Dizlerimiz neden kireçlenir

Dizlerimiz neden kireçlenir

Baharın gelişi yağmurdan muhakkak olur. Yağmurlu havadaki nem balansı da değiştiği için özellikle kireçlenmeye osteoartroz bağlı büyüyen diz sızıları da arkasıydı. Peki neden dizde daha fazla kireçlenme görülür? Yrd. Doç. Dr. Gamze Şenbursa, kireçlenmenin teşhis ve rehabilitasyon usulleri hakkında bilgi verdi.

Dünyanın yükünü omuzlar değil dizler taşır

“Dünyanın yükü her ne kadar omuzlarda diye bilinse de tıbbı açıdan bu yükü dizler taşır gerçeğinde. Bedenin tam ağırlığını taşıyan diz eklemi üç kemik, bir hayli bağ ve içi su dolu keseciklere konut sahipliği yapar. Bu sebeplerledir ki kireçlenmeye en çok maruz kalan eklemdir.

Ulus arasında yanlış öğreniliyor

Kireçlenme ulus arasında yanlış öğrenilen bir kavramdır. İki kemik yüzeyi arasında doku birikmesi değil doku kaybıdır kireçlenme. Kaybolan doku ise kıkırdaktır. Kilo alımı, eklem hastalıkları, ailede kireçlenme hikayesi, adale cılızlığı ve ilerleyen yaşa bağlı olarak kıkırdak kaybı ile başlar ve kemik dokular birbirine sürttükçe sızı oluşur. Sızı hareketle çoğalır, dinlenince geçer. Eklem merdiven inip-çıkma, oturup kalkma yürümeyle beraber yük taşıdıkça sızı oluşturur. Eklemden kütürtü biçiminde sesler kazanç, hareket kısıtlılığı olur. Diz etrafında şişlik ödem ve kızarıklık oluşur.

Tek rehabilitasyon usulü ilaç değil

Kireçlenme rehabilitasyonunda tek usulün ilaç rehabilitasyonu olduğu da yanlış öğrenilen reellerden biri. Rehabilitasyonda en ehemmiyetli kriter kireçlenmenin faal ve pasif olduğu yarıyıllarda aynı rehabilitasyonları uygulamamak. Sızının ve yangının faal olduğu yarıyılda sızı hududunda hareket yapmak ve dinlenme ehemmiyetlidir. 20’şer dakikalık buz uygulaması da iyi bir sızı kesici usuldür. Şişlik ve dizdeki yükü gevşetmek için kinesio bant uygulaması yapılabilir.

Kireçlenmeye karşı manuel terapi

Sızı yavaş yavaş eksilmeye başladığında yangı rahatladığında pasif yarıyıla geçiliyor demektir. Bu yarıyılda manuel terapi uygulamaları ile diz etrafı dokulara rahatlama çalışmaları tesirli olmaktadır. Bununla beraber buz uygulamasına devam edilmeli ve özellikle hareketsizliğe bağlı çok süratli zayıflayan uyluk adalesine quadriceps hastanın sızısını artırmadan güçlendirme programına geçilmelidir. Hafif yürüyüş programa dahil edilebilir.”

10 sualde romatizma

10 sualde romatizma

Ülkemizde romatizmal hastalıklar oldukça yaygın olarak görülüyor. Başta eklemler olmak üzere, adaleler, kemikler, eklem bağları ve omurga gibi hareketi sağlayan doku ve uzuvlar hastalıktan etkileniyor. Romatizmanın, kalp-damar sistemini yakalaması ise bulgu vermeden izleyebildiği için yaşamı tehdit edici olabiliyor. Liv Hospital Romatoloji Uzmanı Prof. Dr. Şenol Kobak romatizma ile alakalı merak edilenleri anlattı.

1 – Romatizma nedir

Adale – iskelet sistemini öncelikle yakalayan, fakat bir hayli iç uzuv yakalanışı da yapabilen, kronik hastalıklardır.

2 – Kimler romatizmal hastalıklara tutulur

Romatizmal hastalıklar çocukluk çağında dahil her yaşta görülebilir. Genç yaştaki erkeklerin veya doğurganlık çağında bayanların yanı gizeme, yaşlılarda dejeneratif ağırlıklı romatizmal hastalıklar da görülebilir.

3 – Genetik bir geçiş mevzubahisi mudur

Evet, bir hayli romatizmal hastalıklarda, genetik geçiş mevzubahisi olabilir. Bazı genlerin varlığında, hastalığa yatkınlık çoğalmıştır ve hastalık daha ağır izler.

4 – Hangi şikayetler varsa, romatizmal bir hastalıktan şüphelenmelidir

Romatizmal hastalıklar, çok geniş ve değişik belirtiler ile kendini gösterebilir. Her ne kadar sızı şikayeti ön tasarıda olsa da, bu buzdağın yalnızca görünen kısmıdır. Genel olarak, eklemlerde sızı, şişlik, hareket kısıtlığı ve sabah tutukluğu mevcuttur.

5 – Hangi şikayetleri ile hastalar hekime müracaat etir

Sızı, hastayı hekime getiren en ehemmiyetli şikayettir. Genç erkeklerde oluşan, sabah tutukluğu ile beraber olan bel, sırt ve boyun sızıları varlığında, romatizmal bir hastalık düşünülmelidir. Genç/orta yaş bayanlarda minik eklemlerde sızı, şişlik ve sabah tutukluğu da görülebilir. Bunun yanı gizeme, ağız ve göz kuruluğu, ten döküntüleri, ağız ve genital bölgede aftlar, el veya ayak parmaklarda beyazlaşma, sararma ve morarma, ten sertliği, saç dökülmesi, adale sızıları ve eforsuzluk, yineleyen ateş, karın ve/veya göğüs sızıları hamleleri de görülebilir.

6 – Romatizmal hastalıklar yalnızca eklemleri mi meblağ

Hayır, eklem yakalanışı, buzdağının yalnızca görünen kısmıdır. Evet, hastalar sıklıkla bu şikayetleri ile müracaat etir. Fakat romatizmal hastalıkları, yaşamı tehdit eden iç uzuv kalp, akciğer, böbrek, asap sistemi yakalanışları da yapabilir. Efor ile büyüyen soluk darlığı ve/veya kuru öksürük, akciğer yakalanışın ilk semptomları olabilir. Göğüs sızısı ve/veya çarpıntı, kalp yakalanışın belirtileri olabilir. İdrarda renk farklılığı, hipertansiyon ve/veya böbrek yetmezliğine kadar varan, böbrek yakalanışı görülebilir. Yeniden baş sızısı, unutkanlık, sara veya el ve ayaklarda anlaşma, karıncalanma ve eforsuzluk, asap sistemini yakalanışın bazı bulgularıdır.

7 – Romatizmal hastalıklar sakatlık yapar mı

En sık görülen romatizmal hastalıkların cemiyette görülme oranı 100’de 1’dir. Romatizmal hastalıkları, değişik seyir ve prognoza sahipler. Bu seyri tanımlayan etkenlerin içinde, hastalığın tipi, erken tanı ve rehabilitasyon yanı gizeme, hasta eğitimi ve bilinçlendirilmesi kazanç. Bazı romatizmal hastalıklar, sakatlıkla ile sonuçlanabilir.

8 – Romatizmal hastalıkların tanısı nasıl konulur

Erken tanı romatizmal hastalıklarda çok ehemmiyetlidir. Erken tanı, sakatlıkları ve iç uzuv yakalanışlarını önleyebilir. Hastalığın tanısında en ehemmiyetli unsur, hastalıkla ile alakalı iyi bir hikaye ve hasta tetkikidir. Hastanın şikayetleri, öz ve soygeçmişi ile alakalı belirtiler, iyi bir tetkik ile birlikte, doğru tanı için olmazsa olmazlarıdır. Kan ve idrar muayeneleri yanı gizeme, direk grafi, ultrasonografi, bilgisayar tomografi de gerekebilir.

9 – Romatizmal hastalıkların rehabilitasyonu muhtemel mi

Romatizmal hastalıklar, kronik, enflamatuvar hastalıklardır. Rehabilitasyondaki emel yalnızca hastalığı hakimiyet altına almak değil, hastaların fonksiyonel vaziyetini ve hayat niteliğini de artırmaktır. Son senelerde büyüyen rehabilitasyon alternatifleri ile bu amaçlara büyük bir oranda erişilir. Romatizmal hastalıklar sızı kesici ilaçlarla değil, hastalığın seyrini ve prognozunu değiştiren, esas tesirli ilaçlar ile olmalıdır. Hedef yalnızca sızıyı değil, hastalığı hakimiyet altına almak olmalıdır. Son 10 seneden beri, romatizmal hastalıkların rehabilitasyonunda, devrim kalitesinde büyümeler olmuştur. Bu hastalıkların oluşmasında misyon alan bazı moleküller keşfedilmiş ve bunlara müteveccih geliştirilen ilaçlar ile hastalığın hakimiyet altında yakalanması muhtemel olmuştur.

10 – Kortizon ilacı hakkında ne düşünüyorsunuz

Kortizon, romatizmal hastalıkların rehabilitasyonunda sıklıkla kullanılan bir ilaçtır. Gerektiği gidişatlarda, uygun doz ve kesinlikle hekim hakimiyeti altında, güvenle kullanılabilir.

Gut hastalığıyla alakalı öğrenilmesi gereken her şey

Gut hastalığıyla alakalı öğrenilmesi gereken her şey

Eklemde aniden büyüyen gut hastalığı, sızı, kızarıklık, şişlik ve hassasiyetle karakterize, mikrobik olmayan bir eklem cerahatidir. Sıklıkla ayağın başparmağında başlar. Ancak, diz, ayak bileği, dirsek, el parmağı eklemleri de etkilenebilir. ‘Kralların hastalığı’, ‘zengin hastalığı’, ‘damla hastalığı’ gibi isimlerle de anılır. Erkeklerde daha sık görülen gut hastalığı, bayanlarda menopozla beraber görülebilir. Çoğunlukla metabolik belirtinin bir parçası olan gut hastalığı, kolesterol, trigliserit yüksekliği hiperlipidemi, yüksek tansiyon, aterosklerotik kalp hastalığı, diyabetes mellitus, obezite gibi rahatsızlıklarla beraber görülür. İşte Gut hastalığı ve rehabilitasyonu hakkında öğrenilmesi gereken her şey.

Gut hastalığı bulguları

Akut gut hamleyi, genellikle gece yarısı veya sabaha doğru, ayak baş parmağında veya yakalanan eklemde şiddetli sızı, şişlik, kızarıklık, hassasiyet ve ısı çoğalışıyla başlar. Eklemdeki sızı ve hassasiyet o kadar şiddetlidir ki; şahıs üzerine basamaz, hareket ettiremez, kundura giyemez hatta yorganın dahi dokunmasını istemez. Sızı ilk 12-24 saat içinde daha da şiddetlenir. Hamle birkaç gün ile birkaç hafta içinde vasati bir hafta kendiliğinden geçer. Bazen o eklemde, daha eksilmekle beraber birkaç hafta daha rahatsızlık hissi kalabilir.

Nasıl teşhis edilir?

Gut tanısında eklem akışkanının araştırılırken polarize ışık mikroskobunda mono-sodyum ürat kristallerinin görülmesi ehemmiyetlidir. Ürik asit kristalleri, iğne ucu gibi iki ucu aşikar yapıdaki kristaller biçimindedir; sarı-yeşil refle verir. Kan testleriyle ürik asit seviyelerine bakılabilir, ancak gut tanısı koyulamaz. Hamle sırasında sıradan, hatta düşük dahi olabilir. Eklem akışkanında akyuvar rakamı da gut teşhisinde destekçidir.

Gut hastalığı rehabilitasyonu

Gut rehabilitasyonu, hamle ve hamle dışı rehabilitasyonlar olmak üzere iki safhalıdır. Rehabilitasyonun emeli gut saldırılarının ve karmaşıklıklarının önlenmesidir. Kan, ürik asit seviyesini 6mg/dL’nin altında meblağ. Akut gut artriti büyüdüğünde, sızı ve inflamasyonu gidermek için steroid olmayan sızı ve inflamasyon giderici ilaçlar naproksen, diklofenak, indometazin gibi rehabilitasyonlar mide gözeticisiyle verilmelidir. Altta uyuyan koroner problem veya böbrek işlev bozukluğu gibi yandaş hastalık vaziyetlerinde, tercihen eklem içine kortikosteroid enjeksiyonu veya düşük-orta doz kortikosteroidin ağızdan kullanımı seçim edilebilir. Gut karmaşıklıkları ve hamle gelmesini önlemek için ürik asit imalini eksilten ilaçlar kullanılabilir. Ürik asit atılımını artıran ilaçlar kullanılır. Ancak bu cins ilaçlar döküntü, mide sızısı ve böbrek taşı gibi yan tesirlere neden olabilir.

Gut hastalığı kimlerde görülür?

Gut için belli tehlike etkenleri mevcuttur. Mevzubahisi tehlike etkenleri şunlardır:

– Fazla içki tüketimi, kırmızı et, sakatat, kabuklu deniz mahsulleri, fruktozdan zengin besin ve şekerli meşrubatlar.

– Hakimiyetsiz kan tazyiki, diyabet, fazla kilo, yüksek yağ ve kolesterol seviyeleri, ateroskleroz gibi rahatsızlıklar.

– Tiyazid grubu diüretikler idrar söktürücüler, kanı sulandırıcılar idrarla atılımını maniler, uzuv nakli rehabilitasyonunda uzvun atılımını önleyen bazı ilaçlar, lösemi rehabilitasyonunda kullanılan ilaçlar.

– Anne, baba ve kardeşler gibi birinci derece akrabalardan rastgele birinde gut varlığı. Gutta çoklu genetik yatkınlık mevzubahisidir.

– Yaş ve cinsiyet ehemmiyetli bir etmendir. Bayanlarda ürik asit seviyesi, erkeklerden daha düşüktür. Ancak menopozdan sonra bayanlarda da ürik asit seviyesi yükselir ve gut tehlikeyi çoğalır. Erkeklerde 40-50’li yaşlarda başlarken, bayanlarda daha ileri yaşlara kayar.

– Ender görülen bazı genetik hastalıklar Lesch Nyhan belirtiyi gibi.

Gut hastalığına karşı ne yapmalısınız?

– Günde 8-16 kadeh su için veya eş bedeli akışkan 2-4 litre alın.

– İçkiden kaçının özellikle bira.

– Orta ölçüde protein harcayın ve pürinden zengin yiyeceklere dikkat edin. Doymamış yağ harcayın.

– Günlük et, balık ve kümes hayvanlarından 113-170 gramı geçmeyin.

Sedef hastalığı hakkında her şey

Sedef hastalığı hakkında her şey

Sedef hastalarının rehabilitasyona erişmesini basitleştirmek ve hastaların sesini daha iyi duyurabilmek için duyuru edilen 29 Ekim “Dünya Psoriasis Günü”ne özel, Türk Cildiye Derneği Psoriasis Çalışma Grubu Yürütme Heyeti başkanı Prof. Dr. Erkan Alpsoy ehemmiyetli söylemeler yaptı. Prof. Dr. Alpsoy “Hastalığı tutuşturabilecek her türlü uygulamadan, özellikle; kaşıma, banyoda liflenme, kese ve fazla güneşlenmeden kesinlikle sakınılmalıdır” diye uyardı.

Prof. Dr. Alpsoy “Sedef hastalığı” hakkında her şeyi anlattı.

Türkiye’de 800 bin sedef hastası var

Sedef hastalığı cemiyette sık görülen, hücumlarla beraber genellikle uzun müddet devam eden bir hastalıktır. Değişik görünümlerle karşımıza çıkabilir. En sık görülen plak tipinde Psoriasis vulgaris, sağlam tenden bariz hudutla dağılabilen, tenden şişkin kızarıklıkların üzerini kaplayan ve hastalığa adını veren sedef veya gümüş renginde kepeklenmeler pullanmalar tipiktir.

Sedef hastalığı sık görülen bir hastalıktır. IFPA’nın bilgilerine göre tüm dünyadaki sedef hastası rakamı en az 125 milyondur. Türkiye’de sıklık takribî %1’dir. Bu netice Türkiye’de 800 bin sedef hastasının varlığına işaret eder. Sedef hastalığı erkek ve bayanlarda denk oranda görülür. En sık 20-30 yaşları arasında başlar.

Sedef hastalığı neden olur

Sedef hastalığının sebebi bütün olarak öğrenilmemektedir. Hastalığın bağışıklık sistemi, genetik ve etrafsal etkenlerin karşılıklı etkileşimi neticeyi büyüdüğü düşünülür. Sedef Hastalığı bulaşıcı değildir. Mikroplarla büyüyen bir hastalık olmadığı için hastalığın bir başkasına bulaştırılması mevzubahisi değildir.

Ayrıca sedef hastalığı sadece tenin hastalığı değildir; kalp ve damar hastalıkları, obezite kiloluluk, cerahatli bağırsak hastalıkları gibi ek hastalıkların gelişimine katkıda bulunuyor olabilir.

sedef hastalığı

Sedef hastalığını tetikleyen etkenler

Sedef hastalığına yatkın fertlerde alttaki etkenler tetikleyici rol oynamaktadır;

1 – Fiziksel travmalar, kaşıma, ovuşturma ya da yolma gibi etkinlikler, banyoda liflenme veya keselenme gibi uygulamalar

2 – Güneş ışınları; ılımlı dozlarda güneş ışını hastalık bulgularını iyileştirirken, fazla güneşlenme veya güneş yanıkları çoğalmasına neden olur.

3 – Enfeksiyonlar; özellikle streptokok sebepli boğaz enfeksiyonları bağışıklık sistemi aracılığıyla, genetik yatkınlığı olan fertlerde hastalığı başlatabilmekte veya yeni saldırılara neden olabilmektedir.

4 – Ruhsal stresler; bazı hastalardan sedef hastalığının başlangıcında veya yeni bir hücum evvelinde yoğun ruhsal stres hikayesi alınabilmektedir.

5 – İlaçlar; bazı ilaçlar ağızdan veya damar yoluyla alınan kortizon, sıtma ilaçları, ruhsal hastalıklarda kullanılan lityum, tansiyon ilaçlarından beta blokerler, interferon, bazı sızı kesiciler, vb. hastalığın gelişimine veya şiddetlenmesine yol açabilmektedir.

6 – Sigara ve fazla içki tüketimi; bazı hastalarda sedef hastalığının hamlelerine neden olabilmektedir.

sedef hastalığı genetik,

Sedef hastalığı genetik mi

Sedef hastalığının ortaya çıkması için genetik bir yatkınlık mevzubahisidir. Yakın kan bağı olan fertlerde sedef hastalığının görülme sıklığı, cemiyetteki öbür fertlere oranla daha fazladır.

Sedef hastalığı eklemleri de etkileyebilir

Sedef hastalığı barbarca her 10 hastadan 2’sinde eklem şikayetlerine neden olabilir. Eklem yüzeyleri ile beraber eklem bağları, kirişleri ve eklem çeperlerini etkileyebilir. Şikayetler tek bir ekleme diz eklemi, kalça eklemi vb. hudutlu olabilir. Hastaların ehemmiyetli bir kısmında romatoit artrite eş biçimde ve özellikle el eklemleri etkilenir. Eklemlerde sızı, kızarıklık ve şişlik kollanır.

sedefte eller

Sedef hastalığı nasıl bir yol izler

Sedef hastalığı evvelden kestirilemeyen hamleler ve iyilik yarıyılları ile genellikle uzun süreli bir seyir izlemektedir. Hastalığın bulguları ve şiddeti şahıstan şahsa ve hatta aynı şahısta zaman içinde farklılık gösterebilir. Genel olarak hastalığın şiddeti zaman içinde ileri yaşlarda eksilme gösterir.

Sedef hastalığının tanısı muayenehane belirtilerle konulabilmektedir. Tanı güçlüğünde yakalanan tenden minik bir parça alınarak ten biyopsisi histopatolojik tahlil ile tanı netleştirilebilir.

sedef hastalığı

Kaşımayın, keselemeyin ve fazla güneşlenmeyin

Son senelerde hastalıkla alakalı bilgilerimizin çoğalması, yeni ve tesirli rehabilitasyon alternatiflerinin kullanılmaya başlanması ile hastalık daha tesirli bir biçimde rehabilitasyon edilebilmektedir. Sedef hastalığı uygun rehabilitasyon ile hakimiyet altına alınabilmekte ve uzun süren iyilik yarıyılları sağlanabilmektedir. Hastalığın rehabilitasyonunda tarafların doktor, hasta ve hasta yakınları iş birliği içinde olması ve geçim içinde mücadele göstermesi rehabilitasyonun dağılmaz bir parçasıdır. Yukarıyada lafı edilen ve hastalığı tutuşturabilecek her türlü uygulamadan kaşıma, banyoda liflenme, kese, fazla güneşlenme, vb. kesinlikle sakınılmalıdır.

Rehabilitasyonunda hangi ilaçlar kullanılır

İlaç tercihinde ve rehabilitasyon sürecinde tanımlayıcı olan hastanın yaşı, rehabilitasyona geçimi, hastalığın yaygınlığı, bulguların mesken yeri, tırnakların tutulum şiddeti ve eklem tutulumu, hastalığın hayat niteliği üzerine olan tesiri gibi parametrelerdir. Seçilecek rehabilitasyon biçimi ve uygulama yolu, rehabilitasyonun süresi, ilaçların dozu doktor tarafına tertip edilir. Hastalığın rehabilitasyon ve izleminde doktorların bilgi, deneyim ve işbirliği içinde çalışmaları ne kadar zorunluysa sedef hastalarının önerilen rehabilitasyona geçimi de o denli ehemmiyetlidir.

En sık karşılaşılan hudutlu tutulumlu sedef hastalığında yan tesirlerin daha az olması ve uygulama basitliği sebebi ile öncelikle mahallî sedef yaraları üzerine uygulanan rehabilitasyon usulleri seçim edilir. En sık kullanılan ilaçlar; keratolitikler ten yüzeyindeki kepekleri uzaklaştıran ilaçlar, kortikosteroidler, antralin, kalsipotriol sentetik D vitamini, kalsinörin inhibitörleri ve fototerapidir.

Mahallî rehabilitasyonlara mukavemetli, yaygın tutulumlu olgularda kullanılan sistemik rehabilitasyonların başında, metotreksat, siklosporin-A ve retinoidler gelmektedir. Bu rehabilitasyonların dışında yaygın kullanılan, oldukça tesirli bir uygulama PUVA rehabilitasyonudur. Son senelerde biyolojik ilaçlar da yukarıyadaki rehabilitasyonlara cevapsız olgularda kullanılmaktadır.

sedef hastalığı çözümü

Çözüm yalnızca çağdaş tıp

Sedef hastalığı gibi uzun süreli seyir gösteren hastalıklarda seçenek rehabilitasyon arayışları gündeme gelebilmektedir. Çoğu kere naçarlık duygusu içinde yeni bir umut olarak ve bilimsel olarak ispatlanmış tesirleri bulunmayan seçenek olduğu öne sürülen rehabilitasyonlara sarılan hastalar sıklıkla büyük bir hayal kırıklığı yaşayabilmektedir.

“Bilimsel” yaftayı ile de hastalara sunulabilen bu seçenek rehabilitasyon mahsulleri hastalık üzerinde negatif ve bazen geri dönüşü olmayan neticeler doğurabilmektedir. İnsan sıhhatinin sürdürülmesinde, hasta olduğu zaman sığınılacak ve güvenilecek tek liman çağdaş tıptır. Sedef hastalığı için deva arayanların müracaat eteceği doğru adres bu hastalığın birinci derecede tanı, rehabilitasyon ve izleminden mesul olan Ten ve Zührevi Hastalıklar Uzmanları olmalıdır. Hastalarımız ve yakınları faallikleri dedikoduların ötesine geçemeyen, şifa sağladığı iddia edilen ancak hiçbir biçimde bilimsel ispatı olmayan seçenek tıp uygulamalarına kendi sıhhatleri için umursamamalıdır.

Arpacık nasıl geçer

Arpacık nasıl geçer

Arpacık, kirpik köklerinin iltihaplanması neticeyi, göz kapağında kabarıklık, kızarıklık, kaşıntı ve sızı ile kendini gösteren bir enfeksiyon çeşididir. Sivilceye eş bu şişlik, özünde iltihapla dolu bir çıbandır. Gözkapağında doluluk hissi, sızı ve kaşıntıyla bulgu veren arpacık, sonrasında kirpik diplerinde kızarıklık, şişlik, acı, sızı, batma, sulanma ve kaşıntı ile büyüyen bir sızılı süreçtir.Arpacık çoğunlukla dışarıdan bakıldığında muhakkak olacak ebatta bir kızarıklık ve şişlikle büyüse de, bazen göz kapağının derinlerinde de oluşabilir. Bu göz hassasiyetini ömründe bir kere olsun dahi deneyim etmemiş şahıs var mıdır belirsiz; ancak alınacak ihtiyatlar ve uygulanacak kolay rehabilitasyon usulleriyle arpacık meselesini atlatmak güç değildir.

Arpacık neden olur?

Arpacık genellikle stafilokok isimli bakterinin neden olduğu göz enfeksiyonundan kaynaklanır. Kirpik dipleri yahut burada bulunan bezler fazla yağ ve bakteri gibi nedenlerle tıkanıp çıban yapabilir. Arpacık çoğu kere hasarsızdır, küçük tefek çözümlerle kendiliğinden iyileşir. Sıcak pansumanlarla olgunlaştırılıp, içindeki irinin akıtılması suretiyle iyileştirilebilen bu şişlikler, tıp dilinde hordeolum olarak adlandırılır. Rehabilitasyon edilmediği için iyileşmeyen ve ilerleyen arpacık kiste dönüşürse şalazyon adını alır. Şayet arpacık kiste dönüşürse ileri derecede bir müdahale hatta cerrahi yaklaşım gerekebilir.


Arpacık rehabilitasyonu nelerdir?

Arpacık mikrobik orijinli bir göz enfeksiyonudur. Bu enfeksiyon dışarıdan da gelebilir, mukavemeti düşmüş bedene saldıran bakterilerin enfektesiyle de asıllaşabilir. İnsan bedenini yatar konumda bulunan bakteriler, mukavemet düştüğünde harekete geçer ve muhtelif uzuv ve dokularda enfeksiyon olarak kendilerini gösterirler. Beden mukavemeti düştüğünde, şahıs şayet uykusuz da kalmışsa, bu bakteriler gözü etkileyerek, arpacık çıkmasına neden olurlar.

Pis ve mikroplu etraflar, hijyene umursamamak, eksik besin alımı; yeis, endişe, kaygı, stres, gerginlik gibi olumsuz psikolojik gidişatlar, beden mukavemetinin ve bağışıklığın zayıflamasına; bu vaziyet de, bedende hazır bekleyen bakterilerin saldırıya geçmesine neden olur. Hangi güzergahtan cılızsanız oradan vururlar. Gözleriniz çok bitkinse, fazla çalışıp, az uyuyorsanız, bakteriler sizi gözlerinizden “arpacık silahıyla” vurur.

Arpacık rehabilitasyonu için ilk akla gelen çözüm doktora gitmek olmalıdır. Bir göz hekiminin uygulayacağı rehabilitasyon, vereceği ilaçlar, merhem, damla yahut antibiyotikler en emin çözümdür. Arpacıkta safhalar vardır. Şayet başlangıç safhası iyi idarenir ve doğru rehabilitasyon edilirse, arpacığın tekerrür etme tehlikeyi ortadan kalkmış olur. Arpacıkta bireyin kendiliğindene rehabilitasyon uygulaması önerilmez. Arpacıklı bölgeye sarımsak sürmek, çaylı pamukla kompres uygulamak ve buna eş konutsal usuller, asla bir uzman doktorun uygulayacağı tıbbi müdahalenin yerini yakalamaz.

Arpacık meseleyi yaşadığınızda, kendiliğindene geçmesini beklemeyin. Geçmiş gibi görünen arpacık, göz kapağında yerleşip, yine nüksedeceği anı sinsice bekliyor olabilir. Bu nedenle kullanılacak ilaçlarla, göz kapağı kıkırdağındaki bezlerin enfeksiyon kapma tehlikeyi eksiltilir. Arpacık kendi haline vazgeçilirse, yalnızca göze değil, bedendeki değişik dokulara da hasar verebilir. İyileşmeyen arpacıklarda cerrahi usul uygulanabilir.

Arpacık rehabilitasyonu için konutta yapabilecekleriniz nelerdir?

– Sarımsak millet arasında arpacık rehabilitasyonunda oldukça yaygındır. İçeriğindeki mikrop öldürücü özelliklerinden dolayı pek çok rahatsızlıkta, özellikle bağışıklık rahatsızlıklarında içten ve dıştan antibiyotik olarak sıkça kullanılan sarımsağın ezilerek arpacıklı bölgeye bastırılmasıyla öğrenilen usul çok şahıs tarafından kullanılmaktadır; ama doktorların çok da önerdiği bir çözüm değildir.

– Bunun dışında patatesi atayıp rendeleyip bir bezin içine koyarak arpacıklı bölgeye kapatmak,

– Demlenmiş ılık mayıs papatyası çayına daldırılmış pamuğu göze yatırmak,

– Bol ölçüde ham sebze, meyve ve sarımsak yemek

– Demlenmiş keten tohumu çayıyla göze kompres yapmak,

– Haşlanmış patates, yumurta sarısı ve sıcak sütle hazırlanacak lapayı bir bezin üzerine sürerek göze yatırmak,

– Rezene çayına daldırılmış pamuk yahut bezi gözün üzerine yatırmak gibi konutta yapılabilecek usullerle arpacık azıcık hafifletilebilir; ancak en doğrusu göz hekimine giderek tıbbi dayanak almaktır.

Bedeninizdeki ödem hastalık habercisi

Bedeninizdeki ödem hastalık habercisi

Sıcak yaz aylarında bedende su ve tuz tutulumu çoğalırken en çok şikayet edilen mevzuların başında ödem geliyor. Ödem, zaman zaman ehemmiyetli bazı hastalıkların bulgusu olabiliyor. Ödem olan bölgenin kesinlikle dikkatle rehabilitasyon edilip takiplerinin yapılması gerekiyor. Memorial Sağlık Kurumu Dahiliye Bölümü’nden Uz. Dr. Yavuz Öztürker, bedendeki ödemin sebepleri ve rehabilitasyonu hakkında bilgi verdi.

Her bölgede değişik

Bedende ödemin bulguları kaynak aldığı bölgeye göre değişebilmektedir. Misalin;

– Kalp ve böbrek eksikliği, kesintisiz oturmaya bağlı ödemler yer çekimi tesiri ile ayak bileği ve bacaklarda oluşur.

– Damar tıkanıklığına ya da toplardamara bası yapan sebeplere bağlı ödemler tek kol ya da tek bacakta şişme ile ortaya çıkabilir.

– İç uzuvlarda akışkan birikmelerine bağlı ödemler ise, o uzuvla alakalı belirtiler verebilir.

– Akciğer ödeminde soluk darlığı kollanabilmektedir.

– Alerjik ödemlerde göz etrafı ve dudak gibi tek bölgede olabilir.

Nelere dikkat edilmelidir?

Özellikle günlük ihtiyaçtan fazla alınan tuz, ödem oluşumunu süratlendirir. Bu nedenle yemeklere az tuz konulmalıdır. Hazır mahsullerin tüketiminden sakınılmalıdır. Tuzlu zeytin ve peynirler suda bekletilip tuzu alındıktan sonra harcanmalıdır.

Bol taze meyve-sebze tüketimi önerilir. Bu tip gıdalar ödem yapmayacağı gibi sindirim sistemi üzerine de pozitif tesirleri vardır. Ananas, kivi, nar, armut, kavun, karpuz gibi meyveler ile maydanoz, salatalık ve kabak gibi sebzelerin idrar söktürücü tesirleri vardır ve metabolizma için verimlidir. Kırmızı et, beyaz ete göre daha çok tuz kapsadığından tüketimi hudutlandırılmalı.

Alınan sızı kesici ve romatizma ilaçlarının dozu ayarlanmalıdır. Kortizon kullanan hastalara ödem yaradılışı ile alakalı bilgi vermek gerekmektedir.

Burun estetiği sonrasında nelere dikkat etmek gerekir

Burun estetiği sonrasında nelere dikkat etmek gerekir

Burun estetiği yaptırmak, estetiğin her evresinde dikkat gerektiren oldukça ehemmiyetli bir mevzudur. Burun estetiği sonrasında dikkat edilmesi gerekenler, en az evveli ve ameliyat esnası ayrıntıları kadar dikkat gerektirir. Bu anlamda estetiği hakikatleştirecek olan hekimden bilgi alınması en doğrusudur. Yapılması gerekenler kesinlikle her hastaya ameliyat neticesinde ayrıntılı bir biçimde bildirilir. Böylece daha tehlikesiz ve süratli bir iyileşme süreci yaşanır.

Op. Dr. Ebru Topuz

Bunlara dikkat

Burun estetiğinden sonra kullanılacak mevcut ilaçların kumpasına dikkat edilmesi gerekmektedir. Kanama, akıntı, şişlik ve ödemlerin zamanında iyileşebilmesi ismine ilaçlar ehemmiyetlidir. Bununla beraber kullanılmaması gereken mahsuller biçimi de ehemmiyet taşır. Kimi kumpaslı olarak alınan ilaçlar kanamayı ve akıntıyı çoğaldıracağı için, ameliyat sonrasında kesilmesi istenebilir. Sulu besinlerin seçim edilmesi, burun bölgesinin değişmez kalması açısından verimlidir. Burun bölgesinde mevcut olan bandajların kumpaslı olarak değiştirilmesi de, o bölgenin pak ve kuru kalmasını sağlayacaktır. Beklenenden çok daha fazla kanama ya da akıntının alana gelmesi gidişatında ise, kesinlikle hekime gidilmelidir.

Burun operasyonu oldukça alıngan ve ehemmiyetli bir cerrahi harekâttır. Burun bölgesinin iyileşmesi ve son halini alması, hemen hemen her hasta için vasati 1 seneyi işaret eder. Bu sebeple fazla hareketten sakınılması gerekir. Ağır işlerde çalışılmaması da ihtarlar arasında yer alacaktır. Uyku pozisyonunda surat üstü durulmamalı, çok fazla eğilme ve alt bakma pozisyonları seçim edilmemelidir. Gözlük kullanan hastaların ilk 3 ay kullanmaması, lens seçiminde bulunması gerekir. Güneş ışınlarının tesirinden de korunması gerektiği için genellikle operasyonların kış aylarında yapılması önerilecektir. Ağır spor ve egzersizler yapılmamalı, ağır eşya kaldırılmamalıdır. Burun bölgesi gelebilecek darbe ve öteki dış etmenlere karşı korunmalıdır. Hekim teklifi dışında hiçbir masaj uygulamaması seçim edilmemelidir. Şayet tampon takıldıysa, netlikle hekimin çıkarmasından evvel hareket ettirilmemesi gerekir. Tanımlanan hekim tetkiklerine noksansız biçimde gidilmesi gerekir. Her tetkikte de burun bölgesinde alana gelen büyümeler aktarılmalıdır.

Surat adalelerini çok fazla biçimde harekete ettirecek her türlü etkinlikten uzak durulması gerekir. Diş fırçalama, burun pakliği ve bunun gibi rutinlerde yavaş ve hafif biçimde operasyon yapılması beklenir.

Hastaların iyileşme ve son burun görünümünü elde etmesi mevzusunda sabırlı olmaları da gerekir. Şişlikler, morluklar ve ödemler dikkate alınmamalı, son görünümün aylar geçtikçe apaçık hale geleceği unutulmamalıdır. Merak edilen ya da iyileşme yarıyılı ile alakalı rastgele bir mevzuda kulaktan dolma bilgilere güvenilmemesi de oldukça ehemmiyetlidir.

Op. Dr. Ebru Topuz

özel içeriğidir.

Gluten Nedir?

Tutumsal ve perhiz tehlikeleri eksiltilerek kanseri önleyebilirsiniz

Gluten kelimesini son zamanlarda ne kadar sık duyuyoruz öyle değil mi? Yediklerimizin ruhumuzu da beslediğini düşünürsek,yemek yedikten sonra nasıl hissettiğimizi tekrar gözden geçirebiliriz. Şişkinlik, halsizlik, eklem ve kas ağrıları, sindirimde güçlük ve bazen de cilt problemlerinin de eklenmesiyle mücadele ettiğimiz yemek sonrası bir çok etkili sebepler sonucunda glutene karşı hassasiyetimiz olduğu sonucu çıkabilir. Tarif edemediğimiz gluteni Dr. Halit Yerebakan bu videoda sizlere göstererek nasıl bir şey olduğunu somut olarak gösterdi.

Kinoa glutensiz mi?

Gluten; tahıl, buğday, arpa, çavdar ve yulaf içinde bulunan bir proteindir. Gluten içeren tahıllarla yapılan tüm yemeklerde gluten etkisi görülecektir. Çölyak hastaları ya da glüten intoleransı yaşayanlar bu besinleri tükettikleri zaman; karın ağrısı, şişkinlik, gaz, ishal, uyuşukluk, sersemlik, yorgunluk gibi belirtiler gözlenebilir. Teknik olarak kinoa glüten içermediğinden glütensiz olarak tanımlanıyor fakat kinoa glütene benzer depo proteinlerine sahip. Bu proteinler çölyak hastalarında ya da glüten intoleransı olanlarda glüten benzeri etki gösterebilir mi? Yeni yapılan bir çalışmaya göre evet, gösteriyor. American Journal of Clinical Nutrition’da yayınlanan bir çalışmada kinoanın 15 grubu incelenmiş ve ikisinin -Ayacuchana ve Pasankalla- çölyak hastalığı olan kişilerde bir tepkiye yol açabileceği bulunmuş. Buna geçici bir çözüm bulmak için satın aldığınız firmayla iletişime geçip bu konuda bilgi alabilirsiniz ya da deneyip vücudunuzdaki tepkileri gözlemleyerek başka bir marka ya da renk (kırmızı, beyaz ya da siyah) kinoa deneyebilirsiniz.

Peki kinoa tohumu nedir?

Son yıllarda, daha önce adını duymadığımız ancak şimdilerde faydaları saymakla bitmeyen gıda maddeleri duyar olduk. Kinoa da bunlardan biri. Üstelik sayısız tarife eklenerek lüks restoran ve kafelerin mönülerine girmeyi dahi başardı. Kinoa; Güney Amerika’nın And dağlarında yetişen, ıspanak ve pancar gibi bitkilerin alt familyasında kendine yer bulan tahılımsı bir bitki tohumudur. Bundan yüzyıllar önce bazı kabilelerin ana besin kaynağı olan kinoa, şimdilerde saymakla bitmeyen faydalarıyla yeniden tercih edilmeye başlandı. Hatta Birleşmiş Milletler, 2013 yılını Uluslararası Kinoa Yılı ilan etti. Bir gıda maddesi için oldukça övücü bir tanımlama değil mi?

Doç. Dr. Halit Yerebakan

özel içeriğidir.

Continue reading …

Regl yarıyılı krizine ananas ve hurma

Regl yarıyılı krizine ananas ve hurma

Adet Evveli Belirti PMS, bayanlarda menstruasyondan vasati bir hafta evvel hem ruhsal hem fiziksel bulgularla kendini göstermeye başlıyor. Bu yarıyılda karın bölgesinde şişlik, göğüslerde hassasiyet, iştah ve ağırlık çoğalışı, tatlıya düşkünlük, sivilce problemi, bunalım, gerginlik, agresif ruh hali ve hiddet meseleyi gibi şikayetler yaşanabiliyor. Bu şikayetler menstruasyon bitimiyle sona eriyor.

Kilo değil ödem

Menstruasyon evveli başlayan ve bitene kadar kendini gösteren ağırlık çoğalışı hormonal farklılıklar nedeniyle oluşan ödemden kaynaklanmaktadır. Aynı süreçte iştah ve yemek tüketimi de çoğaldığı için şahıs kendini kilo almış gibi sezer. Oysaki bu palavracı bir kabarıklıktır ve evhama kapılmaya gerek yoktur.

Ödemi önlemek için bol su ve ananas harcayın

Bedende ödem birikimini önlemek için öncelikle bol su içilmelidir. Özellikle bu yarıyılda günde 2,5-3 litre su içmeye itina gösterilmelidir. Ayrıca adet olmadan 1 hafta evvel tuz alımı eksiltilebilir. Yemekler tuz yerine baharatlarla tatlandırılabilir, salatalara limon ve sirke kullanılabilir. Taze ananas kapsadığı “bromelain” maddesi sayesinde ödemlerin çözülmesine destekçi olur. Hem ödem atmak hem de çoğalan tatlı gereksinimini karşılamak için ananas seçim edilebilir. Ayrıca maydanoz, lahana gibi sebzeler ve kiraz sapı, darı püskülü gibi nebat çayları da ödem atmaya dayanakçıdır.

Tatlı krizlerini hurma ile önleyin

Bu yarıyılda östrojen hormonunun eksilmesine bağlı olarak çoğu bayanda fazla tatlı harcama ve karbonhidratlı besinlere düşkünlük hali ortaya çıkar. Tatlı lüzumu için kakao oranı yüksek çikolata, bitter çikolata, kuru hurma ve kuru incir gibi kuru meyveler, taze meyveli dondurulmuş yoğurtlar, probiyotik meyveli yoğurtlar, kalori içeriği düşük smoothieler, yulaflı hurmalı şekersiz kurabiyeler ve tatlılar ya da hafif sütlü tatlılar seçim edilebilir. Tarçın tüketimi kan şekerini dengeleyerek tatlı lüzumunun giderilmesine destekçi olur. Tarçınlı yoğurt ya da süte karıştırabilecek meyve çeşitleri, yulaf ezmesi veya müsli bu krizlerle baş edebilmeyi basitleştirir.

Magnezyum kaybı için 1 avuç ham badem

Bu yarıyılda demir ve magnezyum kaybı görülebilir. Bu surattan magnezyum içeriği zengin badem gibi kuruyemişler, bütün hububatlı kahvaltılık gevrekler, yulaf ezmesi kapsayan kahvaltılar ve muz harcanmalıdır. Demir noksanlığı üşüme, daha sık hastalığa tutulma, halsizlik, bitkinlik, saç dökülmeleri, cilt kuruluğu gibi şikayetlere neden olabilir. Bu mesele erkeklerden çok bayanları ilgilendirir zira her ay menstruasyon yarıyılında ehemmiyetli oranda demir kaybı yaşanır. Kaybedilen bu demirin kesinlikle karşılama edilmesi lüzumludur. Şayet bir demir noksanlığı mevzubahisi ise hekim teklifi ile ilaç rehabilitasyonunun yanı gizeme demirin en zengin kaynakları olan hayvansal yiyecekler beslenme tasarısında bulundurulmalıdır. Yumurta, kırmızı et, tavuk, balık, yoğurt ve peynir kesinlikle kumpaslı harcanmalıdır. Ayrıca ciğer gibi sakatatlar da ehemmiyetli demir kaynaklarındandır. Kolesterol problemi yoksa, hijyen mevzusunda dikkatli olmak şartıyla ayda iki kere ızgara veya yağsız tavada pişirilerek ciğer harcanabilir.

Kahve yerine melisa çayı

Kafeinin bu yarıyılda eksiltilmesi yerine melisa, papatya gibi soğukkanlılaştırıcı özellikli çayların seçim edilmesi gerginliği eksiltir. Omega-3 tüketimi de stres üzerinde pozitif tesirdedir. Balık tüketimi bakımsızlık edilmemeli; yumurta, avokado, muz, kuru baklagiller ve bütün hububatlı yiyecekler de bu yarıyılın negatif tesirlerini eksiltmek için harcanmalıdır.

Tatlı gereksinimini gidermek için seçenekler

Hurma tatlısı: 1 adet olgunlaşmış orta boy Trabzon hurmasını ister tek başına ister 1 tatlı kaşığı bal/tahin kullanarak blenderdan geçirin. Üzerine azıcık hırpalanmış ceviz ilave ederek harcayın.

Hurma topları: Evvelden suda bekletip yumuşattığınız 4-5 adet kuru hurma, 2-3 tam ceviz ve 1 yemek kaşığı kakaoyu blenderdan geçirin. Elinizle ufak toplar halinde şekillendirin. Dışını kakao, Hindistan cevizi veya toz Antep fıstığı ezmesine bulayarak harcayın.

Izgara ananas: 2 yuvarlak dilim ananası evvelden kızdırdığınız tavada 4-5 dakika arkalı önlü pişirin. Üzerine tarçın dökerek sıcak olarak harcayın.Tatlı gereksiniminiz çok fazla ise, ananasları pişirmeden evvel 1 yemek kaşığı bal, birkaç damla limon suyu ve azıcık tarçını karıştırın. Ananasları bu karışıma bulayıp, öyle pişirin.

Meme kanseri hakkında doğru öğrenilen yanlışlar

22 Aralık 2019 Cinsel Sağlık

0 Yorumlar

Meme kanseri hakkında doğru öğrenilen yanlışlar

Meme kanseri tüm dünyada ve ülkemizde, bayanlar arasında görülen kanserlerde vefat sebepleri arasında 2. sırayı oluşturan bir kanser cinsi. Ülkemizde her 12-15 bayandan 1’i meme kanserini tutuluyor. Meme kanseri görülme sıklığı her sene bir evvelki seneye kıyasla çoğalış gösteriyor. Üstelik çok değil bundan 20 sene evveline dek bayanlarda genellikle 45-55 yaşları arasında görülürken, günümüzde 35, hatta çok daha genç yaşlardaki bayanları dahi tehdit ediyor. Ancak sayılara bakıp umutsuzluğa kapılmamak gerekiyor. Çünkü “erken tanı” konulan meme kanseri rehabilitasyonunda galibiyet oranı, son senelerde geliştirilen yeni rehabilitasyon usulleri ve ileri teknolojik uygulamalar sayesinde yüzde 90’a erişiyor, hatta hasta bütün şifaya kavuşabiliyor. Ancak cemiyette meme kanserine müteveccih kulaktan kulağa dağılan yanlış bilgiler sebebiyle yapılan yanılgılar hayatsal ehemmiyete sahip olan erken tanıyı geciktirebiliyor.

Yanlış: Memede büyüyen her kitle kanserdir

Doğrusu: Cemiyetteki yaygın inanışın aksine memedeki kitlelerin 10’undan 8’i kanser değildir. Bu kitlelerin kist içi akışkanla dolu kese veya fibroadenoma anormal ancak kanser olmayan kitle olma olasılığı daha yüksek. Bazı kitleler adet yarıyıllarında ortaya çıkıp daha sonra kaybolabiliyor.

Yanlış: Kanser olan meme kitleleri sızı yapmaz

Doğrusu: Bu her zaman doğru olmayabiliyor. Meme kanseri çoğunlukla sızısız olmakla beraber, kitlenin sızı yapmaması meme kanseri olasılığını tamamen ortadan kaldırmıyor. Zira iltihabi tepkinli meme kanseri erken aşamada şişlik, hassasiyet ve sıcaklık gibi bulgularla büyüyor ve ele gelen kitle varsa bu sızılı olabiliyor.

Yanlış: Emziriyorum, kanser olmam

Doğrusu: Emzirirken enfeksiyon veya süt kanallarının tıkanması neticeyi memede kitleler oluşabiliyor ve bunlar kanserle ilişkili olmuyor. Emzirmek meme kanserinden gözetici faktörlerden biri. Yapılan çalışmalarda 12 ay emziren bayanlarda tehlikenin yüzde 4 oranında eksildiği tespit edilmiş. Ancak uzun müddet süt vermiş bayanlarda da meme kanseri görülme tehlikeyi olabiliyor. Emzirmek meme kanserine tutulma tehlikesini eksiltse de, ele gelen kitle seyrek de olsa makûs mizaçlı ur olabiliyor.

Yanlış: Genç yaştayım, elime gelen kitlenin meme kanseri olma olasılığı yok

Doğrusu: Meme kanserine tutulma tehlikeyi menopozdan sonra ve 50 yaşın üzerinde daha yüksek olmakla beraber, günümüzde 35 yaş altında tanı konulan meme kanseri rakamı gün geçtikçe çoğalıyor. Bu sebeple genç yaşlarda ele gelen kitle de meme kanserine işaret edebiliyor.

Yanlış: Mamografimi yeni yaptırdım, elime gelen kitle için bir yıl bekleyebilirim

Doğrusu: Yakın zamanda neticeyi sıradan çıkan bir mamografi sürükletmiş olsanız dahi memenizde bir kitle fark ettiğinizde kesinlikle hekime müracaat etin. Zira özellikle yoğun meme dokusuna sahipseniz veya kitle koltuk altı gibi saptanması güç bir bölgede ise mamografide gözden kaçmış olabiliyor. Hekiminiz mamografinin tekerrür edilmesini veya ultrasonografi muayeneyi yaptırmanızı ya da MR magnetik rezozans sürükletmenizi isteyebilir. Netice yeniden sıradan çıkarsa yalnızca takip ederek beklemeyi önerebilir.

Yanlış: Ailemde meme kanseri yok, elime gelen kitle muhtemelen hasarsız

Doğrusu: Pek çok bayan ailesinde meme kanseri hikayesi yoksa bu tehlikeyi taşımadığını düşünüyor. Ancak Amerikan Kanseri Derneği’nin bilgilerine göre; meme kanserine tutulan bayanların en fazla yüzde 15’inin ailesinde bu hastalık mevcut. Prof. Dr. Şükrü Aktan bu sebeple ailede meme kanseri hikayesi olsun veya olmasın, memede fark edilen kitlelerin önemsememe edilmemesi ve hekime müracaat etilmesi gerektiğini vurgulayarak, “Unutmayın ki meme kanserinde erken teşhis yaşam kurtarıyor.” diyor.

Yanlış: Memedeki kistler fibrokistik hastalık kanser tehlikesini artırır

Doğrusu: Fibrokistik meme yapısı kanser tehlikesini artıran bir gidişat değil. Ancak bu cins yapıda meme dokusuna sahip bir bayan meme kanseri sebebiyle oluşan kitleyi ayırt edemeyeceği için mesele yaratabiliyor. Ayrıca bu cins meme yapısında doktorlar ne kadar tecrübeli olurlarsa olsunlar, elle tetkikte mümkün bir kitle tespit etilemeyebiliyor. Bu sebeple fibrokistik meme yapısına sahip bayanların her sene elle tetkik +hekim tetkiki + mamografi 40 yaş ve üzeri +ultrasonografi muayenelerini önemsememe etmemeleri hayatsal ehemmiyet taşıyor.

Yanlış: Memede tespit edilen kitleden biyopsi yapılması kanserin dağılmasına neden olur

Doğrusu: Memede kuşkulu bir kitle tespit edildiğinde önerilen biyopsi ve sonrasında meme kanseri dağılmaz, zira günümüzde tru-cut biyopsi olarak adlandırılan özel bir muayeneyle yapılan biyopsi iğnesi tamamen kapalı sistemle işlev görüyor. Başka Bir Deyişle; kitleden alınan doku iğnenin ucunda bulunan ve otomatik çalışan bir sürgülü kapak sistemiyle iğne ucuna alınıyor ve ur iğne yolu süresince yayılımı yasaklıyor.

Page 1 of 21 2