Kutu sütlerdeki risk

14 Aralık 2019 Cinsel Sağlık

0 Yorumlar

Kutu sütlerdeki risk

Beslenme ile kanserin kol kola olduğu aslı herkesin suratında tokat gibi patladı. İnanması güç reelleri gözler önüne seren Dr. Yavuz Dizdar, uzun ömürlü besinlerin de, ömrümüzden çaldığını söyledi. Herkesin harcadığı kutu süt, yoğurt ve peynir gibi uzun raf ömrüne sahip besinlerin kansere davetiye çıkardığını anlatan Doç. Dr. Dizdar, vahim işleyişi şöyle anlattı…

Kanser ve harcanan besinler arasındaki irtibat

Biz kansere yol açan farklılığı hep kanser hücresinde aramışız. Peki ya mesele hücrede değil de etraftaki dokunun bozulmasındaysa… Teftişi bağ dokusu yapıyor. İşte uzun raf ömrüne sahip market besiniyle beslenmek de bu bağ dokusunu etkiliyor. Zira besindeki bozulmaya ekşime ya da kokuşma neden olan, ama sanayinin ortadan kaldırdığı özellik bizim bedenimizin tam olarak yakalanması için zorunlu.

Hangi hastalıklara neden oluyor

Siz uzun raf ömürlü ambalajlı besini bir kere yerseniz mesele yok, ama ucuz marketlere gidip, beslenmenizin tamını bu cins uzun raf ömürlü besine çevirirseniz uzun zamanda hastalıklar arkasını gizeme büyümeye başlıyor. Evvel fıtıklar ortaya çıkıyor, bel ya da karın fıtıkları, daha sonra bunun üzerine diyabet, kalp-damar hastalıkları ve kanser gibi hastalıklar ilave ediliyor.

Endüstriyel beslenme neticeyi tiroid ve kalınbağırsak gibi dokuların otoimmün hastalıkları, romatizmal hastalıklar da çoğalış gösteriyor. Artan öteki meseleler ise saç ve tırnak cılızlıkları, eklemlerdeki elastiklik. Sıhhatli beslenme alışkanlığını kazanırsak hastalıkların iyileştiğini göreceğiz.

Sanayi, mahsulün raf ömrünü uzatabilmek için mahsulleri fazla yüksek sıcaklık UHT, çok yüksek tazyik, homojenizasyon, radyoaktif ışınlama gibi harekâtlara tabi yakalıyor. Böylece süt, ayran ve yoğurt ekşimiyor, yumurta kokuşmuyor. Ancak bu uygulamalar bedenimiz için çok zorunlu olan süt, yoğurt, yumurta gibi besinlerin besleyici kıymetini başka bir deyişle yararlandığımız kısmını yok ediyor.

“O süt değil”

Netlikle kutu sütten uzak durun, o süt değil. Sütün yapısını değiştiriyorlar. Fazla operasyondan geçiriyorlar. İçindeki natürel denge bozuluyor. UHT kutu süt açıldığında 1 ay bozulmaz. Yoğurtlar aylarca ekşimedi. Emin yerden aldığınız sarih sütü 10 dakika kaynatıp içtiğinizde hasarı yok. Kutu sütün ise hiçbir verimi yok. Besleyici diye çocuklara kutu süt içirmek onları gereksinim dinledikleri vitamin-minerallerden yoksun vazgeçmek anlamına kazanç.

“Günlük sütler de operasyondan geçiyor”

‘Günlük’ diye satılan sütler de operasyondan geçirilerek kaymağı alınıp homojenize ediliyor, bu harekât sütün muhteviyatını bozuyor. Hazır besinler hastalıkları tetikliyor. Hazır besinler kanserin yanı gizeme, romatizmadan tiroit hastalıklarına kadar tam genel hastalıkların çoğalmasına yol açar.

Reel yoğurtta kaymak katman halinde kalmaz

Yoğurdun bedenin balansını gözetmesi açısından çok ehemmiyetli olduğunu söyleyen Doç. Dr. Yavuz Dizdar, “Ama operasyondan geçmemiş yoğurt harcanmalı” dedi. Küflenmeyen yoğurdun reel yoğurt olmadığını belirten Dr. Dizdar, şöyle konuştu: “Yoğurdu konutta kendiniz mayalayın. Bozulmayan yoğurt yoğurt değildir. Rafa gelene kadar ağır operasyonlardan geçiyor. Kaymağı katman halinde kalkıyor. Reel yoğurtta kaymak böyle kalkmaz. O yoğurttan yapılan ayran veya sütü içtiğinizde gaz çıkmıyorsa öğrenil ki verimi yoktur, hasarı ise çoktur.”

‘Bugün sırf ‘böceklenmesin’ diye nohut ve mercimeğin dahi radyoaktif ışınlamadan geçirildiği söyleniyor’ diyen Dr. Yavuz Dizdar, bakliyat, tahıl, salça ve yağın köyden temin edilmesini önerdi.

Zeytinyağının natüreli makbul

‘Zeytinyağını bol harcayalım’ diye bir yaklaşım da elbette yanılgılıdır. Yeterince harcanmalıdır, ama kesinlikle soğuk sıkım sızma zeytinyağı olmalıdır. Zeytinyağının verimi tabii olmasıyla alakalıdır. Alıp da fazla operasyondan geçirirseniz ortadan kalkar. Reel zeytinyağını kedi dahi kapsa. Oysa marketlerde satılan markalı mahsullerin hepsi önden sıcaklık harekâtından geçirilir. Bereketli içeriği kaybolur.

Çocukları köy sütüne alıştırın

Çocuklar reel yiyecekle beslenmek zorundalar, zira bedenleri büyüyor. Ama tat duyularına da dikkat etmeliyiz. Çocuk marketten alınan operasyondan geçmiş yiyeceğin tadına alışınca natürelini yiyemiyor. Sarih süt alıp, kaynatıp vermek zorundayız. Ama kutu süte alışınca “kokuyor” diyor. Bu, tavuk ve yumurta için de geçerli. Piliç tadına alışan çocuk, köy tavuğunu, yumurtasını yemiyor. Bu ciddi bir mesele, çünkü yetersiz beslenmeye başlıyor. O sebeple çocuklara natürel besinler vermeli, tadına alıştırmalıyız.

  

Yorum Yazın