Reflüsü olanlar oruç meblağken bunlara dikkat edin

Reflüsü olanlar oruç meblağken bunlara dikkat edin

Oruç yakalanırken tam gün aç olmak mide ve bağırsak hastalıkları açısından mesele oluşturabiliyor. Sindirim sistemi hastalığı olanların özellikle de reflü, gastrit ve ülser geçirenlerin Ramazan ayında oruç yakalamaya başlamadan evvel çok dikkatli olması gerektiğini söyleyen Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Binnur Şimşek “Özellikle reflüsü olanlar çok dikkatli olmalı. Uzun süren açlık sonrasında fazla ölçüde ve hazmı efor besinler yemek neticesinde mide boşalma zamanı uzar ve midenin sindirim için ürettiği asit ölçüyü çoğalır. Gün de yoğun geçtiyse yemek sonrası uyku lüzumu olur. Tam bunların neticesinde reflü ortaya çıkması ya da reflü hastalığının şiddetlenmesi kaçınılmazdır!” diyor.

Yemek sonrası hemen uyumayın

Uzun süren açlığı takiben fazla ölçüde ve hazmı efor gıdaların süratli bir şekilde harcanması neticeyi, mide boşalma zamanı uzar ve midenin sindirim için ürettiği asit ölçüsünde çoğalış alana kazanç. Günü yoğun bir çalışma temposu içerisinde ve oruçlu geçiren ve bu biçimde yanlış beslenenlerde yemek lüzumu da kaçınılmaz olur ve yemek yer yemez uzanmak lüzumu sezerler. Tam bunların neticesinde ise reflü ortaya çıkması veya var olan reflü hastalığının şiddetlenmesi kaçınılmazdır! Bu açıdan özellikle evvelden reflü tanısı konulan hastalar Ramazan ayı başlamadan takiplerini yapan gastroenteroloji uzmanı ile görüşmeli; yeni teklifler ve ilaç rehabilitasyonları alarak uygulamaya başlamalıdır.

Reflüsü olanlar oruç meblağken nelere dikkat etmeli?

· Günlük kalori lüzumunun çok üzerinde beslenmemeli. İftar ve sahur arasında ek öğünler alınmalı, tek öğünde fazla yemekten sakınılmalıdır.

· İftar su veya çorba gibi akışkan gıdalarla açılmalı. Bunları tamamladıktan sonra 15-20 dakika beklenerek değişik gıdalara geçilmelidir.

· Yemekler iyi çiğnenerek öğütülmeli ve süratli yemekten sakınılmalıdır. Çiğneme tükrük ve mukus salgılanmasını sağlayarak yemek borusu ve midenin iç suratını döşeyen örtüyü mide asidine karşı gözetmektedir.

· İftar veya sahurda yemeği takiben hemen uyunmamalı, 2-3 saat beklenmelidir.

· Reflüyü artıran veya basitleştiren yiyeceklerden yağlı gıdalar, kızartmalar, acılı-baharatlı yemekler, fazla kahve ve demli çay, gazlı meşrubatlar, sigara, içki vb sakınılmalıdır.

· Reflü hastalığı için hekiminizin önerdiği mide asit salgılanmasını eksilten ilaçlar iftar ve sahurda alınmalıdır.

Mide ülseri veya gastriti olanlar oruç yakalayabilir mi?

Evvelden mide ülseri olanların Ramazan ayı evvelinde doktorlarına müracaat etmeleri bereketli olacaktır. Bu hastalar, geçirdikleri ülser hastalığına bağlı mide veya on iki parmak bağırsağında kalıcı bir zarar yoksa ve ülser tamamıyla iyileştiyse oruç yakalayabilirler. Ülserin yinelemesini önlemek için günde bir adet mide gözetici olarak öğrenilen ve mide asit salgısının eksiltilmesini sağlayan ilaçlar alınmaya devam edilmelidir. Ramazan ayının özellikle ikinci yarısında ülseri olan şahısların sızılarında çoğalma veya ülsere bağlı kanama veya delinme gibi istenmeyen gidişatların sıklığında çoğalış görülür. Yemekten vasati 1.5 -2 saat sonra alana gelen ve yineleyen kusma şikayeti olan şahıslarla, özellikle geceleri uykudan uyandıran, sırta yayılımı olan karın sızısı, yanma, kabarıklık, dolgunluk yakınmaları olan bireyler ülser açısından değerlendirilmelidir. Aksi takdirde ülsere bağlı kanama ve delinme gibi istenmeyen gidişatların büyüme tehlikeyi çoğalacaktır.

Akışkan tüketimini artırın

Oldukça uzun süren açlık süresi ve mevsim sebebiyle çoğalan hava sıcaklığı oruç yakalamayı güçleştirmekte ve bazı tedbirler almayı zorunlu hale getirmektedir. Beslenme açısından dikkat edilecek en ehemmiyetli noktalar ise; akışkan tüketimini çoğaldırmak, az baharatlı besinler harcamak, yoğun tuz kapsayan salamura besinler ve şarküteri mahsullerinden ve kızartmalardan sakınmak, çay ve kahve tüketimini eksiltmek, bol sebze, meyve, komposto ve yoğurt tüketilmektir.

Ramazanda kilo almamayı muvaffak olabilir miyiz?

Yaz mevsimine denk gelen Ramazan oruçlarında açlık süresi 15 saati aşmaktadır! Oruç yakalayan bireylerde yeme kumpası tamamıyla değişmekte, öğün rakamı ve sıklığının eksilmesiyle beraber, bedenimiz yeterli enerji alamadığı sinyalini alır almaz enerji tasarrufu yapmak için metabolizma süratini %30-40’lara varan oranlarda eksiltme yoluna gitmektedir. Bu korunma mekanizmasına, gereğinden fazla ve balanssız beslenme, fiziksel etkinliğin eksilmesi gibi etmenler de ilave edilince, Ramazan ayını oruçlu geçiren insanların pek çoğunda kilo alımı alana gelmektedir. Böylece kısa vakitte alana gelen fazla kilo alımı karaciğerde yağlanmaya yol açabilmektedir. Bu sebeple her zaman öneri ettiğimiz gibi sık ve az beslenmeliyiz; iftar ve sahur arasında ek bir öğün yapmak bereketli olacaktır.

Bu yiyecekler egzama reflü ve astıma yol açabilir

Bu yiyecekler egzama reflü ve astıma yol açabilir

Çocuklarda görülen yiyecek alerjilerinin yüzde 90 sebebinin inek sütü, yumurta, buğday unu, fındık, fıstık ve deniz mahsulleri olduğuna dikkat sürükleyen Alerji Uzmanı Prof. Dr. Yonca Tabak, gıda alerjisinin çocuklarda kendini en sık alerjik egzama ile gösterdiğini, gıda alerjisine bağlı kusmaların yerini, suskun reflüye vazgeçtiğini ve zamanla astıma yol açtığını belirtiyor. Gıda alerjisinin ilk ortaya çıkışının genellikle ilk üç yaşta olduğunu belirten Çocuk Sıhhati Hastalıkları ve Alerji Uzmanı Prof. Dr. Yonca Tabak, “Gıda alerjisi bazı yiyecek maddelerine karşı bedenin fazla tepki göstermesidir. Gıda alerjisi olan çocuklarda çoğunlukla ilk aylarda; yanaklarda döküntü, cilt kuruluğu gibi şikâyetler gözlemlenmektedir.” dedi.

Reflü ve astıma neden olabilir

Çocuklarda sıklıkla alerjik egzama ile kendini gösteren gıda alerjisinde, mide ve bağırsak alerjilerinin de ortaya çıktığını söyleyen Yonca Tabak, çoğu zaman ilk bir yaş grubunda fışkırır stilde kusmalar ve ishal görüldüğüne de dikkat çekti. Prof. Dr. Yonca Tabak, “Yiyecek alerjisinde kusmalar zamanla geçerken yerini suskun reflüye vazgeçmektedir. Ses kısıklığı, diş gıcırdatma, ağız kokusu, iştahsızlık bulguları ile izleyen reflü zamanla geçmeyen balgamlı öksürüklere ve astıma yol açar.” diyerek aileleri dikkatli olmaları mevzusunda uyardı.

Dilaltı aşı ile kısmen rehabilitasyonu olası

Yiyecek alerjilerinin aşı rehabilitasyonuyla kalıcı çözümünün olmadığını belirten Prof. Dr. Yonca Tabak, inek sütü, yumurta, fındık, fıstık, deniz mahsulleri ve hububatlara karşı olan alerjilerin tamamen olmasa da üç yaşına doğru geçmeye meyilli olduğuna sözlerine ilave etti. Yiyecek alerjileri geçerken yerini konut tozu akarına ya da polen gibi solunum yoluna tesir eden alerjilere vazgeçeceğine dikkat çekti. Prof. Dr.Yonca Tabak, “3 yaşına kadar geçmeyen yiyecek alerjilerine ek olarak, şayet konut tozu veya polen alerjisi ve astım büyürse bu solunum yoluna ait alerjilerin dilaltı damla aşı ile kalıcı rehabilitasyonu yapılabilir. Dilaltı aşı rehabilitasyonu özgül olarak konut tozuna veya polene verilse dahi bağışıklık sisteminin alerjik yapısını radikal düzenleme yolunda fayda sağlayacağı için yiyecek alerjilerine de kısmen fayda sağlayacaktır” dedi.

Besinlere alerji olup olmadığını kandan yapılan ve “spesifik IgE” ismi verilen bir testle basitçe ortaya çıktığının altının çizen Prof. Dr. Yonca Tabak, “Şayet testler yolu ile problem yaratan gıda kesin tanımlanırsa o besinden aralıksız ve salt bir biçimde uzak durmak gerekir. Çocukta egzama geçse dahi astım açısından, çocuk alerjisi uzmanı tarafından yakın takip çok ehemmiyetlidir” ihtarında bulundu.

Öksürüğünüz bıçak gibi kesilsin

Öksürüğünüz bıçak gibi kesilsin

Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu kronik öksürüğü olanlar için kür tasviri veriyor.

Geçmeyen kronik öksürüğünüz varsa denk oranlarda hakiki tereyağı ve bal ile hazırlanan bu kürü kesinlikle uygulamalısınız. Sabah-akşam 1 çay kaşığı dolusu harcanması gerektiğini belirten Saraçoğlu bu karışımın yutmadan ağızda bekletilmesi ve karışımın kendiliğindene eriyip gitmesi gerektiğini söyledi.

İşte kronik öksürük kürü:

Continue reading …

‘Ben’ deyip geçmeyin

'Ben' deyip geçmeyin

Yaz iyiden iyiye suratını gösterdi. Tatil tasarıları çoktan yapıldı dahi. Ancak tatile ve yaz mevsimine gölge düşürmemek için daha şuurlu olunmalı ve güneşin cildimize vereceği hasarlara karşı daha dikkatli olunmalı. Cilt kirlerinin özellikle yazın çoğalış gösterdiğini söyleyen Cildiye Uzmanı Prof. Dr. Gonca Gökdemir “Cilt üzerinde mevcut bir benin gelişmesi, kanaması, renk değiştirmesi veya üzerinde kanayan yaralar olması kanserleşme lehine belirtilerdir. En ehemmiyetli nokta erken teşhistir. Erken düzeyde tutulan melanomda urun olduğu alanın cerrahi olarak çıkarılması yeterlidir” diyor.

Ciltteki benlerin yaradılış sebepleri

Benler cilde renk veren hücrelerin cilt altında bayağıdan değişik biçimde yerleşmesi ile oluşur. Ben yaradılışına neden olan en ehemmiyetli etmen ailesel geçiştir. Sarih derili ve mavi-yeşil gözlü olanlar, sarı-kızıl saçlı olanlar, çillenme meyli olanlar, güneşte basit yanabilen cilt tiplerinde benler daha fazla görülür.

3 ben tipi vardır

Doğuştan mevcut olan benler: Kahverengi kirler biçiminde başlayabilir, zamanla kirlerin üzerinde şişkinlikler görülür. Üzerinde kalın kıllar bulunabilir. Ebatları yaşla beraber çoğalabilir. Doğuştan benlerin kanser gelişim tehlikeyi fazladır.

Sonradan ortaya çıkan benler: Değişik renk ve biçimlerde görülebilir. Genellikle sarih ya da koyu kahverengi tonlarında, ciltle aynı yüzeyde ya da şişkindir. Koyu derililerde benler daha koyu renklidir.

Atipik / displastik benler: Genellikle kenarları kumpassız olan, sarih-koyu kahverengilerin bir arada bulunduğu benlerdir. Kanser oluşturma tehlikeyi vardır.

Benler ne zaman risk oluşturur

· Renk yapısında farklılık; sarih renkli bir bende koyulaşma, kırmızı-siyah renk farklılığı olması

· Benin ebadında sihrime, kenarlarının kumpassızlığı

· Benin üzerinde kaşınma

· Benlerin üzerine kanamaların görülmesi, yaraların açılması gibi gidişatlarda mevcut ben zaman kaybetmeden alınmalıdır.

Benler iki sebeple aldırılabilir

Benlerini aldırmak riskli değildir. Ancak operasyon evveli benlerin bir dermatolog tarafından araştırılması gerekir ve benler iki sebeple aldırılabilir.

· Kozmetik açıdan makûs bir görünüm varsa ve şahsı rahatsız ediyorsa.

· Kanserleşme tehlikeyi olan benler mevcutsa.

Tehlikeli olan benlerde kanserleşme oranı sıradana göre 27 kat daha fazla olduğu için benin tamamı alınmalıdır. Tehlikeli benler alındıktan sonra tahlil için kesinlikle laboratuvara sevk edilmelidir.

Benlerin takibi nasıl yapılır

Ciltteki kirlerin gerçekten ben olup olmadığı cildiye tetkiki ile tanımlanır. Benlerin, kansere dönüşme tehlikeyi olan ben olup olmadığı ayırt edilmelidir. Bu ayrım için özel bir tetkik metodu olan dermoskopi kullanılır. Bu usulle benler muhakkak geliştirme sistemleri ile fotoğraflanır, kanser tehlikesini tanımlamak için puanlama sistemi uygulanır. Tüm bilgiler hasta dosyasında depolanır. Benin tehlike vaziyetine göre 6-12 ayda bir aynı operasyon yinelenir. Bu tetkikten sonra yüksek tehlikeli olan benlerin alınması gerekebilir.

Melanoma Cilt kanserine dikkat

Cilt üzerinde mevcut bir benin gelişmesi, kanaması, renk değiştirmesi veya üzerinde kanayan yaralar olması kanserleşme lehine belirtilerdir. Sağlam tenden orijin alan melanomda evvel tende kahverengi yama biçiminde kirler biçiminde başlayabilir. Bu düzeyde tanı mevzulamazsa kirin rengi giderek koyulaşır ve kalınlaşır. İleri aşamalarda tenden şişkin, kanamalı, kırmızı-siyah renklerin bulunduğu yaralar biçimini alabilir.

Rehabilitasyonunda en ehemmiyetli nokta erken teşhis

Erken düzeyde tutulan melanomda urun olduğu alanın cerrahi olarak çıkarılması yeterlidir. İleri aşamalarda bedende başka uzuvlara dağılabilir. Evvel kanserin bulunduğu alandaki lenf bezlerini tesirler. Sonra sırasıyla akciğer, kemikler, karaciğer, beyin gibi uzuvları etkileyebilir. Bu düzeyde cerrahi müdahale ile beraber kemoterapi yapılması zorunludur. Tehlikeli grupta bulunanların kesinlikle emin aralıklarla cildiye tetkiki olması gerekir.

Kasık sızısı neden olur

23 Aralık 2019 Cinsel Sağlık

0 Yorumlar

Kasık sızısı neden olur

Sıhhatli hayat, egzersiz ve sporun ehemmiyeti her geçen gün vurgulandıkça spor salonlarına ve spor aletlerine olan alaka da o kadar çoğalıyor. Doğru yapılan sporla bedeninizde şahaneler yaratırken, yanlış ya da hakimiyetsiz yapılan spor ise ciddi yaralanmalara neden oluyor.

Koşma, futbol, yüzme, binicilik, jimnastik gibi sporlarda en çok kullanılan adaleler bacak içi adale grubudur. Tekerrürlü hareketler ve zorlayıcı stresler bacak içinde, kasığa yakın adalelerin ve özellikle tendonların yaralanmasına neden olur. ‘Adduktor tendinit’ öbür ismiyle ‘kasık sızısı’ fazla spor veya hakimiyetsiz hareketler neticeyi oluşan bir yaralanmadır.

Sabahları kasık bölgesindeki katılık ve sızı, etkinlik başlangıcında kasıkta oluşan sızı en tipik belirtilerdir. Yürüyüş sırasında kasıkta sürükleme ve zorlanma hissi, hatta yürüyüşe mani olabilen aşikar ve batıcı sızılar olabilir. Aynı zamanda yaralanan tendona değildiğinde hassasiyet vardır.

Peki, kasık sızısı neden oluşur? Okan Üniversitesi Fizik Rehabilitasyon ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Yrd. Doç. Dr. Gamze Şenbursa, kasık sızısının sebepleri ve rehabilitasyon usulleri hakkında ehemmiyetli bilgiler verdi.

Zorlama ve fazla kullanma neticeyi büyür

“Kasık bölgesindeki sızı yalnızca ortopedik bir yaralanma olarak düşünülmemelidir. Kesinlikle alakalı kısımlarda tetkik olunması gerekmektedir. Öbür hastalıklar elendikten sonra yapılan ortopedik tetkik patolojinin teşhis edilmesini basitleştirir.

Kasık bölgesindeki sızı ve yaralanma en sık zorlama ve fazla kullanma neticeyi büyür. Yeterince germe ve ısınma yapılmaması, hakimiyetsiz yapılan germe ve güçlendirme egzersizleri tendonun fazla yüklenmesine, netice olarak iltihabi bir tepkin sarihe çıkarmasına neden olur.

Bağdaş kuramayanlar

Bazı bireylerde bacak içi adaleleri kısadır. Bu adale grubu kısa olan bireyler sıklıkla bağdaş kuramamaktan ve yere oturamamaktan şikâyet ederler. Fizyolojik olarak kısa olan adalelerin dolaşımı ve beslenmesi muntazam değildir ve yeterli güce sahip değildir. Bu da adaleleri yaralanmaya sarih hale getirir.

Bacağınızdaki kısalık 1 cm’den fazlaysa

Sağ ve sol bacaklar arasındaki uzunluk farkı ise sıklıkla gözden kaçırılan ve kasık sızısına yol açan bir öbür etmendir. İnsan bedeni bacaklar arasındaki uzunluk farkını 1 cm’ye kadar rastgele bir problem ortaya çıkmadan tolere edebilir. Ancak patolojik vaziyetlerde ve 1 cm’den fazla olan fark da kalça ve bacak etrafı adalelerdeki yük dağılımı balansı bozulur. Tendonlara fazla yük biner.

Dinlenmelisiniz

Kasık sızısı rehabilitasyonunda ise en ehemmiyetli unsur dinlenmektir. Yaralanma mekanizmasının fazla kullanım ve zorlanmaya bağlı olduğu göz önünde bulundurulduğunda tendonu ve adaleyi gözetmek, dinlendirmek önceliklidir. Dinlenmeyle beraber hemen buz uygulamasına başlanmalıdır. Gün içinde 2 saatte bir 20 dakika yapılan buz tendondaki şişliğin ve inflamasyonun cerahatin eksilmesini sağlar.

Manuel terapi uygulayın

Manuel Terapi uygulamaları ile gergin ve yapışkan adale lifleri birbirini ufalar. Tendondaki inflamasyon ise friksiyon ismi verilen özel bir teknikle dağıtılır. Ödemin ve inflamasyonun eksilmesi, manuel terapi ile dolaşım çoğalması iyileşme sürecini süratlendirir. Rehabilitasyona başladıktan birkaç gün sonra sızısız bütün hareket sağlanır. Egzersizlerle desteklenen rehabilitasyon programı ile birkaç hafta içinde iyileşme sağlanır.”

Hemoroidi önleyen ve tetikleyen gıdalar

22 Aralık 2019 Cinsel Sağlık

0 Yorumlar

Hemoroidi önleyen ve tetikleyen gıdalar

Çağımızın kumpassız beslenme alışkanlıklarının doğurduğu hemoroid ulus arasında öğrenilen ismiyle hemoroit, en sık görülen hastalıkların başında geliyor. Prof. Dr. Ziya Mocan “Mevzu hemoroit olunca kabahatli kumpassız beslenmedir” diyor.

Prof. Dr. Mocan yaşamı zehir eden hemoroide karşı şu ihtarlarda bulunuyor:

– Brokoli, enginar, kereviz, pırasa, ıspanak ve bezelye posa vazgeçerek hemoroidin yarattığı kasvetlerin eksiltir. Ancak fazla harcanması gaz yakınmalarına neden olabilir.

– Kabızlık hemoroidi tetikler. Yeterli ölçüde posalı yiyeceklerin harcanmaması kabızlığa neden olur. Bu sebeple sebze-meyve ağırlıklı beslenin, bütün hububatlı gıdalar harcamaya itina gösterin.

– Kesinlikle günde 2-2.5 litre su için.

– Kepek, buğday, yulaf veya çavdar ekmeği yiyin.

– Haftada 1-2 defa kuru baklagiller harcayın.

– Acı biber ya da baharatlar, makat ağzındaki yanma hissini artırır.

– Kafeinli meşrubatlar kaşıntı yaparak rahatsız verir.

– Pilav, kırmızı et ve kuru yemeklerden uzak durun. Kuru yemekler tahrişe ve acıya neden olur.

– Elmadan da kaçınmalısınız. Zira elma hemoroidi tahriş edebilir.

– Portakal, incir, kiraz, marul, mercimek, soğan, üzüm, içki, sigara, beyaz ekmek, sarı kantaron, peygamber çiçeği yenmemeli. Bu besinler hemoroit yakınmalarını artırır, iyileşme sürecini yavaşlatır.

Hemoroide karşı bunları yiyin

Gebelikte hemoroit görülme sıklığı neden çoğalır

Spor hemoroitten gözetiyor

Saç dökülmesi ve boyunda şişliğe dikkat

Saç dökülmesi ve boyunda şişliğe dikkat

Kalp sıhhati, beyin işlevleri, kemik döngüsü ve adale sistemi dahil olmak üzere her uzvun işlevini etkileyen tiroid hormonlarının kumpaslı çalışması hayati ehemmiyete sahiptir. Tiroid hormonuna bağlı hastalıkların bir hayliyi, bulgularının başka rahatsızlıklarla karıştırılması nedeniyle gözden kaçmakta ve rehabilitasyonda geç kalınmaktadır.

Memorial Ankara Sağlık Kurumu Endokrinoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Sibel Ertek, “24-31 Mayıs Dünya Tiroit Farkındalık Haftası”nda tiroid hastalıkları hakkında bilgi verdi.

İyot beceriksizliği tiroid rahatsızlıklarına neden oluyor

Tiroid bezi boynun ön kısmında bulunan ve tiroid hormonlarını salgılayan bir iç salgı bezidir. Tiroid hormonları gıdalar ve suyla aldığımız iyot kullanılarak salgılanmaktadır. Bu sebeple ülkemizde özellikle iyot yetersizliğinin fazla olduğu bölgelerde tiroid hastalıkları ve guatr daha fazla görülmektedir.

Ailesinde tiroid hastalığı hikayesi olanlar tehlike altında

Tiroid bezi, görünümü klasik olsa da çalışması klasik seviyede olmadığı zaman bedendeki öbür uzuvları etkileyen başka hastalıklara neden olabilmektedir. Tiroidin çok çalışması olarak öğrenilen ”hipertiroidi” ve az çalışması olarak belirlenen ”hipotiroidi” rahatsızlıklarının endokrinoloji tetkiki ve kolay kan muayeneleri ile anlaşılması son derece basittir.

Tiroid bezinin gelişmesi ise guatr hastalığına yol açmaktadır. Guatr, “nodül” denilen yumruları kapsayabilmektedir. Nodülün tespit edilmesi gidişatında, ultrasonografi ile değerlendirilip yapısının ve ebatlarının tanımlanması gerekmektedir. Özellikle ailesinde tiroid kanseri hikayesi olanlarda, ışınıma maruz kalmış şahıslarda ve ayrıca nodülün büyük olduğu veya kuşkulu özellikler gösterdiği gidişatlarda bu yumruların kanser hücreleri kapsayıp kapsamadığı kesinlikle incelenmelidir.

Tiroid kanserinde erken tanı için

Tiroid kanserleri, erken yarıyılda tutulduklarında kemoterapi ve radyoterapiye gerek kalmadan rehabilitasyon edilebilen hastalıklardır. Tiroid nodüllerinin kanser tehlikesini tanımlamada ultrason eşliğinde kullanılan ”tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisi” usulü, hastalığın tanısının konulmasını ve operasyona gerek kalmadan rehabilitasyon edilmesini sağlamaktadır. Bu sebeple özellikle ülkemiz gibi tiroid hastalıklarının yaygın olduğu bölgelerde tiroid tetkik ve taramaların yapılması hayati ehemmiyet taşımaktadır.

Bulguları başka hastalıklarla karıştırmayın

Hem dünyada hem de ülkemizde sıklıkla görülen tiroid hastalıkları doğru tanı ve uygun rehabilitasyon usulleri sayesinde önlenebilir rahatsızlıklardır. Tiroid hormonlarına bağlı rahatsızlıkların bulguları stres veya bunalım gibi başka rahatsızlıkların bulgularıyla karıştırılarak göz arkasını edilebilmektedir.

Tiroid hastalıklarında sıklıkla görülen bulgular; boyunda şişlik veya ele gelen yumru, halsizlik, bitkinlik, konsantrasyon eforluğu, kabızlık, ciltte kuruluk, barbarlaşma, turuncuya yanaşan renk farklılıkları ve çoğalan saç dökülmesidir. Bunların yanı gizeme tiroidin az çalıştığı hipotiroidi gidişatında seri üşüme ve soğuğa tahammülsüzlük, tiroidin çok çalıştığı hipertiroidi rahatsızlığında ise fazla terleme ve sıcağa tahammülsüzlük bulguları ortaya çıkmaktadır. Bu hastalıkların en yaygın bulgularından bir değişiği ise göz çıkıklığıdır. Bu bulguların bir veya birden aşırısının kendisinde olduğunu düşünen şahıslar, tetkik ve muayeneler için endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları uzmanına müracaat etmelidir.