Fazla cılızlık ve fazla kiloluluk meseleyi

Fazla cılızlık ve fazla kiloluluk meseleyi

Görünürde bir hastalığı olmayan, fazla kilolu insanların, check-up taramalarında, başta karaciğer yağlanması, kan yağlarında yükselme, şeker metabolizma yanılgıları gibi sinsi hastalıklar başlamış olabiliyor. Kilo derecesi çoğaldıkça bu hastalıkların görülme sıklığı ve şiddeti de çoğalıyor.

Yağ oranının fazla olması kansere neden olabiliyor

Yağ hücresi insan bedeni için tıpkı akciğerler, kalp ve beyin gibi çok ehemmiyetli bir uzuvdur. Bedende özellikle Vitamin A, D, E, K’nın ambar yeridir. Beden ısısını sağlar, dışarıdan gelen darbeleri sürükler kemik kırılmalarını önler. Bazı hormonların birleşim yeridir. O sebeple bir insanın bedeninde sıfır yağ olması sıhhatli hayatla bağdaşmaz. Yağ dokusu kesinlikle bedende olmalıdır. Fakat bu oran bayanlarda beden ağırlığının %30’undan erkeklerde %25’inden fazla olursa başta kalp damar hastalıkları, şeker hastalığı, eklem hastalıkları ve bir hayli kanser cinsine neden olabiliyor.

Son yapılan bazı araştırma neticelerine göre

Metabolik hastalığı olan orta derecede kilo aşırılığı olanların, cılız metabolik hastalığı olanlara göre daha uzun yaşadığı gösterilmiş. Bu gidişatı hemen kabullenmeden evvel bazı noktaların daha iyi denetlenmesi gerekmektedir.

Bir Hayli doktor kilo aşırılığı olan hastasına guideline’lar bilgisinde, cılızlara göre, daha sıkı rehabilitasyon rejimleri uygulamakta. Aynı zamanda kilo aşırılığı olanları daha yakından ve daha sıkı takip etkenin de bu mevzuda rolü olabilir.

Başka Bir Deyişle hekim hakimiyetinin ve verilen rehabilitasyonların daha sıkı ve yakından takip ediliyor olması da burada ömür uzatıcı tesiri olabileceğini düşündürüyor. Aynı zamanda her ne kadar bir hayli metabolik hastalık makûs hayat stili ve kilo ile iletişimli olsa da bazı vaziyetlerde cılızların bu hastalıklara tutulmasının sebebi taşıdığı bir genden dolayı da olabiliyor. Bu gensel geçiş birliktesiki hastalık durumunu daha makûs istikamette etkileyebiliyor.

Bununla beraber metabolik hastalığı olan ve cılız diye belirlenen grubun metabolik obezitesinin olup olmadığının da iyi sarihe çıkarılması gerekiyor. İnsanların iç uzuvlarındaki yağlanma çok ciddi bir meseledir.

Metabolik obezite grubu

Metabolik obezite denilen grup, standart beden-kitle ölçümlerine göre olağan kabul edilen ancak makûs beslenen ve spor yapmayan gruptur. Bu vaziyette hafif kilolu ve egzersiz yapan birinin, cılız ama egzersiz yapmayanlara göre metabolik hakimiyeti daha iyi olabiliyor. Egzersiz eşlik eden hastalık progresyonunu da önleyebiliyor.

Gerçekten çok kapsamlı olan bu araştırmanın en can akdikeni noktasının daha iyi vurgulanması gerekiyor. Hafif fazla kilolular %6 daha uzun yaşarken, morbid obezler başka bir deyişle ciddi kilo problemi olanlar %29 daha kısa yaşıyor. Neticede hakikatinde bildiğimiz ve kabullendiğimiz bir reeli bir kere daha görüyoruz; çok cılızlık da çok kiloluluk da hasar; doğrusu orta karar.

Vitamin haplarının bir hasarı çıktı

Vitamin haplarının bir hasarı çıktı

Maraton, bisiklet, kayak gibi dayanıklılık gerektiren sporlarla uğraşanların fazla C ve E vitaminlerinden sakınması gerektiği ortaya çıktı.

Norveçli bilim adamları, 54 atletten 11 hafta süresince, haftada 3-4 kere idman yapmasını istedi. Katılımcılara kumpaslı olarak C, E vitaminleri ve plasebo verildi. Araştırmaya imza atanlardan Dr. Goran Paulsen, günde 1000 miligram C ve 235 miligram E vitamini alanların dayanıklılık kapasitesinin eksildiğini belirtti.

Dayanıklılık kapasitesini eksiltiyor

Bilim adamları, vitamin desteğinin bedenin gereksinimi olan enerjiyi üretmek için faydalandığı mitokondri denilen suratlarca ufak “enerji santralinin” faaliyetini değiştirdiğini, dolayısıyla dayanıklılık kapasitesinin eksildiğini vurguladı. Paulsen, C ve E vitamini dayanaklarının dikkatli ve hekim önerisiyle alınması gerektiğini belirtti. Araştırmanın neticeleri “The Journal of Physiology” mecmuasında yayımlandı.

Fıtık operasyonu denge bozuyor

Fıtık operasyonu denge bozuyor

Omurga kemikleri arasında bulunan dokuların beden mekanizmasında hayati bir misyona sahip olduklarını söyleyen Proloterapi, Anestezi ve Reanimasyon Uzman Dr. İlker Solmaz, ‘Bel sızısı sürükleyen hastalara hemen operasyon çözümü sunuluyor. Oysa bu dokunun alınması bedenin hatasız balansına ciddi hasarlar veriyor. Belden diskin çıkarılması sızıyı bir vakitliğine eksiltse de senelerce geçmeyecek kronik sızılara ve yeni fıtık yaradılışlarına neden oluyor. Hastalarımızda bu gidişatın bir hayli misalleriyle karşılaşıyoruz. Bu sebeple operasyon en son derman olmalıdır’ diyor.

İnşaat sütunundan tuğla sürüklemek gibi

Omurganın bedeni taşıyan bir sütun misyonu gördüğünü belirten Dr. İlker Solmaz, beldeki fıtığın alınmasının disklerin işleyişini bozarak domino taşı tesiri yarattığını, zamanla değişik bölgelerde de meselelerin çıkmasına neden olduğunu söylüyor.

‘Omurgayı bir arada yakalayan bağların zayıflaması ile omurgaya olan bası çoğalmaya başlar. Sızının nedeni bu baskıdır. Baskı neticesinde omurga arasındaki disk ismini verdiğimiz doku zamanla dışarı doğru kaymaya başlar ve fıtık oluşur’ söylemesini yapan Solmaz, ‘Bel fıtığına neden olan omurgadan dışarı doğru kayan fıtığın operasyon ile alınması demek, bir inşaatı ayakta yakalayan sütundan tuğlanın çıkartılmasına eş. Sütunun ehemmiyetli bir bitirici olan tuğlanın çıkartılması ile zaman içinde tüm yapının bozulmasına taban hazırlanmış olur. Bu noktada fıtığa neden olan bağları kuvvetlendirmek ve kıkırdak yapıyı eksi haline getirmek Proloterapi uygulaması ile olası’ diyor.

Bel fıtığına neden olan doku nasıl onarılıyor

Bedenin tamir sistemini uyararak sızılı, cılız ve işlevini kaybetmiş bölgenin tekerrür daha önceki haline dönmesini sağlayan natürel bir rehabilitasyon tekniği olan proloterapiyi Türkiye’de ilk kere uygulayan Solmaz, bu usul sayesinde bel fıtığına neden olan diske baskı yapan zayıflamış bağları nasıl güçlendirdiklerini şöyle söylüyor: ‘Bir enjeksiyon usulü olan proloterapi uygulamasında bel fıtığına neden olan zararlı doku üzerine, şekerli su karışımının bulunduğu özel bir solüsyon enjekte ediyoruz. Solüsyon sonrası sızıya neden olan zararlı dokuda palavracı mikrop yaradılışı asıllaşıyor. Beden, bu palavracı mikrobu yok etmeye çalışırken aynı zamanda dokunun onarılmasını ve yenilenmesi için süratle iyileştirici hücrelerin çoğalışını sağlıyor. Böylece mikrop yok edilirken zararlı doku da rehabilitasyon edilmiş oluyor.’

Bel sızılarında erken teşhisin hayati ehemmiyet taşıdığını vurgulayan Uzm. Dr. İlker Solmaz ‘Fıtık başlangıç safhasında tespit edilirse omurgaya baskı yapan bağların ve kayan kıkırdak dokunun rehabilitasyonu daha süratli asıllaşıyor. Operasyona gerek kalmadan meseleyi organik olarak çözüyoruz’ dedi.

Tedirgin bacaklara dikkat

Tedirgin bacaklara dikkat

‘Tedirgin bacak belirtiyi’ olarak öğrenilen hastalığın bulgularının şeker hastalığı, damar hastalığı, romatizma ve tümor gibi rahatsızlıklarla eş özellikler taşıdığını ifade eden Sarsu, “Bacak sızıları pek çok hastalıkta olabilir. Bu bel fıtığı olabilir, damar olabilir, romatizma olabilir, ur olabilir. Burada hastalıklar birbirine karışır; iç içe geçer. Tedirgin bacak belirtisinde hastada sızıdan ziyade bacaklarında gıdıklanma olabiliyor. ‘Bir anlaşma var; karıncalar dolaşıyor’ diye başlar ama aynı şikayetler, tabi şeker hastalığında, damar hastalığında da olur” dedi.

İHA’nın haberine göre, tedirgin bacak belirtisinin nasıl ayırt edilebileceği hakkında ipuçları veren Sarsu, hastalığın en ayırt edici özelliğin hastanın hareket halindeyken değil de istirahat halindeyken rahatsız olması olduğunu belirtti. Sarsu, “Burada bizim ayırıcı tanımız sızının istirahatte olması. Sızı hareket ettiğinde yada dolaşırken olmaz. İstirahat halinde olur. Hasta gece uyurken şiddetli sızı olur. Oturduğu zaman olur. Akşam televizyon izlemeye başladığında mesela, ‘bacaklarımda sızı oluyor’ diye şikayet eder. Tabi ayırıcı tanıda kesinlikle B vitaminine bakmak gerekli, demir noksanlığına bakmak gerekli, şeker hastalığına bakmak gerekli” söylemesinde bulundu.

Hamilelerde sık görülüyor

Tedirgin bacak belirtisinin hamilelerde daha sık görüldüğünü kaydolan Sarsu, hastalığın irsi olarak da görülebildiğini söyledi. Hastalığın insan hayatına negatif tesirlerine de değinen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Ali Nam Sarsu, “Hamilelerde sık görülebilir. Bir de irsi geçişi vardır. Ailede varsa hastada daha çok olur. Genelde romatizmayla birlikte eşlik edebilir. Hastalar uykuya dalmakta, böyle rahat bir uyku yatmakta kasvet sürüklerler” biçiminde konuştu.

Hastalığın tespiti ve sonrasında uygulanan rehabilitasyon usullerini de anlatan Sarsu, “Rehabilitasyonda; şayet vitamin noksanlığı ya da anemi varsa evvel onları düzenlemek gerekir.Yoksa ona göre ilaç rehabilitasyonu ile birlikte şikayetle geçer. Tabi fizik rehabilitasyonun şayet geçmezse daha ağır ilaçlarımız var. Böyle bir şikayette kafadan hareket etmemek gerekli. Kesinlikle bir doktora başvuru ederek uygun rehabilitasyonunu yaptırması gerekli. Zati bacak sızısı ehemmiyetli bir şeydir. Hiç bakımsızlık etmeden hastanın geçmeyen bacak sızısı varsa ne olursa olsun direk doktora başvuru etmesi gerekli. Orada lüzumlu araştırmalar yapılır. Evvel ne olduğu bulunur ve ona göre rehabilitasyon edilir” ifadelerini kullandı.

Bağışıklık sisteminizi eforlu tutun

Bağışıklık sisteminizi eforlu tutun

Hangi mevsimde olursanız olun, bağışıklık sisteminizi eforlu yakalamaya çalışın. Çünkü en küçük bir zafiyet, usunuza gelmeyecek büyük meselelere yol açabilir. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirmenin yollarından biri de gıdalar.

İşte sizi eforlu yakalayacak besinler:

HABERİN DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ

Reflüsü olanlar oruç meblağken bunlara dikkat edin

Reflüsü olanlar oruç meblağken bunlara dikkat edin

Oruç yakalanırken tam gün aç olmak mide ve bağırsak hastalıkları açısından mesele oluşturabiliyor. Sindirim sistemi hastalığı olanların özellikle de reflü, gastrit ve ülser geçirenlerin Ramazan ayında oruç yakalamaya başlamadan evvel çok dikkatli olması gerektiğini söyleyen Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Binnur Şimşek “Özellikle reflüsü olanlar çok dikkatli olmalı. Uzun süren açlık sonrasında fazla ölçüde ve hazmı efor besinler yemek neticesinde mide boşalma zamanı uzar ve midenin sindirim için ürettiği asit ölçüyü çoğalır. Gün de yoğun geçtiyse yemek sonrası uyku lüzumu olur. Tam bunların neticesinde reflü ortaya çıkması ya da reflü hastalığının şiddetlenmesi kaçınılmazdır!” diyor.

Yemek sonrası hemen uyumayın

Uzun süren açlığı takiben fazla ölçüde ve hazmı efor gıdaların süratli bir şekilde harcanması neticeyi, mide boşalma zamanı uzar ve midenin sindirim için ürettiği asit ölçüsünde çoğalış alana kazanç. Günü yoğun bir çalışma temposu içerisinde ve oruçlu geçiren ve bu biçimde yanlış beslenenlerde yemek lüzumu da kaçınılmaz olur ve yemek yer yemez uzanmak lüzumu sezerler. Tam bunların neticesinde ise reflü ortaya çıkması veya var olan reflü hastalığının şiddetlenmesi kaçınılmazdır! Bu açıdan özellikle evvelden reflü tanısı konulan hastalar Ramazan ayı başlamadan takiplerini yapan gastroenteroloji uzmanı ile görüşmeli; yeni teklifler ve ilaç rehabilitasyonları alarak uygulamaya başlamalıdır.

Reflüsü olanlar oruç meblağken nelere dikkat etmeli?

· Günlük kalori lüzumunun çok üzerinde beslenmemeli. İftar ve sahur arasında ek öğünler alınmalı, tek öğünde fazla yemekten sakınılmalıdır.

· İftar su veya çorba gibi akışkan gıdalarla açılmalı. Bunları tamamladıktan sonra 15-20 dakika beklenerek değişik gıdalara geçilmelidir.

· Yemekler iyi çiğnenerek öğütülmeli ve süratli yemekten sakınılmalıdır. Çiğneme tükrük ve mukus salgılanmasını sağlayarak yemek borusu ve midenin iç suratını döşeyen örtüyü mide asidine karşı gözetmektedir.

· İftar veya sahurda yemeği takiben hemen uyunmamalı, 2-3 saat beklenmelidir.

· Reflüyü artıran veya basitleştiren yiyeceklerden yağlı gıdalar, kızartmalar, acılı-baharatlı yemekler, fazla kahve ve demli çay, gazlı meşrubatlar, sigara, içki vb sakınılmalıdır.

· Reflü hastalığı için hekiminizin önerdiği mide asit salgılanmasını eksilten ilaçlar iftar ve sahurda alınmalıdır.

Mide ülseri veya gastriti olanlar oruç yakalayabilir mi?

Evvelden mide ülseri olanların Ramazan ayı evvelinde doktorlarına müracaat etmeleri bereketli olacaktır. Bu hastalar, geçirdikleri ülser hastalığına bağlı mide veya on iki parmak bağırsağında kalıcı bir zarar yoksa ve ülser tamamıyla iyileştiyse oruç yakalayabilirler. Ülserin yinelemesini önlemek için günde bir adet mide gözetici olarak öğrenilen ve mide asit salgısının eksiltilmesini sağlayan ilaçlar alınmaya devam edilmelidir. Ramazan ayının özellikle ikinci yarısında ülseri olan şahısların sızılarında çoğalma veya ülsere bağlı kanama veya delinme gibi istenmeyen gidişatların sıklığında çoğalış görülür. Yemekten vasati 1.5 -2 saat sonra alana gelen ve yineleyen kusma şikayeti olan şahıslarla, özellikle geceleri uykudan uyandıran, sırta yayılımı olan karın sızısı, yanma, kabarıklık, dolgunluk yakınmaları olan bireyler ülser açısından değerlendirilmelidir. Aksi takdirde ülsere bağlı kanama ve delinme gibi istenmeyen gidişatların büyüme tehlikeyi çoğalacaktır.

Akışkan tüketimini artırın

Oldukça uzun süren açlık süresi ve mevsim sebebiyle çoğalan hava sıcaklığı oruç yakalamayı güçleştirmekte ve bazı tedbirler almayı zorunlu hale getirmektedir. Beslenme açısından dikkat edilecek en ehemmiyetli noktalar ise; akışkan tüketimini çoğaldırmak, az baharatlı besinler harcamak, yoğun tuz kapsayan salamura besinler ve şarküteri mahsullerinden ve kızartmalardan sakınmak, çay ve kahve tüketimini eksiltmek, bol sebze, meyve, komposto ve yoğurt tüketilmektir.

Ramazanda kilo almamayı muvaffak olabilir miyiz?

Yaz mevsimine denk gelen Ramazan oruçlarında açlık süresi 15 saati aşmaktadır! Oruç yakalayan bireylerde yeme kumpası tamamıyla değişmekte, öğün rakamı ve sıklığının eksilmesiyle beraber, bedenimiz yeterli enerji alamadığı sinyalini alır almaz enerji tasarrufu yapmak için metabolizma süratini %30-40’lara varan oranlarda eksiltme yoluna gitmektedir. Bu korunma mekanizmasına, gereğinden fazla ve balanssız beslenme, fiziksel etkinliğin eksilmesi gibi etmenler de ilave edilince, Ramazan ayını oruçlu geçiren insanların pek çoğunda kilo alımı alana gelmektedir. Böylece kısa vakitte alana gelen fazla kilo alımı karaciğerde yağlanmaya yol açabilmektedir. Bu sebeple her zaman öneri ettiğimiz gibi sık ve az beslenmeliyiz; iftar ve sahur arasında ek bir öğün yapmak bereketli olacaktır.

Anneanne sen neden kırış kırışsın

Anneanne sen neden kırış kırışsın

Estetik Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Bülent Cihantimur özellikle son iki senede kendisine estetik mevzusunda müracaat etenler üzerinde yaptığı bir tahlili paylaştı. Türkiye’de estetik olmak isteyen emin bir yaş üstünün, özellikle çocukları ya da torunları istediği ve onlara kendilerini hoşlandırmak için bıçak altına uyuduğu bildirilerek, ebeveynlerin, büyük anne ve büyük babaların, kendi isteklerinden çok, çocuklarının alkışını kazanmak için çözümü estetik olmakta bulduğu belirtti.

Estetik Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Bülent Cihantimur’a göre Türkiye’de estetik olmak isteyen yüzde 10-20 oranında emin bir yaş üstü, özellikle çocukları ya da torunları istediği ve onlara kendilerini hoşlandırmak için bıçak altına uyuyor. Bu şahıslar, çocukları ya da torunlarının ‘baba niçin saçın yok’, ‘anne burnun niçin böyle’, ‘anneanne sen neden kırış kırışsın’ gibi sualleri üzerine bize geliyorlar. Ebeveynler, büyük anne ve büyük babalar, kendi isteklerinden çok, çocuklarının alkışını kazanmak için çözümü estetik olmakta buluyorlar.

Akciğer kanseri maden emekçilerini tehdit ediyor

Akciğer kanseri maden emekçilerini tehdit ediyor

Türk Akciğer Kanseri Derneği Başkanı Doç. Dr. Ufuk Yılmaz, maden emekçileri ile ayrıca boya ve kimya sanayilerinde mesleksel olarak maruz kalınan asbest, radon, aromatik hidrokarbonlar, krom, ve nikel gibi bazı kanserojen maddelerin akciğer kanserine yol açtığına dikkat çekti.

Madencilik hayatının öldürücü hastalıklara neden olduğunu belirten Doç. Dr. Yılmaz, “Gelişmiş ülkeler başta olmak üzere dünya popülasyonu giderek ihtiyarlamakta, 65 yaş üzerindeki popülasyon çoğalmaktadır. Son asır içinde yaşlı popülasyon oranının çoğalması ve tıptaki büyümeler neticesinde vefat sebepleri oldukça değişmiştir. Enfeksiyon hastalıklarına bağlı vefatlar eksilmiş, kronik hastalıklara bağlı vefatlar, özellikle ileri yaş grubunda giderek çoğalmıştır. Yapılan epidemiyolojik çalışmalar 2020 senesinde en sık görülen beş vefat sebebinin; iskemik kalp hastalıkları, serebro vasküler hastalıklar, kronik obstrüktif akciğer hastalığı, alt solunum yolu enfeksiyonları ve akciğer kanseri olacağını göstermektedir” dedi.

Madencilik akciğer kanseri tehdidi altında olan en daha önceki iş

Maden emekçilerinde yapılan epidemiyolojik çalışmalar akciğer kanseri tehlikeyi ile radon maruziyeti arasında doğrusal bir ilişkiyi gösteriyor. Akciğer kanserinin mesleksel nedenlerden dolayı da görülebildiğini belirten Doç. Dr. Yılmaz şöyle devam etti: “Gelişmiş ülkeler, nitelik eminliği, etraf ve cemiyet şuuru ile bu sanayi kollarında çok sıkı ihtiyatlar almaktadır. Madencilik akciğer kanseriyle ilişkisi olan en daha önceki iştir. Kömür madeni sıhhati de özellikle düşünülmelidir. Kömür madeni çalışanları yeraltında yalnızca, kömür tozuna değil silika, egzoz ve radon gazları gibi kanserojen maddelere de maruz kalmaktadırlar. Uranyum ve radyum toprak ve kayalarda değişken tesirlerde olmakla beraber sıklıkla bulunabilen elementlerdir”.

Asbest çıkaran maden emekçileri akciğer kanseri tehlike grubuna girdiğini belirten Doç. Dr. Yılmaz, “Bu tehlike, maruz kalmadan sonra 35 seneye kadar uzanan bir süreci içermektedir. Asbest maruziyete maruz kalma akciğer kanseri tehlikesini 8 kat artırırken, sigara içenlerde tehlike 17 kata kadar çıkmaktadır. Gelişmiş ülkelerde asbest kullanımının menedildiği, hudutlandırıldığı belirtilmektedir” dedi.

Doç. Dr. Yılmaz, ayrıca “Almanya’daki uranyum maden emekçilerinde radon ve bozunma mahsullerine maruziyetten 15 -20 sene sonra akciğer kanser tehlikesinde çoğalış izlenmiştir. Radon maruziyeti olan yer altı maden emekçilerinin değerlendirildiği on bir kohort çalışmasının tahlilinde kansere bağlı vefatla¬rin sigara içmeyenlerde yüzde 70’inin, sigara içenlerde yüzde 39’unun olmak üzere toplamda yüzde 40’ının radona ve mahsullerine bağlı olduğu gösterilmiştir. Dahası akciğer kanserine bağlı tüm vefatların sigara içmeyenlerde yüzde 30’unun, sigara içenlerde ise yüzde 11’nin olmak üzere toplamda yüzde 10’unun konut içi radona bağlı olabileceği neticesine varılmıştır. İki karsinojenin ortak maruziyeti, tehlikeyi her bir karsinojenin yalnız maruziyetinden çok daha fazla artırmaktadır” diye belirtti.

Süt meğerse hasarlıymış

Süt meğerse hasarlıymış

Geçtiğimiz günlerde Amerika Birleşik Devletlerinde yayınlanan Dr. Öz Show’a katılan Harvard Üniversitesi’nden Dr. Mark Hyman sütün gerçeğinde sıhhate hasarlı olduğunu ortaya koyan bilgilerin bulunduğunu anlattı.

Hyman, sütün kemikleri kuvvetlendirmek yerine mide yanması ve kanser tehlikeyi yarattığını anlattı. Hyman, günde 3 kere içilmesi önerilen sütün içeriğindeki asit sebebiyle bedendeki kalsiyumun idrarla dışarı atılmasına bunun da kemiklere hasar verdiğini belirtti.

Dr. Mehmet Öz, kemik kuvvetlendirmesi için sütten daha çok D vitamini kapsayan besinlerin harcanmasını öneren Hyman’a katılmadığını belirterek programda ailelerin özellikle çocukların süt tüketiminden imtina etmemeleri gerektiğini söyledi.

Adet kumpassızlığı gebeliği güçleştiriyor

Adet kumpassızlığı gebeliği güçleştiriyor

Bayanların adet kumpassızlığı meselesinin çocukluk, ergenlik, doğurganlık, menopoz evveli ve menopoz olarak ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini belirten Op. Dr. Serdar Koç, “Adet kumpassızlığını belirlemeden evvel bayağı adet kumpasını belirlemek gerekir. Adet kumpassızlıkları genellikle organik nedenlerden ve hormonal nedenlerden kaynaklanır.

Organik neden denildiğinde bayan faize uzuvlarının anatomik yapısındaki farklılar akla gelmelidir. Bunların başında rahimden kaynaklan ve iyi mizaçlı ur olarak kabul edilen miyomlar kazanç. Rahim duvarının kalınlaşmasına neden olan adenomyozis, rahim çeperinden kaynaklanan polip ya da doğum hakimiyet emeliyle uygulanmış spiraller öteki sık nedenlerdir. Organik nedenler adet kumpassızlıklarının yüzde 25’ini oluştururken 40 yaşın üzerine çıkıldığında bu oran çoğalır. Yumurtalıklardan salgılanan hormonlardaki bozukluk, doğum hakimiyet hapları gibi ormon kapsayan preperatlar ve natürel ki hamilelik ise hormonal kaynaklı adet kumpassızlıklarının ehemmiyetli nedenini oluşturur. Tiroid bezindeki hormon bozuklukları da sıklıkla adet gecikmelerine neden olabilir” dedi.

Rehabilitasyonu umursamama etmeyin

Adet kumpassızlıklarının rehabilitasyonu hakkında da bilgiler veren Dr. Koç, ” Problemin kaynağını ortaya koymak için sırasıyla jinekolojik tetkik, ultrasonografik tetkik ve aynı anda yumurtalıktan ve bedenin öteki bölgelerinden salgılanan hormonların ölçümü gerekir. Hormonal ölçüm yaparken adet döngüsünün muhakkak yarıyıllarının seçim edildiği unutulmamalıdır. Mesele ortaya konulmadan yalnızca adet düzenleyeci ilaçların kullanılması doğru değildir. Bu cins preperatları kullanarak 80 yaşındaki bir bayana bile adet gördürtebiliriz, ancak asılda hakikat hastalığın üstünü örtmüş oluruz.

Ayrıntılı bir analizden sonra şayet mesele bir anaotomik problem ise seçim edilecek rehabilitasyon şekli cerrahi yaklaşımdır. Bu cins problemlerin hemen hepsinde kapalı usul olarak adlandırılan laparoskopik usul seçim edilmelidir. Sarih cerrahi, neden olduğu yan ve ters tesirlerden dolayı çağdaş tıp da terk edilmeye başlanmıştır. Mesele spiral ise 3 ay bekleme yarıyılı önerilmeli, zorunlu ek rehabilitasyonlar tertip edilmeli zafersizlik gidişatında çıkarılmalıdır. Doğum hakimiyet haplarının kullanımı sırasında ilk 1-2 ay ara kanamaların olabileceği usta yakalanmalı, sabırlı olunmalı, bu vakti aşan kanamalarda preperat farklılığı önerilmelidir. Her türlü vajinal kanamada hamilelik ve onun getirebileceği problemler hiç bir zaman ustan çıkarılmamalıdır” diye konuştu.

Adet kumpassızlığı gebeliği güçleştiriyor

Adet kumpassızlığının yumurtlama bozukluğunun göstergesi olabileceğinden bu meseleyi yaşayan bayanlarda hamile kalmada eforlukları olmasının çok bayağı olduğuna vurgu yapan Dr. Koç, şu ihtarlarda bulundu: “Adet kumpassızlığı olan bir bayan özellikle çocuk sahibi olmayı istiyorsa kesinlikle bir faize sıhhati merkezine müracaat etmelidir. Burada kumpassızlığın sebebi tespit etildikten sonra bu sebebe müteveccih rehabilitasyon uygulanması zorunludur. Bazen çok kolay rehabilitasyonlar ile hamilelik sağlanabilirken bazı gidişatlarda ileri faize teknikleri olarak adlandırılan tüp bebek usulüne müracaat etilmesi lüzumlu olabilir. Stres ve kasvetin yanı gizeme abuhava farklılıkları da zaman zaman adet kumpassızlığına neden olabilmektedir. Şayet kumpassızlığın altında uyuyan tek neden bu ise zaman içinde kendiliğinden düzelebilir. Öncelikle her bayana önerim, ergenlik çağından itibaren adet takvimini kumpaslı olarak tutmalarıdır.Adet kumpassızlıkları görülmeye başlandığında adet kumpassızlıklarının spektrumlarına dikkat edilmelidir.Bu kumpassızlıklar birkaç ay süresince yineleyip çoğalıyorsa kesinlikle doktora müracaat etmek gerekiyor.”

Page 1 of 141 2 3 14