İnfertilite nedir?

İnfertilite nedir?

Bebek Demek Emek Demek farkındalık projesi kapsamında Türkiye’de faize sıhhati ve kısırlık alanında çalışan iki dernek toplandı. Faize Tıbbi ve Cerrahisi Derneği İdare Heyeti Başkanı Prof. Dr. Timur Gürgan ile Faize Sıhhati ve İnfertilite Derneği İkinci Başkanı Prof. Dr. Barış Ata’nın katılımıyla tertip edilen buluşmada infertilite hakkında bilgilendirme yapılarak rehabilitasyonda kesintisizliğin ehemmiyeti vurgulandı.

70 milyon infertil kadının yalnızca yüzde 5’i rehabilitasyon görüyor

Türkiye’de 2017 senesinde 33 bin hastanın tüp bebek rehabilitasyonu gördüğünü ve hali hazırda rehabilitasyon görebilecek 678 bin potansiyel infertil hasta bulunduğunu ifade eden Prof. Dr Barış Ata “Araştırmalar gösteriyor ki konutlu çiftlerin infertilite bulguları ve rehabilitasyonu hakkında bilgilendirilmeye lüzumu vardır. Günümüzde infertilite muayenehanelerinde ve laboratuvarlardaki büyümeler umut vadetmektedir. Biz de buradan yola çıkarak bebek sahibi olmak isteyen çiftlere bu süreçte emek tüketmeleri ve dayanmaları gerektiğini gösteren Bebek Demek Emek Demek isimli farkındalık projemizi başlattık” dedi.

Ata, infertilite nedenlerinin bayanlarda yumurtlama bozuklukları, tüplerin deforme veya tıkalı olması, endometriozis, rahim ve rahim ağzı problemleri ile primer over yetmezliği olabileceğini söylerken erkeklerde ise anormal sperm yapımı ya da işlevi, spermin taşınmasıyla alakalı problemler, kanser rehabilitasyonları ve maruz kalınan etrafsal etkenler olabileceğini söyledi.“Rehabilitasyon usulü olarak tek bir çözüm yoktur, çiftleri kavrayıp onlara özel çözümler sunmak gerekmektedir. Bazen bayanlar tek başlarına dahi gelip rehabilitasyon olmak istediklerini söylüyorlar, fakat hakikatinde bu çiftin problemidir ve başından itibaren çiftin beraber hareket etmesi gerekmektedir. İnfertilite meseleyi; üçte bir oranında bayandan, üçte bir oranında erkekten, kalan üçte biri ise hem bayan hem erkekten kaynaklı veya söylenemeyen nedenlerden kaynaklıdır” dedi.

Dünya popülasyonunun yüzde 9’u infertil

Faize çağındaki dünya popülasyonunun yüzde 9’unun infertil olduğunun varsayım edildiğini belirten Prof. Dr. Timur Gürgan ise, “İnfertilite gün geçtikçe çoğalmaktadır. Tıbbi rehabilitasyonlar ile bayanlar ya da çiftlere galibiyetli bir hamilelik elde etmelerinde takviyeci olunabilir. Dünyada 70 milyon infertil kadının yalnızca yüzde 5’i başka bir deyişle 3.5 milyon bayan yumurtlama OI, aşılama IUI veya tüp bebek IVF rehabilitasyonunu görmektedir. Türkiye’de ise 811 bin konutlu kadının infertil olduğu ve yalnızca 100 bin kadının infertilite rehabilitasyonu ile çocuk sahibi olduğu öğrenilmektedir. Şayet infertilitenin sebebi incelenmiş ve rehabilitasyonlar hamilelikle sonuçlanmamışsa takviyeci faize teknolojilerinden yararlanılabilir. Bu rehabilitasyonların hangisinin sizin için uygun olduğunu uzman bir doktora ya da bir tüp bebek merkezine danışarak bilebilirsiniz” dedi.

Rehabilitasyon usulleri

– Üremeye işlevleri tertip edici ilaç rehabilitasyonu

– Cerrahi müdahale

– Aşılama-İntrauterin İnseminasyon UI

– Mikroenjeksiyon intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu ICSI

– Tüp Bebek İn Vitro Fertilizasyon IVF

Sağlıklı böbreklerin sırrı

Sağlıklı böbreklerin sırrı

Dünya Böbrek Haftası’nda bu organın yaşamsal önemine dikkat çeken Sodexo Entegre Hizmet Yönetimi Sağlıklı Yaşam Yöneticisi Diyetisyen Sibel Mumcu, “Dünya Sağlık Örgütü günlük tuz tüketiminin 5 gramla sınırlı tutulmasını öneriyor. Türkiye’de ise günde ortalama 15 gram tuz tüketiliyor. Sağlıklı böbrekler için daha az tuz tüketilmesi ve günde 8-10 bardak su içilmesi gerekiyor” dedi.

Böbrek; beyin, kalp, karaciğer ve akciğer gibi yaşamsal öneme sahip organlar arasında yer alıyor. Dünya Böbrek Haftası’nda böbreğin öneminin altını çizen Diyetisyen Sibel Mumcu, “Böbrekler günde yaklaşık 200 litre, yaşam boyunca ise yaklaşık dört milyon litre kanı süzüyor. Atıkları uzaklaştıran ve vücudun asidik yapısını ayarlayan bu organ, hormonları kan ile hedef organlara ulaştırıyor” dedi.

Susuzluk hastalığa neden oluyor

Sağlıklı böbrekler için daha az tuz tüketilmesi gerektiğini belirten Sibel Mumcu, “Dünya Sağlık Örgütü günlük tuz tüketiminin 5 gramla sınırlı tutulmasını önerirken, Türkiye’de bu tüketim kişi başına 15 gramı buluyor. Fazla tuz tüketimiyle böbreklerdeki kılcal damar sistemindeki kan basıncını artıyor. Sürekli hale gelen yüksek kan basıncı damarlara zarar verirken, idrarla protein atılmasına neden oluyor. Bunun yanında böbreklerin sağlıklı bir şekilde çalışması adına yeterli sıvı tüketimi de büyük önem taşıyor. Susuzluk çeşitli böbrek rahatsızlarını beraberinde getiriyor. Bu nedenle günde 8-10 bardak arasında su içilmesi gerekiyor” ifadesini kullandı.

Sağlıklı böbrekler için dört öneri

Böbrek sağlığını korumak adına en önemli kuralın ‘sağlıklı yaşam tarzını benimsemek’ olduğunu ifade eden Sibel Mumcu, tuzu azaltmak ve sıvı alımını artırmak için şu önerilerde bulundu:

– Taze yiyecekler daha az tuz içerir. Taze sebze-meyve tüketimi artırılabilir.

– Tuzluklardan uzak durmak, tuz kullanımını yüzde 15 azaltabilir. Yiyecekler taze otlar ve tuz içermeyen diğer baharatlarla tatlandırılabilir.

– İşlenmiş ürünleri almadan etiketleri kontrol edilerek tuz içeriklerine de bakılmalı.

– Çay ve kahve, sıvı ihtiyacını karşılamaz. Gün içinde mutlaka 8-10 bardak su içilmeli.

Kalp yetersizliğinde korkutan istatistik

Kalp yetersizliğinde korkutan istatistik

Türk Kardiyoloji Derneği (TKD), her yıl mayıs ayının ikinci haftasında düzenlenen ‘Kalp Yetersizliği Günü’ etkinlikleri kapsamında açıklamalarda bulunan Türk Kardiyoloji Derneği (TKD) Gelecek Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kemal Erol, açıklamalarda bulundu. Amacmız kalp yetersizliği semptomlarının erken fark edilmesinin önemi ve doğru teşhisin konulması konusunda halkı ve politikacıları bilinçlendirmektir.

Türkiye’de kalbimiz erken yoruluyor

Kalp performansının azalması sonucu, kalbin doku ve organlara gerekli ve yeterli kanı gönderememesi sonucu ortaya çıkan kalp yetersizliği; kendini nefes darlığı, ayaklarda şişme ve çabuk yorulma belirtileri ile gösteriyor. Yaşlı bireylerin hastalığı olarak bilinen kalp yetersizliğinin önümüzdeki 15-20 yıl içinde toplum sağlığını tehdit eden boyutlara ulaşacağı tahmin ediliyor. Bugün Avrupa ülkelerinde 15 milyon, ABD’de 6 milyon, Türkiye’de ise yaklaşık 1-1,5 milyon kalp yetersizliği hastasının bulunduğu biliniyor. Türkiye nüfusunun yaşlanması sonucu bu rakamın önümüzdeki 10 yıl içinde en az 2-3 kat artacağı öngörülüyor.

TKD Kalp Yetersizliği Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Yüksel Çavuşoğlu, “Kalp yetersizliği olgularının yüzde 50’sini 60 yaşın üstündeki bireyler oluşturuyor. Genel olarak toplumda görülme oranı yüzde 3 iken, bu oran 70 yaş sonrası yüzde 10 ve 80 yaş sonrası yüzde 15-20’ye çıkıyor. Avrupa ve Amerika’da kalp yetersizliği yaş ortalaması 70’e kadar çıkarken ülkemizde ortalama 62’ye kadar iniyor. Diğer bir deyişle Türkiye’de kalp daha erken yoruluyor” şeklinde konuştu.

3 milyon kişi risk altında

“Bugün için ülkemizde 3 milyon kişinin kalp yetersizliği gelişimi açısından risk altında olduğunu tahmin ediyoruz” diyen Prof. Dr. Çavuşoğlu hastalığın giderek artan oranlarda görülmesinin nedenlerini ise şöyle açıkladı: “Her şeyden önce yaşam süresi uzuyor. Günümüz modern tedavi yöntemleriyle kalp krizi, kalp damar hastalığı, kalp kapak hastalıkları, hipertansiyon, şeker hastalığına bağlı ölümler engellenerek yaşam süresi uzatılabiliyor. Ancak bu hastaların büyük bölümünde zamanla kalp yetersizliği gelişmesinin önüne geçilemiyor.”

Hastalıkta beklenen yaşam süresinin pek çok kanser türünden daha kötü olduğuna da dikkat çekildi. Hastalığın hayat boyu tedavi gereksinimi, sık hastaneye yatma ihtiyacı, komplike ve pahalı cihaz tedavisi uygulamaları nedeniyle aynı zamanda sağlık ekonomisi üzerine yüksek maliyetler getiriyor.

Kalp yetersizliği önlenebilen bir hastalık

Erken teşhis ile kalp yetersizliğinin sebep olduğu hayati riskin azaltılabiliyor. Kalp yetersizliği yaşam boyu devam eden kronik bir hastalık. Nadiren veya düzeltilebilir bir nedene bağlı gelişmişse normale dönebilir. Yaşam beklentisi, prostat kanseri, kalın bağırsak kanseri, tiroit kanseri, deri kanserleri, meme kanseri, rahim kanseri gibi pek çok kanser türünden daha kötü seyreden bu hastalıkta 5 yıllık yaşam şansı yüzde 50’lerde seyrediyor. Ciddi nefes darlığı olan ve günlük aktivitesi belirgin kısıtlanmış olan hastalarda ise 1 yıllık yaşam beklentisi neredeyse yüzde 50. Kalp yetersizliği gelişimini engellemek, gelişmişse ilerlemesini yavaşlatmak ve ileri olgularda yaşam süresini uzatıp yaşam kalitesini yükseltmek toplumun kalp yetersizliği konusunda bilgilendirilmesi ve bilinçlenmesi ile mümkün olabilir.

Kaya tuzunda kanser yapan maddeler var

Kaya tuzunda kanser yapan maddeler var

Sıhhat Bakanlığı, bileşeninde 84 ayrı mineral bulunduğu iddia edilen ve son yarıyılda sofraların bırakılmazı haline gelen kaya tuzunu mercek altına aldı. Habertürk’ün haberine göre, “Kaya Tuzu Hakkında Hakikatler” başlıklı bir rapor hazırlayan bakanlık, kaya tuzunun bileşenlerinde atom bombasının üretiminde de kullanılan ve insan sıhhati için çok tehlikeli görülen “plütonyum” maddesinin yer aldığına söyledi.

Hangi tuz kullanılmalı

Sodyumun insanlar için ehemmiyetli bir mineral olduğu belirtilen raporda, günlük 184-230 mg harcamanın zorunlu olduğu ifade edildi. Raporda tüketimi ehemmiyetli oranda çoğalan kaya ve Himalaya tuzlarının, 84 adet mineral kapsadığı ve sıhhat açısından ehemmiyetli olduğu istikametindeki değerlendirmelerin doğru olmadığı belirtildi. Tuzun bir hayli hastalığın önlenmesinde verimli olduğu fikri de doğrulanmadı.

Tuz deyip geçmeyin ‘atom bombası’

Kaya tuzlarının bileşimi hakkında bilgiler verilen raporda, şunlar paylaşıldı:

-İnsan sıhhati açısından çok tehlikeli olduğu öğrenilen “plütonyum” atom bombası üretiminde kullanılıyor bulunuyor.

-“Talyum” ve “radyum” ışınım başka bir deyişle ışın kapsar ki ışınımın kanser yapıcı tesiri çok iyi öğrenilmektedir gibi maddeler de bileşende yer alıyor.

-Kaya tuzunun temel maddesini yüzde 97.35 oranında “sodyum” oluşturuyor.

-Bu sodyumun da sofra tuzu gibi fazla harcanması kalp ve damar sıhhati açısından makûstur. Kaya tuzlarının sıhhat üzerinde pozitif tesirlerini gösteren hiçbir bilimsel yayın bulunmamaktadır.

Kalp beceriksizliği tehlikesine yol açıyor

-Bolca harcanan kaya tuzu, hipertansiyon ve kalp beceriksizliği gibi ehemmiyetli sıhhat meselelerine yol açacaktır.

-Sofra tuzu sıklıkla iyotla zenginleştirilerek ehemmiyetli ulus sıhhati meseleyi olan iyot eksikliğinin önlenmesinde büyük ehemmiyet taşır.

-Kaya tuzunun astım ve alerjiyi rehabilitasyon edebileceği mevzusunda bilimsel bilgi yok.

Transparan olanlar harcanıyor

Kaya tuzunu Çankırı’dan çıkararak Türkiye’nin 81 şehrine satan işadamı Bilal Özkan ise rapora şöyle karşı çıktı: “Kuraklık zamanlarında sular buğulaştığı için yararlı ve hasarlı mineraller yere çöküyor. Bu mineraller kaya tuzunda birleşiyor. Kırmızı, yeşil, gri ve sarı renklerde kaya tuzları çıkartılıyor. Bir de bunların transparan sırça gibi olanları var. Yemeklik olarak kullanılanlar bunlardır ve 84 elementi kapsar. Bakanlığın kaya tuzu olarak “transparan” tuzları hedeflemesi gibi bir gidişat olamaz. Şayet öyleyse bilimle ters düşmüş olur.”

Meme kanserinde afaki kemoterapiyi önleyen test Türkiye’de

Meme kanserinde afaki kemoterapiyi önleyen test Türkiye'de

ODTÜ’lü bilim insanlarınca “Prosigna” adı ile yaşama geçirilen ve bireye has tanı ihtimali sağlayan rehabilitasyon manipülasyon ve tehlike öngörü testi sayesinde, meme kanseri hastalarının afaki kemoterapi alması önlenebilecek. Test ile meme kanseri hastasının kemoterapiye lüzumu olup olmadığı, genetik tahlil neticeyi belirli olacak.

Netice kısa zamanda alınabilecek

Kalkınma Bakanlığı takviyeli, ODTÜ Enformatik Enstitüsü bünyesindeki Kanser Sistem Biyolojisi Laboratuvarı’nda KANSİL uygulanan, Amerika Birleşik Devletleri Yiyecek ve İlaç Sorgulama Yöneti FDA onaylı “nCounter DX” sisteminde reelleştirilen test ile hastalardan alınan misallerin yurt dışına sevk edilmesine gerek kalmayacak. Türkiye’de yapılabilecek tahlil ile netice birkaç gün içinde alınabilecek.

ODTÜ Enformatik Enstitüsü Sağlık Bilişimi Öğretim Abonesi Prof. Dr. Rengül Atalay, Anadolu Ajansı muhabirine yaptığı söylemede, Dünya Sağlık Örgütü’nün DSÖ bilgilerine göre, kanserin, kalp-damar hastalıklarının da önüne geçerek dünyada en sık görülen ve en ölümcül hastalık olarak sınıflandırıldığını söyledi.

meme kanseri

“Kansere bağlı vefatlar 2 katına çıkacak”

DSÖ’nün, gelecek 15 senede kanser olaylarının ve kansere bağlı vefatların iki kata çıkmasının beklendiğini söylediğini aktaran Atalay, “Bilimsel araştırmalar, hastanın kendi hücrelerinin hakimiyetsiz artması ve bedene dağılması olarak belirlenen karışık ve bireye has hastalık olan kanserde, her kanserli hasta dokusunun kendine has altyapıya sahip olduğu gösterdi.” dedi.

“Türkiye’de test uygulanmaya başladı”

Atalay, her hastanın kanseri ayrı bir sistem olarak araştırıldığı takdirde o kansere has özellikler ve cılız noktaların bulunabildiğine işaret ederek, “Bu biçimde çalışıldığında, hastaya has tehlike hipotezi ve bu ölümcül hastalığa karşı daha eforlu rehabilitasyon tasarıları tanımlanabiliyor. Bu kapsamda, dünyada ve Türkiye’de testlerin geliştirilmesiyle şahsileştirilmiş tanı usulleri muayenehane alanda kullanılmaya başlandı.” bilgisini paylaştı.

Prof. Dr. Atalay, Türkiye’de yürütülen bilimsel araştırmalar kapsamında, ODTÜ’de meme kanserinde bireye has tanı projesinin yaşama geçirildiğini söyledi.

Meme kanserinin, dünyada ve Türkiye’de her 10 bayandan birini etkileyen kanser cinsi olduğuna işaret eden Atalay, şöyle konuştu:

“Uygulamaya geçen proje kapsamında, onkologlar, hastalarından aldıkları dokuları, patoloji uzmanları aracılığını bizi yolluyorlar. Biz de yaptığımız tahlil sonrasında hastanın kemoterapi lüzumunun olup olmadığını kapsayan bir rapor hazırlıyoruz. Bunu hazırlamak için hastanın 50 geninden oluşan bir oturum PAM50 araştırılıyor ve ona göre moleküler patolojik yaklaşımla ihtimal puanı hesaplanıyor. Bunun neticesinde hastanın kanserinin yineleme ve uzak metastaz ihtimaline bakıyoruz.”

meme kanseri

“Her meme kanserli kadının kemoterapi alması uygun değil”

Atalay, raporda, hastaların düşük-orta-yüksek tehlike biçiminde tanımlandığını ve düşük tehlike grubundakilerin kemoterapi almalarına gerek dinlenmediğinin bildirildiğini söyledi. Her meme kanserli kadının kemoterapi almasının uygun olmadığını aktaran Atalay, “Orta ve yüksek tehlikedekilerin kemoterapi almaları gerekiyor. Testin maliyeti ile rehabilitasyon maliyeti mukayese etildiğinde, testin maliyetinin 5 katı meblağında rehabilitasyona para tüketiliyor.” dedi.

Raporlama sonrasında onkologlar tarafından rehabilitasyon tasarılamasının yapıldığının altını çizen Atalay, şunları kaydoldu:

“Şimdiye kadar patolojiyle meme kanseri tanısı alan bayanların misalleri yurt dışına gönderilerek, rehabilitasyon programı tasarlanıyordu. Yurt dışına kullandığında netice 15-30 gün içinde alınabiliyordu ancak şimdi ise bu test ile hastadan misal geldikten sonra 3-4 gün içinde netice verebiliyoruz. Böylece, KANSİL’de uygulanan testle, hastalardan alınan patoloji misalleri, yurt dışına sevk edilmeden Türkiye’de yapılabilecek ve netice birkaç gün içinde alınabilecek.”

meme kanseri

“KANSİL dünya çapında bir kuruluş olma yolunda ilerliyor”

Projenin yürütücülerinden Yrd. Doç. Dr. Aybar Acar da yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi.

Acar, proje kapsamında, Ankara Onkoloji ve Hacettepe Üniversitesi Onkoloji, Başşehir Üniversitesi, ve Güven Sağlık Kurumularında rehabilitasyon olan 50’den fazla hastanın, kanser patoloji dokularının ur yineleme ihtimalinin “Prosigna” testiyle araştırıldığını söyledi.

Tahlil neticesinde, hastaların bir kısmında daha evvel yurt dışına sevk edilerek reelleştirilen başka bir onkotipleme testinin Oncotype DX neticelerinin, KanSiL-Prosigna neticeleriyle karşılaştırıldığını anlatan Acar, neticenin birbirleriyle meblağlı çıktığını bildirdi.

Acar, Türkiye’de bu sistemin bulunduğu tek devlet müessesesinin KANSİL olduğunu belirterek, “KANSİL, eş kanser öngörü ve takip testleri ile bu alandaki Ar-Ge faaliyetlerinde dünya çapında lider kuruluşlardan biri olma yolunda ilerlemektedir.” değerlendirmesinde bulundu.

Anadolu Ajansı

Türkiye’de antibiyotikler artık işe yaramıyor

29 Aralık 2019 Cinsel Sağlık

0 Yorumlar

Türkiye'de antibiyotikler artık işe yaramıyor

Dünya çapındaki antibiyotik araştırmasında doruğa çıktık. Dünya Sağlık Teşkilatı WHO, şimdiye dek antibiyotiklerle alakalı en geniş çalışmayı yaptı. 114 ülkenin bilgileri baz alınarak yapılan analizde antibiyotiklere karşı bakterilerin mukavemetinin çoğalmasının AIDS’ten dahi riskli “büyük bir küresel tehdit” oluşturduğu ihtarında bulundu. WHO’ya göre bu çoğalış dünyanın her bölgesinde sürüyor ve insanlık artık “antibiyotik sonrası yarıyıla” geçiş yaptı.

Antibiyotik mukavemeti çoğalacak

Başka Bir Deyişle kolay hastalıklardan vefatlar antibiyotik mukavemeti sebebiyle giderek çoğalacak. Acilen ihtiyat alınmamasının devirici neticeleri olacağını vurgulayan teşkilat, yeni antibiyotikler geliştirilmesi gerektiği ihtarında bulunuyor. İlaç firmaları ise çok fazla karlı olmadığı mazeretiyle yeni antibiyotiklerin araştırmasına yeterli kaynak ayırmıyor ve bu sebeple son senelerde piyasaya yeni ve kapsamlı bir antibiyotik çıkmadı.

Antibiyotikler işe yaramıyor

WHO’nun son raporu için zatürre, ishal ve kan yoluyla bulaşan enfeksiyonlar gibi en sık görülen hastalıklara yol açan yedi değişik bakteriyi araştırdı. Yapılan araştırmalarda bazı ülkelerde hastalıkların yarısından aşırısının rehabilitasyonunda kullanılan iki esas antibiyotiğin artık işe yaramadığı tanımlandı. Araştırmaya mevzu olan 114 ülke içinde Türkiye, bakterilerin antibiyotik mukavemetinin azami olduğu ülkeler arasında hemen hemen tüm bakteri cinslerinde ilk 3’te yer aldı. Kolay soğuk algınlığı için dahi reçetesiz antibiyotik kullanımının çok yüksek olduğu ülkemizde çıkan bu netice, alarm zilleri çalmasına neden olacak.

Türkiye için korkunç neticeler

– Türkiye’de bağırsak hastalıklarına neden olan ve paket basili olarak da öğrenilen ‘Escherichia coli’ bakterisinin faktör maddesi cephalosporin olan antibiyotiklere karşı mukavemet oranı yüzde 43.3. Türkiye dünyada bu alanda Makedonya’dan sonra ikinci. Aynı bakterinin faktör maddesi fluoroquinolone olan antibiyotiklere mukavemet oranı yüzde 46.3. Türkiye bu alanda dünya birincisi.

– Akciğerlerde rahatsızlığa neden olan Klebsiella pneumoniae bakterisinin Türkiye’de faktör maddesi cephalosporin olan antibiyotik ilaçlara mukavemet oranı yüzde 52.4. Türkiye bu alanda Sırbistan, Makedonya, Litvanya gibi ülkelerle en üst sıralarda yer alıyor.

– Sağlık Kurumu bakterisi MRSA olarak da öğrenilen staphylococcus aureus’un Methilicillin antibiyotiklerine mukavemet oranı yüzde 31.5. Bu Avrupa ülkelerine göre yüksek bir oran.

– Türkiye’de zatürre, menenjit, kulak irini ve sinüzite en çok neden olan bakteri olarak nitelendirilen Streptococcus Pneumoniae’nin rehabilitasyonunda uzun vakittir penicilin kapsayan ilaçlar kullanılamıyor. Zira WHO’nun raporuna göre bu bakterinin Türkiye’de penicilin mukavemeti yüzde 44.8.

Dikkat! El titremesini umursayın

21 Aralık 2019 Cinsel Sağlık

0 Yorumlar

Dikkat! El titremesini umursayın

Bedenin farklı bölgelerinde görülebilen titreme, bedende birbirine ters çalışan adalelerdeki kasılmalar neticeyi ortaya çıkan istemsiz hareket bozukluğudur. Titreme bedende en çok eller ve kollarda görülüyor. Fazla kafein tüketimi, stres ve bitkinliğin titremelere neden olabileceğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Nöroloji Kısmı Direktörü Prof. Dr. Yaşar Kütükçü, “Bunların dışında tiroid hastalıkları, şeker düşmesi, vitamin yetersizlikleri gibi öbür sistemik ve metabolik hastalıklar, beslenme bozuklukları, nörolojik hastalıklar ve parkinson da titremelere neden olabilir” dedi.

Bitkinlik, stres, fazla egzersiz veya nikotin titremelere neden olurken, kimi zaman da titremeler hastalık habercisi olabiliyor.Titremenin sebebinin kesinlikle incelenmesi gerektiğini söyleyen Dr. Yaşar Kütükçü, “Ancak esansiyel tremor dediğimiz ve sebebini bütün olarak öğrenmediğimiz bu titremede ise titremeye müteveccih kullanılan ve titremeyi eksiltecek ilaçlar vardır” dedi.

titreme

Beslenme bozuklukları el titremesine neden olabiliyor

Tiroid hastalıkları, şeker düşmesi, vitamin yetersizlikleri gibi sistemik ve metabolik hastalıkların da el titremelerine neden olabildiğini söyleyen Dr. Kütükçü, “Bunun dışında tremorlar başka bir nörolojik hastalığın bulguları olarak karşımıza çıkabilir. Bu sebeple kesintisiz titremesi olan hastalar çok geç kalmadan kesinlikle bir nöroloğa tetkik olmalı” dedi. Kütükçü, “Bunun dışında parkinson hastalığı, polinöropatiler, distoni, beyincik hastalıkları, beyin damar hastalıkları, travmalar, metabolik hastalıklar, beslenme bozuklukları, ilaç ve zehirli maddeler de titremelere neden olabiliyor” söylemesinde bulundu.

titreme

Yaş ilerledikçe titreme çoğalır

Esansiyel tremorun sebebinin bütün olarak belirsiz, genellikle titreme dışında başka nörolojik belirti olmayan ve cemiyette oldukça sık görülen bir titreme tipi olduğunu söyleyen Dr. Kütükçü, “Genellikle ellerde ve başta görülür. Daha az olarak da ayaklarda ve hatta konuşurken seste tremor olabilir. Görülme sıklığı oldukça fazladır ve yaş ilerledikçe görülme sıklığı çoğalır. Türkiye’de 50 yaş üstü cemiyette takribî yüzde 5 oranında görülüyor” dedi.

El titremesi rehabilitasyonu için geç kalınmamalı

Daha çok ellerin kullanılırken ve iş yaparken titremenin ortaya çıktığının altını çizen Dr. Kütükçü, “Yemek yerken, çay ve kahve içerken, yazı yazarken, bir şey taşırken ortaya çıkıyor. Kollar ve eller muhakkak pozisyonlara gelince titreme daha çok aşikarlaşabiliyor. Bu hastalığın ehemmiyetli özelliklerinden birisi de hastaların yarısından çoğunda genetik özellik olmasıdır” dedi. Başlangıçta hafif olan titremelerin seneler içinde giderek besbellileşebildiğini söyleyen Prof. Kütükçü, “Hastalar titreme sebebiyle bir özürlülük yaşamadığı sürece doktora müracaat etmiyor ancak rehabilitasyon için çok geç kalınmamalı” biçiminde konuştu.

titreme

Her titreme Parkinson değildir

İnsanların çoğunun titreme başladıktan sonra Parkinson hastalığı evhamı ile hekime müracaat ettiğini söyleyen Dr. Kütükçü, “Titreme Parkinson hastalığında ehemmiyetlidir ancak yalnızca titreme ile Parkinson hastalığı tanısı konulması olası değil. Parkinson hastalığında titremenin yanı gizeme hareketlerde yavaşlama, adalelerde sertlik, yürüme ve denge bozuklukları gibi ek bulgularla izler. Bunların dışında hareketle alakalı olmayan bir hayli belirti eşlik edebilir.Bu sebeple kesinlikle bir nöroloğun tetkik ve fikri alınmalı, gerekirse ayırıcı tanılar ve sebeplerine müteveccih muayeneler yapılmalı” söylemesinde bulundu.

Türkiye’de 3 reçeteden birinde antibiyotik yazılı

17 Aralık 2019 Cinsel Sağlık

0 Yorumlar

Türkiye'de 3 reçeteden birinde antibiyotik yazılı

Anadolu Ajansının haberine göre, Türkiye’de her üç reçeteden birinde antibiyotik yazıldığı, özellikle güneydeki şehirlerin antibiyotik kullanımında ilk sırada yer aldığı belirtildi.

Türkiye İlaç ve Tıbbi Aygıt Müesseseyi Başkanı Dr. Hakkı Gürsöz, antibiyotiklerin doğru kullanımının rehabilitasyon zaferinde çok ehemmiyetli yer yakaladığını söyledi.

2015 seneyi bilgilerine göre doktorların yazdığı reçetelerin takribî üçte birinde antibiyotik bulunduğunu bildiren Gürsöz, antibiyotik kullanım sıklığında bölgesel değişikliklerin olduğunu vurguladı. Gürsöz, şu ifadeleri kullandı:

“Aynı seneye ait bilgilerin tahlilinde güney şehirlerimizin antibiyotik kapsayan reçete oranına göre ilk sıralarda yer aldığı tespit edilmiştir. Bu şehirlerimizde takribî iki reçeteden birinde antibiyotik bulunmaktadır. Bu bilgiler ayrıntılı bir biçimde araştırıldığında antibiyotiklerin sıklıkla virüslerin faktör olduğu üst solunum enfeksiyonlarıyla ilişkili tanılarda reçetelendikleri tespit etilmiştir.

2015 seneyi bilgilerine göre, antibiyotiklere bir milyar 21 milyon 998 bin lira tüketilmiştir. Bilgiler arasına mukayese etilebilirliğin sağlandığı bir metodoloji kullanılarak yapılan bir başka tahlile göre ise Türkiye, 2011 senesinde 42,28 ünite DID ile 42 Avrupa ülkesi arasında birinci sırada yer almıştır.”

“Doktorlerin reçeteleme bilgileri değerlendiriliyor”

Sık görülen, usçu olmayan ilaç kullanımı misallerinden birinin uygunsuz antibiyotik kullanımı olduğuna işaret eden Gürsöz, “Usçu İlaç Kullanımı AİK Milli Eylem Tasarıyı 2014-2017″nin hazırlanarak uygulamaya konduğunu andırdırdı.

Gürsöz, milli seviyede hazırlanan eylem tasarısının 20 stratejik amaç ve toplamda 99 faaliyetten oluştuğunu belirterek, bu kapsamda tanıtım, eğitim, izleme ve değerlendirme, ayrıca yönetimsel tertip etme ve tasarılama faaliyetlerinin yürütüldüğünü bildirdi.

Usçu ilaç kullanımı kapsamında bilgi paylaşımının sağlanabilmesi ve farkındalığın artırılması için AİK Kampanyası hazırlandığını ifade eden Gürsöz, anaokulu ve ilköğretim programları, yaşlı bakımevleri, ceza infaz müesseseleri, silahlı güçler dahil herkesi içerecek biçimde ilaç okur yazarlığını artırma çalışmaları yapıldığını aktardı. Gürsöz, “Ayrıca, sıhhat işi eğitimlerinde ve mezuniyet sonrasında AİK eğitimleri ile tutum farklılığı oluşturulması kastedilmektedir. Şehirlerde doktor, eczacı ve öbür sıhhat çalışanlarına müteveccih eğitimler ve buluşmalar tertip edilmektedir” biçiminde konuştu.

Gürsöz, şunları kaydoldu: “Usçu ilaç kullanımı ile alakalı mevcut gidişat incelemelerinin yapılması ve doktorların reçeteleme tavırlarının izlenmesi, değerlendirilmesi ve kendilerine geri bildirim verilmesi emeliyle ‘Reçete Bilgi Sistemi’ geliştirilmiş olup, yaygınlaştırma çalışmaları yürütülmektedir ve kumpaslı olarak doktorların reçeteleme bilgileri değerlendirilmektedir. Antibiyotiklerin reçetesiz satışının yasaklanması için lüzumlu iş ve harekâtlar yapılmış olup mevzunun teftişlerle hakimiyet altına alınması sağlanmaktadır.”

1 kivi 1 kg portakala denk

15 Aralık 2019 Cinsel Sağlık

0 Yorumlar

1 kivi 1 kg portakala denk

Ordu Üniversitesi ODÜ Ziraat Fakültesi Bahçe Nebatları Kısmı Öğretim Azası Prof. Dr. Turan Karadeniz, vitamin ve mineraller doğrultusundan çok zengin olan kivinin günlük olarak harcanmasını önerdi.

Karadeniz, Türkiye’de imali her sene yaygınlaşan kivinin hasadının yapılarak satışa sunulduğunu söyledi.

Meyveler içerisinde kivinin vitamin doğrultusundan zengin olan mahsullerin başında geldiğini belirten Karadeniz, “Kivi sanki vitamin zengini bir meyve. 50-60 gramlık ufak bir kivi erişkin bir insanın günlük C vitaminini rahatlıkla karşılamaktadır” dedi.

Günlük en az bir adet kivi harcanmasını öneri eden Karadeniz, “1 adet kivi 1 kg portakala denk. Dolayısıyla harcanacak bir adet kivi günlük C vitaminimizi rahatlıkla karşılamaktadır. 7’den 70’e her yaş grubunun günde bir tane de olsa kivi harcamasında fayda var. Özellikle çocuklara kivinin bereketleri aşılanmalıdır” diye konuştu.

Bedenin C vitaminine günlük olarak gereksinim dinlediğinin altını çizen Karadeniz, “C vitaminini beden kendiliğinden üretememektedir. Kesinlikle dışarıdan alınması gerekmektedir. Bunun için C vitamini doğrultusundan zengin olan kivinin günlük harcanmasını, özellikle grip, nezle ve soğuk algınlığına karşı da sık sık kullanılmasını öneriyoruz” ifadesini kullandı.

Hepatit B için yeni ilaçlar geliştirildi

14 Aralık 2019 Cinsel Sağlık

0 Yorumlar

Hepatit B için yeni ilaçlar geliştirildi

Yurt dışında bine yakın hasta üzerinde yapılan çalışmalarda Hepatit B rehabilitasyonu için yeni ilaçlar geliştirildi.

Türkiye’de 3 milyon Hepatit B hastası var

İlaçların virüsü tamamen ortadan kaldırabileceği ifade ediliyor. Türkiye’de 3 milyon Hepatit B hastası var. Önümüzdeki 5 sene içinde kesin rehabilitasyon muhtemel olabiliyor. Karaciğere büyük hasar veren Hepatit B virüsü beden akışkanıyla geçiyor.

Hastalık bedenden tamamen atılamıyor

Virüsten aşı desteğiyle korunulabiliyor, bu sayede ilaçlarla da hasta sıhhatli bir hayat sürebiliyor. Ancak virüs, çoğu hastada bedenden tamamen atılamıyor.

Son yapılan çalışmalar ise hastalar için umut kaynağı oldu. Takribî bine yakın hasta üzerinde yapılan çalışmada Hepatit B rehabilitasyonunda ehemmiyetli evreye gelindi. Rehabilitasyonda kullanılacak yeni ilaçlarla virüsün neden olduğu bir hayli hastalığın önlenebiliyor. Kronik Hepatit ilerleyen düzeylerde siroz ve karaciğer kanserini de ortaya çıkarabiliyor.

Page 1 of 21 2