Karaciğer sıhhatini gözetmenin püf noktaları

Karaciğer sıhhatini gözetmenin püf noktaları

Karaciğer bedenimizin en büyük uzvu olup, çok yoğun çalışan bir fabrika gibidir. Kendi kendini yenileme hüneri yüksek bir uzuvdur. Bir yandan ağızdan alınan tüm gıda ve meşrubatların, öteki yandan hemen hemen tüm ilaç ve yiyecek yardımlarının hazmedilmesi, bedene verimli hale getirilmesi, kullanılmayan ve bedene hasar verebilecek şekle dönüşen kısımlarının hasarsız hale getirilerek bedenden uzaklaştırılmasını sağlamaktadır.

Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Binnur Şimşek karaciğer sıhhatini gözetmek için yapılması gereken püf noktaları anlattı…

Karaciğer sıhhatini gözetmenin püf noktaları

Hijyene dikkat: Hepatit B ve C gibi hastalıklar rehabilitasyon edilmez ise karaciğer beceriksizliğine yol açabilecek virüslere karşı korunmalıyız. Özellikle hepatit B ve hepatit A gibi aşı ile korunması muhtemel olan hastalıklara karşı aşılar yaptırılmalıdır. Ayrıca bu virüslerin bulaşmasını önlemek emeliyle şahsi hijyen kaidelerine çok dikkat edilmelidir. Hepatit B ve C virüslerinin bulaşmasına yol açabilecek korunmasız cinsel temastan sakınılmalıdır. Sterilize olmayan malzeme kullanılarak yapılan tıbbi teşebbüsler diş rehabilitasyonları, anjiyografi, jinekolojik tetkikler vb. vurma-tatoo, manikür-pedikür gibi uygulamalarda tek kullanımlık malzeme kullanılmasına itina gösterilmelidir.

Beslenmenize itina gösterin: Obezite ve hakimiyetsiz diyabet hastalığı; karaciğer yağlanmasına yol açmaktadır. Bu yağlanma öncelikle kolay yağlanma biçiminde başlayıp, sonrasında yağlı hepatit denilen karaciğer cerahatine yol açabilmektedir. Seneler sonrasında da yağlı hepatit siroza dönüşebilir. Sıhhatli beslenme, yeterli fiziksel etkinlik ve kilo hakimiyeti ile karaciğer yağlanması önlenebilir. Bu sebeple yağlı ve karbonhidratlı besinlerin tüketimi sınırlanmalı, sebze-meyve tüketimi artırılmalı, hazır besin tüketimi en aza indirilmelidir.

Kumpaslı egzersiz yapın: Adale gücünün korunması ve artırılması, eklem ve adale elastikliğinin kazanılması, denge ve koordinasyonun kuvvetlendirilmesi için kesinlikle kumpaslı egzersiz yapılmalıdır. Bireysel sıhhati gözeten en ehemmiyetli etkinliklerden biri egzersiz yapmaktır. Egzersiz sırasında salgılanan endorfin hormonu, stresin eksilmesini ve kendinizi mutlu sezmenizi sağlar. Bu sebeple haftada 3-4 gün, en az 30 dakika egzersiz yapın.

Alkol kullanımını hudutlandırın: Eşlik eden karaciğer hastalığı olan fertler hiç içki içmemelidir. Alkol hem yağlı karaciğer hastalığına, hem içki hepatit ve siroza yol açabilmektedir.

Hekim teklifi olmadan ”rastgele” ilaç kullanmayın: Pek çok ilaç veya nebatsal mahsulün karaciğer için hasarlı tesirleri olabilmektedir. Hangi ilaç veya mahsulün karaciğer zararına neden olabileceğini evvelden salt şekilde varsayım etmek her zaman muhtemel olmamaktadır. Özellikle bazı grup antibiyotik ve sızı kesici ilaçlar, aktarlarda satılan nebatsal mahsuller ve mantar zehirlenmesi; karaciğerde zarara yol açabilmekte ve karaciğer noksanlığı tablosuna neden olarak acilen karaciğer nakli yapılamazsa, vefata yol açabilmektedirler.

Stresin yol açtığı sıhhat meseleleri

Stresin yol açtığı sıhhat meseleleri

Hakkında suratlarca yazı ve birbirine geçmiş bilgiden bahsedebiliriz mevzubahisi stres olunca. Ancak kısa ve net söylemek gerekirse; azı zafer çoğu ciddi ebatlara erişen hastalıklar getiriyor.

Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Murat Aksoy, yüksek dozda stresin en ehemmiyetli tesirinin kalp damar rahatsızlıklarında kendini gösterdiğini vurguluyor.

Bedenin strese karşı verdiği cevaplar arasında en ehemmiyetlisi belki de kalp damar sisteminde yarattığı tablo.

Bir stres kaynağı ile karşı karşıya kaldığımızda;

– Kalp süratimiz çoğalır,

– Kan tazyiki yükselir,

– Solunum daha sık hale kazanç.

Adalelerimizin gerilmesi de gerçeğinde bedenin kendini korunmaya hazırlanması anlamına kazanç. Beden dış civardan tehdit altındadır. Stres sebebi ortadan kalkmaz ve devamlı hale kazançsa, korunma ve atak balansını sağlayamayan beden hastalıklarla boğuşma noktasına gelebilir.

Bunlar arasında;

– Kalp hastalıkları,

– Yüksek tansiyon,

– Kalp ritim bozuklukları ilk sırayı alır.”

Kalp damar hastalıklarının yanı gizeme fazla stresin insanda ehemmiyetli başka sıhhat meselelerine de yol açtığının altını çizen Prof. Aksoy, “Bunalım, anksiyete ve obezite kalp damar hastalıklarından sonraki sırayı alıyor. Birey artık kendisinin enerjisinin düştüğünü ifade eder, baş sızısından, devamlı olan mide bulantılarından, kabızlık ve ishalden şikâyet eder.

Adale sızıları sıklaşmaya başlar, uykusuzluk hakimiyet edilemeyen bir hal alabilir, cinsel gönülsüzlük başlar, geceleri diş gıcırdatma ve ağız kuruluğu ön tasarıya çıkar. Birey artık daha basit hiddetlenir bir hal almıştır, kendini yalnız, galibiyetsiz ve bedelsiz sezer” dedi.

Hayır demeyi bilmek stresle baş faktörün en ehemmiyetli yolu

Prof. Dr. Murat Aksoy, strese neden olan gidişat ortadan kaldırılamıyorsa, ufak müdahalelerle sıhhat meseleyi yaşamanın önüne geçilebileceğine dikkat çekti.

Stresle baş faktörün yolu bu kaynağı muhtemelse ortadan kaldırmaktır. Bu muhtemel değil ise stresle baş faktörün sıhhatli yolları arasında;

– Günde 30 dakikalık egzersizler,

– Dostlarla ve aile ile daha sık buluşmak,

– “Hayır” demeyi bilmek,

– Etrafı değiştirmeye çalışmanın yeri olduğunu ifade etmek gerekir.

Bunların yanı gizeme sıhhatli hayat kaidelerine uymak, sıhhatli beslenmek, kahveyi ve şekeri eksiltmek de faydalı olacaktır.

Bunların yerine sigara ve içki harcamak, fazla yatmak veya fazla televizyon izlemek, hemen ilaçlara sarılmak veya dostlardan uzaklaşmak gibi sıhhatsiz olan seçimleri ön tasarıya çıkartmak yalnızca vaziyeti içinden çıkılmaz hale getirecektir.

Nebatsal mahsullerin hasarlı tesirleri

Nebatsal mahsullerin hasarlı tesirleri

Nebatsal mahsullerle bitirici tıp uygulamaları tüm dünyada giderek çoğalıyor. Prof. Dr. Hakan Bozkaya, nebatsal mahsullerin hasarlı tesirleri hakkında bilgi verdi.

İşte ayrıntılar…

Nebatsal mahsuller kesinlikle hekim hakimiyetinde kullanılmalı

Sindirim sistemi yakınmaları, solunum yolu enfeksiyonları, baş sızısı, stres, romatizmal rahatsızlıklar gibi bir hayli sebeple kullanılan ve suçsuz oldukları düşünülen nebatsal mahsullerin sıhhat açısından bir hayli negatif tesiri bulunmaktadır. Son senelerde bu mahsuller sebebiyle ortaya çıkan yan tesir ve zehirlenmelerin çoğalması, mahsullerin satışı ile alakalı tertip etme ve hakimiyetlerin yine gözden geçirilmesi zorunluluğunu ortaya koymaktadır. Piyasada bulunan nebatsal mahsullerin mutlak ticari bir vasıta olarak görülmeye başlanması ve hekim hakimiyeti olmadan kullanılması, bu mahsulleri sıhhat açısından ciddi bir risk haline getirmektedir.

Pakette yazan içeriğe aldanmayın

Bir mahsulün kolisinde ya da prospektüsünde içindeki tüm maddeler belirlenmeyebilir. Yapılan araştırmalar, %20’nin üzerinde mahsulde, belirtilen içeriklerin dışında başka maddelerin de olduğunu ve bunların kimilerinin zehirli olabileceğini göstermektedir. Mahsullerin hazırlanma şeklindeki değişiklikler de aktifliklerinin ve zehirliliklerinin değişik olmasına neden olabilmektedir.

Bir Hayli yan tesire neden olabilir

Nebatsal mahsullerin zehirli tesirinde en ehemmiyetli niyet uzuv, karaciğerdir. Karaciğer zararı ve beceriksizliği yapabilen bazı nebatsal mahsuller; karabaş otu, çörekotu, sinameki, kedi otu, yaban fesleğeni olarak sıralanabilir.

Bazı nebatsal mahsullerin karaciğer zararı dışında neden olabileceği yan tesirler şunlardır:

Aloe Vera: Karın sızısı, ishal ve kalpte ritim bozukluğu

Chapparal: Karaciğer ve böbrek meseleleri

Ayurvedik Mineraller: Ağır metal zehirlenmesi

Sığla Ağacı Cascara Sagrada: Karın sızısı ve ishal

Flavonoidler bir hayli mahsulde karmaşık: Eritrositlerin ayrılınması hemolitik kansızlık ve böbrek hasrı

Ephedra: Ajitasyon, titreme, psikoz ve kalp krizi

Ginkgo Biloba: Kanama

St. Johns Wort: Alerji, sindirim sistemi şikayetleri, ışık hassasiyeti ve ağız kuruluğu

Senna: Karın sızısı, karaciğer zararı ve kalp ilaçlarının tesirini artırma

Bodur Palmiye Saw palmetto: Kalpte ritim bozukluğu

Deve Dikeni Milk thistle: Alerji

Glycrirrhiza Glabra: Ödem, tansiyon ve elektrolit bozukluğu

Kava: Parkinsonu makûslaştırma ve ten döküntüsü

Başka ilaçlarla etkileşimi riskli neticelere yol açabilir

Nebatsal mahsullerle alakalı bir öbür ehemmiyetli mesele aynı anda kullanılan ilaçlarla tesirleşmeleri, bir kısmının tesirlerini eksiltirken bir kısmının tesirlerini artırmalarıdır. Bu mahsullerin başka ilaçlarla beraber kullanılması, ilaç ve nebatsal mahsulün etkileşimleri neticesinde zehirleyici tesirin ortaya çıkmasına veya daha da çoğalmasına yol açabilmektedir. Bu tesirler ölümcül neticelere yol açabilir. Misalin; kan sulandırıcı ilaçlar kullanılırken ephedra, sarımsak, zencefil, ginkgo, papaya, physillium gibi nebatsalların kullanımı, kanama tehlikesini artırmaktadır. Merkezi asap sistemine tesirli ilaçlar kullanırken, kava ve St. John’s Wort gibi nebatsalların kullanılması asap sistemi yan tesirlerinin ortaya çıkmasını tetikleyebilir. Sonuç olarak nebatsal mahsuller, tanınmasında eforluklar olan hatta sıklıkla onlara atfedilmeyen bir hayli sıhhat meselesine yol açabilmektedir. Bu sebeple bu cins mahsuller netlikle doktor hakimiyetinde kullanılmalıdır.

Yemeğin tadına bakmadan tuz ilave etmeyin

Yemeğin tadına bakmadan tuz ilave etmeyin

Doğru oranda harcandığı takdirde hücreler arası akışkan balansı, adalelerin kasılması ve asap mesajların transferini sağlayan tuzun aşırısı ise sıhhate hasar veriyor. Fazla tuz tüketimi kalp ve böbrek hastalıkları başta olmak üzere pek çok hastalığa davetiye çıkarıyor. Memorial Ataşehir Sağlık Kurumu Dahiliye Bölümü’nden Prof. Dr. Birsel Kavaklı, “14-20 Mart Dünya Tuza Dikkat Haftası” evvelinde fazla tuz tüketimi ve hasarları ile alakalı bilgi verdi.

Aşırısı kalp ve böbrek hastalıklarına yol açıyor

Sofra tuzunun reel ismi “sodyum klorür”dür. Tuzun yüzde 60’ı klor, yüzde 40’ı ise sod­yumdan oluşur. Sodyum, organizmada akışkan ve asit-baz balansının sağlanmasında ehemmiyetli bir rol oynar. Sodyum, yiyeceklerde natürel olarak bulunan bir mineraldir. Bunun için tuz tüketiminin doğru bir biçimde yapılması gerekir. Fazla tuz tüketimi sıhhat problemlerini birliktesi getirebilmektedir. Sodyuma duyarlı fertlerde, fazla sodyum alımına bağlı olarak kan tazyiki yükselir. Yüksek kan tazyiki veya hipertansiyon, kalp hastalıkları, böbrek hastalıkları ve felç için esas tehlike etmenidir.

Tuz tüketim balansı sağlanmalı

Sodyum beceriksizliği; kusma, zeka fluluğu, adale bitkinliği, sızı, kramp, iştah eksilmesi, solunum noksanlığı gibi gidişatlar yaratabilmektedir. Bunun için tüketiminde denge sağlanmalıdır. Erişkinler için asgari sodyum ihtiyacı günde 500 mg’dır. Bu ölçü takribî 4’te bir tatlı kaşığı tuzdur.Maksimum tuz alımı ise günlük 6 gr 2.4 gr sodyum olmalıdır. Sodyum noksanlığı banal koşullar altında oluşmaz. Ancak, ferdin uzun süreli kusma ve ishali varsa sodyum seviyeyi eksilebilir.

Cemiyetin yüzde 30’undan aşırısı sodyuma duyarlı

Fazla tuz tüketimine balı olarak ortaya çıkan hipertansiyon; felç, kalp ve böbrek hastalıkları için esas tehlike etmenidir. Bazı bireyler fazla sodyum alımından etkilenmeyebilir; zira beden fazla sodyumu idrar ve terleme ile atabilmektedir. Ancak cemiyetin yüzde 30’undan aşırısının sodyuma duyarlı kan tazyikine sahip olduğu öğrenilmektedir. Bu fertlerin perhizlerindeki fazla sodyum, yüksek kan tazyikine neden olmaktadır. Şahsın sodyuma duyarlılığı varsa ve kan tazyiki yüksekse, kesinlikle sodyumu eksiltmesi gerekir. Sodyumu eksiltmek kan ba­sıncının düşürülmesinde dayanakçı olabilir.

Kemik erimesi ve kırıklar görülebilir

Fazla tuz tüketimi, idrarla kalsiyum atımını artırır. Aşinayı gibi kemikler­den kalsiyum kaybının çoğalışı osteoporoz ve kemiklerin kırılma tehlikesini artırmaktadır. Kalsiyum kaybının çoğalışı da kemik erimesini osteoporoz ve kemiklerin kırılma tehlikesini birliktesi getirmektedir. Bu nedenle tadına bakmadan besinlere tuz ilave etmek ve fazla tuzlu gıdaları harcamak doğru değildir.

Böbrek ve karaciğer hastaları özellikle dikkat etmeli

Tuz gereğinden fazla harcandığında kandaki tuz mik­tarı çoğalır ve susama vaziyeti asıllaşır. Kısacası su içme isteği oluşur. İçilen su ile beraber fazla tuz, idrarla veya terle dışarı atı­lır. Ancak böbreklerde, karaciğerde bir rahatsızlık vaziyeti varsa, tuz dışarı atılamamaktadır. Bu vaziyette kandaki tuz ölçüsünün çoğalmasına ve suyu da sürükleyerek bedenin belli yerlerinde ödem denilen kabarıklıklar oluşmasına yol açar.

Tuz yerine baharat

Tuz alımını eksiltmek için öncelikle tuz yerine geçen maddeler misalin; ot-baharat karışımları, limon ve limon sula­rı kullanılabilir. Tuz kapsamayan muhtelif karışımlar da vardır. Bazı ot-baharat karışımlarında yüksek oranda hem tuz, hem de sodyum bulunabilmektedir. Yaftalardaki içerikleri okumayı alışkanlık haline getirin.

Uykuya dalış esnasında boşluğa düşme hissi neden olur

Uykuya dalış esnasında boşluğa düşme hissi neden olur

Psikiyatrist Yrd. Doç. Dr. Rıdvan Üney, “Bir Hayli şahıs uyku sürecinde düşecekmiş gibi bir his yaşayıp irkilmektedir. Esasen bu vaka natürel vaziyetlerde olabildiği gibi bazı psikolojik ya da psikiyatrik vaziyetlerde de gözükebilmektedir. Bu vaka bir hayli şahıs tarafından korku veya fobi hissi olarak idrak edilir” dedi.

Beden adalelerinin fazla hafiflemesi

Yrd. Doç. Dr. Üney, “Uyku yarıyılları arasındaki geçiş; uykumuz birbirini takip eden iki ayrı yarıyıldan oluşmaktadır. NONREM ve REM yarıyılları sınan bu yarıyıllar gece süresince 6-7 kere oluşur. NONREM yarıyılı uykumuzun yüzde 75’ini içerir. Bu yarıyılda kalp atışımız ve soluk alıp vermemiz eksilir. Adalelerimiz rahatlar. Öbür yarıyıl olan REM yarıyılında ise beynimizin çalışması süratlenir, göz adalelerinin çalışma sürati çoğalır, beden adalelerimiz oldukça derin rahatlarken kalp atış süratimiz çoğalır. Düşleri bu yarıyılda görürüz. İşte bu iki yarıyılın geçişi sırasında beden adalelerinin fazla hafiflemesi sebebiyle düşme hissini yaşayabiliriz” biçiminde konuştu.

Boyun sızısına iyi gelen 6 usul

Boyun sızısına iyi gelen 6 usul

Masabaşında çalışıyorsanız uzun zaman yanlış pozisyonda oturmak, boynu desteklemeyen bir pozisyonda televizyon izlemek, başı desteklemeyen çok yüksek veya çok pespaye bir yastık kullanmak, boyun ve omuz adalelerinin sertleşmesine neden olan stres, boyun bölgesinin soğuk hava akımlarına maruz kalması ve bedenin üst kısmını zorlayan egzersizler boyun sızısının başlıca sebepleridir.

Bu sebeplerden dolayı yaşanan boyun sızılarını eksiltmek için konutta bazı usulleri uygulayabilirsiniz.

Ancak boynunuz bir kaza sonrası düşme, çarpma, başın çok sert bir biçimde ileri geri hareketi gibi kumpaslı olarak ağrıyorsa ve hareketi kısıtlandıysa boyun fıtığı gibi daha ciddi bir mesele olup olmadığının anlaşılabilmesi için hemen hekime müracaat etmelisiniz.

Peki, boyun sızısına karşı neler yapılabilir?

– Sıcak su torbasını veya ısı bantlarını boynunuza tutarak bölgedeki adalelerin yumuşamasını sağlayabilirsiniz.

– Masaj boynunuzun hafiflemesini sağlar. Bir dostunuzdan boyundan başa doğru ilerleyen adalelere masaj yapmasını isteyebilirsiniz.

– Başınızı saat güzergahında 7-8 kere çevirmek boyundaki adalelerin çalışmasını ve hafiflemesini sağlar. Masabaşında çalışırken günde 2-3 kere bu hareketleri yineleyin ve boyun adalelerinizi kuvvetlendirin.

– Omuzlarınızı öne ve arkaya doğru dairesel hareketlerle çalıştırmak da boyun sızısından kurtulmanıza dayanakçı olacaktır.

– Stresten uzak durmak boyun sızısına karşı yapılabilecek en tesirli şeylerden biridir. Burnunuzdan derin bir soluk alın ve soluğunuzu birkaç saniye tutun, ardından ağzınızdan usulca verin. Soluk egzersizleri stresten temizlemenizi sağlayacaktır.

– Bitter çikolatanın içerisindeki bazı bileşikler kan akışını süratlendirir ve bitkin adalelerin kendine gelmesini sağlar. Ayrıca yaban mersini, nar, kabak çekirdeği, zencefil ve kiraz gibi gıdaların da adale sızısını eksilttiği öğrenilmektedir.

Burun tıkanıklığı kilo vermeye mani oluyor

Burun tıkanıklığı kilo vermeye mani oluyor

Soluk aldığımızı sezdikçe yaşadığımızı seziyoruz. Burun tıkanıklığı reelinde bazı hastalıkların habercisi olabiliyor. Kalp hastalıklarından diş eti rahatsızlıklarına kadar bir hayli sıhhat meselesine taban hazırlıyor.

Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Belma Şahin mevzu ile alakalı bilgiler verdi.

Sebebi emin olmayan burun tıkanıklığı hasarlı

Özellikle kış aylarında nezle, grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarına bağlı burun tıkanıklığı daha fazla görülmekte ve tıkanıklığı geçici olarak gideren burun spreylerinin kullanımı, burun tıkanıklığının sebebi emin olmadığı vaziyetlerde şahsa bereketten çok hasar getirmektedir. Ufak yaşlarda geçirilmiş travmalar ve burun bölgesine alınmış darbeler burun dışında ve özellikle iç kısımlarında kemik ve kıkırdak yapılarda çarpıklıklara neden olur, bu çarpıklıklar anatomik yapıyı bozarak hava pasajını maniler ve son olarak burun tıkanıklıklarına yol açar.

Burun tıkalıyken yeterli oksijen alınamaz

Burun tıkanıklığı uyku sırasında bireyin ağzı sarih yatmasına neden olur ve ileri yaşlarda yumuşak damakta sarkma ile bireyde horlama şikayetine de neden olabilir. Her şeyden ehemmiyetlisi bedenin lüzumu olan oksijeni yeterince alamamasına neden olur.

Zayıflamaya mani olur

Oksijen, bedendeki fazla yağın metabolizması ve yakımı için büyük ehemmiyet taşır. Bedene yeteri kadar oksijen alınamadığı zaman stres hormonu olan kortizon salgısı çoğalır. Kortizon, bedende yağ yaradılışını reaksiyonel insülin salınımı ile tetikleyen bir hormondur.

Burun tıkanıklığı deyip geçmeyin

Bedeninizle ilgilenin ve bedeninizin size ne söylediğini dikkatle dinleyin. Burun tıkanıklığı deyip geçmeyin. Burun tıkanıklığının nedeni kesinlikle incelenmeli, sebebi biçim bozukluğu ve yapısal bir bozukluk ise deneyimli bir plastik cerrah tarafından burnun tüm kemik ve kıkırdak yapıları yine şekillendirilmeli, aynı zamanda hava yolu açılmalıdır. Soluk her şeydir, yaşama hoş soluk alan bir burunla ve fit bir bedenle sarılın.

Hayat niteliğini düşüren diyabet ile alakalı öğrenmeniz gerekenler

Hayat niteliğini düşüren diyabet ile alakalı öğrenmeniz gerekenler

Dünya üzerinde en çok görülen hastalıkların başında gelen ve rehabilitasyon edilmediğinde veya rehabilitasyona geç başlandığında bedenin tüm uzuvlarına hasar veren diyabetle alakalı merak edilenleri Sağlık Kurumu Derindere İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yusuf Gündüz anlattı…

Sayılar erişkin popülasyonun sıhhatiyle alakalı alarm veriyor

PURE Potansiyel Şehirsel Kırsal Bölgesel Epidemiyoloji bilgilerine göre erişkin popülasyonu 53 milyon olan ülkemizde 8 milyon Tip 2 diyabet, 15 milyon diyabet adayı, 26 milyon hipertansiyon hastası, 10 milyon kadar rehabilitasyon gerektiren kolesterol yüksekliği problemi yaşayan birey, 18 milyon ortamında obez, 20 milyon ortamında ise fazla kilolu fert yaşıyor. Bu sayılara bakıldığında erişkin popülasyonun yarıya yakını ciddi sıhhat problemleriyle karşı karşıya… En ehemmiyetlisi bu sıhhat meselelerinin hepsi ilişkili ve birbirine taban hazırlayan hastalıklar…

Diyabet kronik hastalıkların açılış kapısıdır

Diyabet sanıldığı gibi yalnızca tek bir uzvu etkilemez. Kronikleşip yaşamı ciddi anlamda negatif etkileyerek hayat niteliğini eksiltecek sıhhat problemlerine de taban hazırlar. Bunlar;

• Kalp krizi, kalp noksanlığı, beyin kanaması, inme gibi kalp damar sistemi hastalıkları,

• Kronik böbrek yetmezliği,

• Âmâlığa yol açabilecek retinopati,

• Diyabet kaynaklı iyileşmeyen yaralar,

• Nöropati diyabetin neden olduğu asap kayıpları gibi hastalıklardır.

Bu hastalıklar şahsın hayat zamanının yanı gizeme hayat niteliğini de ciddi miktarda eksiltmekte, hastalığın vücutsal yükünün yanında ekonomik yükünü de artırmaktadır.

Hem hayatı kısaltıyor hem niteliğini düşürüyor

Yapılan son araştırmalar Tip 1 diyabetin hayat vaktini bayağıya göre 20 sene; Tip 2 diyabetin ise 10 sene daha kısalttığını; ayrıca diyabet hastası olan erkeklerin hayat zamanının vasati 8-12 sene; bayanların ise 14-18 sene kısaldığını göstermiştir. 40 yaşından sonra diyabet tanısı konulan erkeklerde hayat süresi 11,6 sene kısalırken hayat niteliği de 18,6 sene düşmekte; bayanlarda ise hayat süresi 14,3 sene kısalırken, nitelikli hayat süresi 22 sene eksilmektedir. Görüldüğü gibi diyabet insan ömrünü ciddi anlamda negatif etkileyen bir hastalıktır.

Diyabet rehabilitasyonunda erken tanı hayat niteliğini artırıyor

Tam hastalıklarda olduğu gibi diyabet hastalığının da erken tanısı ve en ehemmiyetlisi doğru rehabilitasyonu şahsın hayat süresi ve niteliğine artırır. Bu sebeple diyabetten öncelikle korunmak, gerektiğinde de modern, bilimsel esaslara dayalı rehabilitasyonlardan faydalanmak gerekir.

Diyabetin medikal rehabilitasyonunun yanı gizeme yoğun hayat şekli farklılığı da şahsın ehemmiyetli kazanımlar sağlar. Beslenmeyi tertip etme, kilo kaybı sağlama, yeterli egzersiz yapma ile diyabet tehlikenizi eksiltebilirsiniz. Özellikle Tip 2 diyabet baştan itibaren doğru rehabilitasyon edildiğinde öbür uzuvlar üzerindeki makûs tesirlerine bağlı ortaya çıkabilecek problemler eksiltilebilir.

Diyabet rehabilitasyonunda aktüel bilgileri takip eden doktor, diyabette beslenme mevzusunda uzmanlaşmış beslenme ve perhiz uzmanı, eğitim hemşiresi, sürecini öğrenen, rehabilitasyonu dikkate alarak kumpaslı hakimiyetlerini umursamama etmeyen hasta, rehabilitasyonun zaferinde çok ehemmiyetlidir.

Kemikleri kuvvetlendirmek için 10 adım

Kemikleri kuvvetlendirmek için 10 adım

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Çağatay Öztürk daha az kemik dokusuna sahip oldukları için bayanların osteoporoza tutulma tehlikesinin yüksek olduğunu belirtiyor. Beynelmilel Osteoporoz Vakfı bilgilerine göre dünyada 200 milyon kadının ortak tasayı olan osteoporoz, 60-70 yaşlarındaki bayanların üçte biri, 80 yaşlarındaki bayanların ise üçte ikisinde görülüyor.

Yalnızca peynir, süt değil bunları da yemek gerekli

Kalsiyum, magnezyum ve mineral açısından zengin olan yiyeceklerin kemik yapısını kuvvetlendirmeye fayda sağladığını belirten Doç. Dr. Çağatay Öztürk, bu gıdalar ve içerikleri hakkında şunları söylüyor; “Kemik sıhhati için en ehemmiyetli mineral kalsiyumdur. Bu sebeple kemik erimesinden gözeten en ehemmiyetli yiyecekler de süt ve süt mahsulleridir. Peynir ve öteki süt mahsulleri kalsiyum bakımından zengin içeriğe sahiptir. Bunun yanı gizeme yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller, kuru yemiş, D vitamini kapsayan besinler ve hububat bakımından zengin yiyecekler de kemik erimesini gözetmek için harcanması gereken yiyeceklerdir.”

Kemik erimesini önlemek için 10 esas adım

Doç. Dr. Çağatay Öztürk kemik erimesini önlemek için yapılması gereken 10 esas maddeyi şöyle sıralıyor;

– Yüksek oranda kalsiyum ve magnezyum kapsayan kayısı harcamak

– Bedendeki D vitaminini etkin hale getirmek için en az 15 dakika güneş ışığından yararlanmak

– Her gün D vitamini kaynağı yumurta sarısı harcamak

– Çay, kahve gibi kafein kapsayan meşrubatlardan uzak durmak

– A, E ve C vitaminleri bakımından zengin olan ve bol ölçüde kalsiyum kapsayan brokoli, marul gibi yeşil sebzeler harcamak

– Kalsiyum ve D vitamini ambarı süt içmek

– Haftada iki gün kalsiyum bakımından zengin olan istiridye, karides gibi deniz mahsullerini harcamak

– Kemik erimesine neden olan proteolitik enzimleri eksiltici tesiri bulunan üzüm çekirdeği özütü harcamak

– Sigara ve içkiden uzak durmak

– İdrarla kalsiyum atılımını artırarak kemiklerdeki kalsiyum ölçüsünü eksilten tuzu eksiltmek

Osteoporoz omurgayı etkiliyor

Osteoporozun bedenimizde en çok omurgamızı etkilediğini belirten Doç. Dr. Çağatay Öztürk; “Osteoporotik kemiklerdeki kırıklar sıklıkla omurga, kalça ve el bileğini kapsar. Kalça ve el bileğindeki osteoporotik kırıkların aksine omurgadaki kırıklar sıklıkla düşme veya travma ile ilişkili değildir” diyor.

Bedende suskunca ilerleyen ve kırık oluşmadığı sürece bulgu vermeyen osteoporoz hadiselerinin yalnızca yüzde 30’u muayenehane şikayetler ile tanımlanırken, geri kalan kısmın çoğu tesadüfsel olarak tespit etiliyor. Hastalığın yaygın belirtileri ise bel ve sırt sızıları, boyda kısalma, omurgada kırık, sırtta kamburlaşma olarak ortaya çıkıyor.

Bel fıtığına operasyonsuz ve kalıcı çözüm

Bel fıtığına operasyonsuz ve kalıcı çözüm

Bel fıtığı hastaları artık operasyonsuz natürel ve kalıcı rehabilitasyon usulü olan Proloterapi ile kalıcı olarak iyileşebiliyor. Bel fıtığına operasyon çoğu zaman çözüm olmazken, operasyona karşın fıtık meseleyi yine oluşabiliyor.

“Fıtığı operasyonla almak kesin rehabilitasyon değildir, ehemmiyetli olan fıtığa neden olan meseleyi esastan çözerek bedenin balansını bozmadan iyileşmeyi sağlamak gerek” diyen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Hasan Doğan, “Bel fıtığı omurga sisteminde bir bozulmadır. Burada ilk etkilenen yapı ligamentlerdir. Proloterapi ile ligamentlerin bağların kemiğe yapışma yerlerinde sağlamlaştırma sağlanarak; sanki bozulan harç yine tamir edilerek duvar sağlamlaştırılır ve kalıcı iyileşme sağlanır” söylemesinde bulundu.

Op. Dr. Hasan Doğan, Proloterapinin fizik rehabilitasyonundan fayda görmeyen şahıslarda, bel fıtığı operasyonu olmasına karşın yineleyen fıtık şikayetlerinde ve fıtık yaradılışı yarıyılında uygulanan ve yüzde surata varan zafer oranı ile kalıcı iyileşme sağlayan bir usul olduğunu belirtti.

Bel fıtığı idrar kaçırmaya neden olabilir

Ağır yük kaldırmayla, ani hareketlerle, süratli kilo almayla ortaya çıkabileceği gibi doğuştan var olan düz tabanlılık, bacak kısalıkları, kalça meseleleri sonrası ve denge bozukluklarıyla da oluşan bel fıtığı artık natürel enjeksiyon uygulamasıyla rehabilitasyon edilebiliyor. En sık faal yaşamın içindeki genç popülasyonda zorlama ve fazla yüklenmeye bağlı olarak görüldüğünü, yaşlı gurupta yıpranma ve aşınmaya bağlı olarak disk yozlaşmayı oluştuğunu, masa başı işinde çalışan ve uzun müddet aynı pozisyonda duran bilgisayar kullanıcılarında görülme oranının son zamanlarda çoğaldığını söyleyen Op. Dr. Hasan Doğan, “Bel fıtığında; bel sızısı, belde kasılma, bacakta anlaşma, karıncalanma, aksama görülür. Lüzumlu müdahaleler yapılmazsa, zamanla düşük ayak ve idrar kaçırma gibi ileri yarıyıl şikayetleri ortaya çıkabilir” söylemesinde bulundu.

Fizik rehabilitasyondan fayda görmeyen hastalar proloterapi yapabilir

Uzun müddet devam eden adale spazmı, omurgaya sürükleme gücü uygularsa omurganın dik yapısının bozulacağını ve fıtıklaşmaya taban hazırlanacağını vurgulayan Dr. Hasan Doğan, Proloterapi rehabilitasyonu hakkında şunları söyledi: “Bel fıtığı omurga sisteminde bir bozulmadır. Burada ilk etkilenen yapı ligamentlerdir. Proloterapi ile limentlerin bağların kemiğe yapışma yerlerinde sağlamlaştırma sağlanarak; sanki bozulan harç yine tamir edilerek duvar sağlamlaştırılır. Bel fıtığının rehabilitasyonu asla operasyon değildir. Operasyon başka usullerle netice alınamayan olaylarda seçim edilecek son alternatiftir. Proloterapi ise fizik rehabilitasyondan fayda görmeyen şahıslarda uygulanacak oldukça zaferli bir metoddur.”

Haftada 3 kere 45 dakika yürüyün

Bel fıtığının diskin yerinden oynaması ve yerinden oynayan diskin asaba baskı yapmasıyla oluştuğunu söyleyen Dr. Hasan Doğan, “Hastalıkta, bel sızısı, bel yakalanması, kasılma, bacakta anlaşma, karıncalanma, yanma veya donma, üşüme gibi nöropatik şikâyetler görülür. Bel fıtığını önlemek için ağır yük kaldırmamak, ani hareketlerde bulunmamak, süratli kilo almamak dikkat etmemiz gereken ehemmiyetli vaziyetlerdir. Güçlü bir adale yapısına sahip olmak için, kumpaslı spor yapmak, haftada 3 kez 45 er dakika yürüyüş, egzersiz yapmak gerekir. Proloterapi yapıldıktan sonra da egzersiz yapmak rehabilitasyonun zafer oranını artırır” dedi.

Zamanında uygulanan Proloterapi rehabilitasyonuyla sualin kaynağı olan yere uygulanan enjeksiyon uygulaması ile bedenin kendi kendini iyileştirme gücünün devreye gireceğini belirten Op. Dr. Hasan Doğan, “Meseleli bölgeye süratle iyileştirici hücreler gelerek bağ dokunun kemiğe yapışma yerinde kuvvetlenme sağlanır. Adalelerde oluşan tetik noktalar rehabilitasyon edilir. Böylece 3-4 seansta hasta senelerce sürecek olan bir rahatsızlıktan kurtarılır” biçiminde konuştu.

Page 1 of 21 2