. Fazla saç dökülmesi

11. Ses kalınlaşması

12. Göğüs miktarında farklılık

Rehabilitasyonda hormon balansı tertip edilmeli

Rehabilitasyon, hastanın yaşı ve isteğine göre değişmektedir. Öncelikle kilo hakimiyeti sağlanmalı, kilo kaybı ile kumpaslı adet görme oranı yükseltilmelidir. Çocuk sahibi olmak istemeyen hastalarda emel hastanın hormonal balansını tertip etmek ve kumpaslı adet görmeyi sağlamaktır. Bunun için doğum hakimiyet hapları veya progesteron kapsayan hormonal rehabilitasyonlar uygulanabilir. Polikistik over belirtiyi olan hastalar da hamile kalabilir. Ancak gerektiğinde; kilo hakimiyeti, insülin mukavemetini kıran ilaçlar, yumurta geliştirici ve yumurtlamayı uyaran ilaç rehabilitasyonları ile hamilelikte galibiyetli neticeler elde edilmektedir.

Sarkopeni ve alınması gereken ihtiyatlar

Sarkopeni ve alınması gereken ihtiyatlar

Yürüme süratinizde ve dayanıklılığınızda bir eksilme var… El sıkma eforunuz daha öncekisi gibi değil… Kendinizi aralıksız yorgun seziyorsunuz… Seneler süratle geçip sizi orta yaşa taşıdığında bu bulguları daha çok sezmeye başlamış olabilirsiniz. Memorial Ankara Sağlık Kurumu Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Şafak Akın, sarkopeni ve alınması gereken ihtiyatlar hakkında bilgi verdi.

Sarkopeni başka bir deyişle ihtiyarlamaya bağlı adale erimesi, iskelet adale kitlesi ve gücünün genel ve ilerleyici kaybı ve buna bağlı fiziksel noksanlık, düşük hayat niteliği ve vefat gibi negatif neticelere neden olma tehlikesiyle tanımlanan bir belirti olarak tasvir edilmektedir. Sarkopeninin yaşla beraber çoğaldığı ,60-70 yaş arasında %5-13 oranında, 80 yaş ve üzerinde %11-50 oranında görüldüğü bildirilmektedir.

Obezite ve insülin mukavemeti olanlar dikkat

İnsülin mukavemeti sonunda adale işlevlerinde bozulma kollanmaktadır. Bir Hayli çalışma, insülin mukavemetinin iskelet adale kütlesinde eksilmeye neden olan bağımsız bir tehlike etmeni olduğunu göstermekte ve yalnızca diyabetli fertlerde değil kronik böbrek hastalığı olanlarda da sarkopeni nedenleri arasında sayılmaktadır. Yapılan bir çalışmada 75 yaş üstü ve ağır insülin mukavemeti bulunan hastalarda yeni başlangıçlı Tip 2 diyabetin sarkopeni ile ilişkili olduğu gösterilmiştir.

– Sarkopenik obez hastalarda adale kütlesi düşük, yağ kütlesi fazladır ve yalnızca obez veya yalnızca sarkopenik olan hastalardan daha fazla hareket problemleri yaşarlar ve eforsuzluğa yatkın olurlar.

Çağdaş tanı usulleri

İleri yaşa bağlı adale erimesi tanısı için adale kütlesi, adale eforu ve fiziksel performansın değerlendirilmesi gerekmektedir. Adale kütlesinin tespitinde yaygın olarak Bilgisayarlı tomografi, MR ve gelişmiş x ışını teknolojileri kullanılmaktadır. Adale gücünün değerlendirilmesinde daha sık olarak el sıkma güç ölçümü, fiziksel performans değerlendirilmesinde de genel yürüme sürati, merdiven tırmanma eforu testleri ve kısa fiziksel performans pili kullanılmaktadır.

Egzersizle adalelerinizi kuvvetlendirin

Yapılan çalışmalara göre hayat stiline müteveccih yaklaşımlar, fiziksel etkinlik ve beslenme de adale erimesini etkilemektedir. Protein ağırlıklı bir beslenmenin ve mukavemet egzersizlerinin sarkopeni rehabilitasyonunda ve sarkopeniden korunmada tesirli olduğu görülmektedir. Ağırlık kaldırma gibi mukavemet egzersizleri ile adale eforunda ciddi çoğalışlar sağlanabilmektedir.

Sıhhatli adaleler için protein ve D vitamini koşul

Yaşam stiline müteveccih yaklaşımlar beslenme ile sarkopeni ilişkisine dair giderek çoğalan rakamda çalışma ile araştırılmıştır. Sarkopenide eksilen adale kütlesinin çoğalması için yeterli protein alımı oldukça ehemmiyetlidir. Yaşlılarda günlük protein alımı gün başına 1.2-1.3 gram olmalıdır. D vitamini adale ve kemik metabolizmasında ehemmiyetli rol oynayan bir hormondur. D vitamini beceriksizliğinin adale eforsuzluğuna ve adale kaybına neden olduğu öğrenilmektedir. D vitamini desteği ile adale gücünün düzeldiği, düşmelerin eksildiği ve kırıkların önlendiği tespit edilmiştir.

Aşılar her sene 3 milyon çocuğun yaşamını kurtarıyor

Aşılar her sene 3 milyon çocuğun yaşamını kurtarıyor

Aşıların hastalıkların önlenmesindeki en esas unsurlarından biri olduğunun altını çizen DoktorTakvimi.com hekimlerinden Uzman Dr. Efsun Sızmaz, bu iddiaların bilimsel bir desteğinin olmadığına dikkat sürükleyerek “Aşı cemiyet sıhhatinin iyileştirilmesi açısından insanlık tarihinin en ehemmiyetli buluşlarından biridir” diyor.

Bazı hekimler aşıya gerek olmadığını, aşının değişik hastalıklara neden olduğunu iddia ederken; uzmanlar ve sıhhat iş teşkilatları, özellikle çocuklarda aşılanma yapılmadığı takdirde yalnızca çocuğun sıhhatinin de tehlikeye girdiğinin söylüyor. Çocuk sıhhatinde gözetici sıhhat hizmetlerinin son derece ehemmiyetli bir yer yakaladığına dikkat sürükleyen Sızmaz, “Gözetici sıhhat hizmetlerinin en ehemmiyetli unsurlarından birisi de aşıyla yapılan bağışıklamadır. Hastalıkların önlenmesi, rehabilitasyona göre her zaman daha tesirli ve daha ucuzdur. Aşılar da hastalıkların önlenmesinde en esas unsurlardan biridir. Ayrıca bazı aşılar yalnız aşılanan çocukları değil aşılanmayan çocukları da gözetir. Aşılama cemiyet sıhhatinin iyileştirilmesi açısından insanlık tarihinin en ehemmiyetli buluşlarından biridir” diyor.

Pnömokok ve Rotavirus aşılarıyla vefat oranları daha da eksilecek

Efsun Sızmaz, hastalık yapma beceriyi yok edilmiş bakteri veya virüslerin ya da bakterilerin zehirli maddelerinin hasarlı tesirlerinin yok edilmesiyle elde edilen aşının, hastalığın ortaya çıkmasını veya hastalıkların negatif tesirlerinin yaradılışını yasakladığını andırdırıyor. Uzm. Dr. Sızmaz, laflarını şöyle sürdürüyor: “Günümüzde kullanılan aşılarla bağışıklama oranlarının artırılması ve ehemmiyetli vefat sebeplerinden ikisi olan pnömokok ve rotavirus gibi mikroorganizmalara karşı yeni geliştirilen aşıların kullanıma girmesiyle beraber çocuk vefatlarının daha da eksiltilmesi amaçlanıyor. Ancak yeni geliştirilen aşıların pahalı olması sebebiyle bu aşıların milli aşı takvimlerinde yer almaları zaman alacak.”

Aşıyla olan bağışıklık uzun müddetlidir

Bağışıklık sisteminin bir kısmının enfeksiyon hastalıklarına karşı korunma için çalıştığını söyleyen Uzm. Dr. Sızmaz, bağışıklığın faal ve pasif olmak üzere iki yolla kazanılabildiğini anlatıyor: “Faal bağışıklık ya hastalık geçirilmesiyle ya da aşılarla sağlanır. Bu cins kazanılan bağışıklık uzun müddetlidir. Pasif bağışıklık ise öteki insanlar ya da hayvanlardan antikorların immün globülinler alınmasıyla sağlanır. Bu yolla sağlanan bağışıklık kısa müddetlidir, birkaç hafta ile birkaç ay arasında değişir. Anneden bebeğe plasenta yolu ile antikorların geçmesi, kan ve kan mahsullerinin verilmesi bütün kan, plazma, alyuvar ve trombosit süspansiyonları, immün globülin preparatları gibi pasif bağışıklık sağlayan vaziyetlerdir.” dedi.

İddiaların bilimsel bir ispatı yok

Uzm. Dr. Sızmaz: “Misalin DTP ile ani çocuk vefatı belirtiyi, hepatit B aşısı ile MS, MMR aşısı ile otizm, Hib ile DM, Tiomersal ile akıl geriliği, OPV ile AIDS, kombine aşılar ile immün sistemin fazla yüklenmesi gibi henüz bilimsel olarak bir ispatı bulunmayan yargılamalar oldukça yaygın. Günümüzde bazı aşıların stabilizasyonunu sağlamak için tiomersal sınan etil cıvaya eş bir organik madde kullanılır. Bu sıhhate hasarlı metil cıvaya benzemez, bedenden daha süratli metabolize olur ve atılır. 6 dozluk uygulama ile maksimum 200 mikrogram cıva alınır ve bu kıymet Dünya Sıhhat Örgütü’nün limitinin çok altındadır. Aşılar iddia edildiği gibi astım da yapmaz” diye söyledi.

Aşıların ani bebek vefat belirtisine yol açtığına dair iddialar da var. Bu iddiaların bilimsel bir yardımı olmadığını belirten Uzm. Dr. Sızmaz, bilimsel olarak ani bebek vefat belirtisinin nedenlerinin prone yüzüstü pozisyonunda yattırmak, annenin sigara kullanımı, yumuşak yatak, biberonla beslenme, düşük doğum ağırlığı olduğunu anlatıyor. Son yarıyılda bu belirtinin yaşandığı çocukların genellikle aşısız olduğunun görüldüğünü söylüyor.

Aşılar mevzusunda duyarlı olunmalı

Uzm. Dr. Sızmaz, yeniden grip aşısı ve GBS Guillain Barre Belirtiyi- Adale eforsuzluğu ve geçici paraliziler arasındaki ilişki denetlendiğinde bu çocukların yüzde 99’unun aşılanmamış çocuklar olduğu görüldüğünü andırdırıyor. Grip aşısı sonrası GBS görülme ihtimalinin bir milyonda 1-2 iken, cemiyette bir milyonda 10-20, grip geçirenlerde ise bir milyonda 40 olduğunu ifade ediyor. Her sene aşı uygulamalarıyla 3 milyon çocuk aşılanmamaya bağlı oluşan hastalıkların yol açtığı vefatlardan kurtulduğunun altını çizen Uzman Dr. Sızmaz, “Aşılanma çocukların hakkıdır ve bu hak ellerinden alınmamalıdır. Ayrıca aşılar ve gözetici doktorluk mevzusunda duyarlı davranmak biz doktorların da mesullüğü” diyor.

Sızdıran bağırsak belirtisinin sinyalleri

Sızdıran bağırsak belirtisinin sinyalleri

Baş sızısı, kabızlık, bunalım, sivilce… Reelinde hep değişik sebeplere bağlı olarak ortaya çıktığı düşünülen bu şikayetler bağırsağınızdaki ehemmiyetli bir sualin habercisi olabiliyor. Bağırsağın fazla iletkenliği olarak belirlenen sızdıran bağırsak belirtiyi, bedendeki tüm sistemleri negatif etkileyerek pek çok bulgunun da aynı anda ortaya çıkmasına yol açabiliyor. Memorial Wellness Beslenme Danışmanı Uz. Dyt. Yeşim Temel Özcan, sızdıran bağırsak belirtiyi ve rehabilitasyonu hakkında bilgi verdi.

Bağışıklık sistemi kendi dokusuna saldırıyor

Sindirim sisteminin merkezi olan ve ikinci beyin olarak belirlenen bağırsakların sıhhati, tüm metabolizmayı etkilemektedir. Bağışıklık sistemi hücrelerinin yüzde 70’i bağırsaklarda bulunmaktadır. Sızdıran bağırsak belirtiyi, sıkı bağların açılması ile alakalı bir gidişattır. Bu ”sıkı bağlar” bağırsaklardan kan dolaşımına yalnızca hazmedilmiş yiyeceklerin, mineral ve vitaminlerin girmesine izin veren geçiş noktalarıdır. Şayet bağırsaklardaki hücreler arası sıkı bağlar bozulursa, kan dolaşımına hasarlı maddeler ve zehirli maddeler geçebilmektedir. Yeniden sıkı bağlar, zehirli maddeler, mikroplar ve hazmedilmemiş besin parçacıklarını yakalamakta ve bağırsağa zarar vermektedir. Sızan patojenler ya da iyi hazmedilmemiş gıdalar kan dolaşımına karışır, bağışıklık sistemi ise tanımadığı bu maddelere karşı hamleye geçmektedir. Başka Bir Deyişle bağışıklık sistemi kendi dokusuna saldırmaktadır. Bağışıklık sistemi hastalıkları ise bu döngünün uzun zaman sürmesi ile oluşmaktadır.

Bu sırlı hastalığın 7 sebebi ise şöyledir;

Yiyecek duyarlılıkları: Kan dolaşımına giren zehirli maddelerin hücumları sebebiyle, bağırsak fazla iletkenliği olan birkişinin bağışıklık sistemi, bedeni muhakkak besinlerdeki özellikle glüten ve süt antijenlere daha duyarlı hale getirmekte ve muhtelif antikorlar üretmektedir.

Bağırsak hastalıkları: Bağırsak iletkenliğinin çoğalmasının çoğunlukla sıkıntılı bağırsak belirtiyi, ülseratif kolit ve Crohn hastalığından muzdarip insanlarda daha çok görüldüğü tespit edilmiştir. Çinko yardımının, bu olaylarda bağırsak irtibatlarının sıkılaştırılmasında oldukça tesirli olduğu görülmektedir. Alfa 1 Antitripsin ve kalprotektin seviyelerinin çoğalışı da irini bağırsak hastalıklarının habercisidir.

Otoimmün hastalık: Sızdıran bağırsağın otoimmün bağışıklık sisteminin fazla duyarlılığıyla oluşan tepki bir hastalığa neden olabileceğini kavramanın anahtarı, ”zonulin” olarak öğrenilen bir protein üzerinde yapılan araştırmalardır. Zonulin bağırsak bariyer tamlığını göstermektedir. Sıkı bağları yapıştıran ya da onaran bir proteindir. Bu araştırmalara göre zonulin seviyesinin çoğalması bağırsak iletkenliğini göstermektedir. Gaitadan rahatlıkla ölçülebilmektedir.

Tiroit meseleleri: Sızdıran bağırsak belirtisinin doğrudan etkileyebileceği otoimmün hastalıklardan biri Hashimoto hastalığıdır. ”Kronik tiroidit” olarak da öğrenilen bu bozukluk, hipotiroidizm, metabolizma bozuklukları, bitkinlik, bunalım, kilo alımı ve bir dizi başka meselelere yol açabilmektedir.

Emilim bozuklukları: Sızan bağırsaklardan kaynaklanan muhtelif beslenme eksiklikleri, mide asit seviyesinin noksanlığı, hayatsal döngünün en ehemmiyetli vitamini B12, folat, magnezyum ve öbür enzimlerin emilimini olanaksız kılmaktadır.

Cilt hastalıkları: Bağırsak – cilt iletişim kuramı, 70 sene evvel ilk kere belirlenen bağırsak hiper iletkenliğinin cilt meselelerine neden olabileceğini göstermektedir. Özellikle zamansız iltihaplı sivilce, sivilce, sedef hastalığı ve egzamalarda evvel bağırsak iletkenliği hakimiyet edilmelidir.

Duygu vaziyet bozuklukları: Bilimsel araştırmalar sızdıran bağırsak belirtisinin muhtelif nörobilişsel bozukluklara neden olduğunu göstermektedir. Misalin, bağırsakta fazla iletkenliğin psikobiyotik tesiri de var olan probiyotiklerin kaybını artırmaktadır. Ayrıca seratoninin %95’i bağırsaklardan birleşim edilmektedir.

Sızıntılı bağırsaklara iyi gelecek 4 adımlı tasarı

Öncelikle bağırsağa hasar veren yiyeceklerden uzak durulmalıdır. Sızıntılı bağırsakların bu dört gıda ve dayanakla iyileşmesi olasıdır.

Kemik suyu: Kolajen ve zararlı hücre duvarlarını iyileştirmeye dayanakçı olabilecek amino asit, proline, glisin ve glutamine kapsamaktadır. Sızdıran bağırsakları ve otoimmün hastalıkları iyileştirmeye dayanakçı olmaktadır.

Fermente süt mahsulleri: Bağırsakların iyileşmesine dayanakçı olabilecek hem probiyotikleri hem de kısa zincirli yağ asitlerini barındırmaktadır. Kefir, konut yoğurdu, ekşi krema, ghee tereyağından saf yağ yapılması operasyonu en iyileridir.

Fermente sebzeler: Bağırsak pH’sını ve bağırsağı destekleyen probiyotikleri dengeleyen organik asitler kapsamaktadır. Sauerkraut alman lahana turşusu , kimchi mayalanmış kırmızıbiber ve sebzelerden özellikle Çin lahanasından yapılan, ananesel bir Kore yemeği ve kvass sebzelerle yapılan bir meşrubat zengin kaynaklardır. Floranın “Lactobacillus acidofillus” kısmını üretmektedir.

Tüm hindistan cevizi mahsulleri: Hindistan cevizinde bulunan MCFA’lar orta zincirli yağ asitleri öbür yağ asitlerinden daha basit hazmedilebilmekte, böylece sızdıran bağırsağı en iyi biçimde onarmaktadır. Ayrıca, hindistan cevizi kefiri, sindirim sistemini destekleyen probiyotikleri kapsamaktadır.

Tüm bunların dışında omega-3 yağlı yiyecekleri harcamak verimlidir. Çim beslemeli sığır eti, kuzu ve somon gibi kaba tutulmuş balıklar gibi anti-inflamatuar irinle savaşan yiyecekler de sızıntılı bağırsağı tamir etmek için en faydalı yiyeceklerdir.

Metabolik belirtiniz var mı

Metabolik belirtiniz var mı

Metabolik belirti, ortak genetik ve etrafsal etraflarda büyüyen, bel etrafı kalınlığı, yüksek tansiyon, kan yağlarında kalitatif ve kantitatif bozukluk, kan şekeri yüksekliği ile karakterize bir kardiyometabolik tehlike etmenleri demetidir. Metabolik belirtili bireylerde metabolik belirtiyi olmayanlara göre gelecekte tip 2 diyabet büyüme tehlikeyi 5 kat, aterosklerotik kardiyovasküler hastalık gelişime tehlikeyi ise 2 kat daha fazladır. Peki metabolik belirtiniz var mı? İşte bu hastalığa yatkınlığınızı gösteren işaretler.

1. İşaret: Bel etrafı kalınlığı

Kilolular, metabolik belirtiye en yatkın bireylerdir. Vücuttaki yağlanmanın en alıngan ölçümünü bel etrafı kalınlığı verir. Daha Öncekinden erkeklerde 102 cm., bayanlarda 88 cm. olarak kabul edilen üst hudut, tehlikenin devam ettiği mazeretiyle azıcık daha alta çekildi. Özellikle Avrupa ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu beyaz ırkta bu sayılar, erkeklerde 94 cm., bayanlarda da 80 cm. olarak tanımlandı. Türkiye’de her 3 bayandan 2’sinin ve erkeklerin yarısına yakınının beli sıradan miktarlardan kalın. Başka Bir Deyişle büyük oranda tehlike taşırlar.

2. İşaret: Kan tazyiki

Kan tazyikinin yüksek olması, metabolik belirti değerlendirmesinde ehemmiyet taşır. Büyük tansiyonu 130’un üzerinde olanlar ile minik tansiyonu 75’in üzerinde olanlar metabolik belirti açısından tehlikeli grupta sayılır.

3. İşaret: Kandaki yağ ve şeker kıymetleri

Metabolik belirti teşhisinde bazı kan kıymetleri ehemmiyet taşır. Trigliseridin 150’den yüksek olması; HDL’nin iyi mizaçlı kolesterol erkekte 40, bayanda ise 50’nin altında olması ve açlık kan şekerinin 100’ün üzerinde olması gibi neticeler metabolik belirti tehlikesini artırır.

4. İşaret: Genetik yatkınlık

Bireyin ailesinde obezite, kalp hastalıkları, tansiyon yüksekliği, diyabet gibi hastalıklar varsa metabolik belirti olma tehlikeyi çoğalır. Bunların yanı gizeme bireyde hareketsiz bir hayat, kumpassız beslenme ve stres gibi etmenler de bulunuyorsa, tehlike demeti artar.

Obezitenin yol açtığı hastalıklar

Obezitenin yol açtığı hastalıklar

Son günlerde en çok karşılaştığımız hastalık belirlemelerinden biri olan metabolik belirti ile alakalı bilgi veren, Lotus Obezite Cerrahi Merkezi hekimlerinden, Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Kaplan Baha Temizgönül, obezite ve metabolik belirti arasındaki ilişkiyi anlattı ve şöyle konuştu: “Kalp ve damar hastalıkları tehlikesini çoğaldıran sıhhat meselelerinin tamına metabolik belirti diyoruz. Evet, metabolik belirti var diyebilmemiz için, erkeklerde bel etrafının 102 cm, bayanlarda ise 88 cm olması, şeker hastalığı ya da insülin mukavemeti bulunması, yüksek tansiyon, kanda ki yağ seviyesi yüksek, kandaki iyi kolestrol seviyesinin düşük ve bu 5 bulgunun bir arada bulunması gerekir.”

obezite

Obezite = Metabolik belirti

Tam bu hastalıkların, kan pıhtılaşmasına ve iltihabi vaziyetlere neden olduğunu belirten Op. Dr. Temizgönül, obez olan şahıslarda; metabolik belirtinin tüm belirtilerine tesadüfüldüğünü söyledi. Kalp damar hastalıkları başta olmak üzere, felç tehlikesini çoğaldırdığına ve bir hayli hastalığa neden olduğuna dikkat çekti. Tam bu hastalıklara karşın, yüzde 7 oranında kilo vermenin, metabolik belirtinin bir hayli belirtisini düzenlediğini belirtti.

Diyabete dikkat

Op. Dr. Temizgönül; insülin mukavemetinin ve yüksek insülin seviyelerinin metabolik belirtinin kalbi olduğunu söyleyerek şöyle konuştu: “Şeker hastalığı tehlikeyi beden kitle indeksi VKİ 25- 29 olan fazla kilolu/obez olmayan şahıslarda 3 kat çoğalırken, beden kitle indeksi 30` dan fazla olan 1. Dereceden obez şahıslarda, bu tehlike 20 kattan fazladır. Bu surattan diyabet ve obezite birbiriyle içiçe geçmiş, artık diyabezite olarak anılmaya başlanmıştır. Diyabezite, yüksek tansiyon, metabolik belirti, kalp damar hastalıkları, inme, böbrek yetmezliği, eklem rahatsızlıkları, safra kesesi problemleri, uyku apnesi, kanser gibi hastalıkları aşikar olarak artırır. Diyabezite; böbrek yetmezliğinde, âmâlık ve parmakların şeker hastalığına bağlı olarak kesilmek zorunda kalınması vaziyetlerinin çoğundan mesuldür. Az da olsa kilo vermenin

obezite

Kanser ve obezite İlişkisi

Kanser ve obezite ilişkisinin çok yakın olduğunu belirten Op. Dr. Temizgönül; yapılan araştırmalarda kanseri önlemek için kilo vermenin elzem olduğunu ortaya koyduğunu vurguladı ve şöyle konuştu: “Obez şahıslarda fazla yağ dokusu bir irin odağıdır. Bu süregelen iltihabi gidişat kanser tehlikesini artırır. Ayrıca Obez şahıslarda bayanlık hormonu olan östrojen banalden yüksektir. Bu da rahim ve meme kanserine taban hazırlar. Bunlar göz korkutucu olsa da kolay ihtiyatlar alarak bu tehlikeleri eksiltmek olasıdır. Yaşamımızdan kanseri uzaklaştırmak için; ideal kilomuzu gözetmeli ve beden kitle indeksimiz 25’den fazla olmamalı ve günde 30- 60 dakika orta seviyede ya da 30 dakika yüksek tempoda, fiziksel etkinlik yapılmalı, nebatsal mahsullerin daha fazla, yüksek kalorili, şekerli meşrubat ve işlenmiş kırmızı etleri daha az harcamak lüzumludur. Egzersiz ve perhiz ile %7 oranında kilo vermek dahi diyabet tehlikesini eksilttir. İdeal kilosunu perhiz ve egzersiz ile gözetemeyen şahıslarda obezite cerrahisi önerilir. Obezite cerrahisi olanlarda diyabet kaynaklı meselelerin %92’sinin, kalp ve damar hastalıklarından kaynaklanan meselelerin %59’unun eksildiğini gösteren bilimsel yayınlar mevcuttur. Bu surattan obezite cerrahisi, şeker hastalığı operasyonu olarak da anılmaktadır.”

Uyku ile doğru sandığımız yanlışlarımız

Uyku ile doğru sandığımız yanlışlarımız

Nitelikli bir uyku bizi güne hazırlayan bir yenilenme yarıyılı olmasının ötesinde, beynimizin ve vücudumuzun cingözken yapamadığı işlevleri yerine getirmesini de sağlıyor. Uykunun yeterli ve nitelikli olması hem daha sıhhatli olmamız, hem de gündüz kendimizi daha iyi sezmemiz için çok ehemmiyetli. Ancak cemiyette uyku ile alakalı doğru sanılan yanılgılı bilgiler sebebiyle yapılan yanlışlar, uykusuzluk ve gündüz fazla uyku gibi bir hayli uyku bozukluğuna yol açarken, aynı zamanda tanı ile rehabilitasyonun da gecikmesine neden olabiliyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Sağlık Kurumu Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Aksu cemiyette senelerdir kulaktan kulağa dağılan ve doğru sanılan yanlış bilgileri anlattı, ehemmiyetli tekliflerde bulundu.

Sıhhatli uyku en az 8 saat olmalı

Doğrusu: Cemiyette en çok inanılan yanılgılı bilgilerden biri. Sanılanın aksine, sıhhatli uyku süresi şahıstan bireye değişiyor. Bu zamanın genlerimizde tanımlanmış olduğuna işaret eden Prof. Dr. Murat Aksu laflarına şöyle devam ediyor: “Bu vakti değiştirmemiz çok muhtemel değil. Bununla beraber, şayet gece uykusu sıhhatsizse, misalin sık dağılınıyorsa, şüphesiz yatakta geçirilen toplam müddet uzayacaktır. Bu da bir uyku bozukluğunun bulgusudur.” dedi.

Akşam meşrubatım bir fincan kahve uykumu yasaklamaz

Doğrusu: Kahve ve çayda bulunan maddeler uykuyu başlatan beyin hücrelerinde negatif tesir oluşturuyor ve uykuya geçişimizi güçleştiriyorlar. Bu gidişat şahsi değişiklik gösterse de genel olarak, kahve, çay, enerji meşrubatları ve kafein kapsayan değişik maddelerin uykuyu bozan tesirleri 6 saate kadar uzayabiliyor. Başka Bir Deyişle öğleden sonra içilen koyu kahve veya çay, gece uykuya dalmayı güçleştirebiliyor.

Az yatmak daha iyidir

Doğrusu: Az yatmak, beynimizin yalnızca uykuda yapabildiği bazı işlevleri gerçekleştirmesini yasaklıyor. Misalin bazı bilme ve hafıza işlevleri için uyku koşul. Az yatmak bu hafıza işlevlerinin yerine getirilmesini önlüyor. Bunun sonucunda da daha güç bilir ve anlar hale geliniyor. Yeniden bunun gibi bazı metabolik faaliyetlerin ve iştah tertip etmesinin sağlanması için de sıhhatli bir uyku-açıkgözlük döngüsü çok ehemmiyetli. İşte bütün de bu sebeple beceriksiz yatmak kilo alımıyla sonuçlanıyor.

Uyku Apne Belirtiyi fazla kilolu bireylerin hastalığıdır

Doğrusu: Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Aksu cemiyetteki yaygın inanışın aksine Uyku Apne Belirtiyi’nun hakikatinde her yaşta ve her kiloda görülebildiğini belirterek, “İlerlemiş Uyku Apne Belirtiyi’nda hastalar çoğunlukla kilolu oluyorlar ama bu hastalığın bir neticeyidir. Başka Bir Deyişle kilolu oldukları için hasta değillerdir; aksine hastalandıkları için kilo almış oluyorlar” diyor.

Her uyku hastalığının tanısı için uyku testi koşul

Doğrusu: Uyku testi de denilen polisomnografi uyku hastalıklarının tanısında en sık kullanılan bir laboratuvar usulü. “Ancak bu test, her uyku hastalığının tanısı için koşul değildir” söylemesinde bulunan Prof. Dr. Murat Aksu laflarına şöyle devam ediyor: “Uyku hastalıklarının tanısı, tüm değişik hastalıklarda olduğu gibi hastanın şikayetlerinin anlaşılması, tetkik edilmesi ve lüzumlu gidişatlarda uyku testi ile değişik laboratuvar muayenelerinin yapılmasıyla konuyor. Başka Bir Deyişle uyku testi, ehemmiyetli bir tanı usulüdür ama her uyku hastalığının tanısı için lüzumlu bir test değildir.” dedi.

Gece yatamadığım için gündüz yatmalıyım

Doğrusu: Bu netlikle yanlış bir bilgi. Hakikatinde insan beyni gece uyku, gündüz açıkgözlük için hazırdır. Gece yatamayan bir şahsın, gündüz yatması bir sonraki geceyi yeniden uykulu geçirmesine neden oluyor.

Gece geç uyursam sabah geç kalkmalıyım

Doğrusu: Sıhhatli uyku için en ehemmiyetli koşullardan biri, kalkma saatini muhtemel olduğunca değişmezlemek. Dolayısıyla gece kaçta uyunursa uyunsun sabah aynı saatte kalkmalı. Hatta hafta sonu-hafta içi, iş günü-tatil günü fark etmeksizin sabahları aynı saatte yataktan kalkmak, sonraki gece, uykunun sıhhatli olması için en ehemmiyetli kaideyi oluşturuyor.

Uyumadan evvel ne kadar yorulursam, o kadar basit yatarım

Doğrusu: Sanılanın aksine yatağa ne kadar bitkin girersek uykuya dalmamız o kadar güçleşiyor. Bu sebeple, uyuma saatinden birkaç saat evveline kadar olan yarıyılda, ağır fiziksel etkinlik gerektiren işleri yapmamalı, bu saatlerde spordan ve değişik fiziksel etkinliklerden uzak durmalı. Yatağa dinlenmiş olarak girmek uykuya dalmayı basitleştirecektir.

Yatakta kitap okumak, televizyon izlemek uykuya dalmayı basitleştirir

Doğrusu: Yatakta kitap okumak, televizyon izlemek, telefon veya bilgisayarda zaman geçirmek sanılanın bütün aksine uykuya dalmayı güçleştiriyor. Bu cins etkinlikleri, yatak dışında, hatta muhtemelse başka bir odada hakikatleştirmek ve yatağı uyku için kullanmak gerekiyor. Hakikatinde bunun bütün tersi de geçerli. Başka Bir Deyişle yatak dışında yatmak, uyuklamak da sıhhatli uykuyu bozan bir etmen.